t. !
AYKUT KANSU 19551te Münih'te doğdu. 1973te ODTCrde başladığı siyaset bilimi eğitimini 1977de Boğaziçi Üniveısitesi...
288 downloads
2843 Views
23MB Size
Report
This content was uploaded by our users and we assume good faith they have the permission to share this book. If you own the copyright to this book and it is wrongfully on our website, we offer a simple DMCA procedure to remove your content from our site. Start by pressing the button below!
Report copyright / DMCA form
t. !
AYKUT KANSU 19551te Münih'te doğdu. 1973te ODTCrde başladığı siyaset bilimi eğitimini 1977de Boğaziçi Üniveısitesi'nde tamamladı. Doktora eğitimini ABD'de MİTCambridge'de yaptı. 1987"de New Perspeciives on 1urkey delgisinin kurucu editörlüğünü yaptı. 1991'den beri ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde öğretim üyesidir. Yakın dönem Türk siyasal hayatı üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. 1908 Devrimi, İngilizce olarak Hollanda'da J.Brill (Leiden) Yayınevi'nce yayınlanacaktır.
İletişim Yayınları 2 7 8 • A r a ş t ı r m a - I n c e l e m e Dizisi 5 2 ISBN 9 7 5 - 4 7 0 - 5 0 9 - 7 © 1 9 9 5 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 1 9 9 5 , İstanbul
KAPAK Ü m i t Kıvanç DtZGl Haluk Karabatak UYGULAMA H ü s n ü Abbas - Suat Aysu ; DÜZELTİ Ayda Erbal KAPAK BASKISI Sena Ofset İÇ BASKI ve CİLT Şefik Matbaası
iletişim Yayınları Klodfarer Cad. İletişim H a n No. 7 Cağaloğlu 3 4 4 0 0 İstanbul Tel: 2 1 2 . 5 1 6 2 2 6 0 - 6 1 - 6 2 • F a x : 2 1 2 . 5 1 6 1 2 5 8
AYKUT KANSU
1908 Devrimi Elusive Transformation: The Revolution of 1908 in Turkey ÇEVİREN Ayda
Erbal
IÇINDEKILER
Önsöz
.'.
ıx
BİRİNCİ BÖLÜM Türk Tarihçiliğinde 1908 Devrimi Üzerine Birkaç Söz
1
İKİNCİ BÖLÜM
1906-1907 Vergi Ayaklanmaları: 1908 Devrimi'ne Giriş.......
35 '
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
97
23 Temmuz 1908 Devrimi DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eski Rejimin Düşüşü ve Yeni Rejimin Kuruluşu
155
BEŞİNCİ BÖLÜM
Yeni Rejime Muhalif Güçler
217
ALTINCI BÖLÜM
1908 Genel Seçimleri
271
EK 1
1908 Genel Seçimleri
357
EK2
Meclis-i A y a n Üyeleri
429
Bibliyografya
443
Dizin
;
465 \ \
i
"Bugün 23 Temmuz - eski 10 Temmuz. Meşrutiyet bayramı, yavrum. Onyedi sene evvelki bugün Basra körfezinden Adriyatik denizine kadar bütün bir büyük vatan bu sihirkâr kelimenin tesir-i füsunu ile titremişti. Meşrutiyet, Sultan Hamid'in korku bilmeyen istibdadını yıkabilen İttihat ve Terakki'nin memlekete bahş ve ihda ettiği bu yeni idare ne emellerle, ne ümitlerle tev'em olarak doğmuştu! Dahilde nihayetsiz buhranlar, vatandaşların ve kardeşlerin vücuda getirdikleri buhranlar, haricin nihayetsiz entrikaları bu emelleri birer birer söndürdü. Memleketin asırlardan beri görmediği bir namuskâr idareyi tesis etmek için gece gündüz çalışan bizler her dakika karşımızda ne mâniler, ne engeller gördük! Her mağlubiyet, her ümidin sukutu kalbimizin, benliğimizin bir parçasını beraber götürdü. Fakat bu memleket efradına insan gibi yaşamak hakkını ve hattâ hissini biz verdik. Türk milletini, Türk mefkûresini İttihat ve Terakki doğurdu. Bununla, ve başımızı arkamıza çevirdiğimiz zaman e f al ve harekâtımızda namustan, istikametten, hubb-u vatandan başka bir saik görmemekle iftihar ediyoruz. Bu bizim en büyük zevkimizdir. Bugün memleketi idare edenler âtiyen şöyle dursun, hâlen bile bunu söyleyemezler! Bu hususta insanı ürpertecek bir rücu var. Dünün ve bugünün tarihini yazacak olan senin bîtaraf neslin, ümit ederim ki, hâdisatı hakikat aynasıyla görecek ve bu devrin çok muğlak ve müşevveş olan tarihini bihakkın yazacaktır." 23 Temmuz 1925, Perşembe MEHMED CAVİD BEY 1
]. Mehmed Cavid, Şiar'ın Defteri şim Yayınlan, 199"5), s.126.
[Yayma hazırlayan Şiar Yalçın] (İstanbul: İleti-
ÖNSÖZ
Her ünlü ressam gibi, 1901 yılında yoksulluk içinde ölecek olan Paul Gauguin, her şeyi geride bırakarak 1895 yılında -ikinci ve son defa- Tahiti'ye gittiğinde, orada yaptığı resimlerden birine çok manidar bir isim verdi: "D'oü venonsnous? Que sommes-nous? Oü alloııs-nous?" ["Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye Gidiyoruz?"] 1897 yılında yaptığı bu resmin bçnim üzerimde oldukça derin bir etkisi var. Başka sanat dallarında ve resimde başka dönemlerde olduğu gibi, İzlenimcilik akımı koleksiyonu açısından da çok zengin olan Boston Museum of Fine Arts'da Paul Cezannelar, Edgar Degaslar, Vincent Van Goghlar, Claude Moneller, Camille Pisarrolar, Pierre Auguste Renoirlar, Alfred Sisleylcr ve diğerleri arasında tüm bir duvarı kaplayan bu büyük tablo on küsur yıl boyunca sık sık ziyaret edip karşısında uzun dakikalar geçirdiğim bir eser. Renklerinin zenginliği ve yapılışındaki ustalığın yanısıra, beni müzeyi her gezişimde kendine çeken en temel özelliği Gauguin'uı sorduğu bu soru olmuştu. Bu soru beni de son derece yakından ilgilendiriyordu; çünkü ben de o sıralar, başka bir bağlamda, aynı soruyu modern Türkiye tarihini incelerken sormaktaydım: "Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye Gidiyoruz?" Bu sorulara o zamana kadar
verilmiş olan alışılagelmiş yanıtlar beni tatmin etmekten uzaktı. Edward H. Carr'ın söylediği gibi, verdiğimiz yanıtların sorduğumuz sorulara bağlı olarak şekillendiğini kabul edersek, bu soruların yanıtının da o zamana kadar verilmiş olan yanıtlardan farklı olması gerektiğini düşünmekteydim. Modern Türkiye tarihi üzerine sorduğum sorulara yanıt bulmam yıllarımı aldı. En masum ve yanıtlanması kolay gibi gözüken soruların yanıtlarının hiç de kolaylıkla verilemediğini bana yaşadığım tecrübeler gösterdi. Akademik -ya da başka bir deyimle, 'bilimsel'- bakış açılarının şekillendirdiği açıklama tarzları ile benim sorularım arasında bir uyum tutturmak çoğu zaman mümkün değildi. Benim açımdan son derece önemli ve sorulması gerekli olan sorulara akademik çevrelerce verilen yanıtlar merakımı gidermekten uzaktı. Akademik yaşamının yarısını düzenli olarak State University of New York at Binghamton'da geçiren Çağlar Keyder ve University of Massachusetts at Boston'da tarih profesörlüğü yapan Feroz Ahmad ile yıllar süren görüşmelerimiz sonunda vardığımız nokta, tezlerimin ilginç' olduğu, fakat kabul edilmesi için yeterli kanıt olmadığı yönündeydi. Kütüphanelerdeki araştırmalarım sonucu bulduğum kanıtlar resmî tarih anlayışı ile onun çeşitlemelerine uygun düşmediği oranda 'kamt' sayılmıyordu. Olguların kanıt sayılabilmesi için gereken kıstas acaba neydi? Önce kendimi, sonra da başkalarını bu olguların anlamlı olduğuna inandırabilmem ve tezimi desteklemek—ya da karşıt tezi çürütebilmek—için yeterli ve kabul edilebilir hale getirebilmem için belki olabildiğince fazla kanıt toplamam gerekiyordu. Bu konuma düşürülmüş olmam sonucu neredeyse bir 'olgu fetişisti' haline geldim! Kaldırıp altına bakmadığım taş neredeyse kalmadı. Bakamadıklarım ise beni bugün bile rahatsız ediyor.
i
Olguları en rahat bir biçimde - n e yazık ki- yurtdışında toplayabildim. Dünyanın en büyük birkaç kütüphanesinden birine sahip olan Harvard University ile organik bağımın olması ve doktora eğitimimi yaptığım Massachusetts Institute of Technology'de istediğim her imkâna sahip olabilmem sonucu isteyip de göremediğim çok az belge, gazete, kitap, broşür, harita, vesaire kaldı. Bana bu ayrıcalığı son derece doğal bir şekilde sağlayan Harvard University'de The Harry Elkins Memorial Library ve Lamont Library, Harvard Business School'da Baker Library, Massachusetts Institute of Technology'de Charles Hayden Memorial Library ve Dewey Library ile Boston'da Boston Public Library çalışanlarına teşekkür borçluyum. Bu kütüphanelerdeki kaynaklar olmasaydı yaptığım çalışma çok verimsiz kalabilecekti. Bu kütüphanelere ek olarak, Washington'daki Library of Congress bulamadığım kaynakları en kısa sürede bana sağladı. Friedrich Ebert Vakfı'nm verdiği bir bursla 1991/1992 Kışı'm Almanya'nın değişik şehirlerindeki kütüphane ve arşivlerde geçirdim. Bonn'daki Bundesarchiv'de Alman Dışişleri Bakanlığı'nın arşivlerini taradım ve PTT'nin dikkatsizliği yüzünden Ankara'da kaybedilecek olan oldukça çok ye önemli belge buldum. Bunların ne yazık ki çok az bir kısmı kitaba girebildi. Potsdam'daki konsolosluk raporlarında Türkiye'nin ekonomik durumuna ilişkin -daha önce Şevket Pamuk'un da görmüş olduğu- epeyce belgeye baktım. Fakat bu kitap açısından en yararlı bilgileri Berlin'deki Amerika-Gedenkbibliothek'den sağladım. Bu kütüphanedeki Berlin gazeteleri koleksiyonundan merakımı tatmin edecek miktarda gazeteye bakabildim. Yine Berlin'deki Staatsbibliothek PreuBischer Kulturbesitz ve Humboldt-Universitât kütüphanelerinde eksiklerimi tamamlayan kaynaklar buldum. Ankara'daki Amerikan Kütüphanesi'nde bulunan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı arşiv belgele.
I
.
I
li ı j | •
'
xı
rini kullanmamda bana çok yardımları dokunan kütüphanecileri anmadan geçemeyeceğim. Keza, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi kütüphanelerinde gördüğüm hüsnükabule teşekkür ederim. Ankara'daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi, Milli Kütüphane ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi de kullanabildiğim -kütüphaneler arasında yer aldı. Freie Universitât Berlin ve Münih'te Ludwig-Maxımilian Universitât bana fikirlerimi Türkiye üzerine çalışmalar yapan öğrencilerine anlatma ve tartışma olanağı sağladı. Akademik tartışma ortamının oldukça kısıtlı olduğu gözönüne alınırsa, bu fırsatların batıa sağlanmasında çok önemli rolleri olan Freie Universitât Berlin profesörlerinden Barbara Kcllner-Heinkele ve Ludwig-Maximilian Universitât profesörlerinden Suraiya Faroqhi'ye teşekkür etmeyi özellikle . bo.rç bilirim. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'ndeki öğrencilerim, gösterdikleri ilgi ve merakla, bu kitabın bir an önce basılması için beni her fırsatta sıkıştırdılar. Eğer Gauguin'in "Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye Gidiyoruz?" sorusunu öğrencilerim de aynı merakla sormaşalardı, bu kitabın basılmasının pek de önemi olmayacaktı. Bu soru çok önemli; çünkü eğer bu soruları sormuyor olsaydık, 1908 Devrimi'nin ne olduğunu belki hâlâ an-. tayabilmiş olmayacaktık. Birçoğumuz, tıpkı Amerikalıların 4 Temmuz'u, Fransızların 14 Temmuz'u gibi, bizim de bir 23 Temmuzumuzun olduğunu ve biı günün bir zamanlar 'Hürriyet Bayramı' olarak kutlandığını bilmiyor. 'Bir zamanlar' bugün bize sanki çok uzakmış ve gerçek değilmiş gibi geliyor. Oysa ki, Türkiye'de 1908 Devrimi'ni gerçekleştirenler, 8 Temmuz 1909 günü kabul ettikleri bir yasa ile 10 Temmuz'u -yani, 23 Temmuz'u- bayram olarak ilân etnıişxıı
ler ve 'Hürriyet Bayramı' olarak kutlanmasını gelenek haline getirmişlerdi.2 Fakat gelenekler yıkılmak içindir. 'Hürriyet Bayramı' geleneğini yıkmak da 1908 Devrimi ile kurulan liberal demokratik rejimin yerine 29 Ekim 1923 tarihinde başka bir siyasal rejimi yerleştiren Kemalistlere nasib oldu. Başvekil İsmet İnönü Türkiye Cüriıhuriyet Başvekâlet Muamelât Müdürlüğü Sayı 6 / 1 4 3 3 ve 13 Mayıs 1935 tarihli yazısı ile 'Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun Layihası'm Meclis'e sunduğunda gelenek sona ermişti. Bu layiha gerekçesinde şunları okuyoruz: "Bütün Türk vatandaşlarının müştereken en derin sevinç heyecanı duydukları gün şübhesizdir ki Cümhüriyetin ilân edildiği gündür. Çünkü Türk milleti benliğine o gün kavuşmuş ve Türkiyenin terakki ve yükselme devri o gün başlamıştır. Hususî düşüncesi ve akidesi ne olursa olsun her vatandaşın beraberce bayram ellikleri ulusal gün o gündür. Onun için kanunun maddesile fsicj yalnız 29 birinci teşrin [Ekim] günü ulusal. bayram günü olmak üzere kabul edilmiştir."3 18 Mayıs'ta Dahiliye Encümeni'ne havale edilen layiha, 25 Mayıs'ta Dahiliye Encümeni'nin mazbatası ile birlikte Meclis'e geldi ve 27 Mayıs'taki Otuzbirinci İnikad'ta tasan kısa bir görüşmeden sonra ikiyüzellibir oyla kabul edildi.4 Bu yasanın Dördüncü Maddesi ile "25 Haziran 1324 [8 Temmuz 1909] tarihli, 23 Nisan 1337 [1921] tarih ve 112 numaralı, 24 llk-
2
2 5 Haziran 1 3 2 4 / 8 Temmuz 1909 tarihli, "Her Sene On Temmuz" [23 Temmuz I Tarihinin Âyacl-ı Rcsmtyc-i Osmaniye'den Addine Dair Kaııün," Döstuı; İkinci Tertip, Cilt 1: 10 Temmuz 1 3 2 4 - 2 9 Teşrin-i Evvel 1 3 2 5 (İstanbul: Matbaa-i Amire, 1 3 2 9 11913]), s.351.
3
S. Sayısı: 130, "Ulusal Bayram vc Genel Tatiller Hakkında Kanun Layihası ve Dahiliye Encümeni Mazbatası ( 1 / 1 8 4 ) , " Türkiye Büyük Millet Mecİtsi Zabıt Ceridesi, Devre: 5, Cilt: 3 [2 Mayıs-30 Mayıs 1 9 3 5 ] (Ankara, 1 9 3 5 ) içinde.
4
Kanun hakkındaki görüşme için bkz., "27 Mayıs 1 9 3 5 , Otuzbirinci lnikad,", Türkiye Büyük Mileı Midisi Zabıt Ceridesi, Devre: 5, Cilt: 3, ss.302-304.
teşrin [Ekimi 1339 [1923] tarih ve 362 numaralı, 19 Nisan 1341 [1925] tarih ve 628 numaralı, 1 Nisan 1926 tarih ve 795 numaralı kanunlarla, 2 Ikincikânun [Ocak] 1340 [1924] tarih ve 394 numaralı Hafta Tatili Kanunu'nun birinci maddesinin son fıkrası kaldırılmıştır."5 Oysa ki, Ittihad ve Terakki Çemiyeti'nin hayatta kalabilen kadrosunun Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından liberallikle suçlanarak asıldığı 1926 yılından sonra bile 'Hürriyet Bayramı' aynı coşkuyla olmasa bile hâlâ kutlana gelmekteydi. 1929 yılında M illiyet gazetesi bayram hakkında şunları yazıyordu: "23 Temmuz Bayramı münasebetiyle Ankara fevkalâde bir surette donanmıştır. Tenvir edilen binalar arasında bilhassa Hukuk Mektebi, yeni Ziraat Bankası binası çok göze çarpıyordu. Hilâliahmer tarafından gece Marmara Parkı'nda verilen garden-parti çok muntazam olmuş, Ankara'nın ileri gelen mahafiline mensup bir çok aileler iştirak etmişlerdir. ... Gazi Hazretleri de garden-partiye iştirak etmişler ve eğlenceye şeref vermişlerdir. ... Sabaha kadar devam eden garden-partide atılan havai fişenkleri şehrin her tarafından görülmektedir. Şehirde halk sokaklarda dolaşmaktadır. Eğlence mahalleri doludur."6 1930 yılındaki kutlamaları veren Akşam gazetesi bir bakıma gelecek günlerin habercisiydi: "Yirmiiki sene evvel bugün meşrutiyet ilan edilmiş ve hürriyet yoluna doğru ilk adım atılmıştı. 10-23 Temmuz bir inkılâbın başlangıcı olmakla beraber bu inkılâp tam değildir. Hakiki hürriyet ve inkılâp adımlar ancak büyük Gazi'nin rehberliği altında atılmıştır. Bununla beraber 10-23 Temmuz daima hatırda
5 Kanun No.2739, 2 7 Mayıs 1 9 3 5 tarihli "Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun," Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 16, s . 1 1 7 1 . 6
"Son Haberler," 2 4 Temmuz 1 9 2 9 , Çarşamba, Milliyet,
xiv
s.l.
tutulacak bir tarihtir. Bugün bu münasebetle resmî daireler kapalıdır ve her taraf bayraklarla donanmıştır."7 Milliyet gazetesi 1932 yılında 23 Temmuz'un yirmibeşinci yılına girmesini coşkuyla anıyordu: "Bugün uzun seneler devam eden mukadder ızdırap ve mücadelelere rağmen, milletin kendisine selamet yolunu açmağa muvaffak olduğu günün yıldönümüdür. 10-23 Temmuzun Türk tarihindeki yeri, milletin sözünü ilk defa yükselttiği ve dinlettiği gün olmasındadır. Hepimiz yirmibeş sene evveli ve o günkü sevinci hatırlarız. Şu var ki, memleket bu yirmibeş sene içinde başka hiçbir memleketin görüp geçirmediği en müthiş badireleri, en kanlı maceraları gördü, geçirdi. Emsalsiz canlılığı ve kahramanlığı ile yaşadığı en kara günlerde bile ümidini kaybetmedi ve azmi onun asil varlığının yükseleceği yolun başına getirdi. Her gün bizden ne kadar uzaklaşsa da, biz 10-23 Temmuz'un hamlesini daima tebcil edeceğiz."8 24 Temmuz tarihli Milliyet ise bayramın nasıl kutlandığını anlatıyordu: "Türkiye'de istibdada nihayet veren millî hareketin ilk adımı fiilen atıldığı günün, 10-23 Temmuz gününün, yirmibeşinci yıldönümü dün istanbul'da ve memleketin her tarafında tesit edilmiştir. Bu münasebetle, şehrin her tarafı, binalar, vapurlar, tramvaylar, vesair nakil vasıtaları bayraklarla donatılmış, gece resmî binalarda tenvirat yapılmıştır. Devair ve müessesatı resmiye ile millî bankalar ve müessesatı maliye de dün tatil yapmışlardır."9 Cumhuriyet Halk Fırkası'nın yarı-resmî yayın organı Cumhuriyet 1933 yılındaki 23 Temmuz Hürriyet Bâyramı'nı okurlarına şöyle duyuruyordu: "Bugün Hürriyet inkılâbının yirmibeşinci yıldönümü. Bir çeyrek asır evvel hürriyetine
7
" 1 0 - 2 3 Temmuz," 2 4 Temmuz 1 9 3 0 , Perşembe, Aksam, s . l .
8
"10-23 Temmuz," 2 3 Temmuz 1932, Cumartesi, Milliyet, s . l .
9
"Dünkü Bayram," 2 4 Temmuz 1932, Pazar, Milliyet., s.6.
ve istiklâline eşeren {sic, erişen] Türk milleti, Avrupa'da çalışan münevverlerin ilhamile [sic], Saray ve saltanat istibdatına ilk darbeyi o gün vurmuştur. O gün: 10 Temmuz [l]324-23 Temmuz 1908. O gün bugün, millî hakimiyet ve millî istiklâl, zaman zaman, içeriden ve dışarıdan sinsi veya açık tehditlere, hücumlara uğradı. Fakat Gazi Mustafa Kemal haricî düşmanlara karşı millî istiklâli, dahilî düşmanlara karşı da millî hürriyet ve hakimiyeti temin ederek milletin iradesini sarsılmaz temeller üzerine kurdu, inkılâbımıza en geniş hudutları içinde yepyeni bir yol açtı. ... Milletin hürriyetine bipâyan olmaktan başka hudut tanımayan Gazile [sic] birlikte, bugün 1908'de tohumu atılan bir inkılâbı yetiştirmek, büyütmek, kocaman bir çmar gibi yükselterek dallarının gölgesinde halka rahat ve huzur vermek, geniş nefes aldırmak için çalışıyoruz. Siyasi rüştümüzün en büyük hedeflerinden biri de budur." 10 1934 yılında artık Hürriyet Bayramı'njn kutlanması haberi Milliyet gazetesinde eski günlerdeki gibi coşkuyla ve birinci sayfadan verilmiyordu: "Bugün 23 Temmuz millî bayramıdır. Bu münasebetle bugün resmî daire ve müesseseler kapalı bulunacak, şehir donatılacak, küçük mektepliler Himayeietfal rozeti dağıtacaklardır."11 24 Temmuz tarihli Milliyet, bayramın artık heyecanını yitirdiğine kanıt oluşturacak şu gözlemi yapıyordu: "Hava sıcak olduğu için halk tatilden istifade ederek sayfiye ve gezme yerlerine gitmiştir."12 1935 yılında 23 Temrrçuz artık 'Hürriyet Bayramı' değildi. Artık yetişecek kuşaklar o günden sonra 23 Temmuz'uıı Türkiye'de kutlanılan bir gün olduğunun farkına bile varmayacaktı. Yarı-resmî Cumhuriyet gazetesi son fırsatı kaçıı10 "23 Temmuz: Hürriyet Bayramı.'' 2 3 Temmuz 1 9 3 3 , Pazar, Cumhuriyet, s. 1. I i "Müteferrik Haberler," 2 3 Temmuz 1934, Pazartesi, Milliyet, s..5, 12 "Şehir Haberleri," 24 Temmuz 1934, Salı, Milliyet, s.3.
mayarak timsdh gözyaşlarını esirgemedi: "23 Temmuz, bu yıla gelinceye kadar, ulusal bayram günlerinden biri idi, fakat tatil ve bayram günlerini tayin eden yeni kanunda, 23 Temmuz ulusal bayramlar arasından çıkarılmıştır. Onun için, bugün, her sene yapılması mutad olan bayram töreni ve kutlaması yapılmayacaktır. Bayram yapılmamakla beraber, 23 Temmuz ulusun saltanata karşı ayaklandığı, kuvvetini gösterdiği ve hakkını kurtardığı bir gün olduğu için. Türkün hatırlanmağa değer tarihî günlerinden biridir."13 Bu kitabın ortaya çıkmasında çok kimsenin emeği geçti. İlk .sırada İletişim Yaymevi'nin Ankara temsilcisi Tanıl Bora'nııı adını anmam gerekiyor. Beni profesyonel bir yayımcı olarak sürekli sıkıştıran, tanıdığı mühletleri aşınca'gerekli önlemleri alarak işin tavsamasına izin vermeyen ve zorunlu olarak tatsız olan bu işi hiçbir tatsızlığa meydan vermeden gerçekleştiren oydu. Geçen yaklaşık bir yıllık süre bana sağlam bir dost kazandırdı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ndeki lisans eğitimim sırasında hocam olan Selim İlkin bu çalışmanın bir bakıma 'fikir babası' sayılabilir. Kendisinin ve İlhan Tekeli'nin modern Türkiye tarihi üzerine yaptıkları ortaklaşa çalışmalar benim için erişilmesi zor, ama gerekli birer hedef olarak her zaman karşımda durdu. Benim çalışmalarıma gösterdikleri ilgi ve sürekli teşvik en sonunda onları bıktırmadan sonuca ulaştı. Böylelikle, büyük bir sorumluluktan kendimi kurtarmış oluyorum. Yaptığım işin hemen hemen her aşamasında benden eleştirilerini esirgemediler. Eğer bu eleştirilerin bir kısmım dinlemediysem ve onların yorumlarına katılmadıysam -yani, 'akl-ı selim'e uymadıysam- bu benim dik başlılığımdan kaynaklanıyor.
13 " 2 3 Temmuz," 23 Teııııııuz 1935, Salı, Cumhuriyet,
s.l.
Bana bu çalışmayı ortaya çıkarma azmini veren ve beni etkileyen iki isim daha vermem gerekirse, hiç kuşkusuz bu iki isim University of Massachusetts at Boston profesörlerinden Feroz Ahmad ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi profesörlerinden Sina Akşin olacak. Her ikisi de yaptığım çalışmaya destek vermekle beraber, sonuçlarından hoşnut olmadılar. Eğer Sina Akşin, Feroz Ahmad'in Arlington'daki evinde bana yıllar önce yarı şaka, yarı ciddi, "şu tezini bitir de bir görelim" demeseydi belki de bu işe azimle sarılmayacak ve bir 'olgu fetişisti' olmayacaktım. Her ikisini de anlattığım hikayeye inândırabilmek uğruna epeyce cefa çektim. Dolayısıyla, onlarsız bu noktada olamazdım. Beni maddî ve manevî olarak destekleyen hocalarım arasında Massachusetts Institute of Technology profesörlerinden Suzânne Berger ve Philip S. Khoury ile Harvard University profesörlerinden David S. Landes'i anmadan geçemeyeceğim. Başa çıkılmaz boyutlara ulaşan tezi yazarken bana destek olmasalardı belki de umutsuzluğa kapılıp yan yolda projeden vazgeçerdim. 1908'den başlayarak 1950 yılına kadar getirmek istediğim hikayeyi Suzanne Berger ağırlığını kullanarak 1930 yılında kestirmeseydi hâlâ tez yazıyor olabilirdim ! Ve eğer, kelimenin gerçek anlamıyla bir bilim adamı olan Fatma Mansur Coşar ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyelerinden Huricihan Islamoğlü-lnan beni zorlamasalardı, bu tez Massachusetts Institute of Technology'nin tozlu raflarında bitkisel hayata geçmiş olabilirdi. . Bu çalışma, 1990 yılında Massachusetts Institute of Technology, Department of Political Science tarafından kabul edilen doktora tezinin yaklaşık beşte birinin genişletilmiş kısmıdır. Bu beşte birlik bölümü İngilizceden çeviren öğrencim Ayda Erbal çok titiz davranarak düzgün bir Türkçeyle metni şimdiki durumuna getirdi. Kendisinin profes-
yonel çalışması olmasaydı okunabilir bir metni benim basılabilir bir duruma getirmem epeyce zamanımı alabilirdi. Bu arada, özgün metinde yapılan değişiklik ve eklemeler için neredeyse bir gönüllü ordusu oluşturan öğrencilerim bana yardım etti. Mezun olan öğrencilerimden Ali Durhaiı ve Levent Tekinbaş 1908 yılının Türkçe gazetelerini tarayarak seçimler hakkında daha kapsamlı bilgiler elde etmemi sağladılar. Mezun olan başka bir öğrencim -Mesut SoydanBahaeddin Şakir'in Milliyet gazetesinde 1934 yılında çıkmış olan anılarını topladı. Lisans öğrencilerim Albora Aydm ve Alev Patlak ile Yüksek Lisans öğrencilerim Volkan Aytar, Seçil Deren, Özgür Gökmen ve Kemal tlikçi büyük bir özveriyle Ankara'daki kütüphanelerde olağan karşılanması gereken 'işkence'yi göze alarak eksik bilgileri tamamladılar. Yine Yüksek Lisans öğrencim E Hasan Arol beni şaşırtarak, yalnızca bu bölümü değil, bütün tezi baştan sona dikkatle okudu ve benim için son derece faydalı saptamalarda bulundu. Fakat, bana yardım eden öğrencilerim arasında Ayda Erbal ile birlikte en büyük sorumluluğu taşıyan Haluk Û. Karabatak oldu. Projenin başlangıcından bitişine kadar benimle birlikte -ve kendi başına- gezmediği kütüphane, okumadığı kitap, görmediği gazete ve dergi kalmadı. Benim gözümden kaçanlar hep onun dikkatli ve affetmez gözüne takıldı, ileride meslektaşım olmasından gurur duyacağımdan hiçbir kuşkum yok.
BİRİNCİ BÖLÜM
Türk Tarihçiliğinde 1908 Devrimi Üzerine Birkaç S ö z
Bu kitapta 1908 Devrimi ve bu Devrim'e giden yolun hikâyesi anlatılmaktadır. Modern Türkiye tarihinde 1908 yılı ilk defa olarak meşrutî monarşinin kurulduğu, hükümetin yalnızca halk tarafından seçilmiş bir meclise karşı sorumlu olduğu ve, dolayısıyla, mutlakiyetçi monarşinin ve mutlakiyetçi monarşiye hizmet eden bir sivil ve askerî bürokrasinin gücünün siyasal süreçten dışlanmaya çalışıldığı bir dönemin başlangıç noktası olması bakımından son derece önemlidir. Belleğimizi zorlarsak, Türkiye siyasal tarihinde 1908'den önce böyle bir dönemin olmadığını görürüz. 1876'daki anayasal hareket yalnızca mutlakiyetçi monarşiye çeki-düzen veren bit hareketten başka bir şey değildi; çünkü, amaç buydü ve daha fazlası istenmiyordu. 1876 yılında Padişah tarafından kabul edilen Kanun-u Esasi, Avrupa'nın en tutucu anayasaları örnek alınarak hazırlanmıştı ve hazırlanışmdaki kurumların görüşleri doğrultusunda, siyasal gücü monarşi ile bürokrasi arasında paylaştırmaktan . ibaretti.1 Meclis-i Mebusan'm rolü oldukça kısıtlıydı ve hal1
Coşkun Üçok, " 1 8 7 6 Anayasasının Kaynakları," ss.1-25; ve Tarık Zafer Tuııaya, " 1 8 7 6 Kanun-ı Esasisi ve Türkiye'de Anayasa Geleneği," ss. 27-29. Aynen
\
km istemlerini bir nebze temsil etse bile, anayasal düzenleme içindeki yeri monarşi ve bürokrasiden sonra gelmekteydi. Meclis'in feshi de Padişah'a tanınmış bir hak olduğundan, çalışmaları üzerinde her zaman bir üst makamın ağırlığı ve baskısı bulunmaktaydı, Heyet-i Vükela -yani, Bakanlar Kurulu- Meclis-i Mebusan'a değil, doğrudan doğruya Padişah'a karşı sorumluydu. Zaten, kabine üyeleri atanırken, seçim Meclis-i Mebusan'a değil, Padişah'a bırakılmıştı. İki meclisli bu anayasal düzende, tüm üyeleri Padişah tarafından atanan bir Meclis-i Âyan -yani, Senato- bulunmaktaydı ki, bu meclisin yetkileri seçimle işbaşına gelen Meclis1 Mebusan'dan daha fazlaydı. Kanun-u Esasi'yi yorumlamak da dahil olmak üzere yönetim üzerinde baskı oluşturabilecek bir çok yetki ile donatılmıştı.2 Amaçlan ve yapısı itibarıyla liberal demokratik olmak bir yana, liberal bile olmaktan çok uzak olan bu anayasal rejim yine de Sultan Abdülhamid ve bürokrasisinin hoşuna gitmemiş olacak ki, Türkiye'nin olağanüstü bir durum içinde -yani, Ruslarla yapılmakta olan savaşla meşgul- olması, kısıtlı yetkilerini aşma çabasında olan Meclis-i Mebusan'ı 'tatil' etmek için yeterli neden olarak görülmüş ve Kanun-u EsaSi, 14 Şubat 1878'de, tozunun silkelenerek tekrar yürürlüğe konulmak üzere 24 Temmuz 1908'e kadar güvenlik içinde korunacağı bir rafa kaldırılmıştı. İşte, Türk siyasal hayatında 1908'den önce yaşanmış olan tek deney buydu ve liberal bir devrim olmaktan çok uzaktı.
bkz., Tarık Zafer Tunaya, "Midhat Paşa'nın Anayasa Tasarısı: Kanun-ı Cedid," ss.30-31. 1876'daki siyasal durum ve anayasal hareketle ilgili en önemli kaynaklardan biri şudur: Robert Devereu*, The First Ottoman Constitutional od: A Study of the Midhat Constitution and 2
Peri-
ParUament
Coşkun Üçok, " 1 8 7 6 Anayasasının Kaynaklan," ss.1-25; Bülent Tanör, "Anayasal Gelişmelere Toplu Bir Bakış," ss.17-21; idem, "Birinci Meşrutiyet." Osmanh-Türk
Anayasal
Gelişmeleri,
1 7 8 9 - 1 9 8 0 içinde, ss.101-138: ve Tarık Zafer
l'unaya, " 1 8 7 6 Kanun-ı Esasisi ve Türkiye'de Anayasa Geleneği," ss.29-34.
