YAVUZ SULTAN SELİM
Dr. Selâhattin T A N S E L
MİLLİ EĞİTİM BASIMEVİ A N K A R A 1969
tarafm-. .aliyyeti" yezid v e m...
514 downloads
2729 Views
7MB Size
Report
This content was uploaded by our users and we assume good faith they have the permission to share this book. If you own the copyright to this book and it is wrongfully on our website, we offer a simple DMCA procedure to remove your content from our site. Start by pressing the button below!
Report copyright / DMCA form
YAVUZ SULTAN SELİM
Dr. Selâhattin T A N S E L
MİLLİ EĞİTİM BASIMEVİ A N K A R A 1969
tarafm-. .aliyyeti" yezid v e m l u görıı büyük deyimle, >ir kısmı, Sardı. B u üç pâdiîiere başıu üç pâian m u t -
Y A V U Z S U L T A N SELİM
Yazan:
;aç n o k t a arını b i l e ; t l i hare ketlerinde -ılamamış tahak o l -
D r . Selâhattin T A N S E L
: atorluğun inünü b i r f Afrika'ıdiği g i b i . îsele k i t a bu büyük > mücâdeÜLZ S u l t a n [ir. Bende önekte v e MİLLÎ EĞİTİM BASIMEVİ — ANKARA 1969
Kapaktaki
minyatürün
fotoğrafı,
Töpkapı
Saray!
Müzesindeki aslından foto T a m e r Güvenç tarafından çekilmiştir.
eya o zae r i n ve o r
İ Ç İ N D E K İ L E R
tu t a r a f m i'aaliyyeti" Sâyezid ve :ûmlu görlan büyük r deyimle, b i r kısmı, rlardı. B u 1 üç pâdinelere foaşb u üç pâıdan m u t -
Sayfa V
Önsöz
VII
Faydalanılan Eserler BİRİNCİ BÖLÜM Yavuz Sultan Selim'in Cülusu ve Şehzâdelerin Öldürülmesi. İKİNCİ BÖLÜM I . Yavuz Sultan Selim'in Doğu Siyâseti. Yavuz Sultan Selim'in Tahta Geçtiği Sıralarda Osmanlı İmparator luğu İçindeki Huzursuzluk ve Anadolu Kızılbaşları I I . Yavuz Sultan Selim'in Doğu Siyâseti. A. Osmanlı - Safevî Münâsebetleri B. Osmanlılar Tarafından Doğu Anadolu'nun işgali C. Celâlîler D. Şehzâde Murad Meselesi
20 31 74 94 99
kaç n o k t a larını b i l e l e t l i hare ketlerinde ırılamamış stahak o l urlu olanratorluğun
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM I . Yavuz Sultan Selim'in Güney Siyâseti. Dalgadır Beyliği'nin İşgali 101 I i . Yavuz Sultan Selim'in Güney Siyâseti. A. Osmanlı - Memlûk Münâsebetleri ve Memlûk Devletinin Yıkılışı... 1 0 8 B. Hilâfet Meselesi 210 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dâiresi Başkanlığının 7 Mayıs 196 tarih ve 112 sayılı karariyle bastırılması uygun görülmüş, Yayımlar ve Basıl Eğitim Malzemeleri Genel Müdürlüğünün 17 Mayıs 1968 tarih ve 7506 sayıl emriyle 3 000 adet basılmıştır.
I . Yavuz Sultan Selim'in Batı Siyâseti. "A. Raguza'ya Verilen Ahid-Nâme '. 218 B. Osmanlı - Venedik Münâsebetleri 218 C. Osmanlı - Macar Münâsebetleri 222 D. Osmanlı - Rus Münasebetleri 224 E. Papa Leo X. nun Türklere Karşı B i r Haçlı Ordusu Kurma Teşeb büsleri , 2 27 t
ününü b i r y Afrika'tıdiği gibi, ssele k i t a b u büyük ) mücâdeuz S u l t a n lir. Bende tmekte v e eya o zasrin ve o -
BEŞİNCİ BÖLÜM
A
. B i t k e n
B i r Sefer i i n Yapılan H Ç
ÖNSÖZ
a
*
—
"
I
"
2 4 5
İstanbul f e t h i n i n beşyüzüncü yılında, Türk T a r i h K u r u m u tarafın dan yayımlanan " F a t i h S u l t a n M e h m e d ' i n Siyâsî v e Askerî F a a i i y y e t i " adlı kitabım için g e r e k l i hazırlıkları yaptığım sıralarda, I I . Bâyezid ve Y a v u z S u l t a n S e l i m ' e dair b i l g i v e dokümanları toplamayı lüzûmlu gör müştüm. Çünkü, b u üç pâdişâh zamanında eereyân etmiş o l a n büyük hâdiseleri b i r b i r i n d e n ayırmaya imkân y o k t u . D a h a başka b i r d e y i m l e , Fâtih v e I I . Bâyezid zamanımda başlamış olan dış v e iç olayların b i r kısmı, ancak Y a v u z S u l t a n Selim zamanımda n e t i c e l e r e bağlanabiliyorlardı. B u sebeple, Y a v u z d e v r i n i n tarihî olaylarını k a v r a y a b i l m e k için ıbu üç p a d i şahı b i r l i k t e mütâlea e t m e k kanaatıoıa vardım, v e g e r e k l i incelemelere baş ladım. Gerçi b u iş y i r m i yıldan f a z l a b i r zamanımı aldı, f a k a t b u üç pâ dişâha âit üç büyük k i t a p da m e y d a n a çıkmış o l d u . B u bakımdan m u t l u y u m ; Tanrı'ya h a m d e d e r i m . B ü y ü k güçlüklerle m e y d a n a getirilmiş o l a n b u k i t a p t a birkaç n o k t a üzerinde İsrarla durulmuştur. B u n l a r d a n b i r i n c i s i , en yakınlarını b i l e tereddüt etmeden öldürebilen Y a v u z S u l t a n S e l i m ' i n , b u şiddetli h a r e k e t l e r i n e h a n g i h a l l e r i n sebep olduğu ve b u t a r z d a k i hareketlerinde m a ' z u r görülüp görülemediği meselesidir. K e s i n b i r hükme varılamamış o l m a k l a beraber o n u n cezalandırdığı k i m s e l e r , b u cezaya müstahak o l muş g i b i görünmektedirler. Çünkü b u n l a r , y a görevlrinde k u s u r l u o l a n lar, y a faydalı b i r harekete mâni' o l m a y a çalışanlar v e y a imparatorluğun parçalanmasında b i r beis görmeyenlerdir. Üzerinde d u r u l a n n o k t a l a r d a n i k i n c i s i , A n a d o l u ' n u n bütününü b i r i d a r e altında t o p l a y a n ve Osmanlı d e v l e t i n i n topraklarını k u z e y A f r i k a ' y a k a d a r genişleten Y a v u z S u l t a n S e l i m ' i n , öteden b e r i söylendiği g i b i . b i r Kızılbaş düşmanı olup olmadığıdır. Çok mühim o l a n b u mesele k i t a bımdzıa m ü m k ü n olabildiği k a d a r i n c e l e n m e k t e v e neticede b u büyük Türk hükümdarının Kızılbaşlarla o l a n mücâdelesi, b i r mezheb mücâde lesi o l a r a k mütalâa o l u n a m a m a k t a n : . Y i n e b u k i t a p t a üzerinde d u r u l a n noktalardan biri, Yavuz Sultan S e l i m ' i n Halifeliği v e b u işe ne derece önem verdiği meselesidir. Bende hâsıl olan kanâata göre o, hilâfetten ziyâde başka şeyler düşünmekte v e bilhassa M e k k e ve M e d i n e şehirleri üzerinde durmaktadır. İşte kitabımızda özellikle b u üç mesele, c n u n zamanında v e y a o za m a n a yakın t a r i h l e r d e yazılmış o l a n eserlerle S e l i m - nâmelerin v e o
VI d e v r e âit vesikaların verdiği b i l g i l e r esas t u t u l a r a k işlenmeğe çalışılmış tır. Gerçi S e l i m - nâmelerin h e p s i n i görmek m ü m k ü n olmamış, görülen l e r d e n de gerçekleri araştırıp çıkarmak çok güç olmuştur. Çünkü b u eserler y a noksandır, y a pâdişâh hakkında sadece övücü cümlelerle d o l u d u r veya, b e l k i de dînî b i r taassub neticesi o l a r a k Y a v u z ' u , basit b i r K ı zılbaş düşmanı g i b i göstermektedir. B u n d a n dolayı, m e m l e k e t t e âsâyiş v e düzenin hâkim olmasını isteyen, b ü y ü k gayeler peşinde koştuğu a n l a şılan v e plânlarını da b u n a göre hazırlamış olan Y a v u z S u l t a n S e l i m ' i , hiçbir eser v e S e l i m - n â m e b u bakımdan ele a l a r a k t e t k i k etmediği v e h a r e k e t l e r i n i b u yönden değerlendirmediği için, gerçek hüviyyetiyle tanımak mümkün o l m a m a k t a v e b u sebeple de o n u n hakkında verdiği miz hükümler çok defa i h t i m a l l e r e dayanmaktadır. B u k i t a p , beş ana bölümden i b a r e t t i r . F a k a t b i r takım k o n u l a r , b i r b i r i y l e çok yakından i l g i l i oldukları için, b i r bölümde toplanmış v e b u sebeple de bazı bölümler kısımlara ayrılmıştır. Bölümlerin sıralanma sında h e r n e k a d a r k r o n o l o j i y e d i k k a t edilmiş ise de, 'olayların b i r bütün o l a r a k t e t k i k edilebilmesi için, anlatılmaya başlanan k o n u sonuna k a d a r d e v a m ettirilmiş v e t a b i a t i y l e k r o n o l o j i d e n kısmen uzaklaşılmıştır. Topfcapı Sarayı Arşivinde b u l u n a n 36 o r i j i n a l vesikanın f o t o k o p i s i b u k i t a p t a y e r almış bulunmaktadır. B u n l a r d a n bazıları ç o k e h e m m i y e t l i d i r v e o d e v r i k a r a k t e r i z e e t m e k t e d i r . H e r vesikanın arşiv numarası o l m a k l a beraber, kolaylık olması için, h e r b i r i n e tarafımızdan da b i r e r n u m a r a verilmiş v e b u n l a r esas numaralarının yanında parantez içinde gösterilmiştir. B u kitabın hazırlanması sırasında, g e r e k l i tercümeleri y a p m a k z a h m e t i n e k a t l a n a n sayın Nâbi Dinçer i l e eseri baştanbaşa v e d i k k a t l e o k u y a r a k n o k t a l a m a bakımından i n c e l e y e n ç o k değerli arkadaşım K e m a l E d i b Kükçüoğlu'na, k a y n a k eserlerden b i r kaçım, y a r a r l a n m a k üzre bana v e r m e k lütfunda b u l u n a n sayın P r o f . H a l i l inalcık i l e sayın P r o f . A d n a n E r z i ' y e , kitabın yayımlanmasında yardımlarım esirgemeyen Kültür Müs teşarı Sayın Hüsnü Cırıdlı, Kültür Müsteşar M u a v i n i sayın M e h m e d Ön der ve Yayımlar ve Basılı Eğitim M a l z e m e l e r i Genel Müdürü sayın E n v e r Esenkova i l e Basımevi Müdür ve uzmanlarına teşekkür ederim.