Mutlak padişah ile emrindeki bürokrasi arasındaki çekişme sonucu ortaya çıkmıştı ve 1878'den 1908'e kadar-her ne kadar Kanun-u Esasi rafa kaldırılmış olsa d a - aynı kavga devam etmişti. Otuz yıllık süre içinde değişen şey bürokrasinin göreli ağırlığının azalarak bunu Sultan Âbdülhamid in emrindeki Yıldız Sarayı yönetimine -Mabeyn'ekaptırmış olmasıydı. *Birinci Meşrutiyet' olarak adlandınlagelen ve kısıtlı yet- • kilerle de olsa halkın seçimiyle oluşan Meclis-i Mebusan, Saray ile bürokrasi arasındaki güç çekişmesinde herşeyini kaybeden taraf olmuştu. Fakat, kamuoyunda, bürokrasi ve Saray karşısında üçüncü bir gücün de olabileceğini, kısa bir süre için de olsa, kanıtlamıştı. 1908 yılına yaklaşıldığında da kamuoyunun hatırladığı ve istediği buydu: Halkın özgür iradesiyle oy vereceği bir seçim sonucu oluşacak bir meclisin, milletin mukadderatına hakim olması. 1908 yılına yaklaşıldığında artık halkın istediği, yetkileri kısıtlı ve denetim altında tutulan bir meclis ve Padişah'a bağımlı bir hükümet değil, tam tersine, her türlü yetkiyle donatılmış ve Padişah'la bürokrasinin üstünde olan bir meclis tarafından yönetilmekti. Bu nedenle, 1908 Temmuzunda başlayan yeni döneme, sanki otuz yıllık 'tatil'den sonra kalındığı yerden tekrar başlanıyormuş gibi, 'İkinci Meşrutiyet' adı konularak Devrim'in küçültülmesi son derece yanlıştır. Artık Türkiye otuz yıl öncesinin Türkiyesi değildi. 1876'da 'tepeden' yapılan bir reform hareketi, 1908 yılma yaklaşıldığında geniş halk kitlelerinin özlemlerine yanıt yermekten uzaktı. Özellikle, 1905'te kuzey komşu Rusya'da ve 1906'da doğu komşu İran'da meydana gelen sınırlı devrimler ve bu devrimler sonucu oluşan meclislerin Türkiye'deki kamuoyunu oldukça etkilediğini, Devrim'i gerçekleştirmek için çalışanların halka dağıttıkları yeraltı bildirilerinden anlamaktayız. Dolayısıyla, 1908'de istenen, artık bürokrasinin
rolünün garanti altına alındığı bir 1876 Kanun-u Esasisi değil, halkın gerçek anlamda siyasal sürece katılacağı ve hükümetlerin yalnızca doğrudan seçimle işbaşına gelen Meclis-i Mebusan'a karşı sorumlu olacağı ve bürokrasi ile Saray'ın yetkilerinin sınırlarının çizileceği yeni bir '1876 Kanuncu Esasisi' idi. 1908 Devrimi'ne İkinci Meşrutiyet' adını koymak ve tarih kitaplarında, sanki monarşist düzen, tamamiyle yıkılacağı ve ortadan kaldırılacağı 1 Kaslîn 1922 tarihine kadar kesintisiz devam etmişmiş gibi bir tarih dışı anlatım sürdürmek -her ne kadar siyasal amaçlara hizmet amacıyla bir propaganda malzemesi olarak zamanında kullanılmışsa dabugün bilimsel değil, ideolojik bir konumu belirlemektedir. Anayasa hukuku açısından, monarşist rejim -yani, anciett regime- 1908 yılı Temmuzunda 'tarih' oldu. Yerine kurulan rejim bir meşrutî monarşi idi ve liberal demokratik bir yönetim geleneğini yerleştirme çabasmdaydı.3 Monarşistlerin 1909 ve 1912 yıllarındaki karşı-devrim ve askerî darbe çabaları hep bu eski rejimi geri getirme isteğinden kaynaklanmaktaydı ve amaçlarına ancak Türkiye'nin savaşı kaybedip, Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin iktidardan düştüğü 1918 yılı sonunda erişebileceklerdi. , Türk tarih yazımındaki en ateşli tartışmalardan biri, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası olarak ayrılabilecek iki dönem arasında sürekliliğin mi, yoksa kopukluğun mu olduğudur. Baskın söylemde bu dönemler 'Osmanlı imparatorluğu' ve 'Türkiye Cumhuriyeti' olarak kesin çizgilerle ayrıl-
i
liu konuda oldukça derli-toplu bir anlatım için bkz., Bülent Tanör, "İkinci • Meşrutiyet," Oşmanlt-Türk
Anayasal Gelişmeleri,
1 7 8 9 - 1 9 8 0 içinde, ss.139-
) 8 3 . Ayrıca bkz., Recai G. Okandan, Amme Hukukumuzun
Anahatları,
ye'nin Siyasi Gelismesi, Cilt 1: Osmanlı Devletinin Kuruluşundan
Türki-
Yıkılışına Ka-
maktadır. Bu: çalışmada, her ne kadar 1908 yılıyla başlayan dönem ile 1923 yılıyla başlayan dönem arasında doğrudan bir karşılaştırma yapılmasa da, arka planda her zaman varolan anlayış bu iki dönem arasında kopukluğun olduğudur; ancak, baskın tarih söylemininin iddia ettiği anlamda değil. Baskın tarihçilik anlayışına Kemalist ideoloji egemendir. İster 'bilimsel,1 ister 'resmî' olsun, Türk tarih yazımı bu ideolojik çerçeve ile sınırlıdır. Bazı örnekleri ne kadar yaratıcı ve göz kamaştırıcı olsa da, Türk toplumsal, siyasal ve ekonomik târih araştırmaları Kemalist ideoloji çerçevesinin dışına çıkamamıştır. Târih araştırmalarının genel çerçevesini -yani, sorunsalını- oluşturması açısından, Kemalist ideoloji sımsıkı yerinde durmaktadır. Kısacası, araştırmacının yaklaşımından bağımsız olarak, yapılan hemen hemen tüm çalışmalar Kemalist ideolojinin kalıpları tarafından şekillendirilmektedir. İşin ilginç yanı, bunun yalnızca 'Modernleşme Kuramı' ya da 'Bağımlılık Kuramı' gibi açık-seçik kuramları bilinçli Olarak kullananlar tarafından değil, aynı zamanda belirgin ve 'tutarlı' bir kuramsal çerçevesi olmayan kişiler tarafından d^ aynı heyecanla ve sorgulanmadan kullanılmasıdır. Sonuçta, bazı sorular akademik çalışmaların inceleme alanına bile girmemektedir; Bu çalışmada, şimdiye kadar sorulmamış bazı sorulara yanıt aranmaya çalışılmıştır. Baskın Türk tarih yazımında vurgu her zaman Atatürk'ün 1923 yılında kurduğu cumhuriyet rejimi ile çizgisi belirlenmiş bir kesin kopukluğun olduğu yönündedir. Kısaca anlatmak gerekirse, Türk tarihçiliğinin genel kabul görmüş şekline göre, 1923 yılının önemi yalnızca siyasal değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsaldır da. Siyasal anlamda vurgulanan, yeni rejimle beraber kökten bir değişikliğin meydana geldiğidir. Yeni rejimin eskisinden ör-
gütlenme ve yapı açısından temelden farklı olduğu söylenmektedir. Buradaki esas vurgu, monarşinin -saltanatmkaldırılmış olmasıdır. Ekonomik alanda ise, vurgu, yabancı müdahalenin ortadan kaldırılması ve 'bağımsız' gelişmenin gerçekleşmesi yönündedir. Baskm olan bu Türk tarih söyleminde, 1908 yılı önemli bir dönüm noktası olmaktan çok uzaktır. Hiç de önemsenmeyen bu tarih, bir devrim olarak nitelendirilmez. Ve, doğal olarak, ortaya çıkan olay '1908 Devrimi' olarak anılmaz da, İkinci Meşrutiyet'in İlâm' olarak adlandırılır. 1908'den sonra siyasal ve ekonomik yapıda - v e toplumsal yapıda- gerçekleşen değişiklikler küçümsenirken, bu dönemde bürokrasinin modernleşmesi -hem askerî, hem de sivil, ama, özellikle, askerî bürokrasinin yenileşmesi- göklere çıkarılır. Alışılagelmiş tarihçilikte 1908 Devrimi, bir bakıma, 'modernleşme' ya da 'batılılaşma' yolunda yalnızca cılız bir başlangıç olarak görülür. • . ' İddiaya göre, gerçek değişiklik 1923 yılında 'Kemalist < Devrim' ile geldi. Yanlışlıkla 'devrim' olarak nitelenen 'Cumhuriyet'in ilânı' ile beraber Türkiye'nin önünde açılan yeni dönemde Kemalist reformların ülkeyi modernleştirdiği ve yepyeni -modern ve batılı- bir Türk devleti ve toplumu yarattığı söylenmektedir; sanki, daha önce batılı bir toplum yaratılmamış ve/veya buna teşebbüs edilmemiş gibi. Kemalizmin ideolojik damgası o derece belirgindir ki, tarihçiler 1908 değil de, 1923 yılım çağdaş Türkiye'nin siyasal ve ekonomik tarihine başlangıç olarak kabul ederler. Eğer geçmişle bir karşılaştırma yapılırsa -ki bu pek alışılmış değildir- bu yalnızca 1908-öncesi Ondokuzuncu Yüzyıl monarşist/mutlakiyetçi düzenle 1923-sonrası Kemalist cumhuriyet düzeni arasında yapılmaktadır. Çoğunlukla, 1908 ile 1923 yılları arasındaki dönem inceleme kapsamı dışında bırakılmaktadır. Bir bakıma, çağdaş Türkiye'nin ta-
rihi 1923 yılı ile birlikte başlatılmaktadır. Basmakalıp tarihçilikte, yaşanmamış sayılan Yirminci Yüzyıl'm ilk onyılları tamamiyle ihmâl edilmiştir. Yirminci Yüzyıl'm ilk yirmi yılını görmezden gelen yerleşik tarih anlayışı, çağdaş Türkiye'nin 1920'li yıllardan başlayarak oluşturulduğu efsanesini bugüne kadar tekrarlayagelmiştir. İdeolojik koşullanmanın yanısıra, cehaletin de verdiği katkıyla yüzyıllarca süregiden mutlakiyetçi Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun nihaî olarak Birinci Dünya Savaşı ertesinde geldiği sanılmaktadır. Böylece de, Birinci Dünya Savaşı'mn Türkiye açısından, İtilâf Devletleri ve onların müttefiki Yunanistan tarafından işgal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan özel şartlar sonucu, 1918'de değil de 1922. yılı sonunda bitmesi, Türkiye tarihinin dönemleştirilmesinde işlevsel bir dönüm noktası olmaktadır. Türkiye tarihinde 'normal' bir dönüm noktası plan 1923 yılı, böylece hem süreklilik hem de kopukluk tezlerini savunanlarca kolaylıkla kabul gören bir tarih olmaktadır. Süreklilik tezini savunanlar, savaş öncesi ve sonrası dönem arasında modernleşmeci eğilimi olduğu iddia edilen bürokrasi gibi bazı önemli kurumların 1840'lârdaki Tanzimat döneminden beri sürekliliğini koruduğunu iddia etmektedir. Kopukluk tezini savunanlar ise savaş-öncesi varolan Ondokuzuncu Yüzyıl geleneksel ve monarşist yapısıyla 1923'ten sonra kurulan modern ve cumhuriyetçi yapı arasındaki gözlemlendiği iddia edilen 'kökten' faklılıkları gözler önüne sermektedir. Her ne kadar çelişkili gibi gözükse de, 1923 yılını 'eski' ile 'yeni' arasındaki temel ayrışma noktası olarak kabul etmek, yalnızca kopukluk tezini savunanlarca değil, aynı zamanda süreklilik tezini savunanlarca da vurgulanan bir konudur. Burada Kemalist ideolojinin Türk tarihçiliği üzerindeki baskın etkisini görmekteyiz. Türk tarihinin yerleşik
yorumlarına katılmayan ve bunları 'eleştiren' araştırmacıların bile Kemalist ideolojinin kalıplarından kurtulamadıklarını ve bu kalıpların dışına çıkamadıklarını gözlemlemekteyiz.4 Kemalist ideolojinin 1923 öncesi Türkiye'yi tasviri oldukça olumsuzdur. Bu ideolojide, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye'de 'çürümüş' ve 'aşağılık' bir monarşist yönetimin olduğu ve toplumdaki tüm kötülüklerden bu yönetimin sorumlu tutulması gerektiği görüşü egemendir. Kemalist ideolojiye göre, bu monarşist hükümet, en büyük hatasını Türkiye'yi savaşa sokmakla yapmıştır. Burada, eleştiri, aralarında hiçbir ayrım yapılmaksızın, yalnızca 1918 sonrasında itilâf Devletleri ile işbirliği yapan Padişah'a değil, aynı zamanda 1918 yılma kadar işbaşında kalan Ittihad ve Terakki Cemiyeti destekli liberal ve sivil hükümete de yöneltilmektedir.5 Doğrudan ya da dolaylı olarak, sivil hükümetler ve liberalizm ilkeleri Türkiye'nin Savaş'ta başına gelen belâların tek sorumlusuymuş gibi gösterilmektedir. Birinci Dünya Savaşı ve bunu takip eden 'bağımsızlık mücadelesi' öyle bir dille anlatılmaktadır ki, düşmanlarla işbirliği ve ihanet içinde olanların kol gezdiği bir ortamda, yalnızca askerî bürokrasi, tek başına toplumun
A
Burada örnek olarak şu açıkta eleştirel çalışmalar sayılabilir: Çağlar Keydcr, State and Class iriTurkey: A Slııdy in Ccıpifalist DevelopmcıU; Korkut Boraıav, ; 100 Soruda Türkiye iktisat Tarihi, 1908-1985; Mete Tuııçay, Türkiye yeti'nde lefe-Pctrti Yönetiminin Kurulması, 1923-1931;
Cıtmlııtri-'
ve Bereli Bcrhcroglu, Tur-
key in Crisis: From State Capitalism to Neo-Colonialism. 5
1 9 2 6 yılında Ankara İstiklâl Malıkemesi'ııde Atatürk'e suikast iddiasıyla yapılanan Ittihad vç Terakki Cemiyetinin hayattaki üyeleri aslında 1 9 1 8 yılı öncesi, iktidarda oldukları zaman, uyguladıkları politikalar ıiedeniylc suçlanmaktaydılar. Suçiamalaı, uyguladıkları liberal siyasal ve ekonomik politikalar ile Türkiye'yi Birinci Dünya Savası na sokmaları üzerinde odaklaşmıştı (Bkz., Erik J. Zürcher, The (/monist Facfoı": The Role of tlıe Commilıoc o) Union <W Prpgress in the Turkish National Movement, 1905-1926).
namusunu koruyan ve gerçekten vatansever olan biricik kurummuş gibi tanıtılmaktadır. Kökenlerine sadvk kalan Kemalist ideoloji, böylelikle, bürokrasiden -özellikle de, askeri bürokrasiden— bahsederken son derece saygıli bir tutum takınmakta, ülkeyi hem iç düşmanlara, hem de siyasal ve ekonomik açıdan dışa bağımlı bir şekilde tutan yabancı düşmanlara karşı savunmada beceriksizce davranan ve Türk devletinin haklannı savunmaktan aciz olan monarşist rejimi yermekte ve Türkiye'yi bu içler acısı durumdan bürokrasinin kurtardığını iddia etmektedir. Böylesi bir anlatımda, bürokrasi, Türkiye'nin haklarını ve çıkarlarını en iyi savunan grup olarak ön plana çıkarılmaktadır. 'Devlet' bir varlık olarak ele alınarak, bu varlığın en iyi Atatürk ve partisi Cumhuriyet Halk Fırkası tarafından korunduğu vurgulanmaktadır. Kemalist ideolojinin bilinçli bir şekilde geliştirildiği ve yaygınlaştırıldığı 1930'lu yıllardan 1950'li yıllara kadar, tarih yazımı hep bu ideolojinin hizmetinde olmuştur. Yakın tarihin önemli dönüm noktalarının belirlenerek vurgulanması gereken konuların sıralanması ise 1927 yılında Mustafa Kemal. Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Fırkası'nm Ankara'da toplanan parti kongresinde okuduğu nutukla kesin şeklini almıştı.6 Kemalistlerin, 1950 yılındaki genel seçimleri kaybederek iktidardan düşmesine rağmen, bu 'resmî' ideoloji ve onun çeşitlemeleri bugün yalnızca siyasal çevrelerde değil, aynı zamanda akademik çevrelerde de geçer akçe olma niteliğini -günden güne zayıflayarak da olsa- sürdürmektedir.
6
Mustafa Kemal Atatürk, Nııtıılı, 3 Cilt ve sonraki yıllarda çıkan 'dztürkçeleştirilmiS' baskılarla, kısaltılmış ve özetlenmiş 'halk' baskılan (Örneğin bkz., Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Söylev, 3 Cilt, Yirminhıncı Bası [Basıma hatırlayan Hıfzı Veldet.Veİicledeoğlu)).
Düşünülecek olursa, Kemalist ideolojinin akademik çevrelerde yeniden hayat bulmasının en verimli yolu, Modernleşme Kuramı ve onun Türkiye'ye özgü yorumlarından geçmiştir. 19601ı yıllardan başlayarak, Türkiye'nin siyasal ve ekonomik gelişmesi üzerine yapılan akademik tartışmalarda, Modernleşme Kuramı'nm Türk tarihini yorumlaması baskın rol oynadı. Bilim adamları, Türkiye dışında, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'rıde, Türkiye'yi tartışırken, Modernleşme Kuramı'nm ana hatları sıkı sıkıya belirlenmiş sınırları çerçevesi dışına çıkmadılar. Türkiye tarihini Modernleşme Kuramı çerçevesinde yorumlayan yabancı akademisyenlerin başında -alfabetik sırayla sayacak olursak- Frederick T. Bent, Richard L. Çhâmbers, Roderic H. Davison, S. N. Eisenstadt, Lloyd A. Fallers, Frederick W. Frey, William Hale, Zvi Yehuda Herslag, Jacob M. Landau, Bernard Lewis, Dankwart A. Rustow, Stanford J. Shaw, Peter F Sugar, Joseph S. Szyliowicz, Frank Tachau ve Walter F. Weiker gelmektedir.7 Her
7
Frederick T. Bent, "The "Iurkish Bureaucracy as an Agent of Chaııge," ss.4764; Richard L. Chambers, "The Civil Buıeaucracy: Turkey," s s . 3 0 1 - 3 2 7 ; Roderic H. Davison, "Hnvironmental and Foreign Contributions: Turkey," ss.91116; S. N. Eisenstadt, "The Kemalist Revolution in Comparative Perspective," ss. 127-142; Lloyd A. Fallers, "Turkey; Nation-State out of Polyglot Empiıe," ss.71-115; Frederick W. Frey, TheTurkish litical and Economic
Political Site; William Hale, The Po-
Deve!öpmeni of Modem Turkey; idem, "The Traditional and
the M o d e m iıı tlıe E c o n o m y of Kemalist Turkey: The Experience of the 1920s," ss.153-1.70; Zvi Yehuda Hershlag, "Turkey. Achievements and Failures in the Policy of E c o n o m i c Development during the Inter-War Peviod, 1 9 1 9 - 1 9 3 9 , " ss.323-350; idem, Turkey: An Economy The Challenge
in TransitUm; idem, Turkey:
of Grov/th; idem, "Atatürk's Etatism," ss. 171-1'80; Jacob M. Lan-
dau (Der.), Atatürk and the Modernization gence of Modern
Turkey;
of Turkey, Benıard Lewis, The
Emer-
Dankwart A. Rustow, "Atatürk as State Founder,"
ss.517-573; "The Army and the Founding of the Turkish Republic," ss.513552; idem, "The Development of Parties in Turkey," ss.107-133; i dem,
"The
Milıtary: Turkey," ss.352-388; idem, " T h e Modernization of Turkey in Historical and Comparative Perspective," ss.93-120; idem, "Turkey: The Modernity of Tradition," ss.171-198; Stanford j . Shaw ve Ezel Kural 5haw, tilstory of the Oltoman Empire and Modern Turkey, 2 Cilt; Peter H Sügar, "Econonüc and Political Modernization: Turkey," ss.146-175; Joseph S. Szyliowi£z, "Elites and Mo-
ne kadar ilgi alanları her zaman örtüşmese de, tüm bu araştırmacıların ortak özelliği Türkiye'nin geleneksellikten modernliğe geçiş yaparken toplumda ciddî bir sarsıntıya neden olmadan bunu başarmış olduğunu vurgulamalarıdır. Kısaca, tüm bu araştırmacılar modernliğe geçerken Türkiye'nin bir devrim sonucu değil de bir evrim sonucu Yirminci Yüzyıl ortasındaki noktaya gelmiş olduğunu iddia etmektedirler. Doğal olarak bu vurgu hepsi de tutucu - v e örneğin Shaw gibi, monarşist düzen hayranı aşırı tutucu- olan bu yabancıların kuramsal tercihlerinin 'bilimsel' bir dışavurumundan başka birşey değildir. Bu tutucu akademisyenlerin yorumları, kendilerinden tutuculukta hiç de geri kalmayan Türk akademisyenler tarafından 1970'li yıllarda kabul görmüş ve aynı doğrultudaki yorumlar, yabancı meslektaşlarını imrendirecek ölçüde Türk ve yabancı akademik çevrelerde dolaşım olanağı bulmuştur. Bu örneklerin en başarılı çeşitlemeleri N ermin Abadan-Unat, Metin Heper, Kettıal H. Karpat, Ali Kazancigil, Suna Kili, Emre Kongar, Osman Okyar, Ersin Onulduran, Ergun Ûzbudun ve İlkay Sufıar gibi akademisyenler tarafından yerli ve yabancı pazara tanıtılmış ve 1970'li yıllarda Modernleşme Kuramı ve bu kuramın yorumlan Türkiye'de Kemalist ideolojiyle Modernleşme Kuramı'nı birleştiren çalışmalar olarak baskın görüş açısının 'bilimsel' kalite damgasıyla perçinlenmesini sağlamıştır.8 dernization in Turkey," ss.23-66; Frank Tachau, "The Political Cuiture of Ke• malist Turkey," ss.57-76; Walcer E Weiker, Political
Tutelage and Democracy
in
Turkey: The Free Party and İl s Aftermatl ı; ve idem, The Modernization of Turkey: From Atatürk to the Preseni Day. 8
Nemıin Abadan-Unat, "Patterns of Political Modernization and.Turkish Democracy," ss.L-26; Metin Heper, "Center and Periphery in the Ottomaıı Empiı-e with Special Reference to the Nineteenth Century," s s . 8 1 - 1 0 5 ; idem, Modernleşme
ve Bürokrasi:
Karşılaştırmalı Kamu Yönetimine Giriş; idem, "Osman-
h-Türk Devletinde Bürokrasinin Siyasal Rolii: Kamu Yönetimi Kuramı Açı-, sıtidan Bazı Gözlemler," ss.29-40; idem, "Political Modernization as Reflected
Görünen odur ki, Modernleşme Kuramı'mn Kemalist ideolojiyle tamı tamına örtüşen bir özelliği vardır. Bu özellik, toplu olarak 'modemleştirici seçkinler1 olarak tanımlanan karizmatik liderlik ve bürokrasinin geleneksel bir toplumu dönüştürerek geliştirmesinde oynadığı önemli roldür. Azgelişmiş bir toplumsal oluşum bağlamında, Türkiye, bu konuda başarılı bir ülke olduğu için, tebrik edilmeye değer bir örnek olarak dünyaya tanıtılmaktadır. Burada son derece önemli olan nokta, başarının ölçütünün, Türkiye'nin bu dönüşümü, Atatürk'ün karizmatik önderliğinde ve emrindeki seçkin bürokrasi ile parti aygıtının denetiminde, bir devrim geçirmeden -yani toplumdaki güç ve mülkiyet ilişki-
in Bureaucratic Change: The Ttırkish Bureaucracy and a 'Historical Burcaucratic Empire' Tradition," ss.507-521; idem, "The Mode of Legitimizing a Moderniziııg State: The Case of Turkey"; idem, "Tıansformation of Charism'a itıto ıı Political Paradigm: Atatürkism in Turkey," ss.65-82; Kemal II. Karpat, "Slructural Chatıge, Historical Stages of Modernization, and the Role of Social (Vroups in Tıırkislı Politics," •ss.11-92; idem, "The Transformation ol the Ottoman State, 1 7 8 9 - 1 9 0 8 , " ss 2 4 3 - 2 8 1 ; Ali Kazaııeıgil, "Paradigms of the Modern State Formatioıı iıı the Periphery"; Ali Kazaııcıgil ve Ergıın Özbuduıt (Der.), Atatürk: Fouııder of a Modern State; Suna Kili, Atatürk Devrimi;
idem.
Kemalisin; idem, "The Impact of State Povver Changes on the Stııtcturc of Political Educatioıı in Turkey"; idem, Turkey: A Case Study oj Political Development; Emre Kongar, Atatürk vc Devrim Kuramları; idem, Devrim Tarihi ve lo/ılıtmbilim Açısından Atatürk; idem, İmparatorluktan Günümüze
Türkiye'nin Top-
lumsal Yapısı; idem, Toplumsal Değişme Kuramları vc Türkiye Gerçeği; Osman Okyar, "The Concept of Etatism," ss.98-111; idem, "The Role of the State iıı the Economic Life of the Nineteenth-Century Otıoman Empire," s s . 1 4 3 - 1 6 4 ; • Ersin Onulduran, Political Development and Political PaıCics iıı Turfccy; Ergun Özbuduıı, "Establislred Revolution versus Unfinished Revolııtio.ıı: Coııtrasting Pattenıs of Democratization in Mexico and lürkcy," s s . 3 8 0 - 4 0 5 ; idem, "The Nature of the Kemalist Political Regimc": ve İlkay Suııar, Stflte and Societv in the Politics of Turkeyi Development. İlkay Sunar"ın çalışması özellikle şıı . açıdan son derece ilginçtir: Modernleşme Kuramı'mn yetersizliklerini ve idc. olojik çarpıklıklarını bile bile kendini bu kuramsal çerçevenin dışına çıkaramamış ve sonuçta, eleştirmeye çalıştığı bakış açısından hiç de farklı olmayan bir 'Türkiye gelişme tarihi' yazmıştır. İlkay Sunar'm "pozitivist teorinin yeter. sizliklerinden yola çıktıktan sonra sembolik yaklaşımın geçerliliğini kabullenmek zorunda" kaldığım Düsıin ve Toplum adlı kitabının önsözünden atılıyoruz.
lerinde bir el değiştirme olayı yaşanmadan- gerçekleştirmiş olmasıdır. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye'nin kurtuluşunu sağlayan askerî bürokrasinin 'reformcü' gündemini ön plana çıkaran Modernleşme Kuramı çerçevesinde yapılan çalışmalar, 1970'li yıllarda Türk siyasal ve ekonomik tarihini inceleyen eserlerde egemen olan bir özelliktir. Bu konuda, özellikle Suna Kili'nin Atatürk Devrimi, Kemalisin ve Turkey: A Case Study of Political Development kitapları - v c Emre Kongar'm Atatürk ve Devrim Kuramları, Atatürk Üzerine, Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk, imparatorluktan Günümüze Türkiye'nin Toplumsal Yapısı ye Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı çalışmaları- kalıplarını mot â mot tutucu Amerikan siyaset bilimcilerinin bağımsızlıklarını İkinci Dünya Savaşı sonu kazanan Afrika ülkeleri için geliştirdikleri modeller örnek alınarak yazılmış ve özgünlüğü olmayan birer uyarlamadan öteye geçememektedir. Yabancıların, 'Türk Devrimi' olarak niteledikleri Atatürk dönemini inceleyen çalışmaları da Kili'ninkinden -ya da Kongar'ınkinden- içerik açısından pek farklı ve doyurucu değildir.9 Burada,Modernleşme Kuramı'mn sınırlılığı, ideolojik tercihleri, ya da yetersizlikleri üzerine bir tartışma yapmanın gereği yok. Büi tartışma özellikle 1970'li yıllarda Amerika Birleşik Devletlerindeki akademisyenler tarafından başarıyla yapıldı ve Modernleşme Kuramı, hakettiği yer olan kü'9
S. N:. Eisenstadt, " T h e Kemalist Revoluticm in Comparative Perspectivc," ss.127-142; Lloyd A. Falters, "Turkey: Natioii-State öul of Polyglot Empire," ss.71-115; Fredeıick W. Frey, The TurklsH Political E İlle; Dankvvart Â. Rustow, "Atatürkjıs State Founder," ss.517-573; idem, "Politics and Develöpracıu'Po : liey," ss.5-31; idem, "The Army and the Founding of the Turkish Republie," ss.513-552; idem, "The Development of Parties in Turkey," ss. 107-133; idem, "The Modernization of Turkey in Historical atid Comparative Perspectivc," ss 9 3 - 1 2 0 ; idem, "Turkey: The Modernity of Tradition," ss.171-198; Joseplı .S. . Szyliowicz, "Elites and Modernization i>ı turkey," ss.23-66; Frank. Tachttu, "The Political Culfure of Kemalist Tufkey." ss.57-76.
tüphaııelerin tozlu raflarına terkefdildi.-0 Burada vurgulamak istediğim hokta, Modernleşme Kuramı'mn -belki de Aydınlanma Çağı'ndan beri sosyal bilimlerde .egemen olansürekli ve kesintisiz 'ilerleme' ve 'gelişme' çizgisini hiçbir şüphe kırıntısı taşımadan tartışmasız' kabul etmesi. Bu kur ram çerçevesinde, ülkeler, yalnızca iki kutuplu bir gelenekseli ik-modernlik, ekseni üzerinde sıraya dizilmekle kalmıyor, aynı zamanda, hepsinin zaman içinde bu eksen üzerinde bir üst noktaya geleceği -dolayısıyla, her ülkenin aynı yollardan geçerek azgelişmişlikten gelişmişliğe doğru yol alacağı- gibi sotı derece tartışmaya açık bir tek-boyutlu gelişme modeli, dünya tarihini 'açıklamakta' kullanılıyor. Bu model aslında her yönüyle kuramsal tepkiler çeken ve son derece heyecanlı tartışmalara neden olan bir ideolojik konumu özetliyor. Bu modeldeki en önemli vurgu, başarılı modernleşmenin ancak ufak adımlarla ve yavaş-yavâş gerçekleşeceği inancı. En iyi olasılıkla 'kesinti,' en kötü olasılıkla da 'devrim,' bu modernleşme sürecinde yaşanılması arzulanmayan tatsız olaylardan sayılmaktadır; ve bu süreçteki başarısızlığı simgelerler. Özet olarak, başarılı modernleşme süreci devrim yalanmadan olanıdır. Başarılı modernleşme -ya da, batılılaşma- geleneksel bir toptumun yumuşak bir şekilde dönüşümünü varsaydığı için, çağdaş Türkiye'nin tarihi, bu şiddetten uzak ve kesintisiz gelişme sürecine kuramsal kaygılarla uydurulma çabası içinde, gerçeklerden
10 Kuramsal eleştirilere örnek olarak şu (alışmalara bkz., Joyce Applchy, "Modernization Tlıeory aııd the Foruıatioıı of Modem Social Theories in England and America." ss.259-285; Ivar Oxaal, Totıy Barnett, David Booth vediğerleri, l?cyond the Sociology of Development,: Economy apd Society in Latin America and A/rica; Alejandro Portes, "Modernity aııd Development: A Critique," ss.2472 7 9 ; Rohcrt I. Rhodes, "The Disguised Conservatism of livolutionary Development Tlıeory." Science and Society, 3 2 ( 1 9 6 8 ) , s s . 3 8 3 - 4 1 2 ; John G. Taylor, brom Modernization lo Modes of Production, ve Dean C. Tipps; "Modernization Tlıeory and the Comparative Study of Societies: A Critical Perspective," ss. i 9 9 - 2 2 6 .
saptırılmaktadır. Bu nedenle, basmakalıp Modernleşme Kuramı, Türkiye'yi, şiddet ve devrim yaşamadan batılılaşmasını gerçekleştirmiş örnek azgelişmiş bir kaç ülkeden biri -belki de biriciği- olarak kamuoyuna tanıtmayı tercih etmektedir. Modernleşme Kuramı'mn en büyük eksiği -ya da, hatasıevrimci olmayan değişimlere ve toplumsal hayattaki kesintilere karşı kuramsal yaklaşımdan kaynaklanan akademik körlüktür.11 Ayrıca, değişimin otomatik olarak her zaman daha fazla ya da daha yüksek düzeylerde 'modernleşme' getirmeyeceği, Modernleşme Kuramı'nîn sadık takipçileri tarafından nedense pek görülmek istenmez. Mantıksal olarak, bu tip bir 'bilimsel' çözümleme Türkiye tarihinin yorumlanmasında ister istemez süreklilik tezinin kabul edil, meşini gerektirmektedir. Bu tıp çözümlemelere en belirgin örneği, 'Princeton Projesi' olarak adlandırılan çalışmalar bütünü oluşturmaktadır. 12 Görünürde daha tarihsel bir çaba ise Bernard Levvis'in The Emergence of Modern Turkey adlı yapıtında göze çarpmaktadır. Türkiye'yi dünya kamu-
11 Modernleşme Kuramı çerçevesinde, çalışmasının tümünde 'devrimci değişim' olgusunu inceleyip de devrimden bahsetmeyen şu ilginç kitaba bkz., Chalmers Johnson, Revolutionary
Change.
12 Bu çalışmalar Princeton University Press tarafından 19601ı yıllarda bir serinin ayrı ayrı kitapları olarak yayınlanmıştır: JohlıJ. Johnson (Der.), The Role of the Mili/taryin Undenievitoped .Countries; joseph LaPalombara (Der.), Burtaıusracy and Political Development; Joseph LaPalombara ve Myroıı Weiner (Der.), Political Parties and Political Development; ve Robert E. Ward ve Dankwart A. Rustow (Der.), Political Modernization in Japan and Turkey. Princeton Projesinin, yine hemen hemen aynı yıllara tesadüf eden ve Latin Amerika ülkelerim komünizme karşı koruyarak, bu ülkelerin devrimci değil de evrimci bir şekilde gelişmelerinin garanti altına alınmasını sağlamak amacıyla önerilerin geliştirildiği ve gerekli önlemlerin alındığı 'Clamelot Projesi'ndcn ne derece bağımsız olduğu bugüne kadar su yüzüne çıkmamıştır. 'Caıııelot Projesi'nin ortaya çıkısı ve bunun Amerika Birleşik Devletleri'ııdeki bilinçli akademisyenler taralından ateşli bir eleştirisi için bkz., Irving Louis Horovvitz (Der), Hıe Rise and Fail of Project
Caıneht.
öyunda;özellikle Ermeni ithamlarına karşı hayatı ve meslek şerefi pahasına savunan Lewis, bu eserinde Birinci Dünya Savaşı öncesi ile sonrasında Türkiye'de bir kesinti değil, tam tersine bir süreklilik olduğu sayını vurgulamaktadır. Bu konum, kuramsal bir iç tutarlılığın sonucudur. Modernleşme Kuramı'mn bazı çeşitleri -özellikle de Türk akademisyenler tarafından geliştirilenleri- tüm, mo•• dernleşme çabalarından yalnızca Atatürk ve yakın çevresinin sorumlu olduğunu iddia etme eğilimi içindedir. Atatürk'ün siyasal öngörüşü ve kişisel iradesi tarihsel çözümlemede ön plana çıkarılarak, bü, neredeyse kişiye tapınma derecesine vardırılmaktadır. Karizmatik bir önder olarak tanıtılan Atatürk-, bir 'kült sembolü' mertebesine yükseltilmektedir, Böyle bir kahramana 'tapınma' psikolojisi, sonuçta, Türkiye'nin bugünkü varlığının tümüyle Ata'ya bağlı olduğu savım ister istemez gündeme getirmektedir.13 Akademik çalışmalarda görülmesi ender olan bu tip aşırılıklar, ya açıkça ideolojik bir amaçla yazılmış olan 'Türk Devrim Tarihi' kitaplarında, ya da bu dönemi Modernleşme Kuramı çerçevesinde inceleyen yarı-bilimsel çözümlemelerde görülmektedir.14 Tarihin akışım değiştiren bir kahramanı ön plana çıkarım Bu tip çalışmalara örnek olarak öncelikle Suna Kili ve. Hıııre Kongar'ın kitapla,
n sayılabilir (Suna Kili, Atatürk Devrimi ve Kemalism; ve Emre Koııgar, Atatürk ve Devrim Kuramları, Atatürk Üzerine ve Devrim Tarihi ye Toplumbilim Aç ısından Atatürk). Metin Heper, Dankwart A. Rustow vc Walter E Weiker da bu kapsamda çalışmalar yapmışlardır (Metin Heper, "Transfonnatiorı of Charisma iiıto a Political Paradigm: Atatürkişm in Turkey," ss.65-82; Daııkvvart A. Rustovv, "Atatürk as State Founder," ss.517-573; ve Wa]ter E Weiker, The Mo dernızatıon of Turkey: l-rom Atatürk to (İte Preseni P a y ) .
14 "Devrim Tarihi'—ya da 1980'ılen sonra
ismi daha yaygın
olarak,'tıikılâp Tari-
lıi'—ders kitapları başlı başına inceleme konusu olabilecek zenginlikte ideolo: jik malzeme ile doludur. Şu anda üniversitelerde okutulmakta olan bü kitaplaıdan en göze çarpanları—-yazarlarının soyadı sırasına göre—şunlardır: Bcdia Akarsu, Atatürk Devrimi ve Temellerim İlhan Akın, Tûrfe Devrim Târihi; Yılmaz Altuğ, Türk inkılâp. Tarihi, 1 9 1 9 - 1 9 3 8 : Toktamış Ateş, Türk Devrim
. 16
•
Tarihi;
•'
ma çabaları, kaçınılmaz olarak araştırmacıları kopukluk tezine yakınlaştırmaktadır. Bu araştırmacılara göre, modern Türk tarihi 1923 yılında başladığı için, 1908 Devrimi Türkiye'nin modernleşmesi ve batılılaşması yolunda atılmış ufak bir adımdan öte bir anlam taşımamaktadır. Herşey, Atatürk'ün 1923'te Cumhuriyet'i ilân etmesiyle başlamıştır. Atatürk'ün kişisel çabalarıyla kurulan yeni devletin 'Osmanlı Mirası'm reddettiği ve dolayısıyla geçmişle aramızda kesin hatlarla çizilmiş bir kopukluk olduğu iddia edilmektedir. Böylece, Modernleşme Kuramı'nın Kemalist ideolojiyle bütünleşmiş" çeşidi toplumsal sistemde Birinci Dünya Savaşı sonucu tam bir çöküntünün olduğunu kanıtlama çabası içine girmektedir. Burada, savaşın 1918'de İttihadcı hükümet tarafından kaybedilmiş ve ülkenin itilâf Kuvvetleri tarafından işgal edilmiş olması, Türkiye'nin bağımsızlığının Haıııza Eroğlıı, Türk inkılâp Tarihi; Âyferi Göze, Türk Kurtuluş Savaşı ve Devrimi Tarihi; Enver Ziya Kara), Türkiye Cumhuriyeti
Tarihi, 1918-1953;
Sum Kili,
Türk Devrim Tarihi; Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devrimi'n'm Temelleri ye Gelişimi; Refik Turan, Mustafa Safran, Muhammed Şahin ve E. Semih Yalçın,y\tatlİr/î tikeleri
ve inkılâp
Tarihi; ve Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 2
Cilt. 'Türk Devrim Tarihi' kitaplarının bizzat Yükseköğretim Kurulu'nun ısmarlamaşıyla yazılıp YÖK'çe basılan çeşitleri de piyasada bulunmaktadır: Yalıya Akyûz, .Utkan Kocatürk, Gûlnihâl Bozkutt, İhsan Güneş, Ergün Aybars, Naıi)i Çağan, Mustafa Ergun ve Cahit Bilim, Atatürk
İlkeleri
VI; T ürk İnkılabının Hazırlık
Savaşı;
D önemi ve Türk tstiklâl
ve inkılâp
lari/ıi,
Ömer Kûrkçüoğ-
lu',Nami Cağaıı, Gûlnihâl Bozkuıt, Mustafa Ergun, İhsan Güneş, Nevin Genç • ve Ersoy Taşdeınirci, Atatürk
İlkeleri
ve İnkılâp
Tarihi, 1/2: Atatürk
İnkılâpları;
ve Ahmet Mumcu, Ergun Ûzbudun, Turhan Feyzioğlu, Yüksel Ülken vc 1. Agâh Çubukçu, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp
Tarihi: Atatürkçülük.