FAYDALANILAN
ESERLER
ABDÜLBÂKÎ (GÖLPINALI), Melâmîlik ve Melâmiler, İstanbul, 1931. ABDÜLGAFFAR KIRÎMÎ, Umdetü'l-ahbar, Esat Efendi (Süleymaniyye) Ktb. No. 2331. ABDÜLKERİM B. ABDÜRRAHMAN, Mısır'da Osmanlı Vâlileri, Millet K t b . No. 705. ABDÜLLAH B. RİDVAN (RİDVAN P A Ş A - Z Â D E ) , Tarih-i Mısr, Bâyezit Ktb. No. 4971. ABDURRAHMAN HİBRÎ, Risâle-i Fütûhât-ı Âli Osman, Millî K t b . No. 239 film. AHMED HAMDİ, Tuhfetü'l-guzât, Bursa Orhan Gazî K t b . No. 1022. AHMED REFİK, Onaltmcı Asırda Râfızîlik ve Bektâşîlik, İstanbul 1932. AHMED SÜHEYLÎ, T a r i h - i Şâhî, Fatih K t b . No. 4356. AHMED SÜHEYLÎ, T a r i h - i Mısr el-cedîd, Köprülü K t b . No. 229. AHMED ŞEMSÜDDÎN (KEMAL F A g A - Z Â D E ) , Âl-i Osman Tarihi, 9 . cüz, Millet K t b . No. 29. ÂLÎ, Künhü'l- ahbar, Nuruosmaniye K t b . No. 3406. ÂRİFÎ (PAŞA), Maraş ve Elbistan'da Zülkadiroğulları Hükümeti, Târih-i Osmânî Encümeni Mecmuası, 33. cüz. AZİZ SAMİH, Şimalî Afrika'da Türkler, İstanbul 1934. ÇAGAATY ULUÇAY, Yavuz Sultan Selim Nasıl Pâdişâh Oldu, Tarih Dergi si, VTH. c, 11 - 12. sayıdan ayrı basım, İstanbul 1956. FAHRİ DALSAR, Selim I . in Dobrovnik Cümhuriyyeti ile Yaptığı Muâhede, Tarih Vesikaları, I I . c, 12. sayı. F. ECHART, Macaristan Tarihi, İbrahim Kafesdoğlu tere. Ankara 1949. FERÎDÛN, Mecmûa-i Münşeât-ı Ferıdûn Bey, 1. İstanbul, 1274. FRİTZ, Dr. Kürdler, Tarihî ve içtimâi Tedkikat, Aşâir ve Mühâcirîn Müdiriyyet-i Umûmiyyesi neşriyatından, İstanbul 1334. FUAD (KÖPRÜLÜ), Türk Edebiyat Tarihi, İstanbul 1926. GASTON "VVİET, Journal D'un Bourgeois du Caire I b n Iyâs, Histoire des Mamlouks, Tom 11, S. E. V. P. E. N. 1960. HALİL EDHEM (ELDEM), Düvel-i İslâmiyye, İstanbul 1927. HALİL EDHEM (ELDEM), Mısır Fethi Mukaddimâtma Âid Mühim B i r Vesi ka, Târih-i Osmânî Encümeni Mecmûası, 19 - 96. HALİL İNALCIK, Osmanlılar'da Raiyyet Rüsumu, Belleten, c. 23, sayı, 92. HAMMER, Devlet-i Osmaniyye Tarihi. M . A t a tere. I V . İstanbul 1330-1331. HANS PFEFFERMAN, Die Zusammenarbeit Der Renaissance Pâpste m i t den Türken, Bern, 1946. H. JANSKY, Die Chronik des İbn Tülün als Geschichtsqueller über den Feldzung Sultan Selim's I . gegen die Mamluken, Wien, 1929.
VIII
H. JANSKY, Die Eroberung Syriens rudch Sultan Selim I . , Wien. HÜSEYİN B. Ca'fer (HEZARFEN), Tenkîhü't-tevârih, Fâtih Ktb., No. 4301. FAİK KARAVİT, Tarih'ül-ibtihac, cüz I . , Hüsrev Paşa Ktb., No. 321. İBRAHİM B. HÛDA VERDİ, Câmi'ü'l-inşâ, Ayasofya Ktb., No. 3831. İBRAHİM (HAYDARÎ-ZÂDE), Mezâhib ve Turuk-ı İslâmiyye Tarihi, Dârü'l-hilâfet el âliyye, 1335. IORGA N., Geschichte des Osmanischen Reiches, I I , Gotha, 1909. İSHAK B. İBRAHİM, Selim-nâme, Âşir Efendi Ktb., No. 655. İ. H A K K I UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi I I . , Ankara 1947. İ. H A K K I UZUNÇARŞILI, Memlûk Sultanları Yanma İltica Etmiş Olan Os manlı Hânedânına Mensub Şehzadeler, Belle.en, c. 17, sayı 68. İ. H A K K I UZUNÇARŞILI, Şah İsmail'iıÎi Zevcesi Taçlı Hamm'm Mücevhe ratı, Belleten, s. 23, sayı 92. İ. HÂMİ DÂNİŞMEND, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I I . , İstanbul, 1948. KEŞFÎ, Selim-nâme, Esat Efendi Ktb., No. 2147. LÜTFÎ PAŞA, Lütfî Paşa Tarihi, İstanbul, 1341. MECMUA, Bâyezid Ktb., No. 2725. MECMUA, Esat Efendi (Süleymaniye Ktb.), No. 3415. JvIECMUA-İ AHVÂL-İ SELÂTÎN Lİ-KOÇİ BEY ve SÜLEYMAN-NÂME, Veliyyüddin Efendi Ktb., No. 2447. Bu mecmuada Yavuz Sultan Selim'e dair Kemal Paşa-Zâde tarafından verilmiş bazı bilgiler vardır. Ayrıca Kanûnî'nin Avustur ya seferi de anlatılmaktadır. MECMUA-İ NÂME-İ HÜMÂYÛN, Esat Efendi Ktb., No. 3343. MECMUATÜ'L-MÜNŞEAT, Esat Efendi (Süleymaniye Ktb.), No. 3879. MECMUATÜ'R RESÂİL, Ayasofya Ktb., No. 2705. MECMUATÜ'R RESÂİL, Nuruosmaniyye Ktb., No. 4976. MEHMED ALİ FÜRUGÎ, Büyük İran Tarihi, Bıyıklıoğullarmdan Ömer Halis tercümesi, İstanbul, 1926. MEHMED ÂŞIK HANEFÎ, Tercüme-i T a r i h - i Mekke ve Medine, Manisa Ktb., No. 6380. MEHMED B.MEHMEDÜ'L-ENVERÎ, Nuhbetü't-tevârih, Nuruosmaniyye Ktb., No. 3443. MEHMED MUHYİDDİN ÇELEBİ, Âl-i Osman Tarihi, Millet K t b . 15. MUHAMMED B. AHMED B. İYÂSÜ'L-HANEFÎ, Bedâi'u'z-zühûr f i Vakayi'u'd-dühûr, c. 4, İstanbul, 193.1 MUSTAFA AKDAĞ, Yeniçeri Ocak Nizamının Bozuluşu, D i l ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, c. 5, sayı 3. MUSTAFA B. CELÂL (CELÂL-ZÂDE NİŞANCI KOCA MUSTAFA ÇELE Bİ), Tabakat, Ayasofya Ktb., No. 3396. MUSTAFA B. CELÂL (CELÂL-ZÂDE NİŞANCI KOCA MUSAFA ÇE LEBİ), Selim-nâme, Topkapı, Revan Ktb., No. 1274. MUSTAFA CENÂBÎ, B. SEYYİD HASAN, Tarih-i Cenâbî'nin muhtasar tercümsi, Nuruosmaniyye Ktb., No. 3097.
IX
MÜNŞEAT, Nuruosmaniyye Ktb., No. 4316. MÜNŞEAT, Esat Efendi Ktb., No. 3647. MÜNŞEAT, Fatih Ktb., No. 4125. MÜNŞEAT, Fatih Ktb., No. 5424. MÜNŞEAT-İ TÜRKİYYE, Ayasofya Ktb., No. 4005. MÜNECCİMBAŞI, Sahâifü'l-ahbar (Müneccimbaşı Tarihi Tercümesi) N u r u osmaniyye Ktb., No. 31. NÂMEHÂ-Yİ MÜLÛK ve VÜZERÂ, Âşir Efendi Ktb., No. 895. NEŞET ÇAĞATAY, Osmanlı İmparatorluğunda reâyâdan alman vergi ve r e simler, D i l ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, c. 5, sayı 5. RİCHARD HARTMAN, Das Tübinger Fragment der chronik des ibn Tûlûn, Berlin, 1926. RİSÂLE, Selim Ağa Ktb., No. 560. RİSÂLE, Ragıp Paşa Ktb., No. 439. SA'DÎ B. ABDÜ'L-MÜTEAL, Selim-nâme, Topkapı, Revan Ktb., No. 1274. SÂ'DÜDDİN, aTcü't-tevârih, I I , İstanbul, 1280. SALİH B. CELÂL (CELÂL-ZÂDE), Muhtasar T a r i h - i Mırs, Damat İbrahim Paşa Ktb., No. 980. SALİH B. CELÂL (CELÂL-ZÂDE), T a r i h - i Sultan Selim Han, Hüsrev Paşa Ktb., No. 354. SARICA K E M A L (KEMAL-İ ZERD), Selâtîn-nâme, İstanbul Üniversitesi Ktb., No. 331. SELÂHATTİN TANSEL, Sultan I I . Bâyezid'in Siyasi Hayatı, İstanbul, 1966. SİLÂHŞOR (?), Fetih-nâme-i Diyâr-ı Arab, nşr. Selâhattin Tansal, Tarih Vesikaları, s. 1, sayı 17, 18 den ayrı basım, 1958, 1961. SÜCÛDÎ, Selim-nâme, Topkapı, Revan Ktb., No. 1284. ŞABAN ŞİFAİ, Fezâil-i Âl-i Osman (Kalâidü'l-ikyân f i fezâil-i mülûk-i Âl-i Osman tercümesi), Nuruosmaniyye Ktb., No. 3404. ŞÎRÎ, T a r i h - i Feth-i Mısr, Topkapı Emânet Hazinesi Ktb., No. 1433-2. ŞÜKRÎ, Selim-nâme, Esat Efendi Ktb., No. 2146. VAKAYİ'-İ SULTAN BÂYEZİD VE SELİM H A N , Topkap. Sarayı Ktb., No. 1416. (Bu eser Peçevî Tarihi olabilir.) V. BARTHOLD, M i r İslama Dergisi, c. 1, Na ve 3.1912 nci neşir yılı. ZAÎM MÎR MEHMED KÂTİB, Kitâb - ı Câmi'üt - tevârih, Fatih Ktb., No. 4306.. ZİNKEİSEN, Geschichte des Osmanischen Reiches i n Europa, I I , Gotha, 1845. ZİVER, Rodos Tarihi, Rodos, 1312.
t
T O P K A P I S A R A Y I ARŞİVİNDEKİ V E S İ K A L A R D A N
FOTOKOPİLERİ
VERİLENLERİN ARŞİVDEKİ V E B U KİTAPTAKİ N U M A R A L A R I İLE N E Y E A İ T O L D U K L A R I N I BlLDÎRlR Vesikaların Ar şivdeki No.
Vesikaların Ki taptaki No.
CETVEL
Vesikaların neye ait olduğu
5876
Şehzade Sultan Ahmed'in fından Biga alaybeyine ve mektup.
6701
Şehzade Ahmed ve icrââtı hakkında bilgi ve ren bir mektup.
6118
Şehzade Ahmed'in A l i ve Şah Veli'yi tehdit et tiğine ve onların da Pâdişah'm yanma gelecek lerine dair mektup.
6189
Bejin müderrisinin, gehzâde Ahmed'in adam larından şikâyet eder bir mektubu.
7055
Hemdem Paşa'mn, Şehzâde Ahmed ve müfsidler hakkındaki mektubu.
7084
Kırım Han'ı Mengili Gerey'in, Yavuz Sultan Selim'i ikaz eden mektubu.
6631
Şehzade Ahmed ve Sivrihisar kadısı hakkında bilgi veren bir mektup.
6399
Şehzâde Ahmed, Ramazanoğlu v° Karamanoğulları hakkında bir câsus mektuba
Beylerbeyisi tara ilgililere yazılan,
6193
10
Şehzâde Ahmed'in oğlu Osman ile şehzâde M u rad'm oğlunun öldürüldüklerini bildirir bir mektup
3192
11
A l i b. Abdülkerim halîfenin memleket işlerine dair bir raporu.
6304
12
Saru Gürz'ün, Bâli Bey'den rüşvet aldığını açıklayan bir mektup.
5460
13
Şâh İsmail'in Musa Durgutoğluna gönderdiği mektup.
5960
14
6401
14
12077
14
Kızılbaşlar hakkında Hamza'nm fetvası.
XII
Vesikaların Ar şivdeki No.
Vesikaların Ki taptaki No.
xıır Vesikaların Ar-
Vesikaların neye ait olduğu
JivdekiNo. 5465
15
Erzincan'dan Tebriz'e kadar olan konaklar.
6672
16
Kürd Beylerinden Hâlid ile Kızılbaşlârm, bazı şehir ve kasabaları yağma ve tahrib ettikleri ne dair bir vesika.
6608
5674
17
Şâh İsmail ile İran ve Alâü'd-devle hakkında bilgi veren bir vesika.
6320
18
İran hakkında bilgi veren ve bilhassa bir Os manlı topunu nümûne alarak top imâline baş landığına dair bir mektup.
5469
19
Canbirdî Gazâli'nin Şâh İsmail ile münâsebeti bulunduğunu bildiren bir vesika.
4796
20
Hızır Bey oğlu Ahmed'in, Pâdişah'ı yürümeğe teşvik eden bir yazısı.
5293
21
Şah-Veli isyanım ve geldiklerini bildirir Şâdi tubu.
10292 - a
32
Hayırbay'm zevcesinin getirilmesine dair vali de sultanın bir yazısı.
5594 - a
33
Hayırbay'm, denizden ve karadan hacca gidil diğini, Arab Şeyh ve Beylerinin Pâdişah'dan çok memnun olduklarını, Çerkeş Beylerinin ço ğunun ve bu arada Kansuh Âdilî'nin gelip itaat ettiklerini bildirir mektubu.
34
Hayırbay'm daha sonraki tarihlerde gönderdi ği bir mektup.
35
i b n Haneş'in mektubunun tercemesi.
36
Kanûnî'nin annesine aid bir mektup.
Kızılbaşlârm galip Paşa'nm bir mek
6341 - b
Karaman Beylerbeyi Husrev Paşa'nm, Kızıl başlârm yenildiklerini bildiren mektubu.
6384
23
Şâdi Paşa'nm, isyancıların reisinin ne şekilde yakalandığını bildiren mektubu.
2261
24
Tosya kadısı Muhyiddin ile halkın, on y ü danberi Celâlîlerden çektikleri ve bazı mükel lefiyetlerden muaf tutulmaları hakkındaki d i lekleri.
4467
25
Eşkiyâmn Zile ve civârmda halkı soydukları nı, her şeylerini kaybeden h k l k m vergilerini ödeyemeyeceklerini bildirir vesika.
11634
26
Dört mezheb kadısı ile Haleb eşrafımn, halk adına Yavuz'a başvurmaları.
8277
27
Vezîr-i A'zam Sinân Paşa'nm, Gürcistan'a akın yapmağa me'mûr edildiğini bilidirir bir hüküm.
5824
28
Akbıyık mevkiinde askerî yoklama yapıldığına dair tezkere.
4312
29
Ermenilere verilen haklar.
6341 - a
30
Emîr Tarabay'm tebrik mektubu ile ibn Haneş'in mektupları hakkında.
Vesikaların neye ait olduğu Kaptan Ca'fer Paşa'nm, donanmanın hazırlan dığını ve yola çıkmak üzre olduğunu bildirir arızası.
5594 - b
22
taptaki No. 31
İran'a
3295
Vesikaların Ki-
10292 - b
XII
Vesikaların şivdeki 1 5465 66T2
5674 6320
5469 4796 5293
329i 638 226
44ı
ııe
Y A V U Z S U L T A N SELİM
BİRİNCİ B Ö L Ü M Y a v u z Selim'in cülusu ve şehzadelerin öldürülmesi
Babasını âdeta zorla t a h t t a n i n d i r e r e k (1) 24 nisan 1512 de hüküm dar olan Yavuz (2) b u t a r i h t e 46 yaşında i d i ( 3 ) .
(1) Selâhattin Tansel, Sultan I I . Bâyezit'in siyasi hayatı, s. 299. Topkapı Sara yı Arşivinde 8525 numarada "Firak - nâme-i merhum sultan Bâyezit" başlığını ta şıyan ve birkaç kıtadan mürekkep olan manzum bir parça vardır. I I . Bâye zit'in dilinden kaleme alman bu şiirin bizzat onun tarafından yazılmış olması da düşünülebilir. Bu manzum parçadan Bâyezid'in nasıl bir psikolojik hal içinde bulun duğunu açıkça anlamak mümkün oluyor. Misal vermiş olmak için bu parçadan aşa ğıdaki kıtalar alınmıştır: "Kaçan anâ riâyet itmedüm ben—Oğıl idi nihayet (hıyanet?) itmedüm ben
j
Bu beylikten feragat itmedüm ben—Görün beyler bana nitti Selim şah Ben am, hâlüme haldaş bilürdüm—Bunun gibi deme yoldaş bilürdüm Oğıl değül anı kardeş bilürdüm—Görün beyler bana nitti Selim şah". Bak. Topkapı Sarayı Arşivi. 8525. (2) Yavuz'un cülusuna bir takım tarihler düşürüldü. Bunlardan birkaç tanesi aşağıdadır:
İ
"Şâd olub dil bu duayı kıldı tarih oldu rast Adlile bu mülki dilşâd eyleye Sultan Selim « p U Û'UU •Uıi j l i l a ¿11» _j>,
—
c—tj ıiJij>
ı£.ıL5 (j\ea
Js ^.Jjl : l i >
Bak. 506 numaralı risale, vrk. 26 b. Aşağıdaki tarihler Süruri'nindir: (Sultan Selim oldu cihandâr padişah), "Şeh-i mülk-i cihân Sultan Selim kâmbîn oldu", "Padişah-i âlem oldu izz ile Sultan Selim", "Âleme sa'd ola eyyâm-i cülûs-i geh Selim".
Bak. 2725 numaralı risâle, vrk. 8 a. Talibi de onun cülûs tarihini aşağıdaki şe kilde anlatıyor: "Didi Sultan-i dehrin Talibi tarihini—Padişah oldu cihanda seyf ile Sultan Selim". . « f}^J_ıV tJ.'l4î- ıi->lj' — ıs-^.jlı" (s)& V** ¿'1=1.» ıfis »
2
YAVUZ
YAVUZ
S U L T A N SELİM
K e n d i s i n i sevenler tarafından iş başına getirilmiş olan b u hükümda rın, (4) babası i l e b i r l i k t e aynı şehirde kalmaları m a h z u r l u görüldüğü (5) için Bâyezid D i m e t o k a ' y a g i t m e k üzere yola çıkmış, Y a v u z da o n u teşyi etmişti, işte b u teşyi'den döndüğü sırada Padişah'a, yeniçerilerin tü f e k l e r i n i , kılıçlarını çatttıklarını ve k e n d i s i n i bunların altından geçirmek i s t e d i k l e r i n i haber verdiler. B u şekildeki b i r h a r e k e t t e n yeniçeriler, Pâdişah'm kendilerine " r â m " olacağını (.6) ve b e l k i de b o l bahşiş vereceğini u m muşlardı. F a k a t umduklarını bulamadılar. Çünkü onların kılıçları altından geçmeği ıbir y e n i l g i alâmeti sayan Padişah, Yedikule'de babasına a i t oldu ğunu söylediği hazineleri a l m a k bahanesiyle, y o l değiştirdi ve yeniçerilere görünmeden saray'a g i d e b i l d i ( 7 ) . A n c a k o n u n b u s u r e t l e h a r e k e t etmiş olması, yeniçerilerin s a r a y ' a gelerek " c â y i z e " i s t e m e l e r i n e engel olama dı ( 8 ) . Bak. 2725 numaralı risale, vrk. 39 b. Bir tarih olmamakla beraber şu kıtayı çok enteresan bulduğumuz için kitabımıza almaktan kendimizi alamadık. "Çün be-hükm-i Kadir ü Kayyûm (ü) Kassam-i ezel "Taht ile tâ tahta-i tâbutu taksim ettiler "Bahtı gör kim tahta-i tâbuta bindi Bâyezit "Tahtını Şâh-ı Sejim üt - tab'a teslim ettiler" Bak. 4971 numaralı risale, vrk. 68 b. (3) _Bazı kitaplar onun 875 de Amasya'da doğduğunu yazıyor. Bak, Lütfi Paşa. s. 288. Âlî, vrk. Sa'düddin, 2, s. 397. Müneccimbaşı, vrk. 91 a. Bazıları da 872 de doğ duğunu kaydediyorlar. Bak, Hüseyin b. Cafer, vrk. 113 b. Abdülgaffar Kirimi, vrk. 219 b. 3647 numaralı risale, vrk. 160 a. Cenâbî, Selim Han bahsi. (4) Selim'in hükümdar oluşundan en çok memnun olanlardan birisi de Keşfi ol muştur. O, yazdığı Selim - nâme'nin 26. varakında bu halden duyduğu büyük mem nuniyeti bir manzume ile ifadeye çalışmıştır. (Müsebba' (yedili) şeklindeki bu man zumenin ilk kıtası şöyledir: "Fasl-i nevruz irdi gül vakti gülistan devridir Sohbet eyyâmı çemen hengâmı büstân devridir Vakti fevt itme geçer gerdûn-i gerdan devridir Kılma kim zerrin kadeh elden k i reyhan devridir Ayş ü nûş âvâmdır mürg-i hoş elhân devridir Şi'r ü inşâ mevsimi şâh-i sühandân devridir Mey getür sâkî gül eyyâmı Selim Hân devridir" (5) Selâhattin Tansel, Sultan I I . Bâyezit'in Siyasi Hayatı, s. 307 (6) Cenâbî, vrk. 85 a. (7) Cenâbî, vrk. 85 a. Cenâbî'de gördüğümüz bu bilgiye başka kaynaklarda rastlamadık. Hammer'de var ise de o da Cenâbî'den nakletmiştir. Hammer'in dedi ğine gore Selim, daha babasının sağlığında yeniçerilere 2000 akçe yerine 3000 akçe vermeyi vadetmişti. Bak, Hammer, 4, s. 101.