Bu kitap listesi-
ne bir de adı doğrudan 'Türk Devrim [İnkılâp] Tarihi' olmayıp da'.içerik açısından diğerlerinden farkı olmayan şu kitaplar eklenebilir: Ergün Aybars, Atatürk, Çağdaşlaşma şat Kaynar
ve Laik Demokrasi;
Anıl Çeçen, Atatürk
ve Necdet Sakaoğlu, Ulusal Egemenliğin
ve Cumhuriyet;
75. Yılında Atatürk
Re-
Düşün-
cesi ve Gençlerin Soruları; Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi; Ergun Özbudun, Türk Anayasa
Hukuku;
ve Taner Timur, Türk Devrimi
ve
Sonrası; Ahmet Taner Kıslalı'nm şu anda sekizinci basımını yapmış olan Atatürk'e Saldırmanın
Dayanılmaz
Hafifliği
gibi bu bol ve kolay kazançlı pazarda
kendine yer edinmeye çalışan daha birçok kitabın olduğunu ayrıca belirtmeye tabii gerek yok.
tümüyle ortadan kaldırıldığı şeklinde yorumlanmaktadır. Böylece, olay bütünüyle saptırılarak, Modernleşme Kuramı'nda çok tutulan bir konu olan 'devlet yaratma' bahsine geçilmektedir. Modernleşme Kuramı'mn eski sömürgeler için geliştirmiş olduğu 'devlet yaratma' modeli tüm hamlığıyla Türkiye'nin durumuna uydurulmaya çalışılmaktadır. İster Stanford J. Shaw gibi eski monarşist günleri özlemle anan bir aşırı tutucu, ister Suna Kili gibi ateşli bir Kemalist, - isterse de Emre Kongar gibi kendi tanımıyla bir 'ilerici' olsun, olaya Modernleşme Kuramı çerçevesinde bakan tüm kopukluk tezi taraftarlarının buluştuğu ortak nokta, 1923'te uzun yüzyıllardır süregiden bir devlet yapısının ta-, mamiyle çöktüğü, bağımsızlığın kaybedildiği ve ancak yüce bir dehanın önderliğinde 'milletin makûs .talihi'nin tersine çevrilebildiğidir. Eski Yunan efsaneleri de yardıma çağrılarak, neredeyse şiirsel bir ifadeyle, son nefesini vermekte ya da ölmüş olan bir imparatorluğun külleri arasından yepyeni bir devletin çıktığı savunulmaktadır. Bu anlatımın aşırı milliyetçi olan çeşidinde ise, Türkiye, Batı'dan bağımsızlığını kazanan ilk azgelişmiş , ülke olarak diğer azgelişmiş ülkelere örnek teşkil eden bir devlet konumuna yükseltilmekte ve bu, azgelişmiş ülkelerde çok sık rastlanan bastırılmış aşağılık duygusunun dışavurumuyla, bir övünç vesilesi sayılmaktadır. Normal olarak eski sömürgelerdeki durumu 'açıklamak' için geliştirilen 'siyasal gelişme aşamaları' kategorileri, örneğin Suna Kili tarafından, modern Türkiye'nin Atatürk önderliğindeki seçkinler grubu tarafından kurulması yorumunda hiç bir akademik kaygı duyulmadan aynen kullanılmıştır.15 Kongar da Atatürk ve Türk Devrimi kitabıyla Türkiye'de değişme konusuna değindiği diğer kitaplarında, hep Modernleşme Kuramı'mn
15 S u m Kili, Kemalism.
vazgeçilmez unsuru olan seçkinci bakış açısıyla, Türk toplumunda 1923 yılıyla birlikte başladığı iddia edilen dönüşümün hikâyesini anlatmaktadır. Konuların çarpıtılarak sunulması sonucu yapılan bu yorumlayıcı tarih çözümlemesi, geleneksel toplumdan modern topluma kökten bir müdahaleyle-doğal olarak, seçkinci ve 'tepeden inme' yöntemlerle- geçildiği varsayımı üzerine kurgulanmaktadır. Modernleşme Kuramı'rim kopukluk tezi taraftarları, siyasal ve toplumsal yapıda 1 9 0 8 ile 1918 yıllan arasındaki Türkiye'yle 1923 sonrası Türkiye arasında ciddî bir karşılaştırma yaptıklarında arada kökten farklılıklar göremeyeceklerini bildikleri ya da sezdikleri için, tüm çabalarını 'Kemalist Devrimler' üzerinde yoğunlaştırırlar. Kopukluk tezi taraftarları, 1920'li ve 1930'lu yıllarda siyasal ve toplumsal yapıyı etkilemede hiç de önemi olmayan hafta tatilinin Cuma gününden Pazar gününe alınmasını, metrik ölçüm sisteminin kabulünü, Arâp alfabesi yerine Latin alfabesi kullanılmasını ve buna benzer düzenlemeler ve kararları birer büyük devrim olarak saymak zorunda kalırlar. Bugün, ideolojik bir tutum dışında, bu gibi düzenlemelerin olsa olsa ancak birer reform okluklarını söylemenin dışında, bunların, toplumu temelinden değiştiren birer devrim olduğunu iddia etmek mümkün değildir. İ923 sonrasının 'devrimci' karakterini göstermek amacıyla bu kanıtları kullanmak, 'Yeni Türkiye'nin 1923-öncesi Türkiye ile farklılığım göstermek için çekilen sıkıntının boyutlarını gösterme dışında bir anlam taşımaz. Bütün bu boş çaba içerisinde, son derece il-, ginç bir biçimde üzerinde hiç kafa yorulmayan sorun, ekonomik gelişmenin ne şekilde gerçekleştiğidir. Modernleşme kuramcılarının aksine, ekonomik sorunlar, Bağımlılık kuramcılarının Türkiye'nin gelişimini anlattıkları zamian ilgilendikleri önemli konulardan biridir. Hatta, de-
nebilir ki, Bağımlılık kuramcılarının dikkatlerini odaklaştırdıkları tek nokta, Türkiye'nin ekonomik gelişmesi-ya da azgelişmişliği- ve bu azgelişmişliğin nedenleridir. Bağımlılık kuramcıları arasında da tıpkı Modernleşme kuramcıları arasında olduğu gibi hem süreklilik, hem de kopukluk tezini savunanlar vardır. Hemen söylenmesi gereken, süreklilik/kopukluk konusundaki tartışmanın, yine 1908 Devrimi ile değil de 1923 yılında kurulan cumhuriyetçi rejimle birlikte bir kopukluğun yaşanıp yaşanmadığı üzerinde döndüğüdür. Fakat, ekonomik politikaların ve yapının birincil derecede önem kazandığı Bağımlılık Kuramı çerçevesinde düşünülecek olursa, 1923 yılının seçilmiş olması tamamen gelişigüzel bir tercihtir ve hiçbir kuramsal temele dayanmamaktadır. . Aynı Modernleşme Kuramı'nda olduğu gibi, Bağımlılık Kuramı'nda da sürekliliği savunanlarla kopukluk üzerinde ısrar edenler arasındaki bölünme araştırıcıların milliyetçilik ve Kemalist ideolojiye bağlılık derecesine göre belirlenmektedir. Bu kuram çerçevesinde çalışan araştırmacılar, Kemalist ideolojiden uzaklaştıkları ölçüde tartışmanın süreklilik tarafında kalmaktadır.16 Dahası, süreklilik tezi. Bağımlılık Küramı'nın temel yaklaşımı açısından da claha tutarlıdır; dolayısıyla, Türkiye'nin ekonomik -ve siyasal- gelişiminde sürekliliği savunanların kopukluk tezini savunmaya çalışanlardan daha tutarh olduğunu söylemek mümkündür. . ".. Bağımlılık Küramı'nın 'milliyetçi' kanadını oluşturan ve dolayısıyla Kemalist ideolojinin bakış açısından yazılan Türkiye tarihim sorgulamaksızm kabul edenler, kopukluk tezini savunmaktadır. Özetle söylemek, gerekirse, kopukluk
16 Bu konuda en iyi örnek için bkz., Çağlar Keyder, State and Class in Turkey: A. Study iıı CapitaliU
Development
[Tiirkçesi, Türkiye'de
Devlet vc
Sınıflar].
tezini savunanlar, Ondokuzuricu Yüzyıl sonunda Türkiye'nin koloni statüsüne düşmüş bağımlı bir devlet haline geldiğini iddia etmektedirler. Bu tezi savunanlara göre, ekonominin gidişatı ile ilgili temel kararların ülke dışında alındığı ve bu karara ülkedeki siyasal yapıyı oluşturan grupların - n e kadar buna karşı koymaya çalışsalar da—İtiraz edemedikleri söylenegelir. Dahası, bu durumun Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam ettiği ve bu durumdan ancak 1923 yılında Cumhuriyet'in kurulmasıyla kurtulunduğu anlatılır.17 Bu 'açıklama'nın aşırı milliyetçi anlatımlarında, 1918 ile 1922 arasındaki direniş hareketinin emperyalist güçlere karşı verilmiş bir bağımsızlık savaşı olduğu iddia edilerek, itilâf Kuvvetleri'nden aldıkları destekle Türkiye'yi işgal eden Yunan güçlerinin ülkeden atılması ve ardından Cumhuriyet'in kurulması kopukluk tezini destekleyen olaylar olarak anlatılır, inançlı bir anlatımla, Türkiye'nin ekonomik politikasını kendi istediği gibi düzenlemesinin ancak emperyalist düşmanın Atatürk tarafından denize döküldükten sonra gerçekleşebildiği savunulur. Böylece, Bağımlılık Kuramı'nın kopukluk tezi kanadında yer alanlar, Birinci Dünya Savaşı öncesi ile sonrası arasında Türkiye'nin, ekonomik politika tercihlerinde çok önemli farklılıklar gözlediklerini -ortaya kanıt koymaya gereksinim duymadahiddia ederler: Bu yaklaşımın, örneğin İsmail Cem [İpekçi] ve Doğan Avcıoğlu gibi aşırı milliyetçi temsilcileri, Ata17 Perry Anderson, " T h e End o f tlıe Ancietı Reginıe iıı Comparative Perspective"; Dogu Ei'gil, Milli Mücadelenin Sosyal Tarihi; Stephanos Gerasimos, lişmişlik Sürecinde Developpement: veloppement;
3 Cilt; Ahmet İnsel, ta
Türkiye,
Elementi
d'Analyse
sur le Role de l'Etdt dans le Processus
Hakkı Keskin, Die Tfirkei:
taat: Werdegang
zum Problem
Sosyolojisi: Gelişmesi
ve Kurt Steinhaus, Soziologie
der Entfaltung
sozloöfconomisch sdıwat;/ı entwickelten
der bûrgerlichen
Laendern
[Törkçesj,
der
Tür-
Geselhckaft
tıı
Atatürk'Devrimi
Yünden Az Gelişmiş Ülkelerde, Burjuva
Sosyo-Ekonömik Sorunu Üzerine
bir
de De-
Vom Osmanisclıen Reich zum Natioııals-
einer Unterentviicklung;
kisdien Revolution:
Azge-
Tun/uie Entre l'Onlre el le
Araştirma],
Toplumunun
türk'ün, askerî ve siyasal dehasıyla, Türkiye'yi yok olmaktan tek başma kurtaran yeri doldurulmaz bir önder olduğunu tekrarlarlar.18 Bu yaklaşımla yapılan çözümleme; bizi çok garip bir şekilde 'Tepeden Devrim' kuramına bağlamaktadır. 'Tepeden Devrim' kuramım kullanarak Türkiye'nin geçirdiği değişimi irdeleyenler arasında Ellen Kay Trimberger ve Sungur Savran'ı sayabiliriz.19 Bu eğilimdeki araştırmacılar tarafından,. 1923 yılında kurulan devletin, Atatürk tarafından gerçekleştirilen bir tepeden devrim sonucu ortaya çıktığı savunulur. Yine buradaki çözümlemede de, kapitalist sınıfın çıkarlarını koruyup geliştirmeyi amaçlayan yepyeni bir devletin -yani, kapitalist devletin- 1908'de değil de, 1923't.e Türkiye'ye yerleştirildiği anlatılır. Tartışmanın bu kısmında, Türkiye'de, tarihin bu önemli dönemecinde, bir burjuva sınıfının olup olmadığı gündeme gelir. 1908 Devrimi için 'tartışılagelen' konu burada da söz konusudur: "Acaba Devrim isteyen bir burjuva sınıfı var mıydı?" ya da, "Buıjuvazi vardı da, acaba bu sınıf isminden söz edilemeyecek kadar güçsüz müydü?" ve tabii, en önemli soru: "Acaba bu devrimler -ama, özellikle de 1923'teki- o zamana kadar Türkiye'de varolmayan bir burjuvazi yaratmayı mı amaçlamaktaydı?" Görünen odur ki, 'Tepeden Devrim' tezini savunanlar, bürokratik devlet aygıtının lıem kapitalist gelişme için gerekli koşullan, hem de bu gelişmeden faydalanacak bir burjuva sınıfını yoktan yarattığını iddi;i etmek zorunda kalmışlardır.
18 İsmail Cem [İpekçi], Türkiye'de lü,Türkiye'nin
Düzeni:
Geri Kalmışlığın
Tarihi; ve Doğan Avcıoğ-
Dün-Bugün-Yarm.
19 Ellen Kay Trimberger, "A Theory of flite Revolutıons," s s . 1 9 1 - 2 0 7 ; idem. Revolulion from Above: Militaıy Bureaucrats and Development
in Japan,
Turkey,
Egypt, anct Peru; ve Sungur Savran, "Osmanlı'dan Cumhuriyete: Türkiye'de Burjuva Devrimi Sorunu," ss. 172-214.
Kabul etmîk gerekir ki, 'Tepeden Devrim' tezinin bir çok kuramsal sorunu vardır.'İlk önce, eğer bu tez hakkıyla kullanılacaksa, 'Tepeden Devrim'in hangi koşullarda gerçekleştiğini bilmemiz gerekiyor: Öncelikli olarak Almanya'nın dönüşümünü açıklamak için geliştirilen bu teze göre, 'Tepeden Devrim,' burjuva sınıfının varolduğu ama yönetimi doğrudan ele alacak güçte olamadığı için siyasal liderliği az veya çok özerk olan bir devlet aygıtına terk ettiği durumun adıdır. Siyasal açıdan güçsüz olan bu sınıf, doğrudan yönetimden vazgeçerken^ kapitalist üretim ilişkilerinin uzun vadeli çıkarları için geçici bir süre bu duruma katlanmaktadır. Türkiye'nin durumunu tartışırken, hem burjuva sınıfının olmadığını iddia etmek, hem de 'Tepeden Devrim' modelini savurımak bir kavram kargaşasından başka birşey değildir ve hem kuramsal tutarlılıktan, hem de tarihsel gerçeklikten uzaktır. Üstelik, böylesi tutarsız bir tartışma, 'Tepeden Devrim' tezinin, geliştirildiği Almanya örneğini bile açıklamaktan uzak olduğunun David Blackbourn ve Geoff Eley tarafından inandırıcı bir şekilde çürütüldüğü bir ortamda yapılmaktadır.20 Bağımlılık Kuramı'nıh hiç olmazsa kendi içinde daha tutarlı bir anlatımı, Türkiye tarihinde süreklilik tezini savunanlar tarafından yapılmaktadır. Bu çözümlemelerde yine de 1908 Devrimi yerine 1923'te Cumhuriyet'in İlânı siyasal yapıdaki dönüşüm açısından öncelikli olarak yer almaktadır. Bu araştırıcılar da, Kemalist ideolojinin ısrarla üzerinde durduğu gibi, monarşisi rejimin Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam ettiğini ve çağdaş anlamda modern -ya da, kapitalist- bir devletin ancak 1923'te ortaya çıktığını savün-
2 0 David Blackbourn ve Cîeoff Eley, The Peculiarities of Gcrman History: Boıırgeois Society and Politics in Nineteenih-Century
Germany. Bu kitabın Türkiye'deki ta-
nıtımı için bkz.. Zafer Yenal ve Deniz Yenal, "Alman Tarihinin'Özgünlükleri Üzerine," ss.103-115.
maktadırlar. Bu tezin en önde gelen temsilcileri olarak Çağlar Keyder, Perry Ânderson ye diğerleri sayılabilir. Bu akademisyenler siyasal düzlemde bir nebze kopukluk olduğunu kabul etseler de, çözümlemeleri tamamiyle ekonomik temellere dayandığı için, ekonomi konusunda sürekliliğin gözlemlendiğini iddia etmektedirler*21 Çağlar Keyder, özellikle The Definition of a Peripheral Economy: Turjıey, 19231929 adlı kitabında savaş öncesi Türkiye ile erken Cumhuriyet döneminde ekonomik politikalara bakıldığında, temelde farklılık olmadığım söylemektedir Bu konum, aslında Gündüz Ökçün'ün çalışmalarında da ortaya çıkan önemli bir saptamadır.22 Keyder'e göre, hem Osmanlı İmparatorluğu, hem de genç Türkiye Cumhuriyeti kapitalist dünyaekonomışi karşısında güçsüzdür ve ekonomik açıdan baskın olan, Batı güçleri karşısında hiçbir özerklikleri yoktur. Bu durumda, Türkiye'nin baskm dünya sisteminden bağımsız bir ekonomik politika uygulayabilmesi söz konusu değildir. Keyder'e göre, Türkiye'yi ekonomik bağımlılıktan kurtaran olay, 1929 yılında dünya ölçeğinde başlayan ve adına 'Büyük Çöküntü' denilen ekonomik bunalımdır. İddiaya göre, çevrede yer alan diğer üçüncü dünya ülkeleri gibi Türkiye de, ancak 1929'dan sonra, ithal-ikâmeci sanayileşmeyi ön plana çıkaran özerk bir ekonomik gelişme modelini yürürlüğe koyabilmiştir. Böylece, Türkiye'de - v e diğer azgelişmiş ülkelerde- gözlemlenen değişimin tamamen dış koşullara bağlı olduğu iddia edilmektedir.23 Bağımlılık Küramı'nın Türkiye'nin durumunu açıklama-
21 Perry Ânderson, "The End of the Anden Rt'giıne in Comparative Perspcctive"; ve Cağlar Keyder, The Definition of a Peripheral Economy:
Turkey, 192.3-1.92.9
ITürkçesi, Dönya Ekonomisi İçinde Türkiye, .1923-19?9]. 22•' Gündüz Ökçiin, 1920-1930 Yılları Arasında Yabancı
Zİ Cağlar Keyder, The Dc/initiori of a Peripheral 24
Kurulan Türk Anonim
Şirketlerinde
Sermaye. Economy:
Turkey, 1923-3929. •'
ya çalışan bu çeşidinde, itiraf edildiği gibi, toplumsal ve ekonomik yapıda Ondokuzuncu Yüzyıl boyunca sürekli, ama yavaşça gerçekleşen bir modernleşme ya da rasyonelleşme olduğu kabul edilmektedir. Fakat, gözlemlenen odur ki, Avrupalı alacaklıların baskısıyla 1881 yılında kurulan Duyun-u Umumiye İdaresi örneğinde tüm çıplaklığıyla görüldüğü gibi, Türkiye emperyalist kontrolden kurtulamamıştır. Böylece, yalnızca ekonomik duruma bakıldığında bile, 1880'ler ile 1920'ler arasında temelde pek fazla bir değişikliğin olmadığı iddia edilmektedir.24 Kesinti, ya da geçmişle kopukluk, Çağlar Keyder'e göre Büyük Çöküntü ile olmuştur. Çözümlemesine göre, Türk ekonomisinde ve ardından, siyasal yapısında görülen kökten değişiklik 1923'de değil de 1930'da gerçekleşmiştir. Ekonomik yorumuna koşut olarak, siyasal alanda da vurgu 1923 yılı üzerinde değildir: 1923'te görüntüde gerçekleşen değişiklik, özde, kuralları değiştirmemiştir. Keyder, Ondokuzuncu Yüzyıl'dan 1930 yılına kadar, siyasette sürekliliğin olduğunu vurgulamaktadır. Bu uzun dönemi bürokrasinin Türkiye'yi modernleştirmeye çalıştığı ve kapitalizmi geliştirmeye çalıştığı dönem olarak betimler.25 Hem Modernleşme, hem de Bağımlılık kuramlarının çıkmazı 'sürekli evrim' olarak tanımlanabilecek bir kesintisiz gelişme çizgisinin varlığı üzerinde ısrarla durmalarıdır. Bu, Modernleşme Kuramı'nda geleneksiellikten modernleşmeye doğru tek yol üzerinde yavaş, ama emin adımlarla ilerleme 2 4 Korkut Boratav, 100 Soruda Türkiye İktisat Tarihi, 1908-1985; 100 Soruda Osman/ı-Türkiye iktisadî Tarihi, 1500-1914; pire and European Capitalism,
1820-1913:
Şevket Pamuk,
idem, The Ottoman Bm-
Trade, lnvestment
and Produc.tion
[Türkçesi, Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, }820-1913);
ve Cağlar
Keyder, The Definition af a Pertpheral Econömy: Turkey, 1923-1929
(Türkçesi,
Dünya Ekonomisi kinde Türkiye,
1923-1929].
•25 Çağlar Keyder, State and Class in Turkey: A Study in Capitalist
Development.
şeklinde kendini gösterir. 'Siyasal Modernleşme' edebiyatının klasikleşmiş ders kitaplarında ifadesini bulan bu anlatıma göre, ülkeler, siyasal gelişme evrelerinden geçerek, düzenli bir şekilde modernleşme yolunda, tercihan, Amerika'nın ayak izlerini takip ederler.26 Çerçevesini Immanuel Wallerstein'in çizdiği Bağımlılık Kuramı'nda ise, bu tek boyutlu model kendini bir gereklilik şeklinde gösterir. Dünya ekonomisinin yapısı öyle şekillenmiştir ki, merkezdeki kapitalist ülkeler, çevredeki kapitalist gelişimi belirlerler. Bu gelişmenin Onaltmcı Yüzyıl'da başladığı iddia edilen kritik döneminde, bazı ülkeler kapitalist gelişmede öne geçmişler ve uluslararası iş bölümünde çevreleştirdikleri ülkeleri sömürdükleri bir dünya ekonomisinin temellerini atmıştır. Bu kurama göre, Yirminci Yüzyıl'da gördüğümüz azgelişmiş, ya da azgehştirilmiş, üçüncü dünya ülkeleri böylece meydana çıkmıştır. Bu senaryoda, Türkiye kendini çevre ülkeleri arasında bulmuş ve önceden yazılmış olan rolüne uygun bir şekilde tarih sahnesindeki yerini almıştır. Merkezdeki ülkelerin baskısıyla, kendine özerk bir bağımsız gelişme yolu çizememiş ve dünya kapitalist sisteminin önüne geçilemez çarkları altında ezilmiştir,27 Bağımlılık Kuramı'mn Türk tarihçiliğindeki başarılı '26 David E. Apter, Politics ojModernization; test and Clıange;
L ü d a n W Pye, Aspects
Weiner|(Der,), Modernization:
S. N. Eisenstadt, Modernization: of Political
The Dynamics
of
Development;
Pri>-
vc Myron
Groıvth.
27 Doğu Ergil, f rom Empire to Dependence: T h e Evolution of Tuı'kish Undc):•':'
development; Doğu Ergil ve R o b e n l. Rhodes, "Westenı Capitalism ancl the . DisirUegration of the Ottoman Empire; The lmpact of the World Capitalist System on Ottoman Society," s s . 4 1 - 6 0 ; Huri îslamoglu ve Cağlar Keyder, "Ageııda for Ottoman History," ss.31-55; Hakkı Keskin, Die Tûrkei: maniseheti
Reich zum Nationalstaat:
Keyder, Empeıyalizm,
Azgelişmişlik
Werdegang ve Türkiye;
tiner Unterentv/icklung;
Vom OsÇağlar
Iııımanuel Wallcrstein, "The
Ottoman Empire and the Capitalist World-Economy: Some Qııestions for Research," ss.389-398; ve Immanuel Wailerstein, Hale Decleli ve Reşat Kasaba, "Osmanlı Imparatorluğu'nun Dünya Ekonomisi ile Bütünleşme S û r c a , " ss.41-54':
örnekleri Berch Berberoglu, Stephanos Gerasimos, İsmail Cem [İpekçi], Doğan Avcıoğlu, Tevfik Çavdar, Özgür Özlem ve Şievket Pamuk'un çalışmalarında görülebilir.28 Her iki kuramsal yaklaşım da Türkiye'de varolan ekonomik ve siyasal sisteme içten gelen direnişi tamamiyle yadsımaktadır. Bunun nedenini, Türkiye'yi açıklamakta kullanılan her iki kuramın da içteki çatışmaya kuramsal düzlemde yer vermemiş olmasında arayabiliriz. Modernleşme Kuramı zaten başından beri işlevselcilik ya da yapısal-işlevselcilikten gelen bir şekillenmeyle çatışmayla ilgilenmez. Bu kuramsal yaklaşım, daha baştan, çatışmanın, bir toplumun açıklanmasında yeri olmadığını savunur. 'Genel muvafakat,', ya da uyuşma, kavramı üzerine kurulu bir kuramda, gerçek tarihteki çatışmaların gözardı edilmesi iç tutarlılık açısından gereklidir. Bu durumda, Modernleşme Kuramı'ndan, Türkiye'nin Ondokuzuncu Yüzyıl sonu ve Yirminci Yüzyıl başı siyasal ve ekonomik tarihini incelerken, çatışma boyutunu ön plana çıkarmasını beklemek şöyle dursun, bundan bahis bile edebileceğini beklemek saflık olurdu. Bu kuram, çerçevesinde, Türk toplumunda, 1908 Devrimi gibi çatışmanın son derece ciddî boyutlara vardığı bir dönemin anlatılmasından özellikle kaçınılması - h e r ne kadar tarihsel gerçekliğe uygun düşmese de^- normal görülmelidir. Modernleşme Kuramı'nda özellikle çözümleme dışı bırakılan
2 8 Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzaıi:
Dün-Bıiğün-Yarıh;
Berch Berberoglu, "Sta-
te Capitalism and National İndustrialization in Turkey," ss.97-121; i dem, Tıırkey in Crisis: from State Capitalism
to Neo-Colonialism;
idem, "Turkey: The Cri-
sis of the Neo-Çolonial System"; Tevfik Çavdar, Osmanlıların
Yarı-Sömürge
Olusu; Stephanos Gerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye; İsmail C e m [İpekçi], Türkiye'de ye'de Kapitalizmin
Geri Kalmışlığın Tarihi; Özgür Özlem, 100 Soruda Gelişmesi;
Şevket Pamuk, 100 Soruda
sadî Tarihi; idem, The Otfomaıı Empire and European Trade, lnvestment talizmi,
Osmanlı-Türkiye
Capitalism,
and Production (Türkçesi, Osmanlı Ekonomisi
1820-1913;
ğımlılık ve Siiyûme,
ve aynı kitabın ikinci baskısı: Osmanlı 1820-1913}.
Türkiikti-
.1820-1913:
ve Dtîtıya Kapi-
Ekonomisinde
Ba-
bir başka konunun da 'sınıf çatışması' olduğunu bilirsek, bu kuramın gereklerine harfiyen bağlı 'tarihsel' çözümlemelerde, Türk tarihindeki sınıf çatışmalarından bahsedilmesini beklemek haksızlık olur. Bağımlılık Kuramı'nda bu eksikliğin giderilebildiği düşünülür; özellikle de, bu kurartun çok yoğun bir şekilde Marxist kuramdan etkilendiğini hatırlarsak. Fakat, Bağı mhlık Kuramı tüm dikkatini merkezdeki ülkelerle dünya ekonomisinin çevresinde yer alan ülkeler arasındaki çatışmaya odaklamıştır. Bunu yaparken de, çevre ülkeler içindeki çatışmaları tamamen gözardı etmiştir. Son derece basite indirgenen bir çözümlemeyle, tüm dikkatler çevre ülkelerinin emperyalist ülkelerin nüfuzuna karşı koyma çabaları üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu kavgada, azgelişmiş çevre ülkelerinin aynı zamanda, ülke içinde ^tarihsel gerçeklik açısından her ne kadar pek bir anlam ifade etmese de- 'comprador bourgeoisie' olarak tanımlanan bir sınıfa karşı da savaş vermeleri gereği üzerinde durulmaktadır. Fakat, kuramsal çözümlemede toplumsal oluşumun ayrılmaz bir parçası olması gereken 'comprador bourgeoisie', nedense bir toplumsal smıf olarak, açıklamanın bir parçasını oluşturmamakta ve sanki kökleri tamamiyle dışarıda olan bir grupmuş gibi değerlendirilmektedir. Kısacası, bu grubun, 'emperyalistlerin uşağı' olarak tanımlanması dışında, ülke içindeki sınıf çatışmasında üzerlerine yüklenen bir işlev yoktur. Ülke içindeki sınıf çatışmasına değinilmemesi, azgelişmiş ülkelerin tarihsel gerçekliklerini irdelerken, doğal olarak eksik ve hatalı anlatımlara yol açmaktadır.29 Modernleşme Kurany'nnı olduğu gibi, Bağımlılık Kura2 9 Bağımlılık Kuramı'ndaki 'comprador
bourgeoisie'
kavramının eleştirisi için
bkz., Fernando Henrfcpıe Cardoso ve Enzo Faletto, Dependency and
Develop-
ment iti Latin America; ve Çelso Furtado, "The Concept of Extcrn ; al Dependeııce.in the Study of Utıclerdevelopment," ss.118-123.
mı'mn da kapsamlı eleştirileri yapılmıştır.30 Bu yüzden, burada, tıpkı Modernleşme Kuramından bahsederken yapıldığı gibi, bu kuram değerlendirilirken de ayrıntılı bir eleştiri yapmaya gerek yok. Bu kuramın ideolojik açıdan ne kadar milliyetçi bir konumu sergilediğini, Bili Warren, Imperialısm: Pioneer of Capitalism adlı çalışmasında kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösterdi. 31 Tamamiyle dış baskıya odaklanan ve diğer tüm baskıları gözardı eden bir çözümleme, çevredeki toplumsal oluşum içinde meydana gelen herşeyi dışarının baskısına bağlayarak bir bakıma hoşgörür. Bir başka düzlemde, Robert Brenner'in New Left Revievv dergisinde eleştirdiği gibi, Bağımlılık Kuramı 'Neo-Smithian' olarak adlandırılabilecek bir 'Marxism' örneği oluşturur. Burada, sınıf savaşı ya da sınıf çatışması, yerini, tamamiyle sınıf çözümlemesini yadsıyan bir mekanik ekonomik rasyonelliğe terkeder.32 Türk tarihinin çözümlemesine şimdiye kadar ' yansıdığı kadarıyla, Bağımlılık Kuramı, ekonomik ve siyasal düzlemde, değişik sınıflar, ya da bir sınıfla devlet arasındaki çatışmayı bütünüyle yadsımıştır.33 30 Bu konuda örnek olarak şu çalışmalara bakılabilir: Frank Bonilla ve Robert. Girlitıg (Der.), StructUres of Dcpencîeııcy; Robert Brenner, "The Origins of Ca-' pitalist Development: A Gritlqüe of Neo-Smithian Maraisın," ss.2.5-92; idem, "Workl System Theory and the TranSition to Capitalism: Historiçal and Theoretical l'erspectives"; Anthony Brcwer, Mancist. Theories
of lmperialism:
A Cri-
tical Survey; Fernando Henriq,ue Cardosp, "lmperialism and Depeııdency in Latin America," ss.7-16; idem. "The Consumption of Depeııdency Theory in the United States," ss.7-24; Martin Carnoy, The State and Political Theory, Riçhard R. Fagen, "Studying Latin American Pölitics: Some İmplicatioııs of a Dependencia
Approach," ss,3-26; Tulio Halperm-Dönghi, "'Dependency Theory"
and Latin American HistOripgraphy," ss.113-130; Malori J . Poıtıpermayer. ve Williaııı C. Smith, "The State in Dependent Societics: Preliminary Notes," ss,102-128; ve Theda Skocpol, "Wallersteinfe World Capitalist System: A Tlıeoretiçal and Historiçal, Critiquc," ss.1075-1090. 31 Bili Warren, fmpcriaîtsm; Pioneer o/Capitailşm. 32 Robert Brcnner, "The Origins of Capitalist Development: A Critique ol NeoSmithian Mandsm," ss.25-92, 33 Örneğin bkz., Haldun Gülalp, Gelişme Stratejileri
ve Gelişme
ideolojileri
1908 Devrimi konuşurla dönersek, hem Modernleşme, hem de Bağımlılık Kuramı temsilcilerinin olayı devrim olarak nitelemek istemediklerini görmekteyiz. Belki küçük, ama bağlı oldukları kuramların konumlarını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlemeleri açısıridan, önemli örnekler olmaları dolayısıyla 9-11 Nisan 1976'da Kanun-u Esasi'riin Yüzüncü- Yılı Sempozyumu sırasında Modernleşme kuramıyla çalışan araştırmacıların şu iddiaları anılmaya değer. Olayı Modernleşme Kuramı çerçevesinde açıklamaya çalışan Emre Kongar, Tank Zafer Tunaya'mn ikinci Meşrutiyetin siyasal hayatımızdaki yeri üzerine yaptığı konuşmadan sonra, fikrini şöyle özetliyor. "Ben diyorum ki, bu hareketler Osmanlı-Türk. toplum çizgisi içerisindeki sınıfsal değişmelerin, yani yeni bir sınıfın ortaya çıkışının sonuçlan değildir. Yönetici seçkinlerin kendi içlerindeki kavgadır. Amaç İmparatorluğu kurtarmaktır. Görünen amaç tabii, bu arada önemli ölçüde de post kavgası. Dolayısiyle hürriyet, bürokratların, yönetici seçkin sınıfın en önemli öğesini oluşturan padişahın yetkilerini sınırlama savaşıdır. Hürriyet böyle algılanmıştır. Yeni bir sınıf çıkmıyor ki -burjuvazi veya işçi- hürriyet onun hürriyeti olsun ve İttihatçı iktidarı ele aldıktan sonra onunla bütünleşsin ve hürriyeti yaysın. Yok ki öyle bir tabanı. Kendisi için istiyor, r alıyor ve çok da güzel kullanıyor. Meclislerin kapı gibi sık sık açılıp kapanmasının sebebi de bu. Abdülhamit'in kafası kızıyor, "Kapattım," diyor; İttihatçıların kafası kızıyor, "Kapattım," diyor, iki telgraf geliyor, Abdülhamit meclisi açıyor, yani çok gayri ciddî bir biçimde.-'34 Türkiye tarihini Bağımlılık Kuramı çerçevesinde yorumlamaya çalışan Çağlar Keyder, aslında hiç de Modernleşme Kurarriı'mn söylediklerinden farklı olrnayan bir biçimde,
3 4 Türk Parlamentoculuğumın 30
İlk Yüzyılı, 1876-1976,
s.130.
-
1908 Devrimi'tıi gerçekleştirenleri 'toplumu yukarıdan değiştirme' yanlısı 'modernleştirici seçkinler' olarak ele almakta ve sorunsalı 'devleti kurtarmak' - y a da başka bir deyişle, devlet aygıtını modernleştirmek/batılılaştırmak- olarak tanımlamaktadır.35 îttihadcıların nasıl bir süreç sonucu iktidara geldiklerini açıklamaktan özellikle kaçman keyder, basmakalıp anlatımlara dayanarak hiç de özgün olmayan şu 'çözümleme'yi yapmaktadır: "ittihat ve Terakki önderleri bürokrat olmalarına ve eğitimli ve aydm bir kadroyu temsil etmelerine karşın, birdenbire ele geçirdikleri iktidar için hazır değillerdi. Uygulayacakları özel bir program olmadığı gibi müşterilerinin hangi toplumsal gruptan olacağı da henüz kesinleşmemişti. Bü nedenle, olaylar karşısında epeyce hızlı bir değişme ve evrim gösterdiler. İktidara geldiklerinde esas çabaları devlet otoritesini güçlendirmeye yönelmişti. Bu kaygı, uyguladıkları politikaların başlıca kaynağını oluşturdu. Fakat bu politikaların formülasyonunu ideolojik bir'tutarlılık değil, ısrarla üzerinde durulan hedef biçimlendiriyordu. Bu devleti kurtarma hedefini destekleyecek ideoloji ise İmparatorluğun içinde bulunduğu maddî şartların etkileşiminden doğ-1 duğundan, önemli bir ölçüde tesadüfiydi. Nitekim 'devleti kurtarma' fikri 1908 ile 19İ8 arasında çeşitli birleştirici ideolojilerin ardına gizlenmişti:"36 Bağımlılık Kuramı çerçevesinde Ittihad ve Terakki dönemini inceleyen Doğu Ergil de Çağlar Keyder'in çözümlemesini ondan on yıl kadar önce, neredeyse aynı terimlerle, yapmış ve aynı sonuçlara varmıştı: "İlk başta, Genç Türklerin, devletin temel yapısını değiş-, tirme gibi bir'niyetleri yoktu. Onlar yalnızca, ülkenin mutlak bir padişahın kişisel keyfi yerine yetenekli hükümetler. 3 5 Çağlar Keyder. Türkiye'de
Devlet ve Sınıflar,
ss.108-109.
36 Cağlar Keyder, Türkiye'de Devlet ve Sınıjlar, s.85.
tarafından yönetilmesini garanti altına alacak bir anayasanın yürürlüğe konmasını istiyorlardı." "Hareketleri, millî bir ekonomi geliştirecek ve sonradan birleşecekleri millî bir burjuva sınıfı yaratacak radikal bir programı ancak devlet gücü küllanarak uygulayabileceklerini anladıklarında, bir seçkin devrimi {tepeden devrim] haline geldi.", 'Felsefeleri 'tepeden reform' idi. Siyasal programlan şeçkinciydi ve geri kalmış bir İmparatorluğun moderhleştirilmesini öııcü bir kadronun ya da bir (orta) sınıfın gerçekleştirebileceğini düşünüyorlardı."37 Ne Emre Kongar ne de Çağlar Keyder ve Doğu Ergil tarihçi olmadıkları için Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyelerinin hangi sınıftan geldiklerim, hangi amaç için çalıştıklarını, devleti yıkmak için nasıl propaganda yaptıklarını -ve en önemlisi, bürokrat olmadıklarını- bilmeyebilir ve kullandıkları genel kaynaklar bunlardan bahsetmeyebilir. Bu nedenle de, Kongar'ın, Keyder'in ve Ergirin 'çözümlemeleri' ı eksik bilgilere dayanan gözden kaçmış birer hata olarak kabul edilebilir. Ancak, bu dönemin daha etraflı tarihini bilmesi beklenen araştırmacılar da bazen 1908 Devrimi'nin niteliği üzerine çok sıradan hükümler vermekten kendilerini alıkoyamıyor^ lar. Örneğin Türkiye'deki siyasal partiler üzerine şimdiye kadarki en kapsamlı çalışmayı, yapan Tarık Zafer Tunaya, "1906'da başlayan ve 1908'de patlak veren harekettin], Rumeli'deki İkinci ve Üçüncü Ordular subayların tın] ve onlara katılmış olan sivil memurların ürünü' olduğunu söyleyebilmektedir. Dahası, Tunâya'ya göre, "'Kültürü zayıf, kini çok' [Ittihad ve Terakki kuşağı] Abdûlhamit rejimini yıkmıştır. Yıktığının yerine ne koyacağını bilemeyen, buğürile yarın arasındaki şoktan Şaşalamış insanlar, geleceği yaratma 37 Dogu Ergil, "A Reassessment: The Young Turks, heir Politics and Anli-Colonial Struggle," s s . 3 4 , 3 6 ye 4 8 .
programına. sahip değillerdi. Bu bilgisizliğe, devleti ve toplumu dışa bağlayan baskılar da eklenince, değişiklik, bir özlem olmaktan öteye gidememiş ve düzen, pek az rötuşla aynı kalmıştır." 38 Ittihad ye Terakki Cemiyeti'nin 1908 öncesi yurtdışı örgütlenmesini en ince ayrıntısına kadar inceleyen M. Şükrü Hanıöğlu da son derece ilginç bir şekilde, "Genç Türkler'in tek ortak noktası Abdülhamid'i devirmekti. Bu amaç gerçekleştikten sonra rie yapılacağına dair hiçbir kapsamlı programları yoktu" diyebilmektedir.39 Belki bu örnekler çoğaltılabilir. Burada vurgulamak istediğim nokta, yalnızca amatör tarihçilerin değil, akademik tarihçilerin de 1908 öncesi ve sonrası Türk toplumunu ve Ittihad ve Terakki Çemiyeti'ni incelerken, baskın ideolojiden ne derili etkilenmiş olduklarını göstermek. Şimdi, daha fazla sözü uzatmadan, 1908 Devrimi'nin nasıl gerçekleştiğinin hikâyesini anlatmaya başlayabiliriz. Devrimi, Donald Quataert'in iki kısa makalesinde bahsettiği şekilde basit bir ekonomik bunalım ve arkasından gelen olaylar dizini olarak görmek çok kolaya kaçan, bir yol olduğu için, aynı zamanda indirgemeci olan bu yaklaşımı benimsememe -her ne kadar Türk tarihi araştırmalarına yeni bir bakış açısı getiriyor gibi gözükse d e - olanak yok. 4 0 1908 Devrimi tek. bir nedene bağlanamayacak kadar karmaşık bir olay. Bu hikâye bizi, Devrimle doğrudan bağlantısı olan vergi ayaklanmalarının başladığı 1906 yılından 1908 yılı Aralık ayına -yani, Meclis-i Mebusan'm açıldığı tarihe-
3 8 Tarık Zafer Tuııaya, "İkinci Meşrutiyet'in Siyasa! Hayatımızdaki Yeri," s.85 vc 88.
'
3 9 M. Şükrü Hanioğlu, "Genesis of the Young Turk Revolution of 1 9 0 8 , " s.300. 4 0 Donald Quataert, "The 1 9 0 8 Young Turk Revolution: Old and New Apprmıches," ss.22-29; ve idem, "The Etonomic Climate of the 'Young Turk- Revolution' fa 1 9 0 8 , " SS.Dİ147-D1161.
kadar getirecek. Bu da, Ittihad ve Terakki Gemiyeti'nin son : derece kapsamlı olarak 1909 yılından başlayarak siyasette, ekonomide ve toplumsal hayatta gerçekleştireceği düzenlemeleri ve değişiklikleri içermfeyeceği anlamına geliyor. Dev-; rim'in gerçekleşmesiyle herşey düzene girmiyor. Dolayısıyla, 1908'den I918'e kadar -ve daha sonra- yeni rejimle eskisi arasındaki mücadelenin hikâyesi sonraki çalışmaların konusunu teşkil edeceğinden, şu anda bunlardan da söz edilmeyecek. Tarihsel bir perspektiften bakıldığında çok kısa, ama içinde yaşayanlara çok uzun gelen, bu-iki yılın olaylarına artık bakabiliriz.
İKİNCİ BÖLÜM
1906-1907 Vergi Ayaklanmaları: 1908 Devrimi'ne Giriş
üzerinden neredeyse doksan yıl geçmiş olmasına Nağmen, 1908 Devrimi hâlâ bir esrar perdesi arkasındadır. Özellikle, Türkiye'de güçlü ojan yaygın bir görüşe göre 1908 Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nu tümüyle çöküşten umutsuzca kurtarmaya yönelik yenileştirme eylemleri zincirinde en son halkayı oluşturan bürokratik bir reform hareketinden başka birşey değildir. Gerek Modernleşme gerekse Bağımlılık kuramlarını savunuyor olsunlar, gerek tarihte devamlılık gerekse kesinti savlarına inanıyor olsunlar, Türk tarihçileri hiç istisnasız, reform savına sarılmakta ve 1908'le birlikte gerçekleşen olaylar zincirini 'Meşrutiyetin İlanı' ya da .'anayasal rejimin kuruluşu' olarak adlandırmaktadırlar. Bü dönemdeki olaylar, beraberlerinde öyle derin toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimler getirmiştir ki, olayı, kelimenin tam anlamıyla'devrim' olarak nitelendirmek ve 1908'in hemen öncesiyle sonrasını anlatır ve yorumlarken konuya bu açıdan yaklaşmak en doğrusu olacaktır. Türkiye'de yerleşmiş geleneksel tarih anlatımı çerçevesinde 1908 olayları yukarıdan aşağı gerçekleştirilen bürok-
ratik bir reform hareketi olarak görüldüğünden, 'meşrutiyetin ilânı' ya da 'anayasal rejimin kuruluşu'nun, hem devletin hassas durumunun hem de modernleşmenin kaçınılmazlığının farkında olan bir sivil ve askerî bürokrasi tarafından bilinçli olarak yürütülmüş bir planın sonucu olduğu fazla sorgulanmadan kabul edilmektedir. Üstelik, daha da ileri gidilerek, olayın, devletin çıkarlarına zarar veren bir yönetimi devirmek için gizlilik içinde çalışan ordu üyesi 'ilgili' subaylar tarafından gerçekleştirilmiş olduğu da varsayılmaktadır. Yerleşik Türk tarih söyleminde 1908 Devrimi'ni 'devleti iç düşmanlardan ve onların dışarıdaki müttefiklerinden kurtarmak' hedefine yönelik ve bürokrasi içinden gelen bir eylem olarak tanımlamak oldukça yaygın bir alışkanlıktır. Bu söylemle varsayılan, gidişin kötü olduğunu gören asker - v e sivil- bürokratların devleti kurtarma amacıyla hareket ettiği ve amaçlarının batmakta olduğu söylenen bu devleti yok olmaktan kurtarmaktan başka birşey olmadığıdır. Böylelikle, 1908'de asker-ve sivil-modernleşme yanlısı bürokratların örgütleyip uygulamaya koyduğu hareketin, 'geleneksel' ve 'çağdışı kalmış' bir Saray bürokrasisi tarafından ayakta tutulan, zayıflamış ve köhnemiş bir hükümetin çökmesine neden olduğu, onun yerine çağdaş bir Türkiye görünümünü benimsemiş 'aydınlanmış' bir rejim getirdiği öne sürülmektedir. Böylesi bir görüşte, değişimin, hiçbir halk desteği olmaksızın gerçekleştiği sonucu da ortaya çıkmaktadır. Bürokratik yozlaşmanın ve Sultan Abdülhamid'in gizli polisinin aydınlar üzerinde kurmuş olduğu amansız denetimin neden olduğu genel huzursuzluğun betimlenmesi dışında, gerçek anlamda kapsamlı devrimci etkililiklere yol açmış olabilecek nedenler hakkımda hiçbir belirti sunu İmama ktadır. Üstelik bu görüş, 19Ö8 öncesi iki yıllık devrede meydana gelen yaygın, kitlesel huzursuzluklar ile mütlâkiyetçi reji-
min çöküşü arasındaki bağlantıyı, şaşırtıcı bir biçimde görmezden gelmektedir. Devrim öncesi Türkiye'deki kitlesel huzursuzlukların tarihi hâlâ yazılmayı beklemektedir. Töplümsaİ, siyasal ve ekonomik huzursuzluğun tarihine karşı ilgisizlikle bağlantılı olarak, devrim öncesinde oldukça tehlikeli bir boyuta ulaşan îttihad ve Terakki Cemiyeti'nin rejim aleyhtarı kışkırtma hareketleri hakkında hiçbir çözümleme yapılmamış olması da ilginçtir. Tüm bunların sonucu olarak, devrim öncesi dönemde Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin çözümlemesi yapılırken, alışılagelmiş -sorgulanmayan- tarih stratejilerinden birisi kullanılır: Ya Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin önemi bütünüyle inkâr edilir ya da Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyeleri siyasi sahnenin dışında tutularak ey lemlerdeki rolleri azımsanır. Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyelerinin eylemlerdeki rollerinin azımsanmasında bu üyelerin bir kısmının Türkiye dışında bulunmaları ve devrimci propagandayı yurt dışından yönetmiş olmalarının payı büyüktür. Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyeleri, Türkiye İçinde ya da dışında eylemlerini sürdürmüş olsalar da geleneksel tarih yazımı tarafından, özne değil de, aksesuar gibi betimlenmekte, yasadışı etkinliklerde bulunan 'modernleşmeci' subayların emri altındaymışlar gibi gösterilmektedir. Oysa durum tam tersidir. 1904 Baharına gelindiğinde, vergi yükü,, kırsal kesimde köylüler, kasabalarda zanaatkarlar ve esnaf, şehirlerde ise tüccarlar için dayanılmaz bir hal almış bulunuyordu. Buna bir de vergi toplamakla yükümlü mültezimlerin keyfî açgözlülükleri eklenince durum vergi mükellefleri açısından iyiden iyiye zorlaşıyordu.1 Bu dönemde, bir çeşit gelir ver1
Özellikle Anadolu'nun doğusunda yaşayan halktn mültezimlerden çektikleri konusunda etraflı bir rapor için bkz., N o . 1 3 6 , Konsolos Tbomas H. Norton'dan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francis B. Loomis'e, Harput, 13 Ekim 1904, T-579, Despatchcs fivm United States Consuh in liarput, 1895-1906,
Mik-
37
gisi olan -temettü'nün, örneğin İzmir'de toplanması bir takım sorunlar doğurmuş, verginin toplanması süresiz askıya alınmıştı.2 Benzer olaylar -bu kez tepki adanın yerel "Yunan halkından gelse de- 1905 yılının Şubatında Midilli'de de görüldü.3 Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nun kaldırılması isteğiyle -başka birçok yere ek olarak- 25 Mart 1905'de Işkodra'dan, 13 Nisan 1905'de Basra'dan ve 28 Haziran 1905'de Trablusgarb'den İstanbul'a telgraflar gelmişti. Şahsi Vergi'nin kaldırılması isteğiyle de -örneğin, 14 Ocak 1906'da Kastamonu'dan ve 13 Eylül 1906'da Necid'den- Bab-ı Âli'ye telgraflar çekilmişti.4 Hem toprak ağalarına hem de mültezimlere ağır bir biçimde borçlanmış olan köylü tam anlamıyla dar boğazdaydı. Doğu vilâyetlerindeki durum öylesi bir yoksulluk ve sefilliğe nede,n olmuştu ki, çok sayıda köylü, şehir ve kasabalıların yardımıyla geçinebilmek ümidiyle köylerini terk etmeye başlamıştı.5 Gelecek hasatta evinde kalıp kalmayacağı bile belli olmayan köylü toprağım ekip ekmeme konusunda
rofilın 1, Cilt 1 ( 2 7 Eylül 1 8 9 5 - 4 Ocak 1 9 0 5 ) içinde. Raporun devamı için bkz., No.154, Thomas H. Norton'dan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francis B. Löömis'e, Harput, 2 3 Mayıs 1905, T-579, Despatches from United States Consuls in Harput, 1895-1906, içinde. 2
'
/
Mikrofilm 1, Cilt 2 ( 5 Ocak 1 9 0 5 - 2 Ağustos 1 9 0 6 ) '
KO. 4 2 4 / 2 0 8 , Başkonsolos Cumberbatch'den Sır Nicholas O'Coııor'a, İzmir, 2 6 Mart 1 9 0 5 , Further
Cotrespondence
Respecting
Asiatic
Turkey,
N o . 8 6 6 4 , s.40 içinde; ve Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi
1905, Erzu-
rum'da Halk Hareketleri, s.10. 3
EO. 4 2 4 / 2 0 8 , Başkonsolos Cumberbatch'den Sir Nicholas O'Conor'a, izmir, 2 8 Mart 1 9 0 5 , Further Correşpondence Respecting
Asiatic
Turkey, 1 9 0 5 ,
No.8664, s.40 içinde. 4
Muammer Demirel, ikinci Meşrutiyet
Öncesi Erzurum'da
Halk
Hareketleı'i,
s.ll. 5
EO. 4 2 4 / 2 0 8 , Konsolos Muavini Tyrrell'den Sir Nicholas O'Conor'a. Van, 2 0 Mart 1 9 0 5 , Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, 1905,
No.8664,
s.43 içinde; ve Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Hareketleri,
s.9.
Halk
karara varamıyor, bu belirsizliğin yarattığı huzursuzluktan tarlasını bırakıp gitme düşüncesi doğuyordu. Gelecek yılın borçlan için ipotek altına girmiş olan insanlar yarınlarından kuşku duyuyorlardı. Hasat zamanı geldiğinde, ürün köylüyü beslemek yerine toprak ağası ve mültezimlere gidiyordu. Sürekli artan vergiler, durumu iyice çekilmez bir hale getirmişti.6 Görgü tanıklarının anlatımıyla, şehirler kıtlık ve parasızlıktan çöküyordu. Tieariet durmuş, açlık başgöstermişti. 1906'da başlayan büyük çaplı ayaklanmaların arifesinde "şehir aç, köy aç, ordu aç ve çıplaktı."7 Vergi ayaklanmaları olarak bilinen ve 1906 yılının başlarında patlak veren olayların en önemli nedeni, Hükümet'in, biri kişilerden alınacak 'Şahsi Vergi,' diğeri de hayvanlar üzerine konulan 'Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu' adında iki yeni vergi toplama kararıydı.8 Hükümetin yeni vergileri töpla-
6
EO. 424/208, Konsolos Muavini Tyrrell'den Sir Nicholas O'Conor'a, Van, 2 0 Malt 1905, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, 1903,
No.8664,
s.43 içinde.Ayrıca bkz., No.136, Konsolos Thomas H. Norton'dan Dışişleri Ba, kaıı Yardımcısı Francis B. Loomis'e, Harput, 13 Ekim 1904, T-579, Despalches frcrh United States Consuhin
Harput, 1895-1906,
Mikrofilm 1, Cilt 1 (27 Eylül
1 8 9 5 - 4 Ocak 1 9 0 5 ) içinde. 7
Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları," s.27.. Çekilen kıtlı, ğ«v boyutlarını ciddi bir biçimde arttıran bir başka neden de 1 9 0 5 - 1 9 0 6 kışının alışılagelmişten çok daha soğuk geçmesiydi. Musul'da 1 9 0 6 Ocak ayında Dicle nehri donmuş, ısı Sivas'ta -32°C'ye kadar düşmüş, soğuktan Başkale, Van, Mamuret-el-Aziz, Bağdad, Sivas, Amasya, Darende, Konya ve Erbaa'da insanlar donmuştu ("tlhiver & Van," Tlıe Levant Herald and Eastern Express, 23 Ocak 1906, s.2; "Morts de froid," Tlıe Levant Herald and Eastern Express, 2 5 Ocak 1906, s.2; "llhiver en province," The Levant Herald
and Eastern
26 Ocak 1906, s.2; "Uhiver," The Levant Herald and Eastern 1906, s.2;, ve "Uhiver," The Levant Herald and Eastern Expnss,
Expttss,
Express, 5 Şubat.
10 Şubat 1906,.
s,2). Kış Makedonya'da da çok şiddetli geçmekteydi. Üskûb'te yakacak'sıkıntısı başgöstermiş, kömürün okkası oııiki Paraya; odununki ise sekiz Kurusa kadar yükselmişti ("Les Proviıtces: Iihiver," The Levant Herald
and Eastern Exp-
. mu, 2 9 Ocak 1906, s.2). 8,
Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 [slç,l Erzurum İsyanı Hatıraları," s.27. Yalnızca koyundan alınmakta olan 'Ağnam Vergisi' 4 Ağustos 1903 tarihinde kaldırılarak, yerine tüm ehli hayvanları içine alan 'Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu' ve yine 4 -
ma girişimiyle birlikte, ülkenin her yerinde sivil itaatsizlik eylemleri düzenlenmeye başlandı. Bü hareketlerin ilki, Anadolu'nun diğer kasabalarından Abdülhamid rejimi tarafından sürgüne gönderilmiş kimselerin yoğun olması dışında hiçbir farkı olmayan Kastamonu'da başladı. 1906 Ocak ayı sonlarında Kastamonu'da yapılan belediye seçimleri, düzene karşı duyulan hoşnutsuzluğun dışavurumu için önemli bir fırsat oluşturdu. Vilâyet her zaman öldüğü gibi halka açık yerlere, belediye meclisi üyelerinin seçimi için ilânlar astı. Ama şehir halkı, vergilendirme ve harcamalar üzerine- hiçbir denetimleri olmadığı, bu nedenle de seçimin anlamını yitirdiği gerekçesiyle ilânları dikkâte almayarak seçimi boykot etti. Seçimleri protesto etmelerinin nedenlerini açıklamak üzere yerel askeri komutana delege yollayan Kastamonulular, askeriyeden belediyenin harcamalarını kontrol etmesini istediler. Ayrıca, paranın nasıl ve nereye harcandığını bilmeleri için, kendilerinin seçeceği güvenilir kişilerin belediye meclisine seçilmesini talep ettiler. Halk öncelikle, Şahsi Vergi'den şikayetçiydi. Özellikle, vilâyetteki tüm yüksek rütbeli devlet memurlarının vergiden muaf olması dolayısıyla, kendileri de vergi ödemeyi reddediyorlardı. Herşeydert çok, oldukça varlıklı olan Kastamonu Valisi Enis Paşa'nın tek kuruş bile vergi ödemiyor, olması şehirde rahatsızlık yaratıyordu. Kastamonu halkının temsilcileri, en varlıklı kişi olarak, şehrin tüm şahsî vergilerinin toplamını Enis Paşa'nın ödemesini istiyorlardı. Askerî
Ağustos 1 9 0 3 tarihinden başlayarak, şehir ve kdy halk» ayırt edilmeksizin, herkesin gelir düzeyine göre alınmak üzere 'Şahsi Vergi' konulmuştu (Başbakanlık Arşivi, YM, Nr.11-440 ve N r . l l - 4 3 8 ' d e n nakleden. Muammer Demirel; ikinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da, Halk Hareketleri, s.lOıı). 'Hayvanat-! Ehliye Rüsumu' hakkında daha etraflı bilgi için bkz., "Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu," Mehmed Zeki PakAİm, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, ss. 7 8 3 - 7 8 4 .
1,
komutan bu sorunların kendi görev alanına girmediğini ve sivil bürokrasiyle ilgili olduğunu söyleyerek meseleye karışmayı reddediyordu. Kastamonu'daki tüm ticarî fâaliyetleri temsil eden ötuziki esnaf ve zanaatkarın imzasını taşıyan bir dilekçe/telgraf bir hafta önce merkezî hükümete -İstanbul'a^ gönderilmiş, fakat her zaman olduğu gibi, Saray dilekçeyi dikkate almamıştı.9 Talepleri cevapsız bırakılınca, 21 Ocak'ta, yaklaşık beş yüz kişilik bir topluluk Vilâyet Konağı'nın önünde gösteri düzenlemiş, sonra da Telgrafhane'ye doğru yürüyüşe geçerek binayı ele geçirmişti. Saray'a, vergilerin kaldırılması taleplerini yineleyen telgraflar çeken kalabalığın sayısı akşama doğru dört bin kişiyi bulmuştu. Bu kitle gösterisinde, hem Müslümanlar hem de Ermeniler birlik içinde hareket ediyorlardı. Halk, sabahın ilk saatlerine kadar Saray'dan taleplerine bir cevap gelmesi için umutsuzca bekledi. Vali Enis Paşa olaylardan öylesine korkmuştu ki, gün boyunca bulünduğu yeri terle edemedi. Ertesi gün iki polis memuru Telgrafhane'ye girmeye çahştılarsa da, biri yakalanarak esir alındı, diğeri de kaçmayı zor da olsa başardı.10 Şehrin ileri gelenlerinin de desteği ile, halkın Telgrafhanç'yi işgali tam • on giın sürdü. Bu on gün boyunca, isteklerinin kabul edilmesi için merkezî hükümetle sürekli bağlantı kurmaya çalıştılar. 31 Ocak günü, Müslüman, Ermeni ve Rumlar'dan oluşan büyük bir kalabalık, tekrar Telgrafhane önünde toplanarak, konan ek vergilerin kaldırılması ve Vali ile Defterdar'ın görevden alınması için yeniden gösterilere başladı. Kalabalığa destek vermek amacıyla, dükkân ve işyerleri de gün boyu kapalı kaldı.11
9
"Kastamonu'da Hareket-i ihtilâlkârane," ss.64-66.
10 "Kastamonu'da Hareket-i îhtilâlkârane," ss.65-67; 11 "Kastamonu'da Hareket-i İhtilâlkârane," s.69; vc Ziya Demittiüğlu, nu Valileri, 1 8 8 1 - 1 9 0 8 , s.87.
Kastamo-, •
\
Ayaklanmanın önderlerinden biri saygınlığıyla Kastamonuluların güvenini kazanmış olan Hakim Esad Efendi idi. Esad Efendi ve onun gibi Kastamonu'ya, sürülmüş bir kaç aydın hareketi dikkatle planlamış ve Kastamonu Askerî Kumandanı Ali Rıza Paşa ile önceden görüşerek* hem hareket için onay hem de kendilerine karşı kuvvet kullanılmayacağına dair söz almıştı. Vali Enis Paşa, yeni oluşan bu hareketi öğrenir öğrenmez askerî komutanı ve polis şefini çağırarak, kalabalığı dağıtmalarım, sonra da olayın nedeni ve olayı düzenleyenler hakkında bilgi toplamalarını istedj^Her ikisi de ellerindeki kuvvetlerin zayıflığım ve bir askerî bastırma hareketinin sorumluluğunu üzerlerine alamayacaklarını gerekçe göstererek Vali'ye itiraz ettiler.12 Soruna askeri bir çözüm bulamayacağını anlayan Enis Paşa, bu sefer şehrin ileri gelenlerini toplayarak, olayları bastırmada nüfuzlarını kullanmalarını söyledi. Bu ileri gelenler arasında Belediye Meclisi üyelerinden Namık Efendi, Şeyh Ataullah Efendi, Şeyh Ziyâeddin Efendi, Said Hemdem Dede, Merdane Efendi ve Kastamonu Müftüsü Mehmed Emin Efendi vardı. 13 Enis Paşa'nın kalabalıkla konuşmalarını istemesi üzerine, durumu normale döndürmeye çalışarak, ayaklanmanın temsilcileriyle görüşmeyi başaran şehrin ileri gelenlerine, halen sürmekte olan gösterilerin yalnızca vergilerin kaldırılması için değil, aynı zamanda Vali ve birtakım yüksek rütbeli memurların görevden alınmaları için yapıldığı söylendi. İsyancılar, kendileriyle görüşmeye gelen heyeti, Vali'nin görevden alınmasına ilişkin Sultan'a gönderdikleri dilekçeye imza atana kadar rehin aldılar.14 Telgrafhane'nin işgali halkın sabahtan akşama kadar Vali'nin görevden alındığına
12 Ziya Demircioğlu, Kastamonu Valileri, 1 8 8 1 1 9 0 8 , s.87-88. 13 Ziya Demiıcioğlu, Kastamonu Valileri, 1 8 8 1 - 1 9 0 8 , s.87; ve "Kastamonu'da Hareket-i îhtilâlkârane," ss.68-69.
.
14 "Kastamonu'da Hareket-i Îhtilâlkârane," ss.68-69; ve Zîya Demircioğlu, Kastamonu Valileri, 1881-1908,
s.89:
ilişkin emrin gelmesini beklediği bir gün daha sürdü. Sonunda Vali ve Defterdar'm görevden almmalanna ilişkin istekleri gerçekleşti: I Şubat akşamı, Ali Rıza Paşa Saray tarafından Telgrafhane'ye çağrıldı ve kendisiyle yapılan görüşmeden sonra, Saray Vali Enis Paşa'nın azline karar verdi.15 Hükümet Ali Rıza Paşa'yı vekâleten Valiliğe atadı. Halk, haberin yayılmasını alkışlarla karşıladı ve gecenin geç saatlerine kadar elde ettiği başarıyı kutladı. 16 ) 2 Şubat'ta göreve başlamasıyla birlikte Ali Rıza Paşa, hakkında söylenti çıkmış rüşvetçi memurları görevden almaya başladı. Hükümet, Paşa'dan ayaklanmayı çıkaranlar hakkında bilgi toplaması ve soruşturma açmasını istediyse de, Ali Rıza Paşa meselenin üzerine gitmeyi reddederek görevinden istifa etti; çünkü, Ali Rıza Paşa Âbdülhamid'in mutlakiyetçi rejiminin şiddetle karşısında yer alıyor ve baskıcı yönetime daha fazla alet olmak istemiyordu.17 Hükümet çevreleri Kastamonu'nun vergilerden hoşnut olmayan diğer illere de örnek olacağının farkındaydı. Gerçekten de ülkenin diğer bölgelerinde de benzer olaylar başgöstermeyç başlamıştı. Sinop'ta birkaç bin kişilik bir grup, Kaymakamlık'a yürümüş, Telgrafhane'yi işgal etmiş ve Sinop Kaymakamı'nı istanbul'a gitmekte olan bir gemiye zorla bindirmişti.18 Musul'da da Ocak ayı sonuna doğru, yine
15 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'Conor'daıı Sir Edward Grey'e, İstanbul, 13 Şubat . 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.8 içinde;
"Kastamonu'da Hareket-i ihtilâlkârane," s.69; ve Ziya Demircioğlu, Kastamonu Valileri, 1881-1908, s.90. 16 "Kastamonu'da Hareket-i İhtilâlkârane," s.69; ve Ziya Demircioğlu, Kastaıru)nu Valileri, 1881-1908,
s.90. Aynca bkz., "A Kerâzonde," Pro Armenia, 5 Hazi-
ran 1906, s.910.' 17 Ziya Demircioğlu, Kastamonu Valileri, 1881-1908,
ss.91-93.
18 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, İstanbul, 13 Şubat 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.8, içinde;
"Kastamonu'da Hareket-i İhtilâlkârane," s.68; ve Iurii Ashotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Jön Türkler, s.236.
vergi toplanması yüzünden bir ayaklanma patlak verdi.19 Ancak, Kastamonu olaylarından sonra en önemli ayaklanma Şubat 1 9 0 6 ' d a E r z u r u m ' d a oldu. Halk zaten 1902'den beri Vali Nâzım Paşa'nm acımasız yönetimi altında eziliyordu. Topladığı vergileri vilâyetin gereksinimleri için kullanacağına, toplamın %25'ine yakın bir bölümünü İstanbul'a gönderiyor, karşılığında da mutlakiyetçi rejimden kişisel çıkarlar sağlıyordu.20 Şahsî Vergi ve Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nun açıklanması Erzurum'da da bardağı taşıran sûn damla oldu. Vergilere en şiddetli tepki şehrin varlıklı kesimini temsil eden tacirlerden geliyordu. Bunlar, "Büyük baş hayvanlar için de, insanlar için de koyun gibi vergi Verelim, ama bu paralar nereye gidiyor? İşte; askerin ayağında don yok, kıçı görünüyor. İşte; memur aç, sefil ve parasızlık yüzünden hırsızlık yapıyor. İşte; asayiş yok. Ticaret durdu. Rahat yok. işte; bıçak kemiğe dayandı. Evet; verelim, verelim ama, bunun nereye; gittiğini hiç sormayalım mı?" diyordu.21 Örgütlenen Erzurumlular 'dededen kalma' bir yönteme başvurdular: Bir 'Mazhar-ı Umumi' yapılması fikri ortaya çıktı. Mazhar-ı Umumi iki-üç satırlık bir arzuhalden başka bir şey değildi. Mahalle mahalle bütün şehrin yaşı onsekiz ile yetmiş arasındaki tüm erkekleri, hazırlanan defterleri ayn ayrı imzalayacaklar ve iki 'satırlık' arzuhal ile bu defterleri Vali'ye sunacaklardı. Arzuhalde şu iki madde vardı: "(1) Erzurumdan her ne suretle olursa olsun bundan sonra İs19 F.O. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'ConoT'dan Siı Edward Grey'e, tstanbul, 13 Şubat 1906, Fürther Correspondence Respecting Asiatic Turkey, No.8984, s.8 içinde; ve "Les everıcments d'Erzeroüm," Pro Armetua, 20 Kasım 1906, s.997. 20 Mehraed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s.38. "taşradaki valiler, mutasarrıflar, kaymakamlar, defterdarlar, muhasebeciler, tnal'müdûrleri, jandarmalar, hatta orduya mensup müfrezeler, hep para ile meşguldüler" (Mûnip Yıldırgan, "1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları," s.27). 21 Mûnip Yıldırgan, " 1 9 0 4 [sicj Erzurum tsyam Hatıraları," s.28.
44
tanbul'a para gönderilmeyecek; bütün mahalli ihtiyaçlara ve ordunun ihtiyaçlarına sarf olunacaktır. (2) Hayvanat-ı Ehliye ve Şahsi Vergi kanunlarından bu hudut mıntıkası istisna edilecektir." Toplanan defterler ve iki maddelik arzuhal, Erzurum esnafından onüç temsilci aracılığıyla Vaİi'ye sunuldu ve yeni vergilerle Hicaz Demiryolu için alınan ek verginin kaldırılması istendi.22 Vali Nâzım Paşa halkın isteklerini dikkate alacağını söylediyse de bunun tam tersini yaptı: 2 Mart'ta istanbul'a bir telgraf göndererek, bir kaç kışkırtıcının yeni vergiler aleyhine halkı ayaklandırdığını, fakat gereken bütün önlemin alındığını bildirdi.23 Alınan önlemleri bütünüyle desteklediğini vurgulayan Hükümet Nâzım Paşa'ya 12 Mart 1906'da gönderdiği telgrafla her iki verginin de toplanması için gerekenin yapılmasını emretti. 24 İstanbul'dan istekleri doğrultusunda cevap alamayan Erzurum'un belli-başlı celepleri ve Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin yerel üyeleri, 'Can Veren' adı altında örgütlenip, merkezî hükümetin yerel temsilcilerine karşı radikal bir hareket başlatma kararı aldılar,25 Erzurum'daki vergi ayaklanması başından beri diğer şehirlerdeki ayaklanmalara göre hem daha iyi örgütlenmiş, hem de daha geniş bir kitleye yayılmıştı. Halk, Vali'nin görevden alınmasını istemekteydi. Esnaf, halka destek olmak
22 Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları," s.28; Barutçuzade Sevkı, "Erzurum Valisi Nâzım. Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," ss.268-269; Mehnıed Nusret, Tarilıce-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s.58; ve "A Kerazonde," Pro Armenia, 5 Haziran 1 9 0 6 , s.910. 2 3 Mehnıed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan, s.58. 2 4 Başbakanlık Arşivi, BEO, Erzurum Gelen, İ7 Şubat 1 3 2 1 / 1 2 Mart 1 9 0 6 tarih ve Nn208456'dan nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halfc Hareketleri, s.22. 25 Mehnıed Nusret, Tariitcc-i Erçmım Yahut Hemşehrilere
Armağıln, s.59. Ayrıca
bkz., "Les tvenemeıits d'Erzeroum," Pm Armenia, 2 0 Kasını 1 9 0 6 , s.998. Bazı kaynaklarda bu isim 'Can Verir' olarak geçmektedir.
için dükkân kapatma eylemi başlattı. Şehir halkı Saray ile doğrudan iletişim kurabilmek için 13 Mart'ta Telgrafhanemi işgal etti.26 Vali, Erzurum Müftüsünden halkı yatıştırmasını istediyse de, Müftü buna yanaşmayarak, vergilerin zaten islâm'a da aykırı olduğunu ve ayaklanmanın meşru olduğunu belirterek, siyasal otoriteyi çiğnedi ve halka katıldı.27 Olaylar süresince, Erzurum'daki askerî birlikler, üstlerinin ve Vali'nin emirlerine uymadılar ve dolayısıyla, isyanı bastırmak için hiçbir girişimde bulunmadılar.28 18 Mart dolaylarında yine protesto gösterileri yapıldı ve vergilerin kaldırılması için Saray'a çok sayıda telgraf çekildi.29 Nüfusun genelinde en çok rahatsızlık yaratan vergi IŞahsı Vergi' idi. Bu verginin herkes tarafından reddedilmesinin başlıca nedeni, verginin toplanmasında eşitlik -ve hakkaniyet- prensibinin gözetilmemesiydi. Vergi mükellefleri üç gruba ayrılıp, ödeyecekleri vergi miktarı da dört yüz, iki yüz ve otuzbeş kuruş olarak belirlenmişti. Buna göre, vergi yükünün çoğunun yoksullara düşeceği ve zenginlerin, kendi olanaklarıyla kıyaslandığında, çok düşük oranda vergi ödeyeceği ortadaydı. 30 Bü verginin yarattığı gergin; hava 2 6 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Cönor'a, Erzurum, 2 9 Mart 1 9 0 6 , Further Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s. 16
içinde. 2 7 Mehmed Nusret, Târihçe-t Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.60; Yusuf
Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, 1/1, s.338; ve Mechveret, N o . 1 8 2 (1 Arahk 1 9 0 6 ) , s.4'den nakleden, H. Zafer Kars, Belgelerle
1908 Devrimi Öncesinde
Anadolu, s.27. 2 8 Mehmed Nusret, Tarihçe-i E rzerum Yaltut Hemşehrilere Armağan, s.60. 2 9 . EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Cönor'a, Erzurum, 3 Nisan 1 9 0 6 , Further Corresponâence Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.19 içinde; ve F.O 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1 9 0 6 , Ftırtfıer Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.34
içinde. 3 0 E O . 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 2 0 Mart 1 9 0 6 , Further Corresponâence 1
içinde.
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s. 17
şehrin Müslüman nüfusu ile Ermenileri bir araya getirdi. İstanbul'dan hâlâ olumlu bir cevap alınmadığından, Vilâyet Konağı önünde büyük bir gösteriyi birlikte örgütlediler. Halk Vilâyet Konağı'na giderken, hükümetin duvarlara astırdığı yeni vergiler hakkındaki afişleri de yırtıyordu.31 25 Mart'ta Erzurum'da vergilerin kaldırılması ile yakından ilgilenen onbeş kadar tüccar ve celep, Kapalıçarşı kuyumcularından Hacı Akif Ağa başkanlığında Tebriz kapısı yakınlarındaki Tophaneli Hanı'nda bir toplantı yaptı. Toplantıda, halkın yoksul durumunun gözönüne alınarak Şahsî Vergi ve Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nden affedilmesini Hükûmet'ten isteyen bir telgrafın çekilmesi kabul edildi. Saray'ı hayli endişelendiren bu telgraf sonucu Vali'ye olayın bastırılması için emir verildi.32 28 Mart'ta Vali'nin görevden alınması isteği yinelendi ve Erzurum'un tüm dükkânları kepenk indirdi; ne esnaf, ne tüccar, ne de iş sahipleri dükkânlarını, tezgahlarını açmadı. Okulların da kapıları kilitli kaldı. Memurlar bile görevleri başına gitmediler. Protesto gösterilerinin sürdüğü on gün boyunca şehrin kontrolü bütünüyle halkın eline geçti ve devlet otoritesi fiilî olarak ortadan kalktı.33
31 F.O. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 2 0 Mart 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s. 17 içinde.
2 0 Mart 1 9 0 6 tarihinde İstanbul'dan gelen telgrafta hâlâ vergilerin toplanması için Vali'ye emir verilmekte idi (Başbakanlık Arşivi, îrade-i Hususi, 2 4 Muharrem 1 3 2 4 / 2 0 Mart 1 9 0 6 ve Nr.103, Başbakanlık Arşivi, BHO, Erzurum Giden, Nr.2090)8'deıı nakleden Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, s.25). 3 2 Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan,
ss.59-60.
3 3 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 3 Nisan 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.19 içinde;
EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1906, Further Correşpondence Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , ss.34-35 içinde; Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 Isicj Erzurum isyanı Hatıraları," s.29; ve Barutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi Nâzım Paşa'nm Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s.270.
Bu sırada, Telgraf ve Posta Başmüdürü ve aynı zamanda yasadışı 'Can Veren' örgütünün üyesi olan Subhi Bey, Vali'nin Hükûmet'le haberleşmeyi sürdürürken gerçekleri saptırdığını, olayları olduğundan küçük gösterdiğini ve Erzurum halkının kendisinin görevden alınmasına ilişkin isteklerinin yerine getirilmemesini istediğini, çünkü bunun yönetime karşı yeni hareketlere neden olacağı yolunda Hükümet'e baskıda bulunduğunu tesbit edince, Nâzım Paşa'nın özel telgraf hattını keserek, Vali'nin İstanbul ile görüşmesini engelledi. Vali'nin bu tutumu kamuoyuna yansıyınca Nâzım Paşa göz hapsine alındı ve bulunduğu yerden ayrılmasına izin verilmedi.34 Verginin kaldırılmasına ilişkin sayısız dilekçenin, şehrin nüfusunu temsil eden tüm gruplar ve sözü geçen tüccarlarca imzalanmış olması ve İstanbul'a gönderilen telgrafların hiç de azımsanmayacak maliyetinin hemen bu tüccarlarca karşılanmış olması, merkezî hükümetin durumun ciddiyetini kavramasını sağladı.35 İstanbul'da durumun vahameti üzerine yapılan Heyet-i Vükela özel toplantısında ayaklanmalara karşı sert önlemler alınması kararına varıldı. Hükümet Erzincan'daki Dördüncü Ordu Kumandanı Müşir Çerkeş Mehmed Zeki Paşa'ya becerikli ve güvenilir bir komutanın emri altında Erzurum'a birlik göndermesini, gerekirse kuvvet kullanılarak ayaklanmanın bastırılmasını ve elebaşlarmm tutuklanması-
14 Münip Yıldırgan, "1904 /sic/ Erzurum İsyanı Hatıraları," s.30, ve Mehmed Nusret, Tarihce-i F.rzcrüm
Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s . 6 1 . Ayrıca bkz..
No. 198, Konsolos Milo A. JevVitı'den Dışişleri Bakan Yardımcısı na, Sivas, 13 Nisan 1906, T-681, Despatches [rom United States Consıd."; m Sivas,
1886-1906,
Mikrofilm 2, Cilt 2 ( 1 6 Mart 1895-7 Ağustos 1 9 0 6 ) içinde. 35 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1 9 0 6 , Further içinde.
Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 3 5
m emretti. 36 Ancak, mutlakiyetçi hükümetin göz önünde bulundurmadığı, askerî birliklerde kısmen subayların, fakat büyük çoğunlukla erlerin, rejimden duyduğu hoşnutsuzluktu.37 Mehmed Zeki Paşa durumu değerlendirerek Erzurum'a gitmeyi reddetti.38 Çaresiz kalan Hükümet, halkı yatıştırmak için Nâzım Paşa'yı görevden alarak Diyarbakır Valiliği'ne, Diyarbakır Valisi Mehmed Ata Bey'i de Erzurum Valiliği'ne atadı.39 Hükümet'in bundan başka çaresi yoktu: Erzurum halkı isyan hareketine ılımlı bakan askerlere o kadar güveniyordu ki askerlerin kendilerine hiçbir surette ateş açmayacaklarına inanmıştı.40 Rahatsızlığın derecesi, halkın hükümet politikalarını eleştirmeyi sürdürmesi ile gittikçe artıyordu. Şikâyetler, bazı memurların yüksek maaşlarından, halkın parasının çar-çur edilmesine ve genelde yerleşik düzenin temelden
•36 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'Conor'clan Sir Edward Grey'e, İstanbul, 9 Nisan 1 9 0 6 , Further
Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey; N o . 8 9 8 4 , s s . 2 3 - 2 4
içinde; ve "A Kerazonde," Pro Armenia, 5 Haziran 1 9 0 6 , s.910. Ayrıca hkz., Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere Armağan,
s.61..
•37 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 15 Haziran 1 9 0 6 , Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turfccy, N o . 8 9 8 4 , ss.61-
6 2 içinde. 3S Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzeı um Yahut Hemşehrilere Armağan,
s.61.
.39 EO. + 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'Conor'datı Sir Edward Grey'e, İstanbul, 9 Nisan 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.24 içinde;
Mahmud Nedim Ulusalkul, Istibdad Aleyhinde Türk Ulusunun İlk Hareketi: Erzurum ihtilâli, s. 17; Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 fsicj Erzurum İsyanı Hatıraları,'' s.31; Mehmed Nusret, larihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan, s . 6 l ; lu-
rii Ashotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Jöıı Türkler, s.238, vc No. 198, Konsolos Milo A. Jewitt'deıı Dışişleri Bakan Yardımcışı'na, Sivas, 13 Nisaıı .1.906, T6 8 1 , Despatches from United States Coıısuls in Sivas, 1886-1906,
Mikrofilm 2,
Cilt 2 ( 1 6 Mart 1 8 9 5 - 7 Ağustos 1 9 0 6 ) içinde. Ayrıca bkz., "Le Mouvemcnt Turç â Erzeroum," Pro Armenia, 5Şubat 1 9 0 8 . S . 1 2 3 0 . 4 0 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1 9 0 6 , Further
Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 3 5
içinde; ve Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum s. 60.
Ycı)ıut Hemşehrilere
Armağan,
eleştirisine kadar varan bir çeşitlilik gösteriyordu. 1905'te Rusya'da meydana gelen olaylara göndermeler yapılırken, Makedonya'da Batılı devletlerce kurulan ekonomik denetimin Erzurum'da da kurulması yönünde istekler de ifade zemini buluyordu. 41 Daha özel olarak, Erzurumluların bu günlerde imzaladığı bir dilekçede, halkın çeşitli vergilerden muaf tutulması isteğinin yaraşıra, Ermenilerden alman Bedel-i Askeriye Vergisi'nin azaltılması, Hamidiye Kürd birliklerinin lağvedilmesi, Hükümet tarafından müteahhitlere ve askerlere maaş yerine verilen senet ve kuponların ödenmesi ve son olarak, yerel memurların hareketlerinin ve Vilâyet Bütçesi'nin sıkı denetim altına alınması isteniyordu.42 Mehmed Ata Bey gelinceye kadar Valilik görevini Nâzım Paşa'dan devralan Dördüncü Ordu Topçu Müfettişi Ferik Şevket Paşa'nın vergilerin 'şimdilik' kaldırıldığını ilan etmesine rağmen olaylar devam etti. 43 İstanbul Hükümeti'nin bütün bu eleştirilere yanıtı, huzursuzluğun nedenlerini incelemek üzere Erzurum'a Şura-yı Devlet üyelerinden Mustafa Bey ve eski Muş Mutasarrıfı Hüsnü Bey'den oluşan bir heyet yollamak oldu. Heyetin en önemli görevi Şahsî Vergi'yi ödemeyi reddeden halkı yatıştırmaktı. Ancak, olayları yerinde incelemek üzere İstanbul'dan gelen heyete Bayburt'tan Erzurum'a kadar geçtikleri her köy ve kasabadan Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu ve Şahsî Vergi'nin kaldırılması yolunda verilen dilekçelerden anlaşılıyordu ki, bu olay öyle kolayca yatıştırılacak gibi değildi ve heyetin İstanbul'a gön41 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1 9 0 6 , Further C'orrespoıidence Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 3 5 içinde. 4 2 A. M. Valuyskiy, "jön Türk Hareketi Öncesinde—Moskova Arşivi Belgelerine Göre—Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s. 138. 4 3 Muammer Demire], İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri,
s.27;
ve Barutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi Nâzım Paşanın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s.271.
derdiği rapora göre kesinlikle tek bir merkezden yönetiliyordu.44 Daha önce Diyarbakır Valisi olan Mehmed Ata Bey 3 Mayıs'ta Erzurum'a geldi.45 Vali görevine, vilâyet memurlarının ve askerlerin maaşlarını ödeyerek ve rüşvet yiyen memurları görevden alarak başladı. Daha sonra, halkın ödemeyi reddettiği vergileri toplama emrini verdi. 46 Tüm bunlara ek olarak, devrimci ayaklanmayı bastırmak için elebaşları hakkında kovuşturma başlattı.47 istanbul'dan verilen kovuşturma emrinde ayaklanmanın tek bir merkezden -Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'teki merkezinden- yönetilmekte olduğuna dikkat çekilerek, soruşturmanın bu yönüne özel-
4 4 "Nouvelles d'Orient," Pro.Armenia, Tarihçe-i Erzeruni Yahut Hemşehrilere
2 0 Mayıs 1 9 0 6 , s . 9 0 8 ; Mehmed Nusret, Armağan,
s.62;
ve Başbakanlık Arşivi,
BEO, Erzurum Giden, Nr.208456'dan nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, s.28. 4 5 "Lettre ıV Erzeroum," The Levaııt Herald and Eastern Express,-17.
Mayıs 1906,
s,2; "A Erzeroum," .Pro Armenia, 5 Ağustos 1906, s.942; H. Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu, s.29; ve Barutçuzade Şevki, "Erzuruuı Valisi Nâzım Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s . 2 7 1 . 9 Ocak 1 9 0 6 ' d a Diyarbakır Vâlisi atanmadan önce, Mehmed Ata Bey—Nurullah Ataç'tn babası—.Mekteb-i Suîtanî'de—Galatasaray Lisesi—Edebiyat Öğretmenliği yapmış ve, daha sonra, Maliye Nezareti'ııde Mektupçu olarak çalışmıştı. 1 8 8 2 yılına kadar Dar-ûl-Fünun'da Türk Edebiyatı Tarihi Müderrisliğinde bulunmuş, sonra'da Mekteb-i Mülkiye'ye geçerek burada Fransızca .Okutmanlığı yapmıştı (Pro Armenia, 5 Kasım 1 9 0 6 , s.991; "La.ville faits clivers," The Levant Herald and Eastern Express, 2 4 Ocak 1 9 0 6 , s.2; ve Ali Çankaya, Yeni MCiî/iiye Tarihi ve Mülkiyeliler,
2, s s . 1 0 3 3 - 1 0 3 4 ) . Mehmed Ata Bey üze-
riııe ek bilgi için bkz., ibrahim Ahrettin Gövsa, Türk Meşhurları Ansiklopedisi, s.49; ve Btlyfth Larousse Süzîüh ve Ansiklopedisi, 2, s.943. 4 6 Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yalıut Hemşehrilere Armağan, s.62; ve "l.es gvgnements d'Erzcroum," Pro Armenia, 20 Kasım 1906, s.997. 4 7 Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum
Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.62.