S U L T A N SELİM
3
g e h z â d e Ah- Önce. " s e r a s k e r " o l a r a k o r d u n u n daha sonra da hükünımed'in isyâm ¿ ı k d e v l e t i n başına geçmiş olan Y a v u z Selim, za rarlı b i r f a a l i y e t e girişmedikleri t a k d i r d e , kardeşlerine fenalık yap mayacağını babasına vadetmiş b u l u n u y o r d u ( 9 ) . B u n u n l a beraber ağa b e y l e r i olan şehzade A h m e d i l e şehzade K o r k u t ' u n durumları i l e yakından ilgilenmesi, tahtının t e m e l l e r i n i sağlamlaştırmak bakımından, z a r u r i i d i . Çünkü b u n l a r d a n şehzade K o r k u t , idaresi i l e olmasa b i l e , i l m i , irfanı ve bilhassa cömertliği ile h e r sınıf halkın ve b u a r a d a yeniçerilerin sevgisini kazanmış olan b i r şahsiyet i d i . F a k a t Y a v u z i l k plânda, esasen öteden b e r i arasının açık olduğu, devletin i l e r i gelenlerinin çoğunun ve R u m e l i beyle r i n d e n b i r kısmının desteklediği ağabeyi şehzade A h m e d i l e meşgul o l m a k zorunda kaldı. Çünkü b u şehzade d a h a I I . Bâyezit'in sağlığında hükümdar o l m a k üzere harekete geçmiş, Üsküdar'a k a d a r gelmiş, f a k a t yeniçerilerin müdahalesi sonunda g e r i dönerek K o n y a ' y a çekilmiş v e orada hükümdar lığını ilân ederek (10) h e r t a r a f a hükümler göndermeye başlamıştı ( 1 1 ) . B u a r a d a 918 Rebî'ül-evverinin sonunda ( h a z i r a n 1512) B i g a a l a y beyine ve askerlere yollanılan b i r e m i r d e n o n u n , A n a d o l u ' y a b i r b e y l e r b e y i t a y i n ettiğini ve (kendisine de " S u l t a n - i selâtîn-i zaman Padişahımız S u l t a n A h med H â n " denildiğini öğreniyoruz ( 1 2 ) . Şehzâde A h m e d ' i n Beylerbeğisi tarafından gönderildiği anlaşılan b u e m i r d e , m e k t u b u m elinize geçer geç mez a s k e r l e r i n i z ve silâhlarınızla b i r l i k t e h e m e n B u r s a ' y a geliniz, b e r a t larınızı da beraberce g e t i r i n i z ve y e m d e n b e r a t alınız. Beratlarını g e t i r m e y e n l e r i n timarían başkalarına v e r i l e c e k t i r . Rebî'ül-âhir'in 5. gününe k a d a r (20 H a z i r a n ) B u r s a ' y a g e l i n m e l i d i r . A k s i t a k d i r d e gelmeyenlerin e v l e r i yağma edilecek ve k e n d i l e r i kapılarının önünde asılacaklardır d e n i l i y o r d u ( 1 3 ) . B u n d a n b i r a z önce de, mayıs ortalarında, K a s t a m o n u vilâ y e t i kadılarına hükümler yazılarak onlardan d a asker v e p a r a istenmişti (14). işte b u sıralarda, yanındaki k u v v e t l e r l e batıya doğru yürüyen b u şehzâde, G e r m i y a n topraklarında Çukurçayır denilen y e r e g e l d i k t e n sonra a r
0
a r a
(8) Cenâbî, vrk. 85 a. Bu tarihlerde 35 000 kişi olan kapuhalkı'na Padişah ikişerbin akçe vermişti. Bak, Kemal Paşa - Zâde, defter 9, vrk. 25 b. (9) Lütfi Paşa, s. 204. (10) Selâhattin Tansel, Sultan I I . Bâyezit'in Siyasî Hayatı, s. 292. (11) Çağatay Uluçay, s. 132. (12) Topkapı Sarayı Arşivi, 5876 (2). (13) Aynı vesika. (14) Çağatay Uluçay, 132. sayfadaki 2667 numaralı vesika.
4
YAVUZ
ÎZ^JSS W
ian^ya
maUr, v «
e
5
ehzâ-
Ahmed'in Y a -
AIâ
f^
S U L T A N SELİM YAVUZ
* '
^ * ^ Alâüddin'™ Pa§aoğlu ile Dulkachrlılara, Rama° g ' u l l a r ı n a ve Turgutoğullarma mensup b i n d e n z i y a d e asker ve y u m l u ' l a r (16) vardı. B u r s a ' n m bunlar t a r a f m -
m
y
a
d
a
D
UrSa yi
a
v
u
a
l
e
ö n d e
d
zan
îr ' !f ; - P * * ö §ehrin yağma ve h a l k a _ m m eddecegı düşüncesiyle (17) B u r s a ' n m i l e r i g e l e n l e r i § ^ Alâüddin k u v v e t l e r i n i büyük b i r saygı ile karşıla mış ve h e d i y e y e boğmuşlardı (18) . B u halden, cesaretinin büsbütün arttığı anlaşılan şehzâde Alâüddin, babası adına Bur.sa'da " h u t b e S u n ve £ '
^S™'
VUZ a
1§
a
S^
Sel
f
d
n
M
r
l
m
a
d
l
z u
e
t
llt İ " " E l e m e ğ e b a ş l d ! 19) k a t h a l k m onlara karşı gösterdiği sevgi u z u n sürmedi. Çünkü s e h z M e Ü Z r e
1 C r â
y İ
k
a
V
â
n
î
SULTAN
SELİM
5
d i
n
1
s o m a (20) h a l k a d a a l t ! kez yuzbın akçe âvârız s a l u b " b u n u n altmış v e t m ş b i n i m çeşitli b a s k d a r y a p m a k s u r e t i y l e h e m e n almış ^ e r i S m Î da acele elde etme çarelerine baş vurmuştu. B u n d a n başka h u : " b a muslumanların e v l e r i de yağmaianmıştı. i ş t e b u n l a r ve b u n l ^ b e İ zer h a r e k e t l e r sonunda h a l k silâha sarılarak (21) b u n l a r d a n Ş Z u ~ n n ı öldürünce (22) şehzâde Alâüddin Bursa'yı t e r k e ve o r d u X m İ h " r m dışında k u r m a c a m e c b u r oldu. A n c a k onun y e n i d e n şehre hücum ede ceğinden k o r k a n B u r s a ' h l a r , B u r s a kadısı E f l â t u n - Z â d e i n k a i l e a l d Î Z 1
(15) Zaîm M i r Mehraed Kâtip, vrk. 255 b.
Kebî'ül-âhır 918 (19 H a z i r a n 1512) t a r i h i n i taşıyan fcıir arıza i l e Padişah't a n acele yardım i s t e d i l e r ve hiç olmazsa 1000 kişilik b i r k u v v e t i n gönde r i l m e s i n i dilediler ( 2 3 ) . Öte t a r a f t a n şehzâde A h m e d de ''Taşili ve K a r a m a n B e y l e r i n e acele g e l m e l e r i liçün" m e k t u p l a r yazıyor, oğlu Murad'ı y a n m a gelmeğe d a v e t ediyor ( 2 4 ) , .asker t o p l u y o r (25) v e b u suretle, de teş kilâtlanmaya ve ikuvvetlenmi'ye çalışıyordu. B u n u n l a beraber, önceleri şehzâde A h m e d ' i n etrafında önemli b i r 'kuvvet toplanmadığı, t o p l a n a n l a r d a n d a b i r kısmının daha s o n r a o n u terkettiği anlaşılmaktadır ( 2 6 ) . İhtimal b u hale, i k i n c i Bâyezit'in ölüm h a b e r i n i n A n a d o l u ' d a duyulması v e b i r a z da Y a v u z S e l i m ' i n b ü y ü k ' k u v v e t l e r l e A n a d o l u ' y a geçmek üzere bulünduğunun işitilmesi sefoefo olmuştu. Şehzâde M u r a d ' m babasının dâv e t i n i r e d d e t m e s i (27) ve Taşili B e y l e r i i l e K a r a m a n B e y l e r i n i n Şehzâde A h m e d ' e oyalayıcı b i r takım cevaplar v e r m e s i de (28) b u sebeblerden i l e r i gelmişti. B u s u r e t l e ıımduğunu Ibulatmayan v e b u k a d a r az k u v v e t l e b i r başarı sağlayamayacağını i d r a k eden Şehzâde A h m e d , b e l k i de b u n d a n do layı babalarının ölümünü Ibir vasile s a y a r a k Y a v u z ' a b i r t a ' z i y e t m e k t u b u gönderdi. O b u m e k t u b u n d a aynı zamanda babasının topraklarından m i r a s i s t i y o r , b u n u n b i r h a k olduğunu, mirasın d a A n a d o l u olabileceği iri, böyle yapıldığı t a k d i r d e anlaşmazlığın o r t a d a n kalkacağını i f a d e e d i y o r d u ( 2 9 ) . F a k a t Y a v u z S e l i m ona, b u şekildeki isteğin m a k u l olmadığını, dürüst h a r e k e t ederse k e n d i s i n e karşı müşfik davranılacağını yazdı ( 3 0 ) . B u cevaH a i k isyancılarb i n Şehzâde A h m e d ' i t a t m i n etmeyeceği m e y d a n d a d a n şikâyet j [}_ Çünkü esasen hükümdarlığının gasibedildiğme ediyor. kanıi' b u l u n a n ve o aında hükümdarlığını ilân e t m i ş olan ;bu zâtın bütün haklarından, f e r a g a t ederek b i r köşeye ç e k i l i p sessiz ve sedasız oturması .günün şartları içinde elbette düşünüle m e z d i . B u n d a n dolayıdır k i i s y a n a müteveccih h a r e k e t l e r i n i hiçlhir s u r e t t e gevşetmemiş ve kendine .merkez yaptığı A f y o n şehrinden işleri i d a r e lC
"yevmlü" suretinde okuyanlar d f v a r T N i t e l e Prof S Î a Î rakı metmlerde de geçen bu kelimeyi Yevmlü olarak okuduğuve aşandaki bilgileri verdiği görülmektedir- Kanunî «5„ıt»n^"i
^
t ^ Z l ^ T
hakkında
(17) Çağatay Uluçay, 133. sayfadaki 5452 numaralı vesikadan. (18) Kemal Paşa - Zâde, defter 9, vrk. 27 a Vaktiyle C e m < ? „ T t ^ • Bursa'ya geldiği vakit bu şehirliler onu da karalamış ardı o . yanında Karamanlılar, Turgutlular ve VarsakLr v a r Bak T r „ Î ^ ' " Sultan I I . Bâyezit'in siyasi hayatı, s. 25, 26 Selahattm Tansel, I S y a n
dl
(19) Kemal Paşa - Zâde, defter 9, vrk. 27 a. (20) Lütfi Paşa, s. 204. (21) Çağatay Uluçay, 133. sayfadaki 5532 numaralı vesikadan. (22) Topkapı Sarayı Arşivi. 6701 (3).
6 d l P
-;(23) Çağatay Uluçay, 133. sayfadaki 5452 numaralı vesikadan. (24) Çağatay Uluçay, s. 133. (25) Ona Bursa, İnegöl ve Sultanönü halkından "ikiyüz mikdarı oğlan Cem'olunup gönderildi. Bak. Topkapı Sarayı Arşivi. 6701 (3). (26) Topkapı Sarayı Arşivi. 6118 (4). (27) Şehzâde Murad babasının davetini "benim bu yana düşmenim var, vara mazın" demek suretiyle reddetti. Bak, vesika, 6701 (3). (28) Bu beyler "Osmanlunm bir âdeti vardur, sefer adın eyler, on gün bir yer de, onbeş gün bir yerde oturur, âdemi eskidür. Bizüm ana kudretimiz yetmez. İn şâ Allah düşmen üzerine gelicek varalum deyu def'ül-vakt iderler" di. Bak, Topkapı Arşivi. 6701. .(29) 4316 numaralı risâle, vrk. 413 b. Î30) Aynı eser, vrk. 413 b. Bu mektuplaşmaya başka kaynaklarda rastlanmadı.