Meh-
med Ata Bey, yürüttüğü kovuşturmanın sonucunu, suçlu gördüğü kimselerin isimlerini de eklediği bir raporla, 13 Eylül 1906'da İstanbul'a yolladı (Başbakanlık Arşivi, İrade Dahiliye, 2 5 Şaban 1 3 2 4 [ 1 4 Ekim 1 9 0 6 ) , Numara 1 8 içinde Mehmed Ata Bey'iıı31 Ağustos 1 3 2 2 / 1 4 Eylül 1 9 0 6 tarihli telgrafından nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, ss.31-33).
likle önem verilmesi isteniyordu.48 Nisan ayı başında ayaklanma Erzurum'a yakın Bayburt, Narman ve Hasankale'ye de yayıldıysa da, Erzurum'daki dükkân kapama eylemleri yalnızca Hasankale'de görüldü.49 Daha sonra vergi ayaklanmaları Trabzon, Sivas, Giresun, Kayseri ve Anadolu'nun diğer ticaret merkezlerine de yayıldı.50 Şahsî Vergi ve Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu imparatorluğun Makedonyalı tebası içiıı de büyük yükler getiriyordu. Nitekim, Nisan ayında Kastamonu, Musul, Erzurum, Sivas ve diğer yerleşim yerlerinde yaşananlara benzer ayaklanma-, lar Makedonya'da da başgöstermeye başladı. Haziran ayında yine Anadolu'da -Zeytun'da- yeni vergilerin yaııısıra eski vergilerin toplanmak istenmesi nedeniyle büyük bir huzursuzluk yaşandı.51 Trabzon'da da yeni vergiler nedeniyle ancak askeri destek ile bastırılabilen ciddi bir halk ayaklanması patlak verdi. Birlikler ayaklanmayı bastırabildilerse de, vergilerin toplanmasını sağlayamadılar. Halk tarafından yapılan gösteriler sonucu Vali Reşad Bey şehri terk etmek zorunda bırakıldı.52 4 8 Başbakanlık Arşivi,"BEO, Erzurum Gelen, 13 Nisan 1 3 2 2 / 2 6 Nisaıı 1 9 0 6 tarih ve Nr.214142'dcı\ nakleden, Muammer Demirel, ikinci Meşrutiyi! Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, s. 16. 4 9 F.O. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 12 Nisan 1 9 0 6 , Further
Correspondence
Respecting Asiatic,Turkey,
No,8984,.s.36
içmde. 3 0 Terakki,
Nr.lO'dan nakleden, Tank Zafer Tuııaya, Türkiye'de
1859-1952, s.l42ıı; H. Zafer Kars, Belgelerle s.21;
ve "A Kerazoncle," Pro Armenia,
1908 Devrimi
Siyasi
Öncesinde
Partileı; Anadolu,
5 Haziran 1 9 0 6 , s . 9 1 0 . Ayrıca bkz.,
Mehmed Reşıd, "Erzurum İsyanı bir Meşrutiyet İnkılâbı Olabilirdi,"
Hürriyet;
29 Kasım 1950'den nakleden,Tank Zafer Tunaya, Türkiye'de
Pcırtüeı;
Siyasi
1859-1952, s,142n. 51 "Eimpöt sur le betail," Pro Armenia, &r£s," Pro Armenia,
5 Mayıs 1906, s.894; ve "Les impöts arri-
2 0 Haziran 1 9 0 6 , s.917.
5(2 iurii Aslıotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Jön Türkler ss.2.34-238; II Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu, s.21; "A Trebizonde," Pro Armenia, 5 Haziran 1906, s.910; ve "Le ıııouvement tuıc," Pro Armenia, 5 Kasını 1906, s.991.
Bütün bu baskılara dayanamayan Hükümet, 1903'dan beri Trabzon Valiliği yapmakta olan Reşad Bey'i yetersizlik nedeniyle görevden almak ve yerine vekâleten Hacı Arif Paşa'yı atamak zorunda kaldı.53 Haziran sonunda Bitlis'te patlak veren ayaklanmadaysa bir polis komiseri ölmüş ve Vali de yaralanmıştı. Daha önceki olaylarda olduğu gibi halk Postahane'yi ele geçirmiş ve Vali'nin görevden alınması için İstanbul'a telgraflar çekmişti. Halk, Hükûmet'in şiddet kullanma tehdidine, şiddetle karşılık verince, çaresiz kalan Hükümet Vaji'yi görevden aldı. 54 „ Temmuz ortalarında yeni vergiyi protesto eden halk, Samsun'da da ayaklandı. Samsun'da halktan kimselerin, ölümünü de kapsayan ciddi olayların meydana gelmediği tek bir gün yoktu. Olayları gizli tutmak için yerel yönetim, balkı -özellikle de Ermenileri- Telgrafhane'den uzak tutuyordu.55 : Vergi ayaklanmalarının boyutu mutlakiyetçi rejimi halkı memnun edecek bir takım önlemler almaya zorladı. Hükümet Mayıs ayında Van, Bitlis ve Trabzon Valilerine birer talimatname yollayarak Valilerin teftiş gezilerine çıkarak halktaki hoşnutsuzluğun nedenlerini tesbit etmelerini isledi. Hükümet valilerden ayrıca halka adilâne davranmayan ve görevini suistimal eden tüm memurları da görevden al-
53 Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi: Fetihten Kurtuluşa Kadar, ss.232-234; ve EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas O'Conor'daıı Sir Edvvard Grey'e, İstanbul. 2 9 Mayıs 1906, Further Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 3 8 içinde.
Saray'la ilişkileri iyi olaıı Reşad Bey bir süre sonra terfi ederek bu sefer Edirne'ye Vali olarak atandı ("News Items: Court aııd Diplonıatic," Levant ilcmlrl and Eastern Express, Weekly Commercial Budget, 2 7 / 9 ( 2 Mart 1 9 0 7 ) , s. 115). 5 4 Fransız Dışişleri Bakanlığı belgelerinden aktaran, Ûmer Sami Coşar, "Çakııcalı Mehmet Efe: 7," Milliyet, 2 Haziran 1 9 7 3 , s.5. 55
İ.es impöts â Santsoun," Pro Armenia, 2 0 Kasım 1906, s.997.
maları konusunda uyardı. Bu direktiflerin bir sonucu olarak Hınıs Kaymakamı yetersizlik nedeniyle görevinden alındı, Bitlis Valisi Ferid Bey ise Eylül ayı başında bir teftiş turuna çıkarak sorunları yerinde tesbit etmeye çalıştı.56 Bu arada, sorunların kaynağı olan yeni vergilerin toplanmasına ilişkin hiçbir girişimde bulunulmuyordu. Elde etmiş olduğu başarıdan cesaret alan Erzurum halkı, rejime getirdikleri eleştiri dozunu daha da arttırarak, yönetimin yerel gereksinimler dışında herhangi bir vergilendirmeye gitme hakkı olup olmadığını sorgulamaya başladı. Halkın temsil hakkı olmaksızın vergilendirilmesi karşısında özellikle şehrin ileri gelenlerinin yüksek sesle muhalefet yapmaya başlamış olması, devlet otoritesine karşı saygının ne kadar azalmış olduğunun açık bir kanıtıydı.57 • Yeni vergilerirı halkta yarattığı huzursuzluk ve hoşnutsuzluk Ankara'da da sivil itaatsizlik ve ayaklanma hareketlerine neden oldu. Burada da Telgrafhane ele geçirilerek, vergilerin kaldırılması ve Vali'nin görevden alınması için Saray'a telgraflar çekildi. Hükümet, diğer'vilâyetlerde olduğu gibi, burada da halkın isteğine boyun.eğdi ve Ankara Valisi'ni görevden aldı.58 Eylül ayı boyunca ve Ekim ayının başlarında Hükümet İzmir'de, yurt dışındaki devrimci hareketle bağlantıları olduğu gerekçesiyle yedi Ermeni devrimciyi tutukladı. Hükümet, ayrıca Saray casusları sayesinde çok sayıda Türk, Rum, Musevi ve Ermeni'yi de devrimci etkinliklerde bulundukla5 6 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Sir Nicholas Ö'Conor'dan Sir Edward Grey'e, İstanbul, 2 9 Mayıs 1906, Furtlıer Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.38 içinde:
' ve "A Bitlis," Pro Armenia, 2 0 Aralık 1906, s.1013. 57 FO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'â, •Erzurum,' 15 Haziran 1906,, Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, N o : 8 9 8 4 , s.61 innde. 58 Mechveret, No. 1 7 8 (1 Ağustos 19.06), s.8'den nakleden, H. Zafer Kars, Belgelerle 1908 Devrimi Öncesinde Anadolu,
s.19.
rı iddiasıyla tutuklayarak hapse attı. Ayrıca, Manisa'da da devrimci hareketle ilgili bir soruşturma yürütülmeye başlandı.59 Yeni vergiler yüzünden Ekim başlarında Trabzon'da ciddi olaylar patlak verdi. Yeni konulan vergileri ödemeyi reddeden halkın ayaklanması ancak askeri birliklerin müdahalesiyle kontrol altma alınabildi. Vali, ayaklanmanın daha ileri boyutlara ulaşabileceği endişesiyle bu vergilerin toplanmasını ertelemek zorunda kaldı.60 Erzurum'daki huzursuzluk 1906 Sonbaharında yeniden alevlendi. 21 Ekim'de şehrin Müslüman ve Hıristiyan halkı, artık daha fazla vergi ödemeye halleri kalmadığını söyleyerek, yeni vergilerin kaldırılması isteğiyle, birlikte hareket ettiler. Müftü halkın huzursuzluğunu Erzurum Valisi Mehmed Ata Bey'e ilettiyse de, Vali halkın isteklerine kulak asmadı ve vergilerin kaldırılmasının mümkün olmadığını, kendisinin de vergileri toplamaya kararlı olduğunu söyledi. İsteklerinin reddedilişi üzerine halk, kurulu düzeni hedefleyen şiddetli bir gösteri düzenledi. Yerel polis örgütü ve jandarma, halkın üzerine ateş açarak birçok kişinin ölümüne neden oldu. Bu şiddet hareketiyle iyiden iyiye dehşete kapılan halk, şiddete şiddetle karşılık vererek pek çok jandarma ve polisin yanı sıra, Jandarma Kumandanını da öldürdü.61 Mehmed Ata Bey, Mart'ta meydana gelen olayların sorumlularının bulunması için İstinaf Mahkemesi Reisi Tahir Efendi ile Serkomiser Şabri Efendi'den oluşan bir araştırma komisyonu kurmuştu. Komisyon, topladığı bilgileri Eylül ayında Vali'ye sundu. Vali de kendisine sunulan listeyi İstan-
5 9 "A Smyrne," Pro Armenia, 5 Kasım 1 9 0 6 , s.990. 6 0 "l_e mouvement turc," Pro Armenia,
5 Kasım 1 9 0 6 , s.991.
61 "Les evenemeııts d'Erzeroum," Pro Armenia,
20 Kasım 1906, ss.997-99S.
bul'a göndererek emir beklemeye başladı. Hareketin önde gelen liderleri olarak yirmiiki kişinin ismi verilmişti. Bu yirmiiki kişilik listede Erzurum Müftüsü Hacı Lütfullah Efendi, önde gelen tüccar ve avukatlar ve Ittihad ve Terakki Cemiyeti ile bağlantısı bulunan, yasadışı 'Can Veren' devrimci örgütünün lideri Durak Bey'in de isimleri bükmüyordu.62 22 Ekim'de İstanbul'dan gelen cevapta, Hükümet, Vali Mehmed Ata Bey'e, Müftü ve Mart olaylarında rolü olan çok sayıda Müslümamn hemen tutuklanarak sürgüne gönderilmesi emrini verdi.63 Aynı gece, tutuklananların sayısı altmışı buldu,64 Müftü ve diğerleri -Tahsin Bey, Kirlizade Yusuf Efendi ve Hoca Şevket Efendi- tutuklanmalarından hemen sonra Dördüncü Ordu merkezi olan Erzincan'a doğru yola çıkarıldı.65 Erzurum'un önemli isimlerinden ve is-
62 Başbakanlık Arşivi, İrade Dahiliye, 25 Çaban 1 3 2 4 [ 1 4 Ekini 19061, Numara 18 içinde Mehmed Ata Bey in 31 Ağustos 1 3 2 2 [ 1 3 Eylül 19061 tarihli telgrafından nakleden, Muammer Demire), ikinci Meşrutiyet Hareketleri, re Armağan,
ss.3Ir33; ve Mehmed Nusret, Tarihçe-i
Önce si Erzurum'da
Erzeruın
Yalıut
Hatlı
Hemşehrile-
ss,63-64. 1 9 0 8 Dcvrimi'ııden sonra, 1 9 1 2 Genel Seçimleri'ııde
Hacı Lütfullah Efendi Meclis-i Mebusan'a bağımsız Erzurum Mebusu olarak girdi. Avukat Seyfullah Efendi ise Devrim'detı soııra, heııı 1908, hem de 1 9 1 4 Genel Seçimleri sonucu Meclis-i Mebusan'da Erzurum'u temsil etti (Feroz Alımad ve Dankwart A. Rustow, "İkinci Meşrutiyet Döneminde Meclisler, 19081918," s.278).
-
6 3 F.O 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 2 5 Ekim 1 9 0 6 , Further Correspondence Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 1 3 5 içinde; Muammer Demire!, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri, s.33; Mehmed Nusret, tarihçe-i
Fidenim Yahut Hemşehrilere Armağan,
s.64; Barutçuzadc
Şevki, "Erzurum Valisi Nâzını Paşa'mıı Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s . 2 7 2 ; ve "Le Mouvemeııt Turc a Erzeroum," Pro Armenia,
5 Şubat 1 9 0 8 ,
5.1231. 6 4 "Les eveıiements d'Erzeroum,' Pro Armenia, evenements d'Erzeroum," Pro Armenia,
5 Aralık 1 9 0 6 , s; 1 0 0 5 ; ve "l.es
2 0 Aralık 1 9 0 6 , s.1013.
65 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir F.dwarcl Grey'e, Beyoğlu, 2 5 Ekim 1906, Further Correspondence Respecting Asiatic
Turkey, No.8984, s.135 içinde; Malımud Ne-
dim Ulusaîkul, Istibdad Aleyhinde
Türk Ulusunun İlk Hareketi:
Eızurum
İhtilâli,
s.21; Münip Yıldırgan, "1904 [sicj Erzurum İsyanı Hatıraları," s.32; ve Mehmed Nusıeı, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.65.
yanıtı önderlerinden Hacı Akif Ağa, kendisini tutuklamaya gelen jandarmalara karşi ciddi bir direniş gösterince olaylar şehre yayıldı ve halk, tutukluların salıverilmeleri için hemen örgütlendi.66 Tutuklanmaların yapıldığı gecenin sabahı, öfkeli Müslümanlardan oluşan büyük bir kalabalık Pastırmacı Hanı'nm önünde topladıktan sonra Vilâyet Konağı'm kuşatarak sürgüne gönderilenlerin Erzurum'a geri getirilmelerini istedi.67 Vali, Hükümet Konağı'ndan kaçarak başka bir eve sığınmak zorunda kaldı, fakat yakalanarak İbrahim Paşa Camii'ne hapsedildi.68 Aynı gün, ilerleyen saatlerde, çığrından çıkmış topluluk, Gürcü Kapısı Karakolu'na sığınmış olmalarına rağmen, Serkomiser Tevfik Bey, oğlu İkinci Komiser Tahir Efendi ve Polis Abdülgani'yi Karakol'dan çıkarıp, çarşı ortasında önce döve döve öldürdü, sonra, da cesetlerin ayaklarına ip takarak sokaklarda sürüttü. Her iki olayda da jandarma, galeyana gelmiş halka müdahale etmedi. 69 Daha sonra, Jandarma Komutanını arariıa-
6 6 Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum
Yahut Hemşehrilere
Armağan,
ss.65-66.
6 7 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 2 5 Ekim 1906, Further Correşpondence
Respecting
Asialic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s. 1 3 5 içinde; vc "Lcs
fivfinemerits d'ErZerouın," Pro Arınenia,
5 Aralık 1 9 0 6 , s.1005.
6 8 F.Ö. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 2 5 Ekim 1906, Further Correşpondence
Respecting
Asialic
Turkey,
N o . 8 9 8 4 , s . 1 3 5 içinde; F.O.
4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den G. Barclay'e, Erzurum, 27 Ekim 1906, Fıırflıcr Correşpondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.173 içinde; Miinip Yıldır-
gan, " 1 9 0 4 (siej Erzurum İsyanı Hatıraları," s;33; Mehmed Nusıet, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.66; Barutçuzade Şevki, "Erzurum Vali-
si Nâzım Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s.272; M. Sabri, "Anadolu Kıyamları," s.71; ve "Les evenements d'Erzerouııı", Pro Armenia, 5 Aralık 1906,5.1005. 6 9 F.O. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Echvard Grey'e, Beyoğlu, 2 5 Ekim 1906, Further Correşpondence
Respecting
Asiatic
Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 1 3 5 içinde; Başba-
kanlık Arşivi, İrade Maliye, 2 9 Şevval 1 3 2 5 [5 Aralık 19071, Nr.31'deı\ nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da llalk s.34: Mahnıud Nedim Ulusalkul, Istibdad Aleyhinde
Hareketleri,
Türk Ulusunun tik
Harcke-
ti: Erzurum İhtilâli, s.22; Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 i sic} Erzurum İsyanı Hatıra-, iarı." s.33: Barjutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi Nâzım Paşa'nııı Zamanında \
ya.giden topluluk, komutanın ve polis komiserinin evine zarar verdi ve bir başka polis memurunu öldürdü. Tüm bunlar olurken, sivillere ve sivillerin mallarına zarar verilmemesine özellikle dikkat edildi.70 Elli kişiden oluşan silahlı bir grup Erzurumlu, sürgüne gönderilen önderlerini bulmak için şehirden ayrıldı. Hapisteki Vali ölüm tehdidiyle sürgündekilerin geri dönmeleri için yeni bir emir vermeye zorlandı. Erzurum Müftüsü ile onunla birlikte tutuklananlar o gün Erzurum'a geri getirildi ve gece yarısı şehre girişlerinde büyük bir merasimle karşılandı.71 Ertesi gün Müftü'nün emriyle dükkânlar açıldı ve Vali'nin, konağına dönmesine izin verildi. Sivil otorite tam anlamıyla çökmüş, hükümet binaları, halka sempati duydukları gözlenen askerler tarafından gün boyunca koruma altına alınmıştı.72 Ertesi gün hayat yine eskisi gibi sürmeye devam etti: "Gene dükkânlar açıldı; gene alışveriş başladı; Olan Vukuat Hatırası," $.273; A. M> Vâduyskiy, "Jön Türk Hareketi Öncesinde—Moskova Arşivi Belgelerine Göre—Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s.140; Mehmed Nusret, Tarihçe,-i Eızenım Yahut Hemşehrilere Armağan,
s.66;
ve "Bahaedditl Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre tuihad ye Terakki:152~" Milliyet, 2 7 Eylül 1934, s.2. 70 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sıv Edvrard Grey'e, Beyoğlu, 2 3 Elcim 1 9 0 6 , Further Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, N o . 8 9 8 4 , s . 1 3 5 içinde; M. Sabri,
"Anadolu Kıyamları," s.71; ve Miınip Yıldırgan, " 1 9 0 4 [sicl
Erzurum isyanı.
Hatıraları," s.33. 71 Mahmud Nedim Ulusaîkul, Istibdad Aleyhinde zurum İhtilâli,
Türk Ulusunun tik Hareketi:
Er-
s.22; Barutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi Nâzım Paşa'nıu Za-
manında Olan Vukuat Hatırası," s.272; Iurii Ashotovich Petrosian, züyle Jön Türkler,
Sovyet'Gü-
s.236; EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Edward Grey'e, Be-
yoğlu, 2 5 Ekim 1 9 0 6 , Furîher
Correspondence
Respecting
Asiatic
Turkey,
No.8984, s.135 içinde; EO. 4 2 4 / 2 1 0 , Konsolos Shipley'den G. Barclay'e, Erzurum, 2 7 Ekim 1 9 0 6 , Further
Correspondence
Respecting
Asiatic Turljey,
No.8984, s.173 içinde; "Les evenements d'Erzeroum," Pro Armenia, 2 0 Aralık 1906, s.1013; "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre tuihad ve Terakki:152," Milliyet, 2 7 Eylül 1934, s.2; ve Mehmed Nusret, Tctrihçe-t Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.&6.
72 EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G: Barclay'den Sir Edvvard Grey'e, Beyoğlu, 25 Ekim 1 9 0 6 , Further Correspondence
Respecting Asiatic Turkey, No.8984, ss. 1 3 5 - 1 3 6 içinde.
memurlar vazifelerinin başlarına gittiler; alaylar, taburlar aynı saatte talime çıktılar; Mahpushane nöbetçileri gene yerlerinde beklediler; ezanlar gene tam zamanında okundu; çanlar gene tam saatlerini çaldı." 73 Bu arada, 29 Ekim 1906 tarihli, bir irade ile Mehmed Ata Bey görevden alındı ve yerine Harput Valisi Mustafa Nuri Bey atandı. 74 Mustafâ Nuri Bey, Mayıs 1906'ya kadar Musul Valiliği görevinde bulunmuş, sonrasında da Diyarbakır ve Harput Valiliklerine atanmıştı.7® Yeni Vali Erzurum'a geldiği ilk günden itibaren uzlaşmacı bir tavır takındı. Söylentiye göre, Mustafa Nuri Bey 'hürriyet taraftan' idi. Kötümserlerin, devlet şiddetinin daha da artacağına ilişkin endişeleri gerçekleşmedi. Dürumun görece sakin olduğu ve devlet baskısının azaldığı bu ortamda, Ittihad ve Terakki Cemiyetinin propaganda ve örgütlenmesi hızla sürmeye devam etti. 76 Ayaklanma süresince askerler olaylara karışmamışlardı. Daha önce Mart ayaklanmasını bastırmayı reddeden Dör-
73 Münip Yıldırgan, " 1 9 0 4 fsic/ Erzurum İsyanı Hatıraları," s.33; ve Barutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi Nâzım Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s.274.
'
. ; ••
7 4 Başbakanlık Arşivi, İrade Dahiliye, 11 Ramazan 1 3 2 4 { 2 9 E k i m 1 9 0 6 ] , Nr,24'den nakleden, Muammer Demirel, tkinci Meşrutiyet Halli Hareketleri,
s.37; H. Zafer Kars, Belgelerle
lu, s.34; "Leş evenements d'Erzeroum," Pro Armenia, Mahmud Nedim Ulusalkul, Istibdad Aleyhinde zurum ihtilâli,
Önceni
Erzurum'da
1908 Devrimi Öncesinde Anado20 Kasım 1906, s.998;
Türk Ulusunun İlk Hareketi:
Er-
s.26; ve EO. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Eclvvard Grey'e, Beyoğ-
lu, 3 0 Ekim 1906, Further Correşpondence
Respecting
Asiatic
Turkey, No.8984,
s.139 içinde. 73 ibrahim Alaettin Gövsa, Türk Meşhurları
Ansiklopedisi,
"Mustafa Nuri Bey,"
s.288; ve F.O. 4 2 4 / 2 1 0 , G. Barclay'den Sir Edvrard Grey'e, Beyoğlu, 3 0 Ekim 1906, Further •.'.•• de. •.
Correşpondence
'•'.'•
Respecting
Asiatic
Turkey, N o . 8 9 8 4 , s.139 için-
"
7 6 "Le Mouvement Turc â Erzeroum," Pro Armenia, Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere
5 Şubat 1 9 0 8 , s . 1 2 3 1 ; ve Armağan,
s.67. Mustafa
Nuri Bey, eski düzenin ateşli savunucularından olmadığı için, 1 9 0 8 Devrimi'nin hemen sonrasında Hazine-i Hassa Nazırlığı ve ardından da Meclis-i Âyaü üyeliğine atandı (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi,
14, s.8406).
düncü Ordu Kumandanı Müşir Mehmed Zeki Paşa, bu sefer de Vali'nin emirlerini yerine getirmeyi reddetmiş ve tepkisiz kalmayı seçmişti. Kurulu düzene karşı çıkmada olağanüstü bir başarı gösteren Erzurumluları destekleyen Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'teki liderlik kadrosu, Çerkeş Mehmed Zeki Paşa'ya olaylar sırasında göstermiş olduğu tarafsız tutumuyla haklı ve zayıfları korumuş olmasından dolayı kendisini kutlayan bir mektup göndermekte gecikmedi.77 Erzurum'daki Ekim ayaklanması, yalnızca adaletsiz vergilendirmeye karşı bir isyan olmaktan çıkmış, kurulu düzenin şiddetle reddedildiği -tam anlamıyla devrimci- bir harekete dönüşmüştü. Özellikle Vali ve Polis Komiserlerinin huzursuzluğun ve şiddetin boy hedefi haline gelmeleri de Abdülhamid'in mutlakiyetçi rejimine duyulan öfkeden kaynaklanıyordu. Yeni konan vergilerin halk tarafından ödenmemesi ve protesto karşısında Valilerin görevden alınmak . zorunda kalınması Türkiye tarihinde eşsiz bir olay olarak yorumlanarak İstanbul'daki merkezî hükümette büyük endişe yaratmıştı,78 Kurulu düzene karşı gerçekleştirilen Erzurum'daki başarılı direnişin haberleri hemen etrafa yayıldı. Direniş, Vandaki Müslümanların günlük konuşmalarının bir parçası olmuştu artık. Meydana gelen isyanlardan, tepkisiz davranışlarıyla olayların büyümesine neden olan mutlakiyetçi rejim sorumlu tutuluyordu,79 77 Numarasız Mektup, Dr. Nâzım ve Dr. Bahaeddin'detı i Mehmed! Zeki Paşa'ya, Paris, Kasım 1906 (Mektubun tam metni için,bkz., [Ittihad ye Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dairi Defter İçlen nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz
ve Ittihad ve Terakki,
ss.213-214). Ayrıca bkz., "Bahaeddin.Şa-
kir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki:152," Milliyet, 1934,s.2.
'
/ .
•
78 "Les evenemerusd'Erzeroum," Pro Armenia, 79 "Le mouvement turc," Pro Armenia,
60
.
2 0 Aralık 1906, s.1013,
2 0 Ocak 1907, ş.1029.
2 7 Eyliil ' ...
Trabzon'daki devrimci etkinlikler de Erzurum olaylarından cesaret alarak ivme kazandı. Hükümet yetkilileri Kasım ayı sonlarında, Trabzon'daki Müslümanlar arasında yeni bir devrimci hareket oluştuğunun farkına varmışlardı. Devrimciler yine lıalk arasında büyük huzursuzluk yaratan vergi konusunu işliyorlardı. Devrimci etkinliklerde bulunduğu için İstanbul'dan Trabzon'a sürülmüş birçok kimseden biri olan Ishak Bey, buradaki devrimci hareketi örgütleme suçuyla tutuklandı. Polis, Ishak Bey'in üzerinde merkezi Paris'te bulunan Ittihad ve Terakki Cemiyeti'ne ait bazı belgeler bulmuştu. Bu belgeler yadsınamaz bir biçimde Ishak Bey'in Ittihad ve Terakki Cemiyeti ile bağlantıda olduğu kuşkularını doğruluyordu. 80 Ishak Bey, aralarında Erzurumlu bir mollanın da bulunduğu pek çok Ittihadçv devrimciyle ilişki içindeydi. Trabzon'daki askerî komutan Hamdi Paşa'nın baskısıyla Vali Reşad Bey, durumu İstanbul'a, bildirdi. Ishak Bey Hükümetin emriyle tutuklanarak Erzincan'a sürüldü:81 Erzurumlu Molla, Trabzon'daki devrimci hareketin içindeki en önemli kişilerden biriydi. Şehirde yürüttüğü etkin devrimci propagandaya ek olarak, Hamdi Paşa'ya da açıkça saldırıyordu.82 Hükümet, Vali Reşad Bey'i Trabzon halkının aşırı hoşnutsuzluğu yüzünden görevden almak zorunda kalarak onu önce Konya Valiliği'ne atadı. Ama, Mabeynci Tahsin Paşa'nın himayesinde olan Reşad Bey, Konya Valiliği yerine, daha itibarlı olan Edirne Valiliği'ne atandı. 83 Trabzon Vaiili.80 "Lc mouvement turc," Pro Armenia,
5 Ocak 1907, s. 102.1.
81 "Le mouvement tıırc," Pro Armenia,
20 Ocak 1907, s. 1029.
82 "Le mouvement turc," Pro Armenia,'20 Ocak 1907, s.1029; ve "Bahaecldin 3akit Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki; 1.27," Milliyet, 29 Ağustos 1934, s. 2. .83 "A Trebizonde", Pro Armenia, 5 Mayıs 1 9 0 7 ; s . 1 0 8 6 ; vc "Bahaeddin Şaki'r.'. Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki: 128 ve 129," Milliyet, 30 ye x 31 Ağustos 19.34, s.2.
:
. sı
ği'ne de Adliye Nezareti Din işleri Müdürü Ziver Bey atandı ve 19 Şubat'ta Trabzon'a vardı.84 Yeni Vali de konmuş olan yeni vergilere dair kanunu tatbike ve Şahsî Vergi'nin tahsiline devam emri verdi.85 / 1907 yılı başlarına gelindiğinde Ittihad ve Terakki Cemiyeti yurt içinde ve dışında toplam onyedi şube açmayı başarmıştı.86 Bu başarı, Mart 1906'da yeniden örgütlenmiş olan Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin geniş çaplı örgüt kurma etkinliklerinin sonucuydu. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin amacı, yalnızca yurtdışında etkinlik göstererek Sultan Abdülhamid'in Avrupa kamuoyundaki itibarını zedelemektense Türkiye içindeki devrimci propagandayı hızlandırmaktı. Ittihad ve Terakki Cemiyeti Paris merkezi 25 Mart 1906'da yurt içinde halen fâaliyette olan şubelere gönderdiği genelgede, Türkiye dahilinde devrimci propaganda için çalışacak yeni üyelerin bulunmasını istiyordu. Paris'teki merkez ile Türkiye içinde etkinlik gösteren şubeler arasında yapılacak haberleşme için gizliliği korumak amacıyla yeni şifreler geliştirildi. Merkez eskiden olduğu gibi yine Paris'te kalacak ve Türkiye'deki duruma ilişkin çeşitli kaynaklardan topla8 4 EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Vekili H. E. Wilkie Young, Trabzon, 8 Haziran 1907, "Notes on the General Condition of the Vilayet of Trebizond," Further respondence
Respecting
The Levant Herald
theAffairs
and Eastern
Express, Weekly
Commercial
Şubat 1 9 0 7 ) , s.89; "News ltems: Personal," The Levant Eşpress, Weefely Commercial zonde," Pro Armenia,
Cor-
of Asiatic Turkey, N o . 9 3 0 5 , s. 12; "Personal,"
Budget,
Budget, Herald
2 7 / 7 (16
and Eastern
27/8 ( 2 3 Şubat 1 9 0 7 ) , s.103; "A Trebi-
5 Mayıs 1 9 0 7 , s.1086; ve "Bahaeddin $akir Bey'in Bı-
raktığı Vesikalara Göre tttihad ve Terakki: 128," Milliyet, 3 0 Ağustos 1 9 3 4 , s.2. 8 5 "A Trfebizonde," Pro Armenia, 5 Mayıs 1907, s.1086; ve "Lettre de Trebizonde," Pro Armenia, 5 Kasım 1907, s.1185. 8 6 2 5 5 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den İzmir'deki Fırka-i Ahrar tcm. silcilerine, 3 Şubat 1907 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss.245-248'den nakleden, Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı 2 / 4 , s.56).
Tarihi,
nan bilgiler Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin çıkarttığı Türkçe Sura-yı Ümmet ve Fransızca M eçhveret adlı dergilerde yayınlayacaktı.87 Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin ilk yerel ilişkileri İmparatorluğun sınırlarında kurulmuştu: Kafkasya Şubesi, Kızanlıkla Bulgaristan Şubesi, Girit Şubesi, Kahire'de Mısır Şubesi ve Kırım Şubesi.88 Ancak, 1906 yılı Ağustos ayından itibaren ââıl Türkiye'de şube kurma çabaları başladı, ilk girişimlerden biri Selanik'te yapıldı. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin PariSteki merkezinden gönderileri 6 Ağustos 1906 tarihli bir mektupta kurulu düzeni yıkma amacıyla Selânik'te resmen bir şubenin kurulması arzusu ifade edilmekteydi.89 Paris'teki merkez Ekim ayında da Bosna'ya bir şube kurul-
' 8 7 1 Numaralı Mektup, Dr. B. Server'den Ittihad ve Terakki'nin yerel şubelerine, Paris, 2 5 Mart 1 9 0 6 ([tttıhad ve Terakki Cenıiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I'den nakleden, Ahrned Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz
ve ktihad
ve
Terak-
, ki, ss. 196-199). 8 8 2 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Kafkasya Şubesi'ııe, Paris, 2 6 Mart 1906 ([Ittihad ve Terakki Cenıiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter 1, ss.56'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, inkılâp
Tarihimiz
ve ktihad
ve
Terakki,
ss.199-200); 7 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Bulgaristan Subesi'ne, Paris, 2 Nisan 1 9 0 6 ([Ittihad ve Terakki Cenıiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss,12-13'den nakleden,Yusuf Hikmet Bayur, Türk inkılabı
Tarihi, 2 / 4 ,
ss.47-48); Numarasız Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Girit Şubesi'ne, Paris, 2 0 Nisan 1906 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz ve Ittihad ve
Terakki,
ss.200-201); 4 8 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Ittihad ve Terakki Kahire Şubesi Başkam Ahmed Ferid Tek'e, Paris, 2 7 Temmuz 1 9 0 6 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss.74-75'den nakleden, Yusuf Hikmet Bay ur, Türk inkılabı
Tarihi, 2 / 4 , s.52); 53 Numaralı Mektup,.Dr. Ba-
haeddin Şakır ve Dr. Nâzım'dan Tercüman
gazetesi sahibi İsmail Gaspirens-
ki'ye, Paris, 6 Ağustos 1 9 0 6 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, s.Sl'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, tnkılâp tihad ve Terakki,
Tarihimiz ve It-
s.205).
8 9 55 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir ve Dr. Nâzım'dan Hatib Naci (veya Hüşrev Bey'e ?)>, Paris, 6 Ağustos 1 9 0 6 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss.84-87'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, Tarihimiz ve Ittihad ve terakki, İnkılâbı
Tarihi, 2 / 4 , s.54.
İnkılâp
s.207). Ayrıca bkz., Yusuf Hikmet Bayur, Türk .'
ması için bir mektup gönderdi.90 Ittihad ve Terakki Cemiyeti 1907 yılının Ocak ayında Erzincan'da bazı şahıslarla temas kurarak devrimci propagandanın o civarda yaygınlaştırılması için teşebbüse geçti.91 1907 yılı Şubat ayında kurulmuş olan onyedi şubeye ek olarak İzmir'de de bir şube kuruldu. Burada, vatandaşlar daha 1906 yılı Şubat ayında Fırka-i Ahrar adlı yasadışı bir örgüt kurmuş ve Paris'teki Ittihad ve Terakki Cemiyeti merkeziyle ilişki kurarak Cemiyet'e katılma arzularını bildirmişlerdi. Bu arzuya Paris merkezince verilen yanıtta İzmir'deki girişime destek verilirken, Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin amacının yalnızca Sultan Abdülhamid'i tahttan indirip yerine Veliahd Mehmed Reşad Efendi'nin getirilmesi olmadığı, esas amacın ülkeyi özgürlükçü bir siyasal düzene kavuşturmak olduğu vurgulanıyordu. 92 "Üsküb'te ise, yine ayni yılın Ağustos ayında Mehmed Necib [Draga], Galib [Pasinler] ve Mazhar Bey liderliğinde bir şube kurulmuştu.93 Mitroviçeli tanınmış bir ailenin oğlu olap Mehmed Necib [Draga] İstanbul'da Mekteb-i Mülkiye'de okuyarak buradan 1893 yılında mezun olmuştu. Mezuniyetinden sonra 1902 yılına kaçlar devlet memuriyetinde çalışmış, ondan sonra memuriyetten istifa ede-
9 0 Numarasız Mektup, Dr. Nâzım ve Dr. Bahaeddin Şakir'den Bosna'da birine, Paris, 18 Ekiııı 1 9 0 6 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter l'deıı nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, lııhılap
Tarihimiz
ve İttihad vc 7e-
ı alılıi, s.211). 91 2 5 4 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Erzincan'da birine, Paris, Ocak 1907 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair) Defter l'den nakleden^ Ahmed Bedevi Kuran, tnkılüp Tarihimiz
ve İttihad ve Terakki,
s.222).
9 2 2 5 5 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den İzmir'deki Fırka-i Ahrar temsilcilerine, Paris, 3 Şubat 1907 ([İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss.245-248'den nakleden, Yusuf Hikmet Bayur, Türk
İnkılabı
Tarihi, 2/4, ss.56-57). 9 3 Galip Pasinler,'"Galip Paşa'mıı Hatıraları", Hayat Tarih Mecmuası,. 2 / 6 (Temmuz' 1 9 6 6 ) , s.5", ve Halil Menteşe, "Eski Meclisi Mebusan Reisi Halil Merite. şe'nin Hatıraları, 4: Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve İttihad ve Terakki," riyet, 16 Ekim 1946, s.2.
Cumhu-
rek Üsküb'te avukatlık yapmağa başlamıştı. Memuriyetten istifasını müteakip Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Selanik Şubesi'ne kaydolmuş ve bu örgütte etkin olarak devrimci propaganda çalışmalarına katıltr^şti-94 Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Manastır Şubesi de Enver ve Hasan Tosun Beylerin başkanlığında kurulmuş bulunuyordu.95 Bu arada, Erzurum'daki olaylar görünüşte yatışmış gibi gözükse de mutlakiyetçi rejim aleyhindeki propaganda faaliyeti gizliden gizliye tüm hızıyla devam ediyordu. Önceleri yalnızca devlet işlerindeki kötü yönetimden ve vergilerden şikayette bulunan halk artık hoşnutsuzluğun boyutlarını rejim aleyhtarlığına götürmüştü. Başlangıçta, halkın genel gidişat karşısında duyduğu memnuniyetsizliğin patlak vermesinden ibaretmiş gibi görünen hareket, zamanla hükümet muhalifi bir örgütün kurulmasına yol açtı. 1907 yılına gelindiğinde Erzurum'da şehrin tüm Müslüman mahallelerinden gelen temsilciler aracılığıyla etkinlikte bulunan devrimci örgüt, düzenli olarak toplantılar yapıp yalnızca halkla Valilik arasında zaman zaman çıkan sorunları konuşmuyor, aynı zamanda 1906 yılının Ekim ayında patlak veren Vergi Ayaklanması üzerine devletin alması muhtemel kararlarına karşı nasıl bir tavır takınılacağım da tartışıyordu. Sızan haberlere göre, Erzurum halkı şu anda yeni bir ayaklanma planlamıyor, ancak çıkması kuvvetle muhtemel olaylara karşı şehrin gayr-i Müslim nüfusuyla da ilişkiye geçip takınılacak tavır hakkında Ermenilerle görüşmeler yapıyordu. 1907 yılının Ocak ayında Erzurumlular yine Saray'a telgraflar çekerek Vali'nin uzaklaştırılması için propagandaya başladılar.96 Mart ve Ekim aylarındaki ayaklanmalar sırasında, Ittihad 9 4 Ali Çankaya, Yeri i Mülkiye
Tarihi vc Mülkiyeliler, 3 , s.51-2.
95 Halil Menteşe, "Eski Meclisi Mebusan Reisi Halil Mentese'nin Hatıraları. 4: Osmanlı llûrriyet Cemiyeti ve Ittihad ve Terakki," Cumhıinyct,
16 Ekini 1946. s.2
9 6 EO. 4 2 4 / 2 1 2 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor a. Erzurum, 15 Şubat 1907 ls.441; ve "A Erzeroum," Pro Armenia,
5 Mart 1907. s.1053.
ve Terakki Cemiyeti'nin Avrupa'da bastığı devrimci broşürler Erzurum'a da ulaşmıştı. Bunlar sürekli okunup tartışılmaktaydı; ülkenin diğer bölgelerinde durumdan memnun olmayanlarla da aktif bir devrimci haberleşmenin sürdürülmekte olduğu şüphesizdi. Eğitim görmüş vatandaşlar arasında Rusya ve İran'da meydana gelmiş olan olaylar da tartışılmaktaydı; bu ülkelerdeki devrimci olaylara giderek daha fazla atıfta bulunulması, bazı vatandaşların gidişatı durdurmak için bir devrime ihtiyaç olduğunu göz önünde bulundurmakta olduklarına işaret ediyordu.97 Yaygın propaganda çalışmalarına daha 1905 yılında başlamış olan İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin yurtdışında bastığı gazeteler ülkeye kaçak olarak sokulmakta, şehir ve kasabalarda yaygın olarak dağıtılmaktaydı. Bu tür yayınlardan özellikle ikisi -Mechveret ve Şura-yı Ümmet- yaptığı dev- " rimci propaganda ile kurulu düzenin itibarını halkın gözünde düşürmekteydi.98 Yurtdışından gizli olarak yurda sokulan gazete ve broşürler şehirden şehire taşınmakta ve dağıtılmaktaydı.99 Bunlar yalnızca İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'te bastığı yayınlar değildi; ayrıca, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal çıkmaza sütunlarında geniş yer ayıran ve Rusya'da -özellikle, Kafkasya ve
97 EO, 4 2 4 / 2 1 2 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 1 5 Şubat 1907 ls.44); ve "Bahaeddin Sakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre, İttihad ve Terakki:152," Milliyet, 2 7 Eylül 1 9 3 4 , s.2. 9 8 Çevri [Abdullah Cevdet Kariıdağ?], İnkılâp Niçin ve Nasıl Oldu?, s.34'den nakleden, H. Zafer Kars, Belgelerle
1908 Devrimi Öncesinde Anadolu , s.44; ve Meh-
med Nusret, Tarihçe-i Erzerum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.59.
9 9 Mehmed Reşid, "Erzurum İsyanı bir Meşrutiyet İnkılabı Olabilirdi," Hürriyet, 2 9 Kasım 1950'den nakleden. Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet Öncesi Erzurum'da Halk Hareketleri,
s. 14; ve Hüsamettin Ertürk, ffei Devrin Perde Arfea-
sı, s.62. İttihad ve Terakki Cemiyeti tarafından görevlendirilerek gizli olarak Doğu Anadolu'ya giden Ömer Naci Bey, posta ile yurtdışından gelen $ura-yı Ümınet gazetesini ve diğer yıkıcı propaganda malzemesini bu bölgedeki diğer yerel Ittihadcılar yardımıyla dağıtıyordu ("Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki: 108 " Milliyet, 9 Ağustos 1 9 3 4 , s.2).
1
Azerbaycan'da- çıkan bazı Müslüman ve Ermeni gazete ve dergileri de tüm Doğu Anadolu'da bulunabiliyordu.100 Bu bölgede devrimci gazete/dergi dağıtımı ve Ittihad ve Terakki Cemiyeti merkezi ile olan haberleşme büyük ölçüde, Kars Postahanesi Müdürü ve aynı zamanda Rusya'da kuryelik görevini yürüten Ermeni Çarpan aracılığıyla gerçekleştiriliyordu. Çarpan aracılığıyla gelen mektuplar, belgeler ve gazeteler sınırdan geçmek suretiyle Ittihad ve Terakki Cemiyeti ile bağlantısı olan Erzurum Postahanesi Müdürü'ne veriliyordu. Erzurum'a gelen bu yayınlar da -örneğin, Hüsamettin [Ertürk] ve Hüseyin Tosun tarafından- Postahane Müdürü'nden alınıp Van, Bitlis, Diyarbakır, Muş ve Erzincan gibi şehirlere dağıtılıyordu.101 Taşımacılık yapanlardan tüccar Serdarzade Sıtkı Bey, Van Valisi'nin Erzurum'daki yetkililere yaptığı ihbar sonucu 27 Şubat'ta Erzurum'da tutuklandı; Sıtkı Bey'in naklettiği balyaların arasında devrimci yayma rastlanmıştı.102 Serdarzade Sıtkı Bey Erzurum'da Hüseyin Tosun, Durak Bey ve Hoca Seyfeddin Efendi ile birlikte Ittihad ve Terakki Cemiyeti Erzurum Şubesi'nin önde gelen üyelerinden biriydi.103 Tutuk-
100 Bu gazete ve dergiler, Bakû'de yayınlanan Hayat, Nasreddin,
Progress; Baku, Baku Haberleri
Yergri Tsaynı, Mşak, Tiflis Haberleri
Taze Hayat,
lrşad,
Molla
ile Tiflis'de yayınlanan Vozrojdcnie,
ve Kafkasya'nın
Sesi idi (H. M. Tsovikyaıı,
"1905 Rus Devrimi'nin Türkiye'deki Devrim Hareketine Etkisi," ss.96-126). 101 Hüsamettin Ertürk, llîi Devrin Perde Arkası, s.62. Ayrıca bkz., Oıhan Türkdoğan, "Hüseyin Tosun: Bir İhtilâlcinin Portresi," ss.74-75. 102 EO. 4 2 4 / 2 1 2 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 5 Mart 1907 [s.47]; ve A. M. Valuyskiy, "Jön Türk Hareketi Öncesinde—Moskova Arşivi Belgelerine Göre—Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s. 142. 1 0 3 Orhan Türkdoğan, " 1 9 0 6 - 1 9 0 7 Erzurum Hürriyet Ayaklanması: 1." s . 4 6 5 ; Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz Ve Jön Türkler, s.221; ve Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, 1 8 5 9 - 1 9 5 2 , s.142. 1 9 0 8 Devrimi sonrasında Hüseyin Tosun Bey 1912 ve 1 9 1 4 Genel Seçimlerinde Erzurum'dan Mebus seçildi (Feroz Ahmad ve Dankwart A. Uustow, "İkinci Meşrutiyet Döne. mihde Meclisler, 1 9 0 8 - 1 9 1 8 " , s . 2 7 8 )
,
lanmasından hemen sonra Erzurum'daki devrimci örgülün talimatıyla hareket ettikleri anlaşılan bir grup gösterici, Vilâyet: Konağı önüne yürüyerek Sıtkı Bey'in tutuklanma nedenini sordular. Şehirde olay çıkması olasılığına karşı Vali bir önlem olarak Erzurum Müftüsü ile şehrin diğer önde gelen Müslümanlarını makamına çağırarak Sıtkı Bey'in tutuklanmasının gerekçesini açıklamış, ancak Vali'nin bu açıklamaları vatandaşlarca doyurucu bulunmamıştı. Erzurumlular, Sıtkı Bey'in şehir dışına sürülmesine engel olmak için şehrin kapılarını tutarken, tevkifhane gardiyanlarına eğer tutuklunun başına birşey gelirse çıkacak olaylardan kendilerinin sorumlu olacağı konusunda ayrıca uyanda bulundular. 104 Serdarzade Sıtkı Bey'in tutuklanması üzerine başlayan gösteriler 5 Mart'tan 22 Marl'a kadar aralıksız devam etti. İstek aynıydı: adaletsiz vergilerin kaldırılması. Erzurum'daki devrimci örgüt, 8 ve 11 Mart'ta istanbul'a iki telgraf göndererek isteklerini bildirdi. Altşılageldiği şekilde bu telgraflara Saray'ın cevap vermemesi üzerine, yaklaşık yirmi biri
kişilik bir kalabalık, 15 Mart'ta Telgrafhane'yi kuşattı. Saray ile doğrudan yapılan haberleşme sonucunda, istanbul'daki yetkililer durumun vehametini kavradı ve ödün vermeye razı oldu. 1 0 5 Vaîi Mustafa Nuri Bey'in 10 Mart'ta İstanbul'a çektiği telgrafta önerdiği şekilde Hükümet, hemen bir irade çıkartarak 1906 yılının Mart ve Ekim aylarında ortaya çıkan olaylarla ilgili görülerek sürgüne gönderilen tüm devrimcilerin.Erzurum'a geri dönmelerini sağlayacak bir genel af ilan etti. iki polis komiserinin öldürülmesi ve Mehmed Ata Bey'in yaralanması ile ilgili davalar dâ düşecekti. Ama,
104
KO. 4 2 4 / 2 1 2 , Sir Nicholas O'Conor'ıiaıı Sir E d w a r d Gıcy'c, istanbul, 3 M a n 1 9 0 7 f s . 4 5 j : ve HO. 4 2 4 / 2 1 2 , Konsolos Shinİcjr''den Sir Niciıolas O ' C o n o r ' a ; Erzurıuh, 5 Mart 1 9 0 7 (s.47|.
105 h . 2a fer Kare, Belgektİc
İİI08 Devrimi
Öncesinde
Anadolu,
ss.34-35.
vergi konusunda bir ödün söz konusu değildi: geçmiş iki yılın bakiyeleri affedilmekle beraber, Şahsî Vergi Ödenecekti. Erzurum halkı için ayrıcalıklı bir uygulama düşünülemezdi. 106 Erzurumlular ise konan vergilerin kaldırılması konusunda ısrarlıydı. Doğal olarak, açıklanan bu kararlar halkı yatıştırmaya yetmedi. Olayların yatışması şöyle dursun, tam tersine, ertesi gün Müslümanları temsilen kalabalık fakat düzenli dört yüz kişilik bir grup, Vali'yi ziyaret ederek Padişah'm affını gerektirecek hiçbir suçun mevcut olmadığım ve hiç kimsenin ne Şahsî Vergi'yi ne de HayVanat-ı Ehliye Rüsumu'nu ödeyeceğini söyledi. Ek olarak, halkın, yükümlülüklerini yerine getiremeyecek kadar yoksul olduğundan bu vergilerin tümden kaldırılması isteklerinin Hükümet'e iletilmesini rica etti. 107 Vali, bu istekler doğrultusunda, İstanbul'a gönderdiği telgrafda ağır bir yük oluşturan Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nun toplanmasının ertelenmesi ve Şahsî Vergi'nin herkesten değil de yalnızca zenginlerden alınması yönünde görüş bildirdi.108 Durumu 106 Başbakanlık Arşivi, İrade Hususi, 2 5 Muharrem 1325, Nr.76'daıı nakleden, Muammer Demirel, İkinci
Meşrutiyet
Sİ41;.H; Zafer Kars, Belgelerle
Erzurum'da Halli Hareketleri,
Öncesi
1908 Devrimi
Öncesinde
Anadolu,
s.35; EO.
. 424/2-12, Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edwarcl Grey'e, İstanbul, 25 Mail 1907 !s,54l; ve "Eimpöt personnel et le mouvement turc," Pro Anııeıtia, 5 Kısan i 907, s. 1069.
-
• 1.07 EO. 4 2 4 / 2 1 2 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edwaıxî Grey'e, İstanbul, 2 5 Man 1907 [s.54i; "Lettre d'Erzeroum." The Levant Herald and Eastern Evpress, VVcelıly Commercial
Budget,,27/15
(13 Nisan 1 9 0 7 ) , s.206; Başbakanlık Arşivi,
irade Hususi, 5 Safcr 1 3 2 5 [20 Mart 1907], Nr.lö'den nakleden, Muammer .Demirel, /kinci Meşrutiyet. Öncesi Erzurum'da Kars, Belgelerle
1908 Devrimi Öncesinde
Halk Hareketleri,
Anadolu,
s.42; H. Zafer
p.35; vc "Eiıııpöt persomıcl
et le mouvement turc," Pro Armenia, 5 Nisan 1907, s. 1069. Vali ile görüşen şehrin ileri gelenleri arasında Hacı Akif Ağa, Dava Vekili Scyfullah Efendi, Fariık Bey ve Âlyanakzade Tevlık Efendi vardı ("Leıtıe d'Erzeroum," Tlıe Levant Herald and Eastern Express, Weekly Commercial
Budğet, 27/15
(13 Nisan
1907), s.206). 108 Başbakanlık Arşivi, İrade Hususi, 5 Safer 1 3 2 5 İ20 Mart 19071, Nr.ltVdcıı nakleden. Muammer Demirel, tkinci Meşrutiyet reketleri,
s.43.
Öncesi Erzurum'da
Halli Ha-
atlatmayı planlayan Hükümet ilk önce, Hayvanat-ı Ehliye Rüsunıu'na göre eşek başına verilecek vergiyi beş Kuruş'tan üç Kuruş'a, eşekler dışındaki bütün diğer ehli hayvanlardan alınacak olan vergiyi de on Kuruş'tan üç Kuruş'a indirdi.109 Hükümet bu ilk ödüne ek olarak, 20 Mart'ta çıkardığı iki irade ile vergilerde halkın lehine tekrar değişiklik yaptı. Buna göre, Şahsî Vergi köy halkı ile silah altında bulunanlardan alınmayacaktı. Vergi, zanaatkar, ticaret erbabı ve sair geliri olanlardan onar Kuruş, sıralanan işleri seyyar olarak yapanlardan beşer Kuruş olarak toplanacaktı. Memurlardan ise daha önce maaşlarının üç günlük kısmı üzerinden hesaplanan vergi, bir günlüğe indirilerek alınacaktı^ Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nun ise Erzurumdan bir süre için toplanmaması karara bağlandı. 110 Ancak, halk hiçbir surette vergi ödemeyi kabul etmediği için bu ödünlerin bir faydası olmadı. Halk verdiği verginin nasıl harcandığını bilmek istiyordu. 111 22 Mart tarihinde halkın her iki vergiye karşı sürdürdüğü direniş/Hükümeti halkm isteklerini kabule mecbur etti. Erzurum Valisi önce vilâyetin Gümrük Nazırı Mazlum Efendi'yi görevden aldı. Nihayet, 2 5 Mart'ta tüm gazetelerde yayınlanan ve ilgili tüm dairelere iletilen bir irade ile yeni vergiler bütünüyle kaldırıldı. Böylelikle, verdikleri mücadele sonucu isteklerini kabul ettiren Erzurum halkı normal hayata döndü. 1 1 2
109 K o n s o l o s A. P e r a l d i ' d e n Dışişleri B a k a n ı P i c h o ı v â , E r z u r u m , 1 7 M a r t 1907'den nakleden, Ömer Sami Coşar, "Çakırcalı Mehmet E f e : 7 , " Milliyet, 2 Haziran 1 9 7 3 , s.5. 1 1 0 Başbakanlık Arşivi, İrade Maliye, 5 Safer 1 3 2 5 ( 2 0 Mart 1 9 0 7 ] , Nr. 6 ve 18'den nakleden, Muanımer Demire!, İkinci Meşrutiyet Halk Hareketleri, 111
Öncesi
Erzurum'da
ss.43-44.
K o n s o l o s A. P e r a l d i ' d e n Dışişleri Bakanı P i ç h o n ' a , E r z u r u m , 2 6 M a r t 1907'den nakleden, Ö m e r Sami Coşar, "Çakırcalı M e h m e t Efe:7," Milliyet, 2
-
Haziran 1 9 7 3 , s.5.
•
1 1 2 E O . 4 2 4 / 2 1 2 , Sir N i c h o l a s O ' C o n o r ' d a n Sir E d w a r d Grey'e, İstanbul, 2 5 Mart 1907
( s . 5 4 j ; "Lettre d ' E r z e r o u m , " Levanı Herald
and Eastern
Express,
Muş'ta ise, Şubat ayı ortasında yeni vergileri toplama girişimi, zaten ağalara büyük borçları olan ve açlık çeken halk için tam bir felaket oldu. 113 Borçluluğun ve kıtlığın had safhaya vardığı koşullarda yeni vergileri toplama girişimi halkta büyük çapta hoşnutsuzluk yarattı. Çıkan ayaklanmalar sonucu tutuklananların sayısı ve bunlara yapılan işkenceler, tanımı güç boyutlara vardı.114 Van'a atanan yeni Vali Ali Bey Şubat ayında göreve başladı. Hayli acımasız bir kişi olan AH Bey, derhal baskı politikalarına başvururken yeni vergilerin toplanması konusunda da emir verdi. Şehrin Ermeni, Türk ve Kürd halkı, zaten büyük çaplı bir mali sıkıntı içindeydi; yeni vergilerin toplanması, Vanlıların -yatağından kap-kacağma kadar, ellerinde ne var, ne yoksa- tüm mallarına elkonulması demekti. 115 Nisan ayında, Van'daki Rus ve Fransız Konsoloslukları ağırlıklarım halktan yana koyup vergilerin askıya alınmasını sağlayınca olaylar tırmandı. Vali, müdahele karşısında Konsolosluklara karşı kuvvet kullandı. Jandarmalar Fransız Konsolosluğu'na girmeye kalkıştılarsa da, karşılarında Konsolosluğu cansiperane koruyan Ermeni devrimcileri buldular. Jandarmalar Rus Konsolosluğu'na saldırdıklarıridaysa silahlı çatışmalar çıktı. Her iki ülkenin Konsolosu , da bu olayları Vali nezdinde protesto etti. Vali ise, olaylara dev-
V/tekly Commercial
Eudget, 2 7 / 1 8 (4 Mayıs 1 9 0 7 ) ; Başbakanlık Arşivi, İrade
Hususi, 10 Safer 1 3 2 5 [25 Mart 1 9 0 7 ) , Nr.34'den nakleden, Muammer Demirel, İkinci Meşrutiyet
Öncesi Erzurum'da
Halk Hareketleri,
s.44; ve Konso-
los A. Peraldi'den Dışişleri Bakanı Pichon'a, Erzurum, 2 6 Mart 1907'den nakleden, Ömer Sami Coşar, "Çakırcalı Mehmet Efe:7," Milliyet,
2 Haziran
1973, s.5. 113 "A Moush," Pro Armenia, 5 Nisan 1 9 0 7 , s.1070. 114 "La faıııine," Pro Armenia,
5 Nisan 1907, s.1071.
1 1 5 "The New Vali of Van," The Levant Herald and Eastern Express, mercial
Weekly
Com-
Budget, ( 1 2 Ocak 1 9 0 7 ) , s.16; ye "Lettres de Van," Pro Armenia, ,5
Temmuz 1907, s.l 120.
rimci grupların neden olduğunu ve hükümet güçlerinin çatışmada bir rolü olmadığım söylediyse de, Konsolosluklara yapılan saldırıya katılan bazı vergi tahsildarları ile emrindeki diğer mernurlan hapsettirdi- Daha sonra -olaylar yatışınca- devrimcilerin peşine düştü. Van Valisi'nin devrimci avına Bitlis Valisi Ferid Paşa da askeri yardım sağladı. Kırsal arazide devrimcileri aramakta olan askeri birlikler, bu bahaneyle köylerde geniş çaplı şiddet ve talana giriştiler. Mali açıdan zaten harap olmuş olan köyler, böylelikle daha da zor bir duruma düştüler.116 Hükümet, bu terör eylemlerinden sonra vergilerin tahsiline devam etti. Ermenilerden alınan Bedelat-ı Nakdiye ve Şahsî Vergi mükellefiyeti -gerekli ön çalışma ve inceleme yapılmadan- göçmüş, ölmüş veya henüz çocuk yaştaki kimseler için de konmuştu; aile fertleri, konan bu vergileri onların yerine ödemek zorunda bırakılıyordu.117 Anadolu'daki huzursuzluk Doğu'da meydana gelenlerle sınırlı değildi. Trabzon'daki olaylar, 15 Mart'ta Askeri Garnizon Kumandanı Hamdi Paşa'ya karşı yapılan suikaslle birlikte zirveye ulaştı.118 Rediflerin XIV Fırkası'nın kumandanı ve Trabzon Garnizon Kumandanı Hamdi Paşa, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Trabzon Şubesi üyelerinden Naci Bey adlı Trabzon Deposu memuru bir mülazım tarafından öldürüldü. 119 Suikastin görünürdeki nedeni, dört aydır
116 "A Van," Pro Armenia, 2 0 Temmuz 1907, s.1125. 117 "Massacres, • Fantine, Misere, fimigration',"' Pıp Armenia, s: 11.33.
5 Ağustos 1907,
118 "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakld.T27," Milliyet, 29 Ağustos 1934, s.2; ve EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Vekili I I. E. Wilkic Young, Trabzon, 8 Haziran 1907, "Notes on the General Gondition of the Vilayet o f Trebizond," Further Correspondence Respecting tlıe Affairs of Astatk Turkey, No.9303, s.12. 119 "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Teıakki:126," Milliyet, 28 Ağustos 1934, s.2.
ödenmeyen zabit maaşları ve erat tayınlarıydı,120 Gerçekte ise, Naci Bey'e suikast emrini veren, Hamdi Paşa'yı Trabzon halkına karşı despotça davrandığı için ölüme mahkum etmiş olan Ittihad ve Terakki Cemiyeti idi. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Trabzon Şubesi üyeleri yapmış oldukları gizli toplantıda yalnızca Hamdi Paşa'yı değil, şehrin diğer bazı üst düzey mülkî ve askeri erkânını da öldürmeyi planlamıştı.121 Suikastçi yakalanarak ölüme mahkum edildi. Ancak, Hamdi Paşa'nın öldürülmesi halk arasında o kadar destek ve sempati ile karşılanmıştı ki, Hükümet infazı ertelemek zorunda kaldı.122 Nihayet, 28 Haziran günü Naci Bey, halka hitap etmesine mani olmak için normal olarak infazların yapıldığından farklı bir saatte -sabah saat dörtte- idam edildi.123 Lakin, yenilgiyi kabul eden Hükümet halka bir ödün vererek Trabzon'un en zengin işadamlarından ve toprak sahiplerinden Nemlizade Cemal Bey'i Belediye Reisliği. ne tayin etti. 124 Nemlizade Cemal Bey yalnızca Trabzon'ııun 'yarısına' sahip değil aynı zamanda Samsun, Erzurum ve İstanbul'da da mülkleri olan bir ailenin ferdiydi. Nemlizade Cemal Bey ayrıca -Sancakbeyizade Mehmed ve Hasan Beylerle birlikte Lazistan Şubesi'nin liderliğini yürüten akrabası 120 "Assasiııats,"Pro Armenia, 5 Nisan 1907, s.'1072. 121 ."Bahaeddin Şakir.Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad vc Terakki:!27," Milliyet, 29 Ağustos 1.934, s.2, vc K.-J. Basmadjiaıı, "Le Mouvement rcvoluıionııaire eıı Asie Mineure," s.821. 122 "Bahaeddin. Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Tcrakl
.
123 K.-J. Basmadjiaıı, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," s.821; ve "Lettres du Caucase, de Diarbckir et de Trebizonde," Fıo Armenict, 5 Kasım 1907, s.1185. 124 F.O. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Vekili H. E. V/ilkie Young, Trabzon, 8 Haziran 1907, "Notes ön the General Condition of the Vilayet of Trebizoııd," Fttrther Cor- x rcşpondtnce
Respecting
the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s.X2.
Nemlizade Salim Bey gibi- İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Trabzon'daki yeraltı örgütünün etkin üyelerinden biriydi. 125 . • İttihad ve Terakki'nin Trabzon'daki devrimci etkinlikleri Naci Bey'in idamıyla hızından hiçbir şey kaybetmeksizin devam etti. Rusya ve İran'daki devrimci hareketlerden ilham alan İttihad ve Terakki Cemiyeti, Mayıs ayında, yeni Vali'nin evinin duvarına meşrutiyet taleplerini ilan ettiği afişler astı. 126 Yeni Vali Trabzon'daki Ittihadçllara sıkı bir baskı uygulamaya başladı.'Paris'teki İttihad ve Terakki Cemiyeti merkezine gönderilen bir mektupta, Trabzon'un İstanbul'dan daha berbat bir hale geldiği, mutlakiyetçi yönetimin yirmibeş casusunun şehirde kol gezdiği ve kimseye göz açtırtmadiğı yazıyordu. Vali, yurtdışıyla Trabzonlu devrimcilerin haberleşmesini engellemek amacıyla Postahane ve Konsolosluklara yeni memurlar atadı. Artık Postahane'den gelen mektup ve paketler açılmış oldukları saklanmaya bile lüzum görülmeden sahiplerine iletiyordu. Fransız Postahanesi'nde görevli Hükpurnet yanlısı Fransız bir memur ise şüphelendiği paketleri hemen Sultan Abdülha125 Tank Zafer Tuııaya, Türkiye'de
Siyasi Partiler, 1859-1952,
s. 143. Dr. Bahaed-
din Şakir'e o günlerde gönderilen bir mektuba göre, İttihad ve Terakki Cemiyeti Trabzon Şubesi'nin diğer üyeleri şehrin şu ileri gelenlerinden oluşuyordu: Vali Zıver Bey, Hakim Bahaeddin Efendi, Mektupçu Süreyya Bey, Defterdar Abdurrahman Efendi ile şehir eşrafından Nemlizade Hacı Osman, Şükrü, Belediye Başkam Nemlizade Cemal Beyler, Mehmed Salih ve Şevki Efendiler, Kethüdazade Gaiib Bey, tüccardan Samancızade Ziya Efendi, Barutçuzade Ahmed ve Arif Efendiler, Kırzade Şevki Efendi^ Kozinzade Fevzi Efendi, Eyübzade Ali Efendi, Arnavutoğlu Hasan Efendi, Hacı Bilal oğlu Osman Efendi, Hanıamcıoğlü İhsan Bey, Rize'de Tuzcuzade Rıfat Efendi ("Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad vei Terakki: 130," Milliyet, 1 Eylül 1 9 3 4 , s.2). Nemlizade Cemal Bey'in bir diğer akrabası—Nemlizade Hacı O s m a n — 1 9 1 2 Genel' Seçimlerinde Trabzon'dan Meclis-i Mebusan'a Mebus olarak girdi (Feroz Ahmad ve Dankvvart A. Rustow, "İkinci Meşrutiyet Döneminde Meclisler, 1 9 0 8 - 1 9 1 8 , " s.277). 126 "Les Musulmans contre Hamid," Pro Armenia, 2 0 Mayıs-5 Haziran 1 9 0 7 , s.1095.
mid'in Trabzon'da görevli casuslarına teslim ediyordu.127 Postada karşılaşılan güçlüklere rağmen, Trabzon'daki devrimciler yine de Paris ile mektuplaşmayı sürdürmeyi başardılar, Devrimci propaganda yine eskiden olduğu gibi Trabzon'a ulaşıyordu.128 Ittihad ve Terakki Cemiyeti merkezinin Lazistan Şubesi'ne gönderdiği uzun bir mektupta, altmış bin Osmanlı vatandaşının Rusya'ya iltica etmesiyle sonuçlanan mevcut felaket ve baskı havasından faydalanılması yönünde uyarıda bulunmaktaydı. Cemiyet, mülteciler arasından ülkenin kurtuluşu için mutlakiyete karşı mücadele edecek yeni üyeler kazanılabileceğini ummaktaydı. 129 Ittihad ve Terakki Cemiyeti, Lazistan Şubesi'ne hitaben yazılmış 23 Ağustos 1907 tarihli diğer bir mektup ta ise, Türkiye'de parlamenter bir rejimin kurulması yönünde propaganda faaliyetinin arttırılmasını istedi.130
127 "Bahaeddin' Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki: .128 ve 129," Milliyet, 3 0 Ağustos 1 9 3 4 ve 31 Ağustos 1934, s.2. 128 Paris merkezinin Trabzon'a sokaklarda dağıtılmak üzere yolladığı ilânlar, aşağıdaki' yazı eklenerek, devrimciler tarafından, Vali ve Kumandana yollandı: "Ey kendinizi birşeyler zanneden hayvanlar! Artık boynunuzda takılı duran saman torbalarını çıkarınız. Arsız çocuklar gibi bir-iki cicili-bicili nişana aidatııp milleti itilaya çalışan gayyurları mahva kalkışmayınız. Yanlış zehablarınızla zannettiğiniz işlerde dahli olmayan kimseleri zorbalığınızla zalimane ezmeyiniz. İktidarınız varsa takdim ettiğim Şu istidanın: sahibini arayıp bulunuz. Anlayınız ne kadar iktidarsız olduğunuzu ki, sizin birkaç, para için hayvanlar gibi aradığınız ve muzır evrak dediğiniz şeyleri işte ben size rabten gönderdim. Bunların hepsim yapan benim. Gücünüz yetiyorsa beni bulunuz!" ("Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki: 128," Milliyet, 3 0 Ağustos 1934, s.2). 129 296 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Lazistan Şubesi temsilcilerine, Patis, Haziran 1907 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter l'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, inkılâp ve Terakki,
Tarihimiz
ve
ktihad
S.225).
. 130 3 4 0 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den geçici olarak Kafkasya'da bulunan Lazistan Şubesi'ne, Paris, 2 3 Ağustos 1907 ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, s.382'den nakleden, Yiısuf Hikmet Bayur, Türk tnkilâbı
Tarihi, 2 / 4 , s.124).
(
Haziran ayında, Bitlis'te ciddi bir olay meydana geldi. Halkın galeyana gelmesine sebep, Vali Ferid Paşa'nm Bitlis Belediye Reisi'ni sürgüne göndermesi oldu. Belediye Reisi, devrimcilere karşı yürütülen soruşturmalarda kendisiyle işbirliği yapmayan memurlara maaşlarını ödemeyen ve hakimleri, yasal sürece dikkat etmeksizin belli şahısları suçlü bulmaya zorlayan Ferid Paşa'yı sürekli eleştirmekteydi. Halk, şehirdeki devrimci liderlerin önderliğinde Vali Ferid Paşa'ya karşı bir gösteri yaparak Vali'yi, şehrin Ermeni ve Müslüman halkı arasında ayrılık yaratarak mutlakiyetçilik aleyhtarı devrimci hareketi bölmeye çalışmakla suçladı. Hükümet Konağı önünde gösteri yapan beş bine yakın Müslüman Vali'yi istifaya çağırdı. Vali, burada çıkan çatışmada bir gösterici tarafından yaralandı. Vali de o.arada .göstericilerden birini öldürdü. Bunun üzerine halk Vali'yi yakalamaya çalıştıysa da, o, mutlakiyetçi rejim destekçisi subayların yardımıyla kaçmayı başardı ve askerî garnizona sığındı. Askerlerin olaylara müdahele etmemesinden cesaret alan kalabalık, Polis Komiserini linç etti. Polis Komiserinin ve kurulu düzen destekçisi daha birkaç kişinin cesedi Bitlis sokaklarında' sürütüldü. 131 Bitlis ayaklanması, İttihad ve Terakki Cemiyeti ile temas halinde olan bir grup şeyh tarafından örgütlenmişti. Şeyhler, ayaklanmanın başlamasıyla Telgrafhane'yi işgal eltiler ve İstanbul'a telgraf çekerek Vali'nin azlini istediler. Saray, askerî kuvvet kullanmakla tehdit edince, şeyhler kontrolleri altında elli bin silahlı Kürd olduğu cevabını verdi. Bunun üzerine Saray, Vali'nin görevden alınmasına ve Erzincan'a nakline karar verdi. 132 Şehrin idaresi Garnizon Kumandanı Celal Paşa'ya bırakıldı ve
1.31 K.-J. Basmadjian, "Le Mouvemem rtvolûtionnaire ciı Asie Mineure," 's.824; ve "Cexpulsion du vali de Bitlis," Pro Armenia, 5 Temmuz 1 9 0 7 , ss.1'117:
iıı.8.
•
132 ' ! t!expuIsion du vali dc Bitlis," Pro Armenia, 76
5 Temmuz 1907, s. 1118.
Trabzon Valisi, soruşturma yapmak üzere Bitlis'e gönderildi.133 Tanınmış bir Saray casusu olan Vali Ferid Paşa, Trabzon'a Vali Vekili olarak atanırken yeni Bitlis Valiliği'ne de Van Valisi Tahir Paşa atandı:134 Bitlisli şeyhler ve eşraf, Vali'ye karşı gerçekleştirmiş oldukları darbenin başarısıyla kudretlerinin arttığını fark ettiler. Gündelik tartışmalarında, eğer Hükümet reformlar -Avrupa devletleri tarafından dayatılan reformlar değil, kendilerince tatmin edici bulunan reformlar- yapmayacak olursa kendi reformlarını kendileri yaparak uygulayacaklarını açıkça söylemeye başladılar. Söylentilere göre, Bitlis eşrafı, Erzurum ve Van eşrafı ile yakın işbirliği halinde çalışmaktaydı.135 Van ve Bitlis'in Müslüman ve Ermeni halkları, zalim mutlakiyetçi rejimi devirme faaliyetlerinde birlikte hareket etmekteydiler.136 Paris'teki Ittihad ve Terakki Cemiyeti merkezi, Bitlis'te meydana gelen olayları yakından izlemekteydi. Paris'ten Şam Şubesi'ne yazılan bir mektupta, Şam halkının Erzincan ve Bitlis'teki vergi ayaklanmaları hakkında bilgilendirilmesi ve Şam'da da benzer ayaklanmalar çıkartmak için devrimci propagandanın arttırılması istenmekteydi. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin ümidi, Suriye de dahil olmak üzere, Türkiye'de güçlü bir örgüt kurulabilirse, İran ve Rusya örneklerine benzer bir meşruti devrimin Türkiye'de de gerçekleştiri133 "L!expulsion du vali de Bitlis," Pro Armenia, 5 Temmuz 1907, s.1117; "l.es Musulmans eotıtre Hamid," Pro Armenia, 2 0 Mayıs-5 Temmuz 1907, $.1096; ve F.O. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Tarabya, 4 Temmuz 1907, Further Correşpondence
Respecting
lîey, No.9305, s.19 içinde.
'
134 "Faveur hamidienne," Pro Armenia, Trebizonde," Pro Armenia,
the Affairs
of Asiatic
Tıır-
'
5 Ağustos 1907, s. 1135; ve "tetire de
5 Kasmı 1907, s.1185.
135 EQ. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Muavini W. B. Heard'den Sir Nicholas O'Conor'a, Bitlis, 2 5 Ağustos 1907, Further
Correşpondence
Respecting
the Affairs of Asi-
atic Turkey, No.9305, s.146 içinde. 136 "Soliclarite entre Armenieııs et Turcs," Pro Armenia,
20 Kasım 1907, s! 1189.
lebileceği yönündeydi.137 Erzurum görünüşte sakindi; fakat devrimci örgüt heyecanından hiçbir şey kaybetmemişti. Devrimci örgüt o denli tanınmış ve sevilmişti ki taraftarları açıkça Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyesi olduklarını söyleyebilmekteydi. Bu, devrimci hareketin Erzurum'da ne kadar kurumsallaşmış olduğuna işaret eden önemli bir noktaydı. Ayaklanmalar sonucu vergilerin kaldırılması, halkın kendi rızası olmadan konulan vergilere itiraz edebileceğine emin olmasını sağlamıştı. Artık rızaları alınmadan vergilendirilemeyecekleri hakkında oldukça özgürlükçü sayılabilecek bir söylem içindeydiler. Meslek ve ticaret erbabı için getirilen yeni temettü vergisi hakkında da iyi konuşulmuyordu. Erzurum'daki genel kanı, verginin tahsil edilmek istenmesi durumunda, bunun yeni bir ayaklanmaya neden olacağı ve hükümetin başına bela olacağı yönündeydi.138 1907 yazında Saray casuslarının da saklanmak zorunda kalmasıyla birlikte Erzurum'da Sabah-ül-Hayr adında hayli revaçta olan aylık bir devrimci dergi yayınlanmaya başladı.139 Çok sayıda Ittihad ve Terakki Cemiyeti üyesi, 1907 Baharı'nda Erzurum'dan Van'a giderek burada devrimci etkinliklerde bulunmaya başladılar. Hatta burada, yayınladıkları birkaç taşbaskı gazete ve broşürü dağıttılar; ancak Müslümanlar Van'da küçük bir azınlık oluşturduğu için, o zaman resmî makamlar bu konuyla fazla ilgilenmediler. Nisan ayında, Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Van'daki 137 3 1 3 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Şam Şubesi temsilcisine, Paris, [Haziran veya Temmuz 1907] ([Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp ve Ittihad ve Terakki,
Tarihimiz
s.236.
138 HO. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 1 Temmuz 1907, Further
Correşpondence
Respecting
the Affairs
of Asiatic Tur-
key, No.9305, s.30 içinde. 139 "Entre Armeniens et Turcs," Pro Armenia, 5 Ekim 1907, s.1165.
78
üyeleri, mutlakiyetçi rejime karşı güçbirliği yapma olasılığını tartışmak üzere Ermeni Devrimci Federasyonu üyeleriyle ortak bir toplantı yaptılar. İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne mensup fedailer, Müslümanlar arasında taraftar bulmak ve birliği tesis etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Başlarında komutanları olmadığı zamanlarda bu yokluktan faydalanarak, erler arasında da aktif bir îttihadcı propaganda kampanyasına giriştiler. Hiç kuşku yoktu ki bu propaganda faaliyetinin bir sonucu olarak halk artık İttihad ve Terakki Cemiyeti fedailerine az-çok sempati duyduğunu ifade etmeye ve hükümet politikalarını açıkça eleştirmeye başlamış, fedailerin propagandası halk arasında bir hayli etkili olmuştu. 140 Van'daki hükümet temsilcileri, Haziran ayı başlarında yaptıkları bir aramada silah ve cephane buldu. Ermenilerin eylerinde yapılan daha sonraki aramalar ise bir sonuç vermedi. Arama sırasında bir İttihad ve Terakki Cemiyeti fedaisi ele geçirildi. Vân Valisi, Îttihadcı fedailere karşı derhal hareketer'geçti ve devrimcilerin takip edilip yakalanması için bir askerî birliği görevlendirdi. İttihad ve Terakki Cemiyeti destekçisi devrimcilerin yolu hükümet kuvvetleri tarafından kesildi ve silahlı çatışma çıktı. Bin kadar Türk devrimcinin elmde iki top vardı; bütün gün boyunca hükümet kuvvetleri ile aralarında süren çarpışma sonucunda, hükümet kuvvetleri geçici olarak çekilmek zorunda kaldılar.' Askerler, aylardır tayın almamış olmalarının getirdiği isteksizliğin yanısıra, Müslüman ve Ermeni devrimcilerin birleşik gücü karşısında yetersiz kalmaktaydılar. Sırtını artık askeri birliklere dayayamayacağmı anlayan Vali, Ermeni devrimciler ve İttihad ve Terakki Cemiyeti fedaileri kar140 EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Muavini Dickson'dan Sir Nicholas O'Conor'a, Van, 4 Ağustos 1907, Further Correspondence No.9305, s. 113 içinde.
Respecting
the Affairs of Asiatic
Turkey,
şısmda güçsüz kalmıştı.141 Müslüman devrimcilerle işbirliği yapmakta olan Ermeni Devrimci Federasyonu üyeleri, Vali'ye gönderdikleri tehdit mektuplarında, müttefikleri olan Türk devrimcilere karşı yürütmekte olduğu askeri harekâtı durdurmazsa öldürüleceğini, diğer tercihinin istifa olduğunu yazmaktaydılar. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin fedaileri de Vali'ye gönderdikleri benzeri mektuplarda Bitlis Valisi'nin başına gelenleri hatırlatmaktaydılar.142 Van'daki İngiliz Konsolosu'nun 4 Ağustos'ta elde ettiği bilgiye göre, Vali'ye karşı on gün içinde bir suikast girişimi yapılacaktı. Nitekim, Van Valisi Ali Bey, kısa süre sonra Ermeni devrimciler tarafından İstanbul yolunda pusuya düşürülerek öldürüldü. 143 Van'daki çeşitli devrimci gruplar, Ağustos ayında bir toplantı yaparak, Ittihad ve Terakki Cemiyeti ile birlikte ortak hareket ederek Hükûmet'e karşı silahlı bir ayaklanma olasılığını tartıştılar. Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin fedaileri geniş çaplı bir propaganda faaliyeti yürütmekteydiler. Söylentiye göre, kendi halk mahkemelerini kurmuşlardı bile. Ga-
141 "Pres de Van," Pro Armenia,
5 Eylül, 1907, s. 1 1 4 9 ; ve EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nic-
holas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Tarabya, 2 0 Ağustos 1 9 0 7 , Correşpondence
Respecting
Further
the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s.112 içinde.
142 EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Muavini Dickson'dan Sir Nicholas O'Conor'a, Van, 4 Ağustos 1907, Vur (her Correşpondence
Respecting
the Affairs of Asiatic
Turkey,
No.9305, s.114 içinde. 143 F.O. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Muavini Dickson'dan Sir Nicholas O'Conor'a, Van, 4 Ağustos 1907, Further Correşpondence
Respecting
the Affairs of Asiatic
key, N o . 9 3 0 5 , s . 1 1 4 içinde; ve "Execulioıı," Pro Armenia,
Tur-
5 Ekim 1 9 0 7 ,
s . 1 1 6 6 . Ali Bey'in öldürülmesi üzerine, Hükümet, yerine Bağdad Valisi Abdül Vehab Paşa'yı yeni Van valisi olarak atadı ("The Vilayet of Van," Herald
and Eastern
Express,
Weekly
Commercial
Budget,
27/41
Levant
( 1 2 Ekiiıı
1 9 0 7 ) , s.494). Ancak atamanın hemen ardından Abdül Vehab Paşa'nın görev yeri değiştirildi ve kendisi Erzurum Valiliği'ne atandı ("Personal," Levant Herald and Ecisfern Express, SVeekly Commercial 1 9 0 7 ) , s.546).