6
YAVUZ
etmeye .başlamıştı, işte b u arada K a r a m a n Beylerbeyliğine tâyin ettiği iacuddırı B e y i E s ş e h i r yöresine gönderdi ve T u r g u t i l i Sancak B e y i n i de onunla buluşmaya m e m u r e t t i ( 3 1 ) . Tâcüddin B e y ve adamları «ittik ten yerleri yağma ediyorlar, karşı gelenleri öldürüyorlardı. Bu sebepten birçok insanlar yerlerini, yurtlarım terkederek dalara çeıuldıler ve açlıktan büyük sıkıntılara düştüler (32). Şehzade A h m e d e tabı olduğu anlaşılan Menteşe Sancak B e y i n i n (33) h a r e k e t er ınclen de h a l k ziyadesiyle h u z u r s u z b i r hale gelmiş b u l u n u y o r d u , g u n k u b u Bey, şehzade A h m e d ' e mensup olan i s k e n d e r adlı b i r i s i n i M e n teşe ye davet etmiş, o da h e m e n harekete geçerek " o n m i k d a r kadılığın avarız ve: yahşi atların" almış v e ulûfeci dahî yazmıştı. B u n l a r l a d a yethımıyen iskender, işgal ettiği Beçin k a l e s i n i k e n d i s i n e terkedebileceğini b i r m e k t u p l a ^ şehzade A h m e d ' e b i t e r m i ş b u l u n u y o r d u . B u h a l l e r i duymuş c a n şehzade K o r k u t , halikı zulümden k o r u m a k ve b e l k i de kendisine d o ğ r u yaklaşmakta olan şehzade A h m e d t e h l i k e s i n i uzaklaştırmak m a k s a aıyle Saruhan a l a y b e y i Hüseyin B e y i (34) b i r kısım k u v v e t l e r l e i s k e n d e r ' e karşı gönderdi Beçin müderrisinin yaptığ! p r o p a g a n d a sonunda bazı k ö y lü er ve şehzade A h m e d taraftarlarının zulmünden usananlar, gönüllü ola r a k Hüseyin B e y ' i n yardımına koştular. B u s u r e t l e ikifoin kişiye v a r a n kuvvetıyıe Hüseyin Bey, isıkenderi Menteşe sancağından kovmuş, f a k a t Menteşe sancak b e y i n i n b u h u s u s t a hiçbir yardımına' g ö r m e m i ş t i ' ^ Şehzade A h m e d ' i n a d a m t e tarafından y a ğ m a y a uğramış'olan M < n .eşe sancağı, i s k e n d e r ' i n kovulmasından s o n r a d a sükûna kavuşamadı Oum< b u hale sebep olan Menteşe b e y i n i n t u t u m u n d a b i r derişiklik o l mamış tersine, ona sırtmı dayamış o l a n bazı k i m s e l e r v e bilhassa, s u l t a n i k i n c i Bayezıd zamanındanberi yaptıkları zulümle .tanınmış olan ve " T a n rioıimez" diye anılan Subaşıs! i l e kethüdası îlyas (35) b u yolda d a h a da iteri gıtmışilerdı. O n u n için Beçin müderrisi o n ş & â y e t c i i l e b i r l i k t e şeh zade Konkud'a baş v u r d u , herşeyi anlattı ve bazı köylerde bunların yüzlün den cuma namazı bile kılmmadığım, çünkü halkın c a m i d e bulunduğu s ı r a l a r d a sancak beyı'nin adamlarının kapıları tuttuğunu v e günahlı günahsız demıyerek bunların ellerinden, herşeylerini aldıklarım a r z e t t i (36) B u hal K1
u
(31) Çağatay Uluçay, s. 134. (32) Çağatay Uluçay, 135. sayfadaki 6376 numaralı vesika l„f ^ ? ^ ^ f S v T T (5). B
n &
6
S 9
h
â d e
§
A h m e d
"
W
r
k
'
e
U
W
l â z l m
6
t
İ
y
0 l
a
YAVUZ
S U L T A N SELİM
r
* n malzemeyi göndermekle yetinmiyerek ^ " ^ t i r . Bak, Topkapı Sarayr
d
(34) Topkapı Sarayı Arşivi. 6189 (5). (35) Aynı vesika. (36) Aynı vesika.
l
m
a
SULTAN
SELİM
7
sehzâde K o r k u d tarafından Pâdişah'a d u y u r u l u p g e r e k l i t e d b i r l e r i n alın ması istenildiği (37) sıralarda ise şehzade A h m e d ' i n adamları b i r t a r a f t a n Yavuz'un A n a - da "kapuhalkı ve A n a d o l u ve R u m e l i b e y l e r i n i n ittifakı b i d o l u ' y a geçişi. i l dir" d i y e r e k (38) zorla p a r a ve asker t o p l a m a k t a i d i l e r İste hükümet merkezine h e r t a r a f t a n şikâyetlerin yağdığı b u sıralarda' i d i k i K a r a m a n B e y l e r b e y i H e m d e m Paşa'nm, halkın her a m f i n i n Padişaha müzahir olduğunu ve A n a d o l u ' y a geçilmesi lazım gel diği t a v s i y e eden m e k t u b u g e l d i ( 3 9 ) . B u n u n l a beraber Padişahın ba°sehri bırakarak A n a d o l u ' y a geçmesi ve sonu b e l l i o l m a y a n o ı r mace r a y a atılması gerçekten üzerinde çek, düşünülmesi lâzım gelen b i r mesele i d i Çünkü R u m e l i b e y l e r i n i n şehzade A h m e d ' e t a r a f t a r olduğunu herkes * i b i S u l t a n Selim de b i l i y o r d u . K e n d i s i n i n A n a d o l u ' d a bulunduğu esnada batıdan yapılacak b i r h a r e k e t , başarılı olmasa bile, u ğ r a ş t m c ı otelbılırdı. Öte t a r a f t a n d e v l e t i l e r i g e l e n l e r i n i n büyük b i r Kısmına guvemieme^ı. Günkü onlar daha birkaç a y önce Y a v u z ' u n y e r i n e A h m e a ı hükümdar y a p m a k istemişlerdi ( 4 0 ) . Şu h a l d e Pâdişâh A n a d o l u ' y a çıktığı t a k dirde d u r u m u k o r u y a b i l e c e k b i r elemanın başkentte bulunması ge r e k i y o r d u B u n u n içindir k i oğlu Süleyman'ı K e f e ' d e n getirtmiş ve yerine «kavim m a k a m " t a y i n e t m l # ( 4 1 ) . B u n a rağmen o n u n sef ere çıkmasını hâlâ tehlke'M b u l a n l a r vardı k i b u n l a r d a n b i r i Kırım hânı Mengılı G i r a y da O Padişaha gönderdiği Ibir m e k t u p t a b u h u s u s t a k i endişelerim g e v e m i y o r cok ihtivatlı h a r e k e t olunmasını, hattâ " s a l t a n a t kemal-ı i s t i h kâm .buluncaya dek d e r 4 d e v l e t t e n d û r o l m a k k a t i y e n câiz görünmez demek s u r e t i y l e Padişahın y e r i n d e n ayrılmamasını k e s i n olarak i s t i y o r d u (42) F a k a t sehzâde A h m e d ' i n uyandırdığı kargaşalık karşısında - a h a ziyade gecikilemezdi. O n u n için oğlunu iş b a ş m a .getirmekle b e l k i de '.son t e d b i r i n i a t e ş olan Padişah (43) 18 t e m m u z 1512 de ( 4 C u m a d a - l - u l a 918) (44) A n a d o l u ' y a geçti. B i r kısım yeniçerileri de M u d a n y a üzerinden z
m
e
(37) Ç. Uluçay, s. 190. (38) Topkapı Sarayı Arşivi. 7055 (7). (39) Aynı vesika. (40) Seıâhattin Tansel, Sultan I I Bâyezifin Siyâsî Hayatı, s. 286. (41) İshak Çelebi, .vrk. 88 a. (42) Topkapı Sarayı Arşivi. 7084 (8). (43) Şehzadelerden herhangi birinin Avrupa'ya kaçmaması için 25 gemiyi Pa dişah sahillerde dolaşmaya memur etmişti. Bak, Hammer, 4, s. 102. (44) Kemal Paşa - Zâde, defter 9, vrk. 27 b. Yavuz 29 Temmuz 1512 de (15 Cu mada-1-ûlâ 918) Anadolu'ya geçti. Bak, Vakayi-i Sultan Bayezit ve Selim iıan, s. 66. İ. H . Danişmend, 2, s. 2. Çağatay Uluçay, s. 135.
YAVUZ
YAVUZ
S U L T A N SELİM
B u r s a ' y a gönderdi ( 4 5 ) . B u d u r u m karşısında B u r s a ve civarındaki k u v v e t l e r i n i A f y o n ' d a t o p l a y a n şehzâde A h t u n u teşebj j . d u r m a y a r a k S i v r i h i s a r y o l i y l e (46) A n k a r a ' y a çekildi. Ancalk Y a v u z ' u n süratle i l e r l e m e s i karşısın da acele b i r k a r a r a varması icab ediyordu. Çünkü yanındaki az k u v v e t l e Y a v u z ' a karşı direnmesi mümkün değildi. O n u n için, m e v c u t k u v v e t l e r i n d e n b i r kısmının bulunduğu k e n d i eyaleti olan A m a s y a ' y a -gitti ise de şehre g i r e m e d i (47) ve şiddetle t a k i p edildiği için b u divanda d a kaüıamayaraik doğuya kaçmaya d e v a m e t t i . N e r e y e gittiği b e l l i değildi. B i r a n o n u n Çukurova'ya ineceği d u y u l d u . Çünkü o t a r a f t a k e n d i s i n i destekle yenler ( 4 8 ) , hattâ çağıranlar vardı ( 4 9 ) . F a k a t o n u n yanında b u l u n a n l a r bu h u s u s t a k e s i n b i r k a r a r a varamıyor, b i r kısmı İran'a, b i r kısmı Mısır'a, b i r kısmı da Dulgadıroğullârına sığınmayı u y g u n b u l u y o r d u ( 5 0 ) . Onu Şehzâde A h m e d ' i n çekilişi ve
o
r
a
(
a
: C
a
(45) İshak Celebi, vrk. 88 a. (46) Şehzade Ahmed daha Akşehir'de iken Sivrihisar kadısı oraya kadar gide rek tabiiyetini arzetmiş ve geri döndükten sonra da onun adına şehre "salgın" sal mıştı. Bak, Topkapı Sarayı Arşivi. 6631 (9). Bu vesikaya göre kalenin şehzade A h med'in taraftarlarına teslim olmadığı ve olayların kale dışında cereyan ettiği anla şılmaktadır. İşte şehzade Ahmed, Afyon'dan Ankara'ya çekilirken belki de kendi sine zorla tabi kılman bu şehre uğradığı vakit aynı kadı, kale muhafızlarının uyar masına rağmen, onu karşılamış ve yeniden "il'e ve vilayete salgın salmıştı. Fakat şehzade Ahmed buradan Ankara'ya hareket ettikten sonra Yavuz'un öncü kuvvetleri komutanı Tür A l i Bey, Sivrihisar dizdarına ve a'yanma gizlice mektup yazarak şeh zade Ahmed'e taraftar olanların te'dibini istemiş, bir taraftan da gönderdiği kuvvet ler vasıtası ile kadıyı ve kadı ile birlikte hareket edenlerden bir kısmını yakalamaya muvaffak olmuştu. Bak, Topkapı Sarayı Arşivi. 6631 (8). !
(47) Şehzade Ahmed'in Amasya'ya girip giremediği kesin olarak belli değildir. "Yavuz Sultan Selim nasıl Padişah oldu" adlı eserinin 138. sayfasında sayın Çağa tay Uluçay, şehzadenin şehre girmiş olduğunu gösterir bir ifade tarzı kullanıyor. Fakat aynı yazar aynı eserin 139. sayfasında Amasya beyi Mustafa Paşa şehri şid detle savunduğu için, şehzadenin Amasya'ya giremediğini ve samsun yakınlarından doğuya kaçtığını söylüyor. Bak, adı geçen eser, s. 139. Bazı kaynaklar şehzâde A h med'in sadece Amasya'ya kaçtığını yazıyorlar. Bak, Şükri, vrk. 9 a. Sa'düddin, 2, s. 226. Bazıları ise Amasya civarına gitti diyorlar. Bak, Âli, vrk. 231 b. Müneccimbaşı, vrk. 91 b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Hân, s. 66. (48) Çağatay Uluçay, s. 136. (49) Rivayet edildiğine göre Ramazanoğlu, şehzâde Ahmed'e haber göndererek kendi taraflarına sessizce geldiği takdirde Bulgar beylerinin yardımı ile, muhalefet te bulunabilecek bir kısım Karaman beylerinin kılıçtan geçirilebileceğini, geri ka lanların itaat ettirileceğini ve bu suretle de Taş ilinde kalmanın mümkün olabilece ğini, icab ettiği takdirde de buradan kolayca Şam'a sığmılabileceğini bildirmişti. Bak, Topkapı Sarayı Arşivi. 6399 (10). Bu vesikanın metni yayınlanmıştır. Bak, Çağatay Uluçay, s. 137. (50) Çağatay Uluçay, s. 137.