Budget, 27/43
( 2 6 Ekiiıı
zete yayınlıyorlardı ve Paris'teki İttihad ve Terakki Cemiyeti merkezi ile sürekli haberleşme içindeydiler. 144 Türk devrimciler, Erzurum'da Sabah-ül-Hayr taralından yayınlanan ve kaçak olarak Van'a getirilmiş olan siyasal programları Van'da dağıttılar. Ülkedeki genel durumu eleştiren ve isteklerini tekrarlayan devrimcilerin temel dayanak noktası Şahsî Vergi'nin kaldırılması isteğiydi. Ancak dağıtılan bu çok önemli siyasal programda, adaletsiz vergilendirmeden daha geniş çaplı meselelere de değinilmekteydi. Kanun-u Esasi'nin ilânı, ırk ve din ayrımı gözetmeksizin kurulacak bir Meclis'in bulunacağı meşruti bir rejimin ve adil bir biçimde halkın çıkarları doğrultusunda çalışacak temsili bir hükümetin kurulması istenmekteydi. Programda ayrıca, Hükümet müdahelesinden masun bir yargı sisteminin kurulması da belirtilmişti. Vilâyet Şuralarının oluşturulması, üyelerinin din veya ırk farkı gözetilmeksizin seçilmesi ve bu Şuraların vilâyet bütçelerini denetlemesi de teklif ediliyordu. 145 Paris'teki İttihad ve Terakki Cemiyeti merkezi ile temas halindeki bu devrimci grupların propaganda faaliyetleri oldukça başarılıydı. Ekim ayı sonuna gelindiğinde, Van'ın Müslüman halkı devrimci saflara geçmiş bulunuyordu.'146 • 1907 yılının yaz ayları boyunca, Erzurum'daki devrimci faaliyet yeni bir ivme kazanmıştı. Devrimcilerin yayınladığı Sabah-ül-Hayr gazetesi bir an önce meşruti rejiminin kurul144 F.O. 4 2 4 / 2 1 3 , Konsolos Muavini W, B. Heavd'den Sir Nicholas O'Conor'a, Bitlis, 25.Ağustos 1907, Further Correspondence Respecting tlıe Affairs-of Ast. atic Turkey, No.9305, s. 147 içinde. 145 Bu gazete ve yurtdışında basılan diğer gazetelerin dağıtımı, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin bölgede görevlendirdiği Ömer Naci Bey tarafından gerçekleştiriliyordu ("Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki: 108," Milliyet, 9 Ağustos 1934, s.2). Sabalı-ftl-Hayr'da yayınlanmış olan bu bildirinin tam metni için bkz., "La FedSration ıevoluuonnaire turque," Pro Annenia,
5 Aralık 1907, s.l 197.
146 "Le Mouvement revolutionnaire turc," Pro Armenia,
5 Ocak 1908, s.1217.
masını savunuyordu. Binlerce devrimci broşür ve el ilanı sokaklarda dağıtılıyordu. Dağıtılan bildirilerde Abdülhamid yönetiminin despotizminden, yüksek rütbeli memurların satılmışlığından söz edilerek şöyle deniliyordu: "Onlar ülkenin zenginliklerini yabancılara -demiryolu inşaası hakkı, kömür ve maden yataklarını işletme hakkı gibi isimler altmda- açıkça satıyorlar." Saray'da söz sahibi Arab İzzet Paşa, Tahsin Paşa gibi yüksek rütbeli paşaların yağmacılığı vc rüşvetçiliğinden dem vuruluyor; fakir halktan, zorla -amansız jandarmaların kamçısıyla- alman paralardan bahsediliyordu. Bildiride, "rejimi yıkalım ... {ülkeyi} alçak zalimlerden kurtaralım," deniliyor ve "bu despot rejimden ancak Müslüman ve Hıristiyanlar arasındaki dostluk ve kardeşliğin güçlenmesiyle kurtulunabileceği" savunuluyordu. Rusya'daki olaylardan ve İran halkının başarısından söz edilerek, devletin güçlü ve halkın mutlu olabilmesi için Kanun-u Esasi ve. Millet Meclisi'nin gerekli olduğu belirtiliyordu.147 Devrimciler, Vali Mustafa Nuri Bey'in azledilmesi için de kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlardı. Eylül ayma denk gelen Ramazan'da halk, geceleri kahvehanelerde, kurulu düzene karşı girişecekleri faaliyetleri tartışırken, Vali'nin casusları bu konuşmaları dinleyip kaydetmekteydiler. Mustafa Nuri Bey İstanbul'a gönderdiği raporlarda şehirdeki cami 147 "Le Mouvement Iurc â Erzeroum," Pro Armenia,
5 Şubat 1908, s. 1231; ve A.
M. Valuyskiy, "Jön Türk Hareketi Öncesinde—Moskova Arşivi Belgelerine Göre—Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s.148. Abdullah Cevdet (Karhdağj, yayınladığı bir broşürde, Müslüman olan ve olmayan tüm halka seslenerek Rusya ve İran'da anayasal düzenin değiştirilmesiyle ilgili olayların Türkiye'ye de örnek olmasını dilemekteydi. "Birleşin; yoksul-varlıklı, güçsüz-giıçlü, kadın-erkek, genç-yaşlı, hepiniz birleşin. Trabzon halkı, Erzurum halkı, Kastambnu halkları—bu illerin kahraman halkları, yiğit halkları, bizim yiğit kardeşlerimiz—ilk adımı atmış bulunuyorlar. Rusya'ya, iran'a bir göz atmız." (Abdullah Cevdet [Karlıdağ], Uyanın, Uyanın (Cenevre, 1 9 0 8 ) , s.l5'den nakleden, Orhan Türkdoğan, " 1 9 0 6 - 1 9 0 7 Erzurum Hürriyet Ayaklanması: 2," s.497).
ve kahvehanelerde yürütülen devrimci faaliyetlerle ilgili bilgi veriyor, şehirdeki devrimcilerin merkezi Paris'te olan İttihad ve Terakki Cemiyeti ile sürekli ilişki içinde bulunduğunu ve şehirde İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin onayıyla gösteriler düzenlemekte olduğunu, devrimcilerin askerleri de saflarına kazanmaya çalıştıklarını bildiriyordu. 148 Gerçekten de, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'teki merkez örgütü Erzurum'a yazdığı mektuplarda devrimci faaliyetin örgütlenmesi ve gerekirse silahlı direnişe girişilmesi yönünde talimat vermekteydi.149 Devrimciler, yaptıkları sürekli baskı sonucu Eylül ayı sonunda Mustafa Nuri Bey'in istifa etmesini ve Erzurum'u terk etmesini sağladılar.150 Ancak, Valilik makamına Abdül Vehab Paşa'nm tayinine muhalefet ettilerse de, bu konuda başarı sağlayamadılar.151 Tek niteliği Saray'a olan koşulsuz bağlılığı olan Abdül Vehab Paşa, söylendiğine göre adını bile doğıu-dürüst yazamayan birisiydi. 1 5 2 İstanbul'dan 19 Ekim'de ayrılan yeni Erzurum Valisi, 30 Ekim'de göreve başladı. Şehir halkı yeni Vali henüz Erzurum'a gelmeden Saray'a telgraf çekerek Vali Vekili Ali Bey'in vergileri tahsil et148 "Le Mouvemeııt Turc â Erzeroum," Pro Armenia,
5 Şubat 1908, s.1231; ve A.
M. Valuyskiy, "Jön Türk Hareketi Öncesinde—Moskova Arşivi Belgelerine Göre—Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s. 148. 149 3 5 4 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Erzurum Şubesi temsilcisine, Paris, İ 5 Ekim-1907 ([İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair] Defter I, ss.463-464'den nakleden, Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı
Ta-
rihi, 2 / 4 , ss.81-82). 150 "Le Mouvement Turc â Erzeroum," Pro Armenia, 151 "Çontre Hamid," Pro Armenia, Herald
5 Şubat 1908, s.1231.
2 0 Ekim 1907, s. 1 1 7 3 ; "Personal," The
Levanı
and Eastern Express, Weefely Commercial Budget, 2 7 / 4 3 ( 2 6 Ekim
1907), s.546. Abdül Vehab Paşa 10 Ekim 1907 tarihli bir irade ile Vali atandı (Başbakanlık Arşivi, trade Dahiliye, 2 7 Ramazan 1 3 2 5 [3 Kasım 19071, Nr.24'den nakleden, Muammer Demirel, ikinci Meşrutiyet Halk Hareketleri,
Öncesi
Erzurum'da
s.49).
152 Mahmud Nedim Ulusaîkul, tstibdad Erzurum İhtilali, s.37.
Aleyhinde
Türk Ulusunun İlk
Hareketi:
inekte ısrarı ile adaletsiz tutumunu ve memurların zalimane hareketlerini protesto etmişler, ayrıca, Müftü'nün Erzurum'dan sürülmesine de sert tepki göstermişlerdi.153 Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin Erzurum Şubesi Kasım ayında şehir sokaklarında bir bildiri dağıtarak mevcut "baskıcı ve mutlakiyetçi hükümet şeklini" devirmek için her dine mensup Osmanlı vatandaşlarını birleşmeye davet etti. Bildiride.halk,; kurulu düzene -artık başka çare kalmadığı için- zor kullanarak karşı çıkmaya çağrılıyordu. Devrimcilerin amacı 'yeni bir anayasa, özgürlük, adalet ve bir temsili meclis' idi. Benzeri bildiriler Anadolu'nun diğer kasaba ve şehirlerinde de daha önce dağıtılmıştı. 154 Dağıtılan bildirinin bir diğer önemli özelliği de halkın ırk ve din ayrımı gözetmeden kurulu düzene karşı birlik içinde hareket etmesinin yeni bir kanıtını oluşturmasıydı. Aslında bu bildiri, Anadolu'nun diğer yerlerinde de görülmeye başlanmış olan örgütlü bir başkaldırının gözle görülen önemli belirtilerinden biriydi.155 Abdül Vehab Paşa'nın daha önce meydana gelmiş olaylar ve son olarak da dağıtılan bu bildiri üzerine yoğun bir soruşturmaya başlamasıyla, 25 Kasım günü elli-altmış kişi devrimci propaganda faaliyetinde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Tutuklananlar arasında Erzurum'un önde gelen, tanınmış ve zengin, dava vekillerinden Seyfullah Efendi,
1.5.3 "Contre Hamid," Pro Armenia, Armenia,
5 Kasım 1907, s. 1 1 8 1 ; "Contre Hamid," Pro
2 0 Ekim 1 9 0 7 , s . 1 1 7 3 ; "Eettre d'Erzeroum," The Levanı
and Eastern Express, YVeefcly Commercial Budget,
Herald
2 7 / 4 6 ( 1 6 Kasım 1 9 0 7 ) ,
s.550. 154 EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 19 Kasım 1907, Further
Correşpondence
Respecting
the Affairs
of Asiatic Tıırfccv,
N o . 9 3 0 5 , s . 1 8 6 içinde; lurii Ashotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Türkler,
5.238; ve H. Zafer Kars, Belgelerle
1908 Devrimi Öncesinde
Jön Anado-
lu, s.36. 155 EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edvvard Grey'e, Beyoğlu, 19 Kilsim 1907, Further Correşpondence Respecting the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s. 186 içinde.
ulemadan liberal fikirleriyle bilinen Hacı Şevket Efendi, eski bir ordu müteahhidi olan Faruk Bey, Erzurum Belediyesinde görevli Durak Bey, Ziraat Bankası Erzurum Şubesi'nin eski müdürlerinden Uzun Osman Efendi, Erzurum Müftüsü Hacı Akif Efendi, şehrin tanınmış celeplerinden Şeyh Ahmed Efendi, araba tekerleği imalatçısı Marancı Tevfik ve Marancı Abdullah kardeşler, babası Erzurum'un en zengin kişisi olduğu söylenen tacir izzet Efendi ile devrimci harekete katılmak için Avrupa'ya kaçmadan önce Harbiye'de Fransızca öğretmenliği yapan ve sonra Türkiye'ye gizlice girerek Erzurum'da faaliyette bulunan Hüseyin Tosun Bey de vardı. Bütün bu tutuklular yasadışı İttihad ve Terakki Cemiyeti üyesi olmakla suçlanmaktaydı.156 Tutuklananlar arasında bulunan Seyfullah Efendi'nin üzerinde yeni bir anayasanın ilânından ve bir Meclis kurulması gereğinden bahseden çeşitli devrinici belgeler ele geçmişti. 157 .156 F.O. 42.4/213, Konsolos Muavini Shipley'den Sir Nicholas O'Conor'a, Erzurum, 2 Aralık 1907, Further
Correspondence
Respecting
the Affairs
of
Asiatic
Turkey, No.9305, s.245 içinde; Başbakanlık Arşivi, trade Hususi, 2 0 Şevval 1325 [26 Kasım 1907], Nr.59'dan nakleden, Muammer Demirci, İkinci rutiyet Öncesi Erzurum'da mid," Pro Armenia,
Halk Hareketleri,
20 Aralık 1907, s.1205; Mehmed Nusret, Tarihçe-i
rum Yahut Hemşehrilere
Armağan,
Meş-
s.51; "Les Musuhnans contre HaE rze-
s.70; Barutçuzade Şevki, "Erzurum Valisi
Nâzmı Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s s . 2 7 5 - 2 7 6 ; ve Alımed Bedevi Kuran, Osmanlı İmparatorluğu'nda Hareketleri
ve Türkiye
Cumhuriyeti'nde
(İstanbul, 1 9 5 9 ) , s..39.3'den nakleden, H. Zafer Kars,
1908 Devrimi
Öncesinde
Anadolu,
inkılâp Belgelerle
s.39. Bu kimseleri şahsen tanıyan biri, tu-
tuklananların büyük çoğunluğunun koyu Îttihadcı olduğunu ve o günlerde Erzurum'da devrim için yoğun bir şekilde çalıştıklarını söylemiştir (Önder Göçgün, "11. Meşrutiyet'e Öncülük Eden Bir Hareket: Erzurum İhtilâli ve Ona Dair Bazı Belgeler," ss.277-278). Tutuklanan sivillere ek olarak, Abclûl Vehab Paşa, Erzurum'daki Kolordu Kumandam Erkân-ı Haıb Mirlivası Ahmed Abuk Paşa ve Rus Hudut Kumandam Erkân-ı Harb Miralayı Fahri Bey'in tebdilini, Hüsamettin Ertürk ve tüm zabıtanın tutuklanmasını istemişti. Fakat, Erzincan'daki Dördüncü Ordu Müşiri Zeki Paşa buna izin vermemişti (Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası,
s.63).
157 "Le Mouvement rivolutionnaire turc," Pro Armenia, Mahmud Nedim Ulusaîkul, îstibdad Erzurum İhtilâli,
s.38.
Aleyhinde
5 Ocak 1908, s.1218; ve
Türk Ulusunun tik
Hareketi:
Erzurum'daki arama ve tutuklamalar büyük bir hızla devam etti ve kısa sürede toplam tutuklu sayısı doksan ikiyi buldu. Tutuklananlardan seksen tanesi Erzurum'un tanınmış eşrafından büyük celep ve tacirlerdi.158 Erzurum'daki ayaklanma ile ilgili olarak yakalananlann toplam sayısı yapılan yeni tutuklamalarla yüz yetmişe vardı. 159 Ayaklanma, ancak hareketin tüm liderlerinin tutuklanması ye Hükûmet'in Erzurum'a takviye birlikler sevketmesiyle bastırılabildi. 160 Polisin tutuklulara işkence yaptığı ve gözaltında bulunan iki kişinin bu yüzden öldüğü haberlerinin yayılması üzerine, yüz kadar Erzurumlu kadın ellerinde sopa, balta ve satırla sokağa döküldü ve bir protesto gösterisi yaparak yabancı devletlerin Erzurum'daki Konsoloslarıyla görüştü. Erzurumlu kadınların bu girişimi sonucunda seksen tutuklu salıverildi ve polisin gözaltmdakilere yaptığı işkence durduruldu.161 Tutuklamaların ardından Hükümet devrimciler aleyhine düzeni yıkmaya teşebbüsten dava açtı. Erzurum'da, Hakim Salim Bey'in başkanlık ettiği olağanüstü mahkeme Erzurum Vilâyeti'nde devlete karşı işlenen suçlar davasına 28 Ocak 1908'de başladı. Açılan davada, sanıklar, polisleri öldürmek, Vali Mehmed Ata Bey'ı yaralamak, Şahsî Vergi ve Hayvanat-ı Ehliye Rüsumu'nu kaldırmaya çalışmak, devlet dü1 5 8 lurii Ashotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Zafer Kars, Belgelerle
1908 Devrimi Öncesinde
Jön
Türkler,
Anadolu,
ş s . 2 3 8 - 2 3 9 ; vc H.
s.37.
159 K.-J. Basmadjian, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," s.822; "Le MoUvement revolutionnaire turc," Pro Armenia, ve "Dans les prisons," Pro Armenia,
5 Ocak 1 9 0 8 , s . 1 2 1 8 ;
2 0 Ocak 1 9 0 8 , s . 1 2 2 2 .
160. "Les Musulmans contre Hamid," Pro Armenia, 2 0 Aralık 1 9 0 7 , s . 1 2 0 5 ; ve Mehmed Nusret, Tarihçe-i Erzerum
Yahut Hemşehrilere
161 "Le Mouvement turc," Pro Armenia,
Armağan,
s.70.
5 Şubat 1 9 0 8 , s . 1 2 2 9 ; Münip Yıldır-
gan, " 1 9 0 4 Isic] Erzurum İsyanı Hâtıraları," s . 3 2 ; K.-J. Basmadjian, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie MineUre," s . 8 2 2 ; ve "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki:131," Milliyet, 1 9 3 4 , s.2.
2 Eylül
zerimi yıkmaya yönelik hareketlerde bulunarak parlamenter rejim lehinde propaganda yapmak, bu amaçla halk arasında yasadışı yayın, devrimci gazete ve bildiri dağıtmakla suçlanıyordu. 162 Sanıklardan Mezararkalı Mevlûd Ağa'nın savunması durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu: "... Madem ki adaletin huzurundayım, o halde günahı, vebali bana ait qlmak üzere olanı-biteni söyleyeyim. Fakat, neresinden başlayayım? Şimdi de onu kestiremiyorum. İki sene, belki de yirmi sene çekilen dertleri, acıları bir araya getirip de bir saat, nihayet iki saat içerisinde onları nasıl anlatayım? Bu memlekette konuşacak şey mi yok? İşte bunları konuşuyorduk, Hakim Efendi: Bu rezaletlere son verilmesi çarelerini konuşurduk... Fakat rica ederim, Hakim Efendi; bu bahsi burada kapayayım, çünkü çok ayıp. Evet; bu memlekette konuşulacak şey mi yok ki? Meselâ: Bunların, Hakim Efendi, bunların hangisi bu memleketin namusunu satarak casusluk yapmıştır? Bunların hangisi milletin hazinesini soymuştur? Bunların hangisi milletin çömleğine, tenceresine, çuluna, yorganına, sırtındaki yırtık gömleğine göz koyup sattırmıştır? Orduyu aç, memuru muhtaç, hasta askeri alakasız, ölen askeri kefensiz bırakıp, cariyelerle saraylarda vur patlasın, çal oynasın diye cümbüş yapanlar bunlar mıdır? Şunlar ki, daha düne kadar hududlarm en kahraman bekçileriydiler. O mübarek Erzurum'un ki, her ailesinin mutlaka birkaç şehidi vardır. O mübarek Erzurum'un ki, icab ettiği zaman gene her ailesi birkaç kurban vermekten çekinmeyecektir. Bunlara böyle zulümler, böyle hakaretler yapmak yakışık alır mı? Bunlar birdenbire dinlerini mi değiştirdiler, bunlar birdenbire deli mi oldular? Bunlar ne yaptı? Hangi haksızlığı yaptılar ki, böyle zincirlere vurulup, zin162 A. M. Valuyskiy, "Jön Türk Hareketi Öncesinde -Moskova Arşivi-Belgelerine Göre- Doğu Anadolu'da Ayaklanmalar," s. 150.
danlara atıldılar? Bu şehitler ocağı niçin söndürülüyor? Bu zincirler, bu laleler, bu mahkemeler, bu hakimler, bunlar niçin? Bunlar ayıp değil mi, Hakim Efendi? Nihayet hakimlere şeref, mahkemelere adalet, orduya kuvvet, memlekete selamet -hulâsa, huzur ve istirahat- lazım olduğunu, bunlarsız hiçbir memleketin ve hiçbir milletin yaşayamayacağını ve farz-ı muhal yaşasalar da, bu kelepçeli, bu zincirli, neslin, bunları birgün k'np batıracağını konuşuyprduk. Ayıp bel Günahsızlığımızı, masumluğumuzu bir tarafa atın; insan hayvan olsa, köpek olsa bile böyle yapılmaz."163 ^10 Şubat 1908'de sona eren davalarda, sanıklardan doksan kişi mahkeme önüne çıkarıldı; sekiz kişiye idam, onsekiz kişiye müebbed hapis cezası verildi. Diğer sanıklar daha küçük cezalara çarptırıldılar.164 İdamla cezalandırılanlar Ser Komiser ve oğlu ile diğer polis memurlarını linç ederek öldüren zanaatkârlardı. Hüseyin Tosun Bey Hükümet'in emri ile cezasını çekmek üzere İstanbul'daki Umumi Hapishane'ye gönderildi. Müebbed kalebendlikle Sinop'a sürgün cezasına çarptırılan yirmi üç kişi arasında ise şehrin tanınmış simaları -Seyfüllah Efendi, Faruk Bey, Hacı Akif Ağa, Hacı Şevket Efendi, Durak Bey ve Tahsin Efendi ile Mezararkalı Mevlud Ağa-vardı. 165 Paris'teki Ittihad ve Terakki Cemiyeti merkezi 1907 yılı Ekim ayında, bir yıl önce Erzurum'da meydana gelen olaylarda 'tarafsız' kalan ve böylece devrimcilere 'dolaylı destek' veren Çerkeş Mehmed Zeki Paşa'ya bir mektup göndererek 163 Münip Yıldırgan, "1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları," ss.37'38. 164 lurii Ashotovich Petrosian, Sovyet Gözüyle Jön Türkler, ret, Tarihçe-i > :
Erzerum
Yahut Hemşehrilere
Armağan,
s.239; Mehmed Nus-
s.70; K.-J. Basmadjian,
"Le Mouvement revolutionnaire en Asie Miııeure," s.822; ve "Le proces d'Erzeroum," Pro Armenia,
20 Mart 1908, s.1254.
165 "Le procfes d'Erzeroum," Pro Armenia,
20 Mart 1908, s.1254; Barutçuzade
Şevki, "Erzurum Valisi Nâzmı Paşa'nın Zamanında Olan Vukuat Hatırası," s.34; ve Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası,
s.63n.
Dördüncü Ordu'da bir Ittihad ve Terakki Cemiyeti Şubesi kurulması ve Cemiyet yayınlarının bölgede düzenli olarak dağıtımı için yardımlarını rica etti.166 1906 yılı Ekim ayında olduğu gibi Zeki Paşa, Kasım'daki ayaklanmayı bastırmakta da yine Hükûmet'le işbirliğine yanaşmamıştı. Zeki Paşa komutasındaki askerî kuvvete güvenemeyeceğini anlayan Hükümet, bunun üzerine ayaklanmayı bastırmakta başarısız olan birlikleri Bağdad'a sevketmeye ve Trabzon'daki güvenilir birlikleri Erzurum Garnizonu'na göndermeye karar verdi.167 izmir'de ise, yetkililer, Hükümet hesabına çalışan casusların topladığı bilgiler sayesinde Ekim ayında pek çok kimseyi devrimci etkinliklere katıldıkları gerekçesiyle tutukladı. Tutuklamalardan az sonra ihbar üzerine yapılan bir aramada, İzmir limanına yanaşan bir gemide otuz kilo dinamit ile yüz elli kilo barut ve mühimmat ele geçirildi.168 Anlaşılan, İzmir'de de durum sakin değildi. Diğer bölgelerde olduğu gibi burada da yeni vergilerin tahsilinde zorluklar vardı. Yeni vergiler halkın -özellikle de İzmirli Ermenilerin- ekonomik durumunu güçleştirmekte ve bu nedenle izmir bölgesinde sürekli bir huzursuzluk havası hüküm sürmekteydi. Sultan Abdülhamid'in tahta çıkışının yıldönümünün kutlanacağı günlerde devrimci propagandanın artması üzerine, Ekim ayı ortalarında geniş çaplı operasyonlar başlatılarak, İzmir ve civarında özellikle Ermenilerin evlerinde aramalar yapıldı; pek çok kişi tutuklandı.169
166 3 9 8 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Dördüncü Ordu'da bir subaya, Paris, Ekim 1907 ((İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dair) Defter l'den nakleden, Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz
ve İttihad
ve
Terakki, ss.239-240). , 167 K.-J. Basmadjian, "Le Mouvement revohıtionnaire en Asie Mineure," s.822. 1 6 8 "Explosibles," Pro Armenia,
2 0 Ekim 1 9 0 7 , s s . 1 1 7 3 - 1 1 7 4 .
./
169 "ASmyme," Pro Armenia, 5 Aralık 1 9 0 7 , s . l l 9 9 . Ayrıca bkz., "Bahaeddin §akir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki:!59," Milliyet, 8 Ekim 1934, s.2.
Kasım ayında, Batı Anadolu'nun ekonomik açıdan en önemli vilâyeti olan Aydm'm pek çok yöresinde, halkın Doğu Anadolu'dakilere benzer istek ve tepkilerle vergi ödemeyi reddetmekte olduğu haberleri istanbul'a ulaştı. Batı Ana-, dolu'da da vergi ayaklanmalarının yayılması haberi, Hükûmet'i alarma geçirdi: 10 Kaslm 1907 tarihli Heyet-i Vükela toplantısının gündemi buydu. 170 Vergi ayaklanmaları, Aralık ayında Muğla'ya kadar yayıldı. Muğla'nın çoğunluğu Müslüman olan halkı, vergi ödemeyi reddederek kitle halinde Hükümet Konağı'na yürüdü. Kalabalık ancak polis müdahalesiyle kontrol altına alınabildi. Gösteriyi düzenleyen liderlerin tutuklanması ise olayı yatıştıracağına tırmanmasına neden oldu. Halk, hem isteklerinin yerine getirilmesi hem de tutukluların hemen serbest bırakılmaları için gösteriye devam etti. Muğla'daki ayaklanma, açık bir şekilde, Aydın, Konya ve Ankara ayaklanmalarından ilham almaktaydı.171 Haleb'te ise, Ekim ayı sonlarında yiyecek maddelerinin kıtlığı yüzünden ciddi bir ayaklanma patlak verdi. Müslüman erkek ve kadınlardan oluşan aç kalabalık, fırınlara ve tahıl depolarına saldırdı ye talana girişti. Tüm dükkanlar, hanlar, kahvehaneler ve lokantalar derhal kapandı. İki yüz kişilik bir kalabalık, Beyrut limanına tahıl taşımak üzere hareket edecek bir trene saldırdı. Yaklaşık üç yüz kadından oluşan başka bir kalabalık da Vali Nâzım Paşa'nın konağına yürüdü. Ne polis ne de jandarma yürüyüş yapan kadınların üzerine saldırmaya cesaret edebildi. Daha sonra, kanun ve nizamı tesis etmek üzere Şam ve Antep'den asker çağrıldı. ' Çıkan silahlı çatışmada pek çok kişi yaralandı, bir o kadarı da tutuklandı. Tutuklananlara yapılan işkenceler sonucu
170 "Les Musulmans contre Hamid," Pro Armenia, 171 "Violences et pillages," Pro Armenia,
90
2 0 Kasım 1 9 0 7 , s.l 189.
2 0 Ocak 1 9 0 8 , s.1222.
ölenler oldu. 172 Haleb'de meydana gelen olay, Beyrut'ta da yankı buldu. Burada da, kalabalık bir kitle tahıl taşıyan bir yük trenine saldırarak talan etti. Kamu düzeni, ancak kaba kuvvete başvurularak -ve bu arada halktan birçok kişi yaralanarak- sağlanabildi.173 Meydana gelen her ayaklanma ve sivil itaatsizlik olayında olduğu gibi, İttihad ve Terakki Cemiyeti merkezi Beyrut'taki devrimci liderlerle de sürekli ilişki içindeydi. Paris'ten Cemiyet'in Beyrut Şubesi'ne gönderilen bir mektupta, Makedonya ve Anadolu'da -özellikle Erzurum, Bitlis, Van ve Trabzon'da- yaygın şekilde örgütlenen İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin birçok şubesi olduğu anlatılıyordu. Bu hatırlatmalar yapılarak ve mutlakiyetçi rejimi devirmek için silahlı ayaklanmanın gerekli olduğu ifade edilerek, Beyrutlu devrimcilere cesaret verilmekteydi.174 Daha ciddi olaylar yine Kasım ayında, Diyarbakır'da meydana geldi. Diyarbakırlı vatandaşlar, ibrahim Paşa kumandasındaki birliklerin taciz ve talanlarına karşı ayaklandılar. Bir Kürd aşiret reisi ve kötü şöhretli Hamidiye alaylarının kumandanı olan İbrahim Paşa, halkın Paşa'nın azli için İstanbul'a ardı ardına yolladığı heyetlere rağmen, mutlakiyetçi rejim tarafindan açıkça desteklenmekteydi] ibrahim Paşa'nın on altı bin kişiden oluşan birlikleri, Kasım ayında Diyarbakır'ı kuşattı. Şehrin yağmalanacağından korkan halk, işyerlerini ve dükkanlarını kapatarak önlem aldı. 175 Hükû-
172 "La famine," Pro Armenia, Armenia,
20 Kasım 1907, s.1189; "LEmeute de Halep," Pro
2 0 Aralık 1907, s.1206; ve "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesi-
kalara Göre İttihad ve Terakki:131," Milliyet, 2 Eylül 1934, s.2. 173 "La famine," Pro Armenia,
20 Kasım 1907, s.1189.
174 4 4 3 Numaralı Mektup, Dr. Bahaeddin Şakir'den Beyrut'taki İttihad ve Terakki Cemiyeti temsilcisine,. Paris, 8 (veya 9 ) Aralık 1907 ([İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Yazışmalarına Dairi Defter I, ss.30-31'den nakleden, Yusuf Hikmet Bayur, Türk inkılâbı
Tarihi, 2 / 4 , s. 143).
175 K.-J. Basmadjian, "Le M o u v e m e n t r i v o l u t i o n n a i r e en Asie M i n e u r e , " ss.822-823; EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Be-
mete muhalif hareketin liderleri, Cemilpaşazade Mustafa Bey, Faik Bey, Nessi [Nesih?] Efendi; Pirinççizade. Arif Efendi gibi eşraftan tanınmış kimselerdi.176 Halk, Hükümet Konağı'nı ve Telgrafhane'yi işgal ederek, Vali'nin azli ve İbrahim Paşa'nın bastırılması için Saray'a telgraflar çekti. 177 Bu arada, Diyarbakır Valisi Fehmi Bey, yabancı bir Konsolosluğa iltica ederek halkın eline, geçmekten zor kurtuldu. 178 Diyarbakır halkı, Telgrafhane'yi on bir gün boyunca işgal etti. Dört yüz kişilik bir milis kuvveti Telgrafhane'nin Hükümet kuvvetlerinin eline geçmesine engel oldu. Hükümet, nihayet halkın isteklerini kabul ederek İbrahim Paşa hakkında soruşturmaya başlanacağını ve Vali'yi azledeceğini vaad etti. Halk ayaklanması ancak bu vaadlerclen sonra yatıştı.179 Musul Valisi Mustafa Bey, Diyarbakır Valiliği'ne tayin edildi. Mustafa Bey gelene kadar da Erzincan Valisi Mahmud Arif Paşa Valilik görevini vekaleten yürüttü. Böylelikle, sükunet sağlanabildi.180 yoğlu, 2 6 Kasını 1 9 0 7 , Furtlıer Conespondence
Respeciing the Affairs
of Asi-
atic Turkey, N o . 9 3 0 5 , s . 2 1 9 içinde; ve "Les troubles," Pro Armenia, 5 Aralık 1 9 0 7 , s. 1198. 176 "Les Evenements de Diarbekır," Pro Armenia,
5 Şubat 1 9 0 8 , S . İ 2 3 1 . Pirtuççi-
zade Arif Efendi 1 9 0 8 Genel Seçimleriyle Meclis-i Mebusan'a girdi (Feroz Ahmad ve Dankwart A. Rustow, "İkinci Meşrutiyet Döneminde Meclisler, 1 9 0 8 - 1 9 1 8 , " s.276). 177 K.-J. Basmadjian, " L e M o u v e m e n t revolutionnaire en Asie M i n e u r e , " s s . 8 2 2 - 8 2 3 ; F.O. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Be-' yoğlu, 2 6 Kasım 1 9 0 7 , Further
Correşpondence
Respecting
the Affairs
of Asi-
atic Turkey, N o . 9 3 0 5 , s . 2 1 9 içinde; vc "Les troubles," Pro Armenia; 5 Aralık 1 9 0 7 , ş 1198. 1 7 8 "Les troubles," Pro Armenia,
5 Arahk 1907, s.1198.
1 7 9 K;-J. Basmadjian, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," ss.8228 2 3 ve EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nicholas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, İstanbul, 2 6 Kasını . 1 9 0 7 , Further
Correşpondence
Respecting
the Affairs
of Asiatic
Tur-
key, N o . 9 3 0 5 , s . 1 9 0 içinde. Ayrıca bkz., EO. 4 2 4 / 2 1 3 , Sir Nichoİas O'Conor'dan Sir Edward Grey'e, Beyoğlu, 2 6 Kasını 1 9 0 7 , Further Respccling the Affairs of Asiatic Turkey, No.9305, s . 2 1 9 içinde 1 8 0 "Les troubles," Pro Armenia, 5 Aralık 1 9 0 7 , s.1198.
92
Correşpondence
Görünürde İbrahim Paşa'nm yaptıklarını soruşturmak üzere İstanbul'dan gönderilen General Talat Paşa, bunun yerine ayaklanmanın elebaşlarını kovuşturmaya başladı.181 Mehmed Abdül Fazıl adlı bir derviş yakalandı ve üzerinde devrimci hareketle ilgisi olduğunu kanıtlayan belgeler bulundu. Derviş, Talat Paşa'ya bilgi vermeyi reddetmesi üzerine İstanbul'a gönderildi ve burada işkence altında -başka devrimcileri ele vermeden- öldü. Şüpheli birçok kimse ise Trablus Garb'a sürgün edildi.1?2 Talat Paşa'nm elde ettiği bilgilere dayanan Hükümet, eşraftan Pirinççizade Arif, Cezirelioğlu Aziz ve kardeşi, HaCı İbrahim ve Hacı Circisoğlu [?:] Gani'yi suçlu buldu. Buna rağmen, Hükümet, 30 Mart 1908'de gönderdiği bir telgrafta yenilgiyi kabul etti. Bu kimseler, suçlu bulunmalarına rağmen Sultan'm merhametine mazhar oldular; özellikle aleyhindeki bütün suçlamalara rağmen İbrahim Paşa'nm daha önce affedilmiş olduğu düşünülürse, bu gerekliydi de. 183 1908 yılının ilk aylarına gelindiğinde, kurulu düzene karşı duyulan memnuniyetsizlik o kadar büyük boyutlara ulaşmıştı ki, yalnızca Anadolu ve Makedonya'da değil, İmparatorluğun en ücra köşelerinde bile, her şehir ve kasabada çeşitli sivil itaatsizlik olayları meydana gelmekteydi. Devlet otoritesinin temsilcilerine karşı girişilen sürekli devrimci kışkırtma ve gösteriler sonucu idari otorite ciddi bir şekilde sarsılmıştı. Gösteriler görünürde mahalli olarak örgütlenmiş olmakla birlikte, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin iyi ör-
181
"Les troubles," Pro Armenia,
5 Aralık 1 9 0 7 . s . 1 1 9 8 ; ve K.-J. Basmadjîan, "Le
Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," s.822. 182 K.-J. Basmadjian, "Le Mouvement revolutionnaire en Asie Mineure," s:8Î>2. 183 EO. 4 2 4 / 2 1 5 , Konsolos Muavini Heard'den G. Barclay'e, Diyarbakır, 8 Nisan 1 9 0 8 , Further
Correspondence
No.9433, S.109AJ.
Respecting
the Affairs
of Asiatic
Turkey,
gütlenmiş haberleşme ağı sayesinde diğer bölgelerle yaygın bir koordinasyon ve işbirliği yapılmakta olduğu su götürmezdi; Ittihad ve Terakki Cemiyeti, merkezi Paris'te olmakla birlikte, imparatorluğun bütün önemli şehirlerinde örgütlenmeyi başarmıştı. Çıkan bazı olaylarda işin alevlenmesine mahalli huzursuzluklar neden olmuşsa da gösterilerin düzenlenmesinde veya merkezî hükümete yapılan isteklerde bir gelişigüzelliğe rastlamak mümkün değildir. 1906 yılı başlarında adil olmayan vergilendirmenin kaldırılması veya istismarcı memurların azledilmesi isteklerinden yola çıkan halk gösterileri ve ayaklanmalar, kurulu düzene karşı duyulan ğenel hoşnutsuzluğun dışavurumu haline geldiler. İlk önceleri bu genel isteklerle ortaya çıkan gösteri ve ayaklanmalarda, 1907 yılı sonları ile 1908 yılı başlarına doğru, seçimler yolu ile oluşturulacak temsili bir Meclis kurulması ve ülke yönetiminin kökten değiştirilmesi yoluyla anayasal bir düzenin kurulması yolunda istekler ileri sürülmeye başlandı. imparatorluğun hemen her şehrinde kurulu düzene karşı yapılan yaygın ayaklanma hareketleriyle kuvvet kazanan ve cesaretlenen Ittihad ve Terakki Cemiyeti, Sultan Abdülhamid'in mutlakiyetçi rejimini yıkma çabalarını hızlandırdı. 1907 yılının son günlerinde, Ittihadcılar ve Ermeni devrimcilerinin Türkiye'deki kurulu düzenin devrimci bir şekilde değiştirilmesi isteği çerçevesinde resmi bir işbirliğine gitmeleri, böyle bir durumda ve bu şartlarda gerçekleşmişti. Ittihadcılar, artık kurulu düzeni silahlı direniş yoluyla ye gerekirse kan dökerek yıkmaları ve yeni bir siyasal düzen kurmaları gerektiğinden ve bunu yapmaya muktedir olduklarından emin bir hale gelmişlerdi. 1908 yılı, baharına gelindiğinde, liberal demokratik rejim istekleri her zamankinden daha güçlü bir biçimde seslendiriliyordu. Eski rejimin son aylarında, devrimcilerin işini kolaylaştı-
ran, orduda askerler arasında yayılan hoşnutsuzluk ve askerî itaatsizlik olaylarının gittikçe artması olmuştu; bu durum, Hükümet otoritesinin vilâyetlerde daha da zayıflamasına yol açmaktaydı. Mutlakiyetçi rejiminin baskı yapma gücü, 1908 Temmuzuna doğru -haftadan haftaya, aydan aya- gittikçe zayıflamaktaydı. Bir sonraki bölümde, istibdat rejimine öldürücü darbenin vurulmasında önemli bir rol oynamış olan ordu alt kademelerindeki hoşnutsuzluktan söz edilecektir. Askeri itaatsizlik -ve nihayet askeri ayaklanma- rejimin geniş halk kesimlerini baskı altında tutma gücünü neredeyse bütünüyle ortadan kaldırmıştı. Böyle bir ortamda ise devrimcilerin artık devlet gücünden korkması ve gizlenmesi için bir neden kalmamıştı. Her şey daha açık bir biçimde gelişmeye başlamıştı. İşte 1908 yılının Temmuz ayma yaklaşıldığında Türkiye'de durüm bu merkezdeydi.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
23 Temmuz 1908 Devrimi
1908 Devrimi, yalnızca kurulu düzeni temelden değiştirmeyi isteyen halkın önemli bir çoğunluğunun değil, aynı zamanda İttihad ve. Terakki Cemiyeti'nin propagandasından etkilenmiş olan askerlerin de katıldığı bir halk hareketiydi. Önceki bölümde, 1908 yılının yaz ayları öncesinde, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin desteğiyle özellikle vergi ayaklanmaları şeklinde baş gösteren örgütlü halk direnişlerinden söz edilmişti. Bu vergi ayaklanmaları varolan mutlakiyetçi düzeni neredeyse temelinden sarsmış, 1908 yılına gelindiğinde artık taşrada 'kanun ve düzen'in sağlanması iyice zorlaşmıştı. 1908 yılının Temmuzunda Devrim'le sona eren olaylar ve bu olaylara halkın göstermiş olduğu yoğun destek bu bölümün oldukça büyük bir kısmını oluşturuyor. Tıpkı taşrada meydana gelen vergi ayaklanmalan gibi, Devrim öncesi yıllarda İmparatorluğun başkenti istanbul'da ne gibi yıkıcı eylemler olduğu hakkında elimizde hemen hemen hiçbir bilgi yok. Başkentteki koşullar ve devrimci hareket hakkındaki bilgi yetersizliği, mutlakiyetçi yönetimin uyguladığı sıkı
' sansür politikası nedeniyle 1908-öncesi gazete ve dergilerde yönetimin başını ağrıtan -veya ağrıtabilecek- konuların yasaklanmış ve bu nedenle de kayıtlara geçmemiş olmasının yanısıra, Türk tarihçilerinin şimdiye kadar halk hareketlerine karşı ilgisizlikleri ile açıklanabilir. Dolayısıyla, bu bölümün ilk kısmında, toplumsal belleğin tümüyle boş olduğu bir durumda, geçmişin -bir ölçüde- yeniden kurulabileceğiyle ilintili olarak, 1907 yılı ve 1908 yılının yaz ayları boyunca başkentteki durumun ne olduğu hakkında bilgi verildi. Erat arasındaki huzursuzluk ve rahatsızlık da Türk tarih yazımında hâlâ 'el atılmamış' bir konudur. 1908 Devrimi'yle son bulan olaylara bağlı olarak, askerlerin rolü tartışıldığında, askerler arasındaki huzursuzluğun coğrafi bölge olarak yalnızca Makedonya ile sınırlı kaldığı ve bu huzursuzluğun da sanki yalnızca küçük ve orta rütbeli subaylar arasında olduğu varsayılmıştır. Devrimin de sanki yalnızca 'devletin geleceğini düşünen' bu subaylar tarafından gerçekleştirilmiş olduğu gibi bir söylem tarih anlatımımızda yine egemen olan görüştür. Ama bu varsayımların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır. 1906 yılından başlayarak -Anadolu ya da Makedonya olsun- hettıen hemen bütün kıtalardaki erat arasında huzursuzluk başgöstermişti. îttihad ve Terakki Cemiyeti'nin devrimci propaganda etkinlikleri ile 1906, 1907 ve 1908 yılları - boyunca yönetime karşı gerçekleşen askerî başkaldırılar arasında sıkı bağıntılar kurulması belgesel kanıtların eksik-: liği nedeniyle zor olsa da, 1908'den başlayarak, erat arasındaki devrimci hareketin îttihadçılar tarafından sürdürüldüğü bir gerçektir. Devrimci propagandanın bir bölümü Doktor Nâzım Bey gibi ordu dışından olan Îttihadçılar tarafından yapılmıştır. Ama, erat arasındaki propaganda etkinliklerinin en önemli bölümü, kıtalarda görev yapan küçük
rütbeli subaylarca gerçekleştirilmiştir. Devrim yanlısı subayların varlığı ve bu 'subayların Devrim'de oynadıkları rol, şimdiye kadar, hareketin askerlerce yönetildiğine kanıt olarak sunulmuştur/Halbuki, ordu içindeki tüm devrimci propaganda etkinliklerinde kontrol bütünüyle İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin elindeydi ve Ittihadçı subaylar, emirleri hareketin stratejilerinin belirlendiği Cemiyet merkezlerinden alıyorlardı. Yine bu bölümün üçüncü ve son kesiminde, Makedonya'daki halk ayaklanması anlatılmıştır. Ayaklanmanın askerî yönü stratejik bakımdan oldukça önemli görülse de, harekete devrimci kimliğini kazandıran aslında sivil yönü olmuştur. 1908 yılı Temmuzundaki ayaklanmalar sırasında, Ittihadçılar tarafından yönetilen devrimci halk komiteleri, Makedonya'nın bütün yerleşim birimlerinde dizginleri ele alarak, mutlakiyetçi yönetim altındaki yerleri kurtardılar ve İstanbul'daki Hükümet Ittihadçılarm isteklerine henüz boyun eğmemişken bu bölgelerde anayasal yönetimin kurulmuş olduğunu ilan ettiler. Hem Anadolu ve merkezî Makedonya'daki kasaba ve şehirlerde, hem de İstanbul'da kendiliğinden gelişen halk şenlikleri ve kutlamaları, Devrimin tabandan gelen halk baskısıyla gerçekleşmiş olduğuna verilebilecek diğer bir kanıttır. Taşradaki sivil halk arasında devrimcilerin görevi görece daha kolaydı. Kuşkusuz, taşrada da devrimci hareketi sürekli izleyen Saray casusları ve Hükümet ajanları vardı; ama İstanbul kadar .sıkı denetim altında tutulan başka hiçbir yer yoktu. Dolayısıyla, İstanbul'daki devrimcilerin 1906 yılı boyunca Paris'teki ya da ülkenin diğer kesimlerindeki devrimcilerle bağlantıyı sürdürmeleri oldukça zordu. Sonuç olarak, İmparatorluğun başkentinde fazla bir olay olmadı. Ama, Anadolu ve Makedonya'daki bütün vilâyetlerde süre-
gelen rahatsızlıklar yıl sonuna kadar devletin halk üzerindeki baskıcı gücünü kırdı. Bu nedenle, 1907 yılı başından itibaren, devlet artık istanbul'da bile halk protestolarını kontrol altına almakta güçlük çekmeye başladı. İstanbul, 1907 yılı boyunca, mutlakiyetçi yönetime karşı duyulan hoşnutsuzluklardan doğan olaylarla çalkalandı. Buna bağlı olarak, Ittihad ve Terakki Cemiyeti de başkentteki devrimci propaganda kampanyasını arttırdı. 1907 yılı Ocak ayının ilk haftası boyunca kimi kamu kuruluşlarının ve Beyoğlu'ndaki binaların duvarlarında devrimci afişler görüldü. Bu afişler kurulu düzeni -yani, mutlakiyetçi yönetim biçimini- şiddetle eleştiriyor ve anayasal düzende temelden değişim istiyordu. Afişler, polisin bölgede yaptığı sürekli denetime rağmen, Beyoğlu ve Pangaltı'da görülmeye devam ediyordu. Hükümet, İstanbul'daki yabancı postahanelere gelen mektupları denetleyip önleyemediği için, devrimci propaganda malzemesi Cenevre, Paris ve Londradan bu yolla başkente gönderiliyordu.1 Siyasi polis, artan devrimci hareketle başedebilmek için güçlendirilmişti. Ocak ayı sonlarına doğru polis, Beyoğlu ve Pangaltı'daki binaların duvarlarına rejim-aleyhtarı afişler asmakla suçladığı otuziki îttihadçı devrimciyi tutukladı.2 Bu tutuklamalardan kısa bir süre önce - 1 0 Ocak'ta- jandarma, Londra Büyükelçiliğv'nden gelen bir ihbarı değerlendirerek, istanbul'un bir banliyösü olan Ortaköy'e baskın düzenlemiş ve Ermeni devrimcileri aramıştı. Büyükelçiliğin verdiği istihbarata göre, bu devrimciler istanbul'a gitmek üzere Londra'dan bir süre önce ayrılmıştı.3 1
"Le mouveuıent. turc," Pro Armemcı, 2 0 Ocak 1 9 0 7 , s.1029; ve "Bahaeddin •• Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre îttihad ve Terakki:137," Milliyet, 8 Eylül 1934, s.2.
2
"Le nıouvement turc," Piv Annenin,
ı 20 Ocak 1907. s. 1029 ve "be mouve-
ment tıırc," Pro Armenia, 5 Şubat 1907, s. 1038. 3
100
"Le nıouvement turc." Pro Armenia, 2 0 Ocak 1907, s. 1029.
24 Ocak'ta İngiltere ve Almanya Büyükelçileri Saray'a bağlı hafiyelerin başı olan Fehim Paşa'nm davranışlarını resmî olarak protesto ettiler. Sadr-ı Âzam Avkmyalı Ferid Paşa'ya ilettikleri muhtırada, Hamburg'a" gidecek mallara keyfî olarak elkoyduğu için Fehim Paşa'nm cezalandırılmasını istediler. Fehim Paşa, Padişah'a olan yakınlığından istifade ederek, Türkiye ile ticaret yapan Alman tacirlerden rüşvet de istemişti. Rüşveti ödemeyi reddeden bir tacir durumu istanbul'daki Almanya Büyükelçisi'ne bildirmiş ve Baron Marschall von Bieberstein bu konuda Berlin'le yazışıp gerekli onayı aldıktan sonra Hükümet nezdinde şikayette bulunmuştu. Alman basını da Fehim Paşa'nm dillere düşmüş ahlâksızlıklarını ve 'Ser Hafiye' olarak devrimcilere yaptıklarını yazıyorlardı. Sultan Abdülhamid Büyükelçilerin ortak muhtırasını önce kabul etmek istememiş ve Hariciye Nazırı Tevfik Paşa'yı Almanya Büyükelçisi Baron Marschall von Biebersteîn'a göndererek durumu yumuşatmaya çalışmıştı. Fakat, Baron Marschall von Bieberstein Fehim Paşa'nın görevden alınmasında diretiyordu.4 Sonunda, Fehim Paşa hakkında bir soruşturma açıklı ve 8 Şubat'ta suçlu bulunarak görevinden hemen alındı. Hariciye Nazırı Tevfik Paşa ve Almanya Büyükelçisi arasında 15 Şubat'ta yapılan uzun görüşmede, Tevfik Paşa, Fehim Paşa'nm suçlu olduğuna Padişah'ın da kişisel olarak ikna olduğunu söyledi ve ertesi gün Hükümet, Fehim Paşa'nm Bursa'ya sürüldüğünü açıkladı. 5 Fehim Paşa büyük bir
4
"Reclainations allemsjndc," Pro Armenia,
5 Şubat 1907, s.1039; ve "Bahaed-
din Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki:180," Milliyet, 6 Kasım 1934, s.2. Ayrıca bkz., "The Career of Fehim Pasha," Tlıe Times,
10
Ağustos 1908; s.6. Mabeyn Başkatibi Tahsin Paşa'nm 4 Muharrem 1325/4 Şubat 1 3 2 2 [17 Şubat 1907] tarihli ve Fehim Paşa'nm hangi nedenle sürgüne gönderildiğini açıklayan telgrafın metni için, bkz,, Mehmed Tevfik Biren, II. Abdülhamid, 5
Meşrutiyet ve Mütareke Devri Hatıraları,
1, ss.402-403.
"Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihacl ve Terakki: 1 8 0 , "
d e b d e b e ve törenle 28 Şubat'ta Bursa'ya gelerek, İstanbul'da kötü ünlenmesine neden olan yasadışı ve acımasız davranışlarını aynen sürdürmeye devam etti. 6 Mart ayının başında, İtalyan pasaportu taşıyan ve Tütün Rejisi müfettişi olan bir Ermeni'nin evine girdi. Bursa'daki italyanları Fransız Konsolosluğu temsil ettiği için, Fransız Konsolosu Fehim Paşa'nın sorumsuz davranışını ağır bir dille protesto etti.7 Bu sırada istanbul'da 'gizli serviste' persenel değişiklikleri oluyordu: Halkı çok sevindiren bir olay dâ, yüz otuzsekiz hafiyenin görevden alınıp, sürgüne gönderilmeleri oldu. 8
Herşeye karşın başkentteki huzursuzluk sürüyordu. 20 Şubat'ta Abdülhamid'in keyfi yönetimine karşı mücadele veren ve Paris'te kurulmuş Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet grubunun lideri Prens Sabahaddin tarafından yayımlanan oldukça ağır dille kaleme alınmış bir bildiri İstanbul camilerinde dağıtıldı. 30 Mart akşamında, şehrin en hareketli caddelerinden biri olan Beyoğlu'ndaki Cadde-i Kebir'de [Grand Rue de Pera - ya da bugünkü adıyla, istiklâl Caddesi] iki kişinin ölümüne, birçok kişinin de ağır yaralanmasına neden olan bir bomba patladı. Bomba aslında bir başkasını -casusluktan zengin olmuş ünlü Saray hafiyesi Anton Bey Keutchesglou'nu- hedef almıştı.10
Milliyet, 6 Kasım 1 9 3 4 , s.2; ve "Fehim Pacha," Pro Armenia, 2 0 Şubat 1 9 0 7 , ss.1045-1046. Bursa Valisi Mehmed Tevfik [Birenj'e gönderilen 3 Muharrem 1 3 2 5 / 3 Şubat 1 3 2 2 [ 1 6 Şubat 1 9 0 7 ] tarihli, Fehim Paşa'nm Bursa'ya sürgüne gönderildiğini bildiren telgrafın metni için, bkz., Mehmed Tevfik Bireri, II. Abdülhamid, 6
Meşrutiyet ve Mütareke
"Fehim Pacha," Pro Armenia,
Devri Hatıraları,
l, s.40V.
5 Mart 1907, s. 1 0 5 5 ve "Fehim Pacha," Pro Ar-
menia, 2 0 Mart 1 9 0 7 , s.1062. 7
"Fehim Pacha" Pro Armenia,
20 Mart 1907, s.1062.
8
"Fehim Pacha" Pro Armenia,
20 Şubat 1907, ss.1045-1046.
9
"Le mouvement turc" Pro Armenia,
10 "La bombe de Pera," Pro Armenia,
102
5 Mart 5 9 0 7 , s. 1055. 5 Nisan 1907, ss.1071-1072.
Mayıs ayı ortasında, Bulgaristan'ın Üsküp'teki Ticâret Dâiresi çevirmenlerinden Halil Zeki Bey İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin devrimci propaganda malzemesini taşıdığı gerekçesiyle İstanbul'da tutuklandı.11 Bu aralarda artık devrimci risaleler İstanbul'da Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin buradaki yeraltı örgütü tarafından basılır ve buradan hem İstanbul'a hem de Türkiye'nin diğer yerlerine dağıtılır olmuştu. Bu risalelerden bir tanesinde yakın bir zamanda İstanbul'da Kanun-u Esasi'nin ilân edileceğinden bahsolunuyordu. Bu risalenin birçok kopyası İstanbul sokaklarına atılmıştı. Bu dağıtımı yapanlar, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin, sayıları gittikçe büyüyen, İstanbul'daki yeni üyeleriydi. İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin Paris'teki merkez örgütünün ileri gelenlerinden Doktor Bahaeddin Şakir Bey'in gizlice İstanbul'a girmesinden, burada arkadaşlarıyla görüşmesinden ve yeni kararlar alınmasından sonra kentten ayrılmasını takip eden günlerde istanbul'daki lttihadcıların faaliyeti oldukça artmıştı. Sokaklarda dağıtılan bildiri ve duvarlara yapıştırılan afişlerin ardı, arkası gelmiyordu. Hatta bir defasında, Beyoğlu'nda Cadde-i Kebir üzerinde ve bu caddeye çıkan sokaklarda duvarlara yapıştırılan afişleri ertesi günü saat ona kadar binlerce kişi okumaya muvaffak olmuştu. Zabıtanın durumu haber alması üzerine saat ona doğru yapıştırılan afişlerin bir kısmı toplattırılmıştı; ancak, iç sokaklardaki yaftalar ancak akşamüstü zabtiyelerce görülüp kaldırılmıştı. Abdülhamid'in hafiyeleri ve zabtiyeleri bu gibi olaylara engel olamadıkları için Sultan Zabtiye Nazırı'nı azletmiş ti. 12 Temmuz ayı başlarmdaysa, bir Kahireliden bilgi alan hafiyeler, devrimci etkinliklere katıldıkları gerekçesiy11 "Les Musulmans cotıtre Hamid," Pro Armenia,
2 0 Mayıs-5 Haziran 1907,
s. 1096. 12 "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre Ittihad ve Terakki: 137 ve 142," Milliyet, 8 ve 13 Eylül 1934, s.2.
.. ... 103
le, istanbul'da çok sayıda Ermeni'yi tutukladı. 13 Temmuz ayı sonlarında, Midhat Paşa'nın sürgündeki oğlu Ali Haydar Midhat Bey, anayasal yönetim biçimini başarıyla kuran Rusya, Iran ve Japonya gibi örneklerin dikkatle izlenmesi ve bu olaylardan gereken dersin çıkarılması gibi konuları işleyen bir bildiri yayınladı. Bu bildiri istanbul'da da yasadışı yollarla dağıtıldı. Adalet ve özgürlük için çağrılar yinelendi.14 istanbullular Ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin bu etkinliklerinden ötürü epeyce sıkıntı çekiyorlardı; çünkü, hafiyeler denetimi arttırıyorlar ve halkı gittikçe daha fazla sıkıştırıyorlardı. Artık, 'politika,' 'vatan' gibi sözcükler sayıları şehirde gün geçtikçe artan hafiyelere yakalanma korkusuyla ağıza alınamaz olmuştu. 15 Alınan bütün bu sıkı önlemlere rağmen, 15 Temmuz'da Yeniköy'deki Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi'nin yazlık ikametgâhı yakınında bir bomba daha patladı. Bir pakette bırakılan bomba, aslında ikametgâhın yakınında oturan Padişah'ın yakın çevresinden Necib Melhame'yi hedefliyordu. Necib Melhame'yi hedef alan bombalı saldırı başarılı olmadı, ama halk bu olayı fırsat bilerek Saray'daki ilişkileri sayesinde haksız zenginlik edinen Melhame aleyhinde gösteri yapmaktan geri kalmad,î6 : Eylül ayı, istanbul'da, yüksek un ve ekmek fiyatlarına karşı halkın yaptığı ayaklanmalara tanık oldu. Un ve ekmek fiyatlarının yüksekliği Şehremanet'in vergileri arttırmasından kaynaklanıyordu. Fırıncılar da grev ilânına girişerek 13 "Les Musulmaııs contre Haıııicl," Pro Armenia, 2 0 M a y ı s - 5 Haziran 1 9 0 7 , s.1096; ve "Complot policier," Pro Armenia, 2 0 Temmuz 1 9 0 7 , s.1125. 14 "Les musulmans contre Hamid," Pro Armenia,
20 Temmuz 1 9 0 7 , s s . 1 1 2 5 -
1126. 15 "Bahaeddin Şakir Bey'iıı Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki:137," Milliyet, 8 Eylül 1934, s.2. 16 "La bombe de Yenikeuy," Pro Armenia, "La bombe de Yenikuey," Pro Armenia,
2 0 Temmuz 1907, s. 1126. Ayrıca bkz., 5 Ağustos 1 9 0 7 , s.1135.
ayaklanmayı desteklediler. Protestolar gitgide Hükümet karşıtı bir hal aidi ye 10 Eylül'de, Heyet-i Vükela, bunalımı az da olsa hafifletmek için ekmeğin fiyatını düşürmeye karar verdi. Oysa, bu girişim ne fırıncıları, ne de halkı memnun etti.17 Eylül'ü izleyen ayda, Hükümet karşıtı hareketlerinden kuşkulanılan iki paşa İstanbul'dan sürüldü. Paşalar İttihad ve Terakki Cemiyeti ile bağlantıları olmakla suçlanıyorlardı. Paşalardan biri -Aziz Paşa- Harbiye Nezareti'nde yüksek düzeyde bir görevdeydi; öteki paşa -Hayreddin Paşa- ise Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'de öğretim üyesiydi.18 Hükümet, Aralık ayı ortasında, istanbul'da anayasal düzenin kurulması için çalışan bir gizli örgüt buldu. Yetkililerin yaptığı açıklamaya göre, örgüt İmparatorluğun Anadolu ve Makedonya'daki vilâyetlerinde devrimci propaganda malzemesi da. 19 gitmişti. Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimini yıkmaya çalışan en önemli gruplar Ittihad ve Terakki Cemiyeti ile Dashnaktsuthiun -Ermeni Devrimci Federasyonu- idi. Ama 1907 yılına kadar bu gruplar eylemlerini büyük ölçüde birbirlerinden bağımsız olarak sürdürüyorlardı. Kökten bir siyasal dönüşüm sağlamak amacıyla Türkiye'nin doğusundaki Ermeni nüfusa maddi destek sağlayarak bölgedeki Ermenile17 "Le pain cher," Pro Armenia,
2 0 Eylül 1 9 0 7 , s . 1 1 5 8 ; ve "Bahaeddin Şakir
Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki:137," Milliyet,
8 Eylül
1934, s.2. 18 "Nouvelles d'Orient: Deportatioıı," Pro Armenia,
5 Ekim 1 9 0 7 , s. 1172. Mek-
teb-i Tıbbiye-i Şahane Ondokuzuncu Yüzyıl sonlanyla Yirminci Yüzyıl başlarında 'yenilikçi' düşüncelerin merkezi durumuna gelmişti. "Örneğin, Ittilıad ve Terakki Cemiyeti'nin kurucuları İbrahim Temo, Abdullah Cevdet [Karlıdağ], Mehmed Reşid [Hüseyin Tosun'un ağabeyi] ve İshak Sukuti bu okulun öğrencileriydi" ("Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane," AnaBritannica siklopedisi,
Genel Kültiir An-
1. Baskı, 15, ss.527-528).
19 "Les Musulmans contre Hamid," Pro Armenia,
2 0 Aralık 1 9 0 7 , s.1205.
\
rin örgütlemesine önayak olan Ermeni Devrimci Federasyonu 1907 yılının sonlarına doğru Abdülhamid'in mutlakiyetçı rejimine karşı tek başına savaşmanın yararsız olduğunu görmeye başladı. 1907 yılı sonlarına doğru yapılan Ermeni Devrimci Federasyonu genel kurulunda, Ermeni ve Türk devrimcilerin ortak hedefler için çalıştıkları göz önünde tutularak, yönetime karşı birlikte mücadele-verebilecekleri kararı alındı. Bu karara bağlı olarak, Türk devrimcilerle ortak bir hareket programı üzerinde anlaşabilmek için ortak bir genel kurul yapılması kararlaştırıldı.20 Böylece, Kasım ayında, Ermeni Devrimci Federasyonu, hem Ahmed Rıza Bey başkanlığındaki İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne, hem de Prens Sabahaddin başkanlığındaki Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'ne bir çağrıda bulund u . 1 İttihad ve Terakki Cemiyeti Ermeni devrimcilerle beraber hareket etme konusunu kendi cephesinde tartıştı ve gücünü Ermeni Devrimci Federasyonu ile birleştirme kararı aldı. 30 Kasım'da, Cemiyet'in Paris'teki merkezi, Selanik'teki Şube'ye bir rapor göndererek Ermenilerle böylesi bir birleşmenin doğası ve amacı hakkında bilgi verdi. 22 ittihad ve Terakki Cemiyeti ile Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'nden ikişer temsilcinin katıldığı ön toplantılar Paris'te yapıldı. Uzun görüşmelerden sonra, ortak hareket programının ayrıntılarını tartışmak üzere ortak bir genel kurul yapılmasına karar verildi.23 Bununla bera2 0 "RSsolutions de la Federation Revolutionnaire AnnSnienne," Pro Armenia; Aralık 1907, ss.1207-1208. 21 Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
20
. Tarihimiz ve Jön Türkler, s.234.
22 4 4 2 - 4 4 4 Numaralı Mektuplar, Doktor Bahaeddin Şakir'den Selanik Şubesi'ne, Paris, 3 0 Kasım 1907, İttihad ve Terakki Cemiyeti yazışmalarının 2 Numaralı Kopya Defteri'nden nakleden, Yusuf Hikmet Bayuı; Türk İnkılâbı
Tarihi,
2/4,
, ss.128-129. 23 ittihad ve Terakki Cemiyeti'nin temsilcileri Dr. Bahaeddin Şâkir ve Hüsrev Sami Bey, Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet. Cermyeti'nm temsilcileri ise
ber, İttihad ve Terakki Cerniyeti'nde, Prens Sabahaddin'in örgütüyle beraber hareket etme konusunda ciddi itirazlar görüldü.24 Aradan geçen yıllarla birlikte, İttihad ve Terakki Cemiyeti Prens Sabahaddin'e olan güvenini yitirmişti. Bu güvensizlik yalnızca Prens Sabahaddin grubunun siyasal gücü gerçek bir devrim yaparak değil de bir 'saray darbesi' yoluyla ele geçirme? yanlısı olmasından kaynaklanmıyordu; aynı zamanda, Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsî Cemiyeti üyelerinden bir kısmı geçmişte İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin eylem planlarını Abdülhamid'in siyasî polisine vererek Ittihadcılara ihanet etmiş, böylece Ittihadcıların örgütüne büyük zarar vermişti. Fakat, 1907 yılı sonuna doğru siyasal durum devrimci gruplar açısından öylesine uygun bir hâl almıştı ki, birleşik bir cephe kurarak mutlakiyetçi rejimle mücadele etmek daha önemli görülmeye başlanmıştı. Böylesi bir Ortamda İttihad ve Terakki Cemiyeti Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsî Cemiyeti ile arasındaki farklılıkları bir yafta bıraktı. Diğer birkaç küçük grupla birlikte bu üç örgüt -Ittihad ve Terakki. Cemiyeti, Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsî Cemiyeti ve Ermeni Devrimci Federasyonu- 27-29 Aralık tarihleri arasında Paris'te 25
bir kongre gerçekleştirdi. Uç gün süren tartışmalardan 26 sonra, kongrenin kararları kamuoyuna açıklandı.
Nihad Reşad Belger ve Ahmed Fazlı Tung idi (Ahmed Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve Jön Türkler, s.234). 24 Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Turfeleı; s.235. 25 Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz
ve Jön
Türkler;
s s . 2 3 6 - 2 3 8 ve H. F
Knight, The Avvakening of Turkey, ss.93-94. 26 Beyannamenin Fransızca metni için bkz., "Dfeclaration du Congrfes des Partıs d'opposition de l'Empire Ottoınan, Kuni en Europe," Pro Armenia, 5 Oeak 1908, s s . 1 2 1 3 - 1 2 1 5 . Türkçe, metin için bkz., "Osmanlı Muhalifin Fırkaları Kongresinin Beyannamesi," Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz
Türkler, ss.238-242. Ayrıca bkz., Yusuf Hikmet Bayıır, Türk İnkılâbı ss.T36-139.
ve Jön
Tarihi, 2 / 4 ,
Devrimciler yaptıkları ortak açıklamada Abdülhamid'in otuz yıllık yönetiminin yalnızca Hıristiyanlara değil, aynı zamanda Müslüman halka da büyük zarar verdiğini söylediler. Sultan Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimi, uyguladığı zorbalık ve baskı politikası, siyasal özgürlükleri kısıtlaması ve bu kısıtlamaların ticarete, eğitime ve verimli çalışması gereken kamu yönetime verdiği zararlar dolayısıyla da sert bir dille eleştiriliyordu.27 Kurulu düzen, özellikle rüşvet, vergilerin yalnızca Saray'ın çıkarları doğrultusunda toplanıp harcanması ve mutlakiyetçi yönetimin sürmesiyle suçlanıyordu. Tüccarlara pasaport verilmemesi de eleştiriliyordu; yönetimin bu davranışı yalnızca kişilerin seyahat etme özgürlüğünü kısıtlamakla kalmıyor, aynı zamanda, ticaret ve sanayiin gelişmesi için de bir engel oluşturuyordu. Zirai gelişmelere Hükûmet'in gösterdiği ilgisizlik gitgide azalan zirai üretimin en önemli nedeniydi. Üstelik köylünün içinde bulunduğu durum içler açışıydı. Ormancılık ve madencilik alanındaki yatırımlarda ise sermaye sahibi özel girişimciler yerine Saray'da görevli ya da Saray'a yakınlığı olan kişilere ayrıcalık tanınması şiddetle eleştiriliyordu. Liberal muhalefetin ileri sürdüğüne göre, mutlakiyetçi yönetim altında ekonomik koşullar o kadar kötüleşmişti ki, çok sayıda insan soh derece basit tüketim mallarından bile mahrum oldukları için son seçenek olarak Avrupa'ya ya da Amerika'ya göç etmeye mecbur kalmışlardı.28
27 "Deciaration du Congres des Partis d'oppositioıı de l'Empire Ottoman, rCuni en liurope," Pro Armenia,
5 Ocak 1908, s.1213; ve "Osmanlı Muhalifin Fırka-
ları Kongresinin Beyannamesi," Alııned Bedevi Kuran, inkılâp
Tarih imiz ve Jön
Türkler, ss.238-239. 2 8 "Deciaration du Congres des Paıtis d'opposilion de l'Empire Ottoman, rcuni en Europe," Pro Armenia,
5 Ocak 1908, s. 1214, ve "Osmanlı Muhalifin Fırka-
ları Kongresinin Beyannamesi," Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp Türkler; ss.239-240.
Tarihimiz
ve Jön
Bütün bu şikayetleri dile getiren devrimciler daha fazla zaman kayb,etmeden, mutlakiyetçi rejimi, her ne şekilde olursa olsun, bir an önce sona erdirme konusunda anlaştılar: Sultan Abdülhamıd'i istifaya zorlayacaklar, var olan yönetim şeklini kökten değiştirecekler ve meclis üstünlüğüne ' 29 •
dayanan liberal demokratik bir yönetim kuracaklardı. Irk ve din ayrımı gözetmeksizin, haksız vergiler ve baskıcı yöneticiler altında ezilen topraksız köylülere, yasaklar ve engellemeler yüzünden işlerini geliştiremeyen toprak sahipleri ve tüccarlara, kendi istekleri dışında zorla, kendi halklarına karşı savaştırılan, aç ve parasız askerlere bir bildiri ile çağrıda bulunuldu.30 Bildiride, tüm bu grupların sorunlarına, Abdülhamid rejiminin katılığı yüzünden, artık barışçıl bir çözüm getirme olanağının kalmadığı anlatılıyordu. Kökten bir hareketle gerçekleşecek devrimci değişim tek çözüm yoluydu. Mutlakiyetçi yönetimi devirmek için kongre silahlı direniş, grevler biçiminde silahsız direniş, vergileri ödemeyi reddetmek gibi sivil itaatsizlik hareketleri, devrimcilere ve baskı altındaki halka-feâlŞ! savaşmalarını engellemek için askerlere < devrimci propaganda yapılması 31 ve genel ayaklanmayı da kapsayan birçok yol öneriyordu. 26 Ocak 1908'de aslen istanbullu olan Osman Hulusi Bey, izmir'de Fransız Postahenesi'nden çıkarken tutuklandı. 2 9 "Declaration du Congıes des Partis d'opposition de l'Empire Ottomau, re um en Europe," Pro Armenia,
5 Ocak 1908, s.1214; ve "Osmanlı Muhalifin Fırka-
ları Kongresinin Beyannamesi," Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp
Tarihimiz
ve Jön
Türkler, ss.240-241. 3 0 "Declaration du Congıes des Partis d'opposition de l'Empire Oltoman, ıctmi en Europe," Pro Armenia, 5 Ocak 1 9 0 8 , s s . 1 2 1 4 - 1 2 1 5 ; ve "Osmanlı Muhalifin Fırkaları Kongresinin Beyannamesi," Ahmed Bedevi Kuıan, İnkılâp Tin illimi? ve Jön Türkler, ss.240-241. 31 "Declaration du Cöngres des Partis d'opposition de l'Empire Ottoman, reurıi en Europe," Pro Armenia, 5 Ocak 1908, s.1215; ve "Osmanlı Muhalifin Fırkaları Kongresinin Beyannamesi," içinde, Alımed Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, ss.241-242.
Hulusi Bey, ittihad ve Terakki Cemiyeti adma devrimci propaganda etkinliklerinde bulunmakla suçlanıyordu. Hulusi Bey'le birlikte Aydın Vilâyeti Siyasî Büro Şefi Mehmed Mecid Bey, İzmir'de çıkan Yunanca gazeteleri sansürlemekle görevli Cemil Mithad Bey ve Tapu Dairesi'nde memur olan Abdurrahman Bey de aynı nedenle tutuklandılar.32 Fakat, İttihad ve Terakki'nin izmir'deki çalışmaları kesintisiz olarak devam ediyordu. Cemiyet'in ileri gelenlerinden Doktor Nâzım Bey, Yakub Ağa takma adıyla ve Rumeli köylüsü kıyafetinde geldiği izmir'de, yerel örgütten Hüseyin Lütfi Bey'in müdürlük yaptığı Hadika-i Maarif Hususi Ticaret Mektebi'nde diğer Ittihadcılarla geçe toplantıları yapıyordu. Kentin ortasındaki bir okulda devrimcilerin toplantı yapabileceği hiç kimsenin aklının alamayacağı bir iş olduğundan, îttihadçılar kentin diğer yerlerinde hafiyelerden bir an bile nefes alamazken, burada rahatça çalışabiliyorlardı. Îttihadçılar izmir'de o kadar başarilı olmuşlardı ki yeraltı örgütünden Kuşçubaşıöğlu Eşref Sencer ve Selim Sami Beyler'in üstün çabalarıyla poiis kadrosundan bazı memurlar bile Cemiyet'e kazanılmıştı.33 .32 "Le Mouvement turc," Pro Armenia, 5 Şubat 1908, s. 1229. 33 Cemal Kutay, Türkiye
istiklâl
ve Hürriyet
Mücadeleleri
Tarihi,
16, ss.9304-
9305. Her iki kardeş de İttihad ve Terakki Cemiyeti'nde Devrim'den önce ve sonra çalışmışlardı. Eşref Sami Kuşçubaşı Kuleli Askeri Lisesi'nde okurken devrimci bir örgüte girdiği için Edirne'ye sürgün edilmişti. Üç yıl sonra Lise'ye tekrar dönen Kuşçubaşı bu sefer de Harbiye'de okurken babası Mustafa Nuri Bey ve kardeşiyle birlikte 1899'da Hicaz'a sürüldü. Kıbrıs üzerinden Avrupa'ya kaçtı ve Paris'te Jön Türklerle ilişki kurdu. Bir süre Selânik ve Rumeli'de gizli çalışmalar yapan Eşref Sencer Kuşçubaşı 1907'de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ııe girdi ("Kuşçubaşı, Eşref Sencer," Büyük Larousse. Sözlük ve AnsiklSpedisi, 12, s.7211). Kuşçubaşı Sami Bey de ağabeyi gibi Devrim'den önce yaraltı örgütünde, Devrim'clen sonra vc Birinci Dünya Savaşı'nda da Teşkilât-ı Mahsusa'da istihbaratçı olarak çalıştı. Çerkez Edhem'le işbirliği yaptığı ve Enver Paşa taraftarı olduğu için ağabeyi ile birlikte 1924'de Yüzdükler Listeşi'ne alındı ve yurtdışına sürüldü. Atatürk'e suikast düzenlemek için Sisam Adası'ndan bir grup adamiyla 17 Ağustos 1927 günü gizlice Karaburun'a çıkmış, buradan dağlarda gizlice yürüyerek 19 Ağustos'da Menderes nehrini geçip Söke Ova-
li*
Ülkedeki askerî huzursuzluk ise sivil itaatsizlikten çok daha ciddi boyutlardaydı.34 İttihad ve Terakki Cemiyeti erler arasında, geciken maaş ödemelerinden kaynaklanan huzursuzluğu da kullanarak, yaygın ve sürekli bir propaganda etkinliğinde bulunuyordu. Olanca tehlikeyi göze alarak, İmparatorluğun dört bir yanma dağılmış büyük bir propagandacı ordusu sivil halkı, vergilerini ödemeyerek Hükûmet'in başını sıkıştırmaları gerektiği konusunda ikna ediyorlar ve genel ayaklanma için hazırlıyorlar; erleri de direniş hareketinin haklılığına inandırıyorlar ve direnişi bastırmak için emir verildiğinde halklarına karşı direnmeyecekleri konusunda kendilerinden söz alıyorlardı.35 Erler tüm ülkeye küçük birlikler halinde dağılmış bulunuyordu. Bu durum ise askerler arasına yavaş ve dikkatli bir biçimde huzursuzluk ve ümit tohumlan ekilmesi yönünde devrimcilere büyük fırsatlar sağlıyordu. Halka ve askerlere kolaylıkla ulaşabilmek için devrimciler kılıktan kılığa giriyor, kimi zaman ucuz mücevher ve kurdele satıcısı, kimi zaman da şerbetçi ya da işportacıymış gibi ülkeyi baştan başa geziyorlardı. Çantalarında hep propaganda yapmak amacıyla devrimci bildiriler ve kitaplar saklıyorlardı. Çok ünlü İttihada bir subay uzun bir süre Bağdat'ta bir berber dükkânı çalıştırıyor ve müşterilerine devrimciliği aşılıyordu. İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin önderlerinden Doktor Nâzım Bey ise 1907 Baharı ile birlikte kimi zaman bir hoca kılığına gire-
sı'na ilerlemiş, 2 9 Ağustos'da Madran Yaylasında karşılaştığı jandarmalarla çatışma sonucunda yaralanarak ölmüştür ("Hacı Sami, Kuşçubaşı Samı," Büyült Lurotısse Sözlük ve-Ansiklopedisi,
8, s.4908; ve Firuz Kesim, •'Yunanistan'dan
Anadolu'ya Geçerek Atatürk'ü Öldürmek İstemişlerdi!" ss.11-12). Her iki kardeşle ilgili olarak ayrıca bkz , Hüsamettin Ertürk, İki Devrin
Perde
Arkan,
ss.189-193. 3 4 Bu konu hakkında bkz., Mehmet Sehmus Güzel, "Prelude â la 'Revolution'Jeune-Turque: La grogne des casernes," ss.247-285. 35 E. E Knight, The Avvakening of Turkey, s.122.
rek Anadolu'yu geziyor ve askerler arasında devrimci propaganda yaparak ordudaki erleri devrime kazanmak için zemin hazırlıyordu.36 9 Şubat 1907'de yaklaşık yirmidört bin asker Yemenden İskenderun'a geri getirildi ve burada terhis edildi. 12 Şubat günü topluca Kaymakama çıktılar; yiyecek ve iki yıllık birikmiş maaşlarını isteyerek, taleplerinin kısa bir süre içinde karşılanmaması durumunda şehri yağmalayacakları tehdidinde bulundular. Yüksek rütbeli devlet memurlarından ikisi Telgrafhane'de rehin alındı, Rehineler, ancak istanbul'dan Haleb Valisi'ne askerlerin maaşlarının ödenmesi konusunda talimat verildiğine ilişkin bir telgraf gelince serbest bırakıldı.37 Mayıs sonlarında çoğunluğu Arnavut olan dokuzyüz asker Üsküb'ün en büyük camiinde toplanarak maaşlarının ödenmemesini protesto ettiler. Yetkililer, isyancı askerlere aylıklarınm kısa sürede ödeneceği konusunda söz verdi. Bu ayaklanmanın haberi istanbul'a eriştiğinde Hükümet başkentte de olaylar çıkacağından şüphelenerek bütün önemli noktalara askeri birimler yerleştirdi. Üsküb'ten gelen bir heyet, Sultan Abdülhamid ile görüşmesine izin verilmeyince Padişah yeri-
3 6 Halil Menteşe, "Eski Meclis-i Mebusan Reisi Halil Menteşe'nin Hatıraları, 3: Doktor Nâzım İzmir'de," Cumhuriyet, 15 Ekim 1 9 4 6 , s.2; Charles Rodeıı Buxtoıı, Turkey in Revoluiion, ss.51-52; ve E. E Kniglıt, The Awakening ofTurkey, ss.122-123. 37 EO. 4 2 4 / 2 1 2 , Konsolos Muavini Catoni