S U L T A N SEÜM
g
İran'a g i t m e y e teşvik'edenlerin b i r i s i de oğlu M u r a d i d i . Çünkü b u şehzâ de tarafından gönderildiği söylenen b i r m e k t u p t a n , İran şahmın kendile r i n e 20 000 - k i g i l k b i r k u v v e t l e yardım edeceği ve b u yardımı a l m a k üzere şehzade A h m e d ' i n h e m e n E r z i n c a n ' a g i t m e s i lâzımgeleceği anlaşılıyordu ( 5 1 ) . K a r a m a n b e y l e r i d e o n u n İran'a sığınmasını d a h a u y g u n b u l m a k t a i d i l e r ( 5 2 ) . F a k a t ne K a r a m a n b e y l e r i n i n ısrarı, ne de oğlu Murad'ın t a h r i k l e r i o n u b u yola götürememiş, " T u r g u t o ğ u l a r ı , Mıdıkoğuliarı ve Eeyhanoğulları" m n da f i k i r l e r i n i d i k k a t e alan şehzâde A h m e d , M e m lûk Sultanı Gavrî'ye; S e l i m ' i n Osmanlı tahtım z o r l a ele geçirdiği n i , babasının ölümünün S e l i m tarafından hazırlandığı hakkında b i r takım şayialar dolaştığını, b u ölümden dolayı üzüntüsünün büyük olduğunu, ancak b u n d a n s o n r a babası y e r i n e k a i m o l a n Gavrî'n i n sağ olması ile teselli bulabileceğini v e Mısır'a sığınmak (53) i s tediğini bildirmişti ( 5 4 ) . F a k a t Gavrî'den müsait b i r cevap alamadı ( 5 5 ) . B u .sebepten dolayı onun Dulkadıroğullarına sığınması v e oradan da ÇuY a v u z ' l a şehzâde kurova'ya g i t m e s i daha u y g u n nıütalea o l u n d u ( 5 6 ) . Ahmed arasın£; k. uyguiaınak üzere h a r e k e t e geçen şehzâde dakı m e k t u p ^ j ^ ^ Divriği üzerinden D a r e n d e ' y e gittiği, y a n i v a t a n sınırları dışına çıktığı saralarda, A n k a r a ' y a gelmiş olan kardeşi SeMm'e b i r m e k t u p gönderdi. B u m e k t u b u n d a A h m e d , em eski za m a n l a r d a n başlayan ve a l e m i n mahvoluşuna k a d a r sürecek olan b i r h a k vardır. O da, baibalan öldüğü v a k i t çocuklarının o n u n mamasından h a k t a leb e t m e l e r i d i r . B e n de, sen d e b u (kaideye u y a r a k halk için h a r e k e t e geç t i k . F a k a t A l l a h m i r a d e s i s i z i n hükümdar olmanız 'imiş. B u sebepten yaşı nız küçük olmasına rağmen s a l t a n a t " s i z e nasib o l d u " . B u n d a n dolayı h a m d etmelisin. A n c a k " b u atıyye-i uzmâ ve m e v h i b e - i kübrânın şükran ö s i " o l a r a k birleşme y o l u n a g i t m e n i z v e düşmanlık göstermemeniz ge r e k i r d i . A m m a artık olan Oldu. Bana gelince, ne yalanız ne de ailemle b i r u
a r a r İ ! l u
i s i ) Çağatay Uluçay, 140. sayfadaki 7052 numaralı vesika. (52) Aynı vesika. (53) Çağatay Uluçay, s. 139. (54) Î. H. Uzunçarşılı, Memlûk Sultanlarının yanma iltica etmiş olan Osmanlı hanedanına mensup şehzadeler, Belleten, Cilt 17, sayı 68, s. 531. Bir rivayete göre de şehzâde Ahmed, Sultan Gavri'den, Selim ile aralarının bulunmasına tavassut edilmesini rica etmişti. Bak, İ. H . Uzunçarşılı, adı geçen makale. Tavassut hususun da herhangi bir vesikaya rastlanmadı. Fakat Selim'in saltanatı gasbettiğine ve Ah med'in Sultan Gavri'ye baba diye bitab ettiğine ait vesika mevcuttur. Bak, Çağatay Uluçay, 138. sayfadaki 2667 numaralı vesika. (55) İ. H . Uzunçarşılı, Memlûk Sultanlarının yanma iltica etmiş olan Osmanlı hanedanına mensup şehzadeler, Belleten, Cilt 17, sayı 68, s. 531. (56) Çağatay Uluçay, s. 140.
10
YAVUZ
SULTAN
SELİM
ütote Şam'ıa veya d o ğ u y a sığınmayı d o ğ r u b u l m u y o r u m . Z a t e n b u gskıldek i b i r h a r e k e t s i z i n şanınıza d a lâyık değildir. Kaldı k i b ö y l e b i r h a r e k e t daha sonrası i o i n b i r f e s a t d a doğurabilir. H a l b u k i , K a r a m a n e y a l e t i bana v e r i l d i k t a k d i r d e hayatımın sonuna k a d a r tarafınıza asla b i r m u h a l e f e t gösterilmeyecektir, d i y o r d u ( 5 7 ) . Şu m e k t u b u n incelenmesinden anlaşılı y o r k i şehzade Ahnıed, eskiden olduğu g i b i bütün A n a d o l u ' y u degıl, sadece K a r a m a n e y a l e t i n i i s t i y o r d u . F a k a t k e n d i s i n e r a k i p olabilecekleri o r t a d a n kaldırmaya (kararlı görünen Y a v u z , o n u n bilhassa K a r a m a n d a kalmasına razı olamazdı. Günkü öteden b e r i Karamıan b e y l e r i y l e , Toros'lrın k u z e y ve hattâ güneyinde b u l u n a n t o p M u k t a d a n b ü y ü k b i r kısmanın Ahmeıd'e t a r a f t a r olduğunu b i l m e k t e y d i . Esasen A h m e d ' i n Karaman'ı i s t e r k e n böyle b i r şey düşünmüş olması d a m a n t i i k s a h i b i h e r insanın aklına gelebilen b i r k e y f i y e t t i . F a k a t A h m e d ' i n isteği başka b i r y e r için d a h i olsa Y a v u z ' u n b u n u k a b u l edeceği düşünülemezdi. Çünkü o, amcası Cem sultanın Os manlı tahtını !ic v e dış o l a y l a r l a nasıl sarstığını ve babasının y ı l i a n » b u yüzden nasılI h a r e k e t s i z k a l m a y a m e c b u r olduğunu b i l i y o r d u . O n u n için k e n d i tahtım ve kendisinden sonra o t a h t a o t u r a c a k olan oğlunu bütün r a k i n l e r i n d e n kurtarmayı b i r v a z i f e s a y ı y o r ve b u s u r e t l e de f e t i h l e r için düşündüğü geniş plânlarını u y g u l a r k e n h e r h a n g i b i r e n g e l i n içte v e dışta k e n d i s i n i meşgul e t m e m e s i n i sağlamak i s t i y o r d u . B u n d a n dolayı 1512 e k i m i n d e (918 şaban ayının avalinde) A n k a r a ' d a n a ğ a b e y i A h m e d ' i n m e k t u b u n a verdiği c e v a p t a : istediklerimizin hiç b i r i s i hiçbir s u r e t l e k a b u l edile mez Z a t e n birkaç günlük ömür için b i r f i t n e ve fesad çıkararak m e m l e k e t i h a r a p etmektense A l a h ı n t a k d i r i n e b o y u n e ğ m e k e n i y i b i r h a r e k e t tarzı olur. Böyle yapıldığı, y a n i h u s u m e t t e n e l çekildiği ve b i r Müslüman m e m l e k e t i n d e o t u r m a h a l i fcabaıl edildiği t a k d i r d e aramızda düşmanlıktan hiçbir eser k a l m a y a c a k v e (ihtiyaçlarınız t a m a m e n karşılandığı g i b i " b u t a r a f t a k a l a n mühimmatınız d a h i r i a y e t " olunacaktır. A k s i t a k d i r d e A l l a nın i r a d e s i ne ise o olacaktır d i y o r d u ( 5 8 ) . B u mektuplaşmaların yapıldığı sıralarda i d i k i y u r t içinde şehzade A h m e d ' i n t a h r i k ettiği i s y a n söndürülmüş ve şehzade A h m e d ' d e a m i r dı şına kaçmıştı, işte b u netice hasıl oluncaya k a d a r Y a v u z A n k a r a ' d a kaldı. (57) Bu mektup, Manisa Muradiye kitaplığında 2779 numarada kayıtlı olan bir kitabın 4 8 - a varakadadır. Sayın Çağatay bu mektubu, kaynak olarak kullandığı mız eserinde metin olarak vermekte ise de en önemli bir cümlesini yazmamaktadır. Ben noksan olan bu cümleyi parantez içinde kullanarak metni tamamlıyorum. "Mercû ve mütevekka'dır k i gayre ihtiyaç gösterilmeyip (varup Rumil'de Karaman himmet oluna k i anınla zindegâni idüp mâdâme k i kayd-i hayatta (?) olavuz, hiç bir defa) muhalefet ve muânedet vâki olmaya". Bak, Çağatay Uluçay, s. 140. (58) Çağatay Uluçay, 141. sayfadaki 12277 numaralı vesika.
YAVUZ
S U L T A N SELİM
11
B u süre içindedir k i A n a d o l u ' n u n m u h t e l i f bölgelerinde b u l u n a n şehzadeler A n k a r a ' y a gelerek Y a v u z ' a ditaaülarmı v e telbriklerimi bildirmişler, böylece Vezîr-i a' am onun iltifatlarına m a z h a r olmuşlardı ( 5 9 ) . Öte t a r a f t a n , PaTa^m^eşeh ™ e d ' i n t a m a m i y l e zararsız b i r hale geldiğine zadelerin öldü™ § olmahdır M , Padişah, Davudpaşaoğlu Mustafa rüimesi. Paşa'yı A m a s y a sancak beyliğine t a y i n ve T ü r Âlî B e y ' i de sınırları m u h a f a z a e t m e y e m e m u r ederek k e n d i s i kışı geçirmek üzere 23 Kasım 1512 de B u r s a ' y a geldi ( 6 0 ) . O n u n B u r s a ' y a ge lişi b e l k i b i r a z d a ihtiyatsızca b i r h a r e k e t olmuştu. Çünkü Padişahlık dâ vasında olan şehzade A h m e d , b i r müslüman m e m l e k e t i n d e oturursan ihtiyaçların karşılanacaktır, sözleriyle e l b e t t e t a t m i n edilemezdi. Kaldı k i şehzade A h m e d ' i n Osmanlı imparatorluğu içinde taraftarları pek çoktu. D a h a önce .de söylendiği g i b i K a r a m a n b e y l e r i n i n çoğu i l e T o r o s l a r d a ve hattâ Çukurova'da o t u r a n b e y l e r o n u yakından desteklemekteydiler. A y rıca Osmanlı devlet adamlarıyla ve b u anada bilhassa v e z i r - i a z a m M u s t a f a Paşa i l e mektuplaştığı d a söylenmekte i d i . Gerçekten, s u l t a n I I . Bây e z i d ' i n sadrazamlarından olan ve Şah k u l u i l e yaptığı savaşta şehit düşen A l i Paşa i l e , sonradan aynı m a k a m a gelen vezir M u s t a f a Paşa'nın, şehzade A h m e d ' i t a h t a geçirmek arzuları öteki devlet erkânından'çok f a z l a i d i , " L e y i ü nehâr efkârları oıl kâra m e v k u f d u , suibıh u Şâm ihtimamları b u işe m a s r u f d u " ( 6 1 ) . F i l h a k i k a Pâdişalh'ı, Ikışı geçirmek üzere, B u r s a ' y a g i t m i y e i k n a ' eden V e z i r - i a'zaan M u s t a f a Paşa'nın (62) şehzade Ahmed°ile m u h a b e r e ettiği ve hattâ mektuplarından b i r i s i n i n Y a v u z ' u n eline geçtiği bazı k a y n a k l a r d a kaydolunmaktadır ( 6 3 ) . Güya b u m e k t u p t a M u s t a f a Paşa, şehzade A h m e d ' e , biz A n k a r a ' d a n ayrılıp B u r s a ' y a gittiğimiz v a k i t siz de hemen sancağımız olan A m a s y a ' y a yürüyünüz. Çünkü S e l i m t a r a fında b u l u n a n aslkeniaı bütünü s i z i n g e l m e n i z i sabırsızlıkla bekliyorlar. Ben de s i z i n m u t l a k a hükümdar olmanızı isteyenlerdenim, b u h u s u s için e l i m d e n g e l e n i yapıyorum. B u h a l gerçekleşmeden A l l a h ' b e n i m canımı almasın, d i y o r d u ( 6 4 ) . Böyle b i r m e k t u b u n yazılıp yazılmadığını, yazıldı i s e ele geçip geçmediğini k e s i n o l a r a k söyieyemiyoruz. A n c a k Mustafa Paşa'nın, şehzade A h m e d tarafını tuttuğunu b i l e n Y a v u z o n u n h a r e k e t 2
§
e
h
m a !
z
â
d
e
A i
1
(59) Kemal Pasa - Zâde, defter 9, vrk. 29 a. (60) Çağatay Uluçay, s. 142. (61) Kemal Paşa - Zâde, defter 9, vrk. 15 b. (62) Mustafa Paşa "a'dâ'gürîzân olup şimdengeru pervâ kimdendir deyu zara fetle" Padişah'ı Bursa'ya gitmeğe ikna' eyledi. Bak, Zaîm Mir Mehmed Kâtip vrk 256 a. (63) Zaîm M i r Mehmed Kâtip, vrk. 256 a. (64) Aynı eser, vrk. 255 b.
12
YAVUZ
l e r i n i pek yakından i z l i y o r d u . İşte b u sıralarda .idi k i Pâdişah'ın şüphele r i n i artıran hadiseler m e y d a n a •geldi B u n l a r d a n b i r i , şehzade A h m e d ' i n A m a s y a ' d a b u l u n a n ailesini g e t i r m e k üzre Padişah tarafından gizlice g ö n derilmiş olan süvâri k u v v e t i n i n p u s u y a düşmesi i d i . Gerçek b i l i n m e m e k l e beraber» herkes b u olaydan M u s t a f a Paşa'yı s o r u m l u t u t u y o r ve başarısız lığı, onun şehzade A h m e d ' i daha önce d u r u m d a n h a b e r d a r etmesi sebebine bağlıyordu ( 6 5 ) . Olaylar n e suretle c e r e y a n ederse e t s i n gerçek olan şudur k i , Y a v u z ' u n A n k a r a ' d a n ayrılarak B u r s a ' y a geldiği kasım ayı içinde* şeh zade A h m e d ' i n d e i k i b i n süvâri i l e K e m a h ve N i k s a r üzeninden y ü r ü y e r e k Amasya'yı bastığı, şehri zaptettiği, sancakbeyi D a v u d Pasa oğlu M u s t a f a Paşa'yı esir ettiği (66) ve hattâ o n u k e n d i s i n e vezir yaptığıdır. O n u n cesaretle A m a s y a üzerine yürümesine sebep, b i r t a r a f t a n Y a v u z ' u n B u r s a ' y a çdkilmesd öte t a r a f t a n d a "paşalardan v e cümle b e y l e r v e ağa l a r d a n ve kapuihalıkı'nm atkı v e yaya'sından" aldığı m e k t u p l a r d a " s a l t a n a t s i z i n d i r " d e n i l e r e k d a v e t edilmesi olmuştur ( 6 7 ) . B u s u r e t l e A m a s y a ' y ı yemden ele geçiren b u şehzâde'ndn dağıttığı b o l p a r a l a r , askerlerden b i r kısmının d a o n u n tarafına geçmesine sebep o l d u ( 6 8 ) . Y i n e b u sıralarda i d i k i sınırların korunmasına m e m u r edilmiş o l a n T u r A l i B e y , civarın i l e r i g e l e n l e r i y l e k e n d i yanında b u l u n a n R u m e l i B e y l e r i n i n şehzâde A h m e d tarafına meylettiğini görmüş] (69) ve acele Padisah'ın y a n m a gelerek d u r u m u i z a h etmişti. B u n d a n başka A n a d o l u halkından b i r kısmı nın şehzade K o r k u d ' u s a l t a n a t a lâyık gördükleri M t i î m e ğ e başlandı ( 7 0 ) . İşte b u rahatsız e d i c i h a b e r l e r sorumdadır k i V e z i r i a'zam M u s t a f a P a şa'yı öldürtmüş olan Padişah (71) "iislâh-ıi âlem ve nazm-ı umûr-ı benî (65) Hammer, 4, s. 103. (66) Sa'düddin, 2, s. 229. Müneccimbaşı, vrk. 91 b. Âlî, meseleyi su suretle izah etmektedir: Şehzade Ahmed, Amasya'nın Davud Paşa oğlu Mustafa Paşa'ya veril diğim duyduğu vakit Malatya'da arkadaşlarına, biz babamızın memleketini almağa çalışırken kendi sancağımızı bile elimizden kaçırdık. Bu şekilde yaşamaktansa ölmek hayırlıdır diyerek onları gayrete getirmiş ve Amasya baskınını hazırlamıştı. Bak Ah, vrk. 231 b. (67) Ç. Uluçay, 192. sayfadaki 2667 numaralı vesika. (68) Sa'düddin, 2, s. 229. (69) rak eski tarafına (70)
Müneccimbaşı, vrk. 91 b. Şehzade Ahmed, Rumeli Beylerine mektup yaza ahıdlerini hatırlattı. Bundan dolayı, sözlerinde duran bin kadar adam onun geçti. Bak, Şükrî 9 b. Şükri vrk. 9 b.
v, 5 : - ? ' > a ş ı , vrk. 104 a. Mustafa Paşa'nm öldürülmesi sebebi belli değildir. Alî'ye göre o, Sultan Cem'i zehirli bir ustura ile öldürdüğü için lavuz, amcasının katilini yaşatmak istememiştir. Bak, Âlî, vrk. 262 b. V r k
26
b
M ü n e c c i m l
YAVUZ
S U L T A N SELİM
SULTAN
13
SELİM
âdem icün" beş şehzadenin de B u r s a ' d a aynı cezaya çarptırılmalarını em r e t t i ( 7 2 ) . B u n l a r , şehzade S u l t a n M a h m u d ' u n oğulları M u s a , O r h a n . Effiîr ile Alemşah'ın oğlu O s m a n ve Şehinşah'm oğlu M e h m e d B e y l e r d i . B u suretle Y a v u z , babasına vermiş olduğu sözü tutmamış, y a n i d u r u m u k e n d i s i için t e h l i k e l i görür görmez v a ' d i n i unutmuş, suçluyu, suçsuzu ayır mak lüzumunu duymamış ve sadece tahtı r a k i p s i z h a l e g e t i r m e y i t e k v a gehzâde K o r - aife saymıştır. B u sebepledir k i M a n i s a ' d a b u l u n a n şehk u d ' u n şüphel :
zâde K o r k u d d a k e n d i s i n i ölümden kurtaramadı. H a l b u k i Y a v u z ' u n hükümdar ilân edildiği esnada İstanbul'da b u
hareketleri.
l u n a n şehzade K o r k u d ( 7 3 ) , ona sadık kalacağına d a i r söz vermiş, Selim de, m u h a l e f e t edilmediği müddetçe r a h a t v e m ü r e f f e h b i r -hayat geçirebi leceğini k e n d i s i n e v a ' d etmişti. B u n u n l a beraber K o r k u d ' u n h u z u r s u z l u k içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü herşeyden önce Y a v u z ' u n v e r d i ği söze .sadak kalıp kalamayacağı b e l i değildi. A y r ı c a o n u n haşin tabiatı da kendisince herhalde b i l i n i y o r d u . B e l k i d e bunları d i k k a t e aldığı içindir k i İstanbuil'dan ayrılıp sancağına h a r e k e t ettiği z a m a n Yavuz'dan, M i d i l l i adasını istemişti. Boı t a l e b i y a p a r k e n elbette b i r
düşüncesi vardı. B u n u
sadece gelir bakımından mı istemişti, yoksa başına nasıl olsa b i r felâket geleceğini düşünerek, b u r a d a n Mısır'a v e y a amcası C e m g i b i başka, b i r üîke'ye kaçmağı mı düşünmüştü? B u n u şimdilik ikesin o l a r a k söylemeye imkân y o k t u r . A n c a k o n u n b u a r z u s u n e Padişah'ça n e de henüz o t a r i h lerde s a ğ alan i k i n c i Bâyezit tarafından o l u m l u Ikarşılıanmıştı
(74). B u
n u n l a b e r a b e r Y a v u z , i s t e d i k l e r i n d e n d a h a çoğunun verilebileceğini, ancak b i r a z sabırlı olması lâzımgafeceğini k e n d i s i n e b i l d i r d i . B u v a ' d , samimî ol masa bide t a m zamanında yapılması bakımından dilkkate ş/ayandı. Çünkü şehzade A h m e d isyanının d e v a m ettiği b u sıralarda K o r k u d ' u n , d a a y a k lanacağına
dair
zâde K o r k u d
bir
söylentiler mektupla
çoğalmıştı.
B i r an
Yavuz'a "tâife4
geldi
ki
e h l - i nifakın"
bizzat şehboş
dur
madığını ve a l e y h i n d e b i r ç o k şeyler uydurduğumu, b u n l a r a inanılmaması gerektiğini v e k e n d i s i n i n t a m b i r s a d a k a t içinde bulunduğunu b i l d i r m e k m e c b u r i y e t i n d e kaldı ( 7 5 ) . SeMım'iın b u m e k t u b a verdiği cevapta, kısaca, sen sözünde durdukça " b u eânibden asla endîşe"
e t m e m e l i s i n , denilmiş-
(72) Sa'düddin, 2, s. 229. Şehzadeleri "umûr-ı saltanata nizam vermek için öl dürttü. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 91 b. Şehzadeler İstanbul'da öldürüldüler. Bak, Hammer, 4, s. 104. (73) S. Tansel, s. 296. • (74) Ç. Uluçay, s. 188. (75) Feridun Bey, 1, s. 373.
14
YAVUZ
S U L T A N SELİM
tı ( 7 6 ) . A n c a k b i r i s i n i n sadafcattan, ötdkinin de t e m i n a t t a n bahsetmesine rağmen İM tarafın h u z u r s u z l u k içinde bulunduğu anlaş iimaktadır. Çünkü K o r k u d , şehzâde A h m e d ' e karşı topladığı k u v v e t l e r i , Selnı'le yapmış o l duğu anlaşma gereğince, dağıtmak mecburiyyethıde olmasına rağmen, şehzade Ahmed'ın tecâvüz edebileceği gerekçesiyle, b u yola gitmemiş Y a v u z ' u n b u h u s u s t a k i İsrarı karşısında bite b u n l a r d a n ancak b i r kısmım dağıtmıştı ( 7 7 ) . K o r k u d ' u n başka b i r # p h e i l h a r e k e t i de, M i d i l l i ' y i elde edemeyince, Teke ve Aladyye taraflarının kendisine v e r i l m e s i n i i s t e m e s i ıdı. H a l b u k i , v a k t i y l e kendisine a i t olan b u y e r l e r d e n o, sıhhatına elverişli olmadığını söyüyenelk ayrılmış b u l u n u y o r d u ( 7 8 ) . O n u n yeniden b u t o p r a k l a r a sahip olmak istemesini, b i r t e h l i k e v u k u u n d a , deniz yolu i l e başka b i r t a r a f a kolayca kaçma maksadına foağlamk mümkün olduğu g i b i i d a r e ettiği toprakların b i r a z d a h a genişletilmesi şeklinde y o r u m l a m a k m ü m kündür. A n c a k şehzâdenin b u g i b i i s t e k l e r i Y a v u z ' u n şüphelerini artır m a k t a n başka b i r sonuç v e r m e d i . B u sebeple, esas maksadı Osmanlı t a h tını r a k i p s i z bırakmak olan Y a v u z , k a n a a t i m i z c e K o r k u d ' u öldürme seSahte mektup, hepleri aramış ve b u sebebi y a r a t m a k üzere " ü m e r a ve sıpâh lisânından m e k t u p l a r i h t i r a ' i d ü p " (79) Korkud'un s a l t a n a t duygularını t a h r i k etmişti. B u m e k t u p l a r d a S e l i m ' i n k o r kunçluğundan şikâyet edilmekte v e k e n d i s i hükümdar o l m a k üze r e davet o l u n m a k t a i d i ( 8 0 ) . Bazı k a y n a k l a r m verdiği bilgiye göre, işte b u suretle aldatılan ve içi s a l t a n a t havası i l e d o l d u r u l a n K o r k u d , kendisine yapılan t e k l i f l e r e o l u m l u cevaplar v e r d i (81) ve y i n e b u k a y n a k l a r d a kaydedildiğinle g ö r e K o r k u d , b u işle i l g i l i o l a r a k adamlarından b i r i n i o t a r a f a göndereceğini b i l d i r e n m e k t u b u n u , k e n d i s i ne Padışah'm s a h t e m e k t u b u n u g e t i r e n z a t a t e s l i m eyledi ( 8 2 ) . Kaynakların verdiği b i l g i l e r e inanıldığı t a k d i r d e K o r k u d ' u n b i r t e r Korkud kaç.yor. fcip karşısında kaldığı anlaşılmaktadır. I g t e b u olaydan sonra Y a v u z , a v l a n m a k bahanesiyle acete B u r s a ' d a n M a n i s a üzerine y ü rüdü. O n u n yanımda o n b i n k i ş i l k b i r k u v v e t vardı. Beş günlük sıkı b i r (76) Aynı eser, s. 374. (77) Ç. Uluçay, s. 189. Şehzadelerin öldürülmesinden sonra aynı akıbetin kendi basma da geleceğinden korkan Korkud'un "sancak beylerini ikna ve yeniçerileri kendi tarafına celbetmek üzere her çareye tevessül" ettiği söyleniyorsa da (BakHammer, 4, s. 105) bugüne kadar Korkud'u suçlayacak bir vesika ele geçmemiştir' (78) S. Tansel, s. 269. ' (79) Sa'düddin, 2, s. 231. Müneccimbaşı, vrk. 92 a. (80) Alı, vrk. 232 a. Sa'düddin, 2, s. 231. (81) Âlî, vrk. 232. a. Sa'düddin, 2, s. 231. Müneccimbaşı, vrk. 92 a Vakayi-i Sul tan Bâyezit ve Selim Han, s. 68. (82) Sa'düddin, 2. s. 231.
YAVUZ
SULTAN
SELİM
15
yürüyüşten sonra M a n i s a ' y a g e l d i v e K o r k u d ' u n sarayını kuşattı ( 8 3 ) . F a k a t K o r k u t b i r m i k t a r gümüş v e a t a n a l a r a k P i y a l e adındaki adamı ite b i r l i k t e sarayın b a h ç e kapısından kaçarak k u r t u l m a y a m u v a f f a k oldu ve 20 gün k a d a r b i r mağarada g i z l e n d i ( 8 4 ) . Bütün araştırmalara rağmen bulunamadığı için Y a v u z o c i v a r d a d a h a f a z l a kalmamış ve gerekli t e d b i r l e r i aldıktan s o n r a B u r s a ' y a dönmüştü ( 8 5 ) . i l k t e h l i k e y i b u suretle a t l a t a n K o r k u d ' l a Piyale, Y a v u z ' u n çekilmesinden s o n r a g i z l e n d i k l e r i m a ğaradan çıkarak güneye d o ğ r u gizlice i l e r l e d i l e r . Maksatları s a h i l e i n e r e k "Frengıistân'a" g i t m e k t i ( 8 6 ) . O n u n için her t e h l i k e y i göze a l a r a k Teke i l i n e .gelebildiler ve y e m d e n b i r mağaraya, sığındılar. B u r a d a kaldık ları sürece münasebet kurdukları b i r köylünün getirdiği ekmek, z e y t i n ve m e y v e i l e geçinen K o r k u d i l e P i y a l e , b i r t a r a f t a n d a kaçmayı sağlamak üzere b i r g e m i t e d a r i k etmeyi düşündüler v e b u işi de aynı köylünün yapKorkud yakala- masını i s t e d i e r . T e k l i f i k a b u l eden köylü şehre g i d e r k e n nıyor ve öldü- K o r k u d ' u n atına binmişti, i ş t e b u h a l onların y a k a l a n m a rülüyor. gına, sebep o l d u . Çünkü esasen K o r k u d ' u n macerasından haberdar edilmiş b u l u n a n i l g i l i l e r , b i r köylünün b u k a d a r i y i cins b i r ata ve güzel eğer takımlarına sahip olamayacağım düşünerek o n u yakalamış, sıkıştırmış ve s o n u n d a k e n d i s i n e K o r k u d ' u n saklandığı mağarayı söyletmişlerdi. B u n u n üzerine sancak b e y i K a s ı m B e y , K o r k u d ' u sığındığı m a ğarada y a k a l a y a r a k d u r u m u Pâdişah'a bildirmiş, Pâdişâh da K o r k u d ' u n g e t i r i l m e s i n e Karaçinoglunu m e m u r etmişti (87) .KaraçLnoğlu i l e K o r k u d B u r s a ' y a doğru i l e r l e d i k l e r i b i r sırada Kapıcıbaşı S i n a n onları karşı ladı ve K o r k u d ' u Karaoinoğtandan teslim aldı. Siman A ğ a şehzadeye karşı çok i y i davranıyor v e hattâ k e n d i s i n i başına g e l e n felâketten dolayı teselli b i l e e d i y o r d u . Bütün y o l c u l u k esnasında P i y a l e ' y i ondan ayırmamıştı. E ğ rigöz'de b i r evde misafir kaldıkları gece şehzade i l e Piyale y i n e b i r arada i d i l e r . H e r -zaman olduğu g i b i şehzâde o n u n l a dertleşmiş, ağlaşmış ve so nunda da u y k u y a dalmıştı. İşte b u sırada muhafızlar, seni S i n a n A ğ a i s t i y o r d i y e r e k P i y a l e ' y i oradan uaaklaşbrdular v e K o r k u d ' u h e m e n boğdu l a r ( 8 8 ) . B i r a z sonra g e r i dönen Pıiyale e f e n d i s i n i n öldürülmüş olduğunu (83) Âlî, vrk. 232 a. Sa'düddin, 2, s. 231. (84) Müneccimbaşı, vrk. 92 a. (85) Sa'düddin, 2, s. 232. (86) Âlî, vrk. 332 a. Sa'düddin, 2, s. 232. (87) Sa'düddin, 2, s. 233. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 69. (88) Sa'düddin 2, s. 233. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 70. Boğulma olayı Eğrigöz'de oldu. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 30 b. Korkud'u Karaçinoğlu öldürdü. Bak, Muhyittin Çelebi, s. 190. Piyale, Korkud'un yanından uzaklaş tırıldıktan sonra Korkud uyandırılmış ve ölüm kararı kendisine bildirilmişti. Bunun üzerine o, bir saat müsaade isteyerek Selim'i, hıyanetinden dolayı ayıplar manzum
16
YAVUZ
S U L T A N SELİM
•gördü. Büyük b i r teesür gösterdi ve hiçbir şeyle avunamadı. Omun telk tesellisi, B u r s a ' d a S u l t a n O r h a n türbesine gömülen K o r k u d ' u n türbedar lığını ölünceye k a d a r y a p m a k oldu. venîlİ 1 ^ 7 " ' '^beyi A h m e d ile o n u n te e o r " « k i m s e kalmamıştı. A n c a k A h m e d ko¬ , , , geçirilip o r t a d a n kaldırılabilecek b i r i değildi Çunku babası I I . Bâyezid tarafından d a h i hükümdarlığa lâvık -örülen b u şehzadenin (89) d a h a öncede söylediğimiz .gibi i m p a r a t o r l u k d a h i l i n d e her sınıf h a l k t a n çok taraftarı vardı. N i t e k i m y e n i d e n h a r e k e t e geçmek v e A m a s y a yı oşgaJ e t m e k üzere y o l a çıktığı v a k i t taraftarlarından b i r ç o k m e k t u p l a r almıştı ( 9 0 ) . B u t a r z d a k i m e k t u p l a r Amasya'yı işgalinden sonra d a d e v a m e t t i . A n c a k b i r ç o ğ u Y a v u z tarafından yazdırılan b u m e k t u p l a r d a Y a v u z ' u n zulmünden şikâyet e d i l i y o r , şehzadelerin ve V e z i r i azam M u s t a f a Paşamın öldürülmesi t e n k i t o l u n u y o r , halkın Y a v u z ' d a n so ğuduğu, k e n d i s i i l e Y a v u z arasında b i r savaş o l u r s a a s k e r i n Y a v u z ' u t e r kederek k e n d i tarafına geçeceği foeMrtâiyordu ( 9 1 ) . A h m a d ' i n b u m e k t u p l a r a verdiği cevaplar ise pek e n t e r e s a n v e v a ' d l a r l a d o l u i d i . Bunların e n iyi mısa ı m teşkil eden ve 1512 yık aralık ayında y a y a ' l a r a yazılmış o l a n bar m e k t u b u n d a o, Padişah olduğu t a k d i r d e , t e r f i ' e t t i r i l e c e k l e r i m : « l ü l e l e r i n i n artırılacağım ve babası tarafından yapılan"in'âm"dan d a h a f a z l a sının yapılacağını, A l l a h adına a n d i ç m e k s u r e t i y l e o n l a r a v a z e d i y o r d u ( 9 2 ) . işte şehzade A h m e d b u şekildeki mektuplaşmalardan ve gelen m e k Ş
g
0
Ç İ y
I
u
a
y
f
c
a
Ü
c
i
n
d
n
İ
d
S
a
e
l
İ
m
6
r a J c i p
0
İ
a
r
a
k
n
e I e
YAVUZ
17
S U L T A N SELİM
tunların bütününü gerçek saydığından dolayı d u r u m u n u n sağlamladığını k a b u l etmiş ve oğlu Osman'ı A m a s y a ' d a v e k i l bırakarak 29 ocak 1512 de Y a v u z ' l a vuruşmak üzre h a r e k e t e geçmişti ( 9 3 ) . Önceleri o n u n K a r a m a n B e y l e r b e y i K e m dem P a s a ' n m üzerine yürüyeceği d u y u l d u ise de sonra dan Tosya'da b u l u n a n Bıyıklı M e h m e d A ğ a ' y a karşı yöneldiği görüldü (94) Yanında 1500 kişilik b i r k u v v e t vardı. B u n l a r l a Bıyıklı M e h m e d iö-8'mn A h m e d Cavus idaresindeki, k u v v e t l e r i n i Hüseyinâbâd'da y e n d i k t e n sonra Osmancık'a gelmiş, f a k a t Ikale'yi alamayarak, oradan. T o s y a üze r i n e yürümüştü Yanında y e t e r sayıda, k u v v e t bulunmadığı için. T o s y a yı terkederek A n k a r a ' y a çekilmek z o r u n d a k a l a n Bıyıklı M e h m e d A ğ a , b u d u r u m karşısında Padişah'tan yardımcı k u v v e t l e r i s t e d i ( 9 5 ) . İşte b u başa rılar b i r t a r a f t a n şehzâde A h m e d ' i n güvenini artırmış, b i r t a r a f t a n da k u v v e t l e r i n i n çoğalmasına sebep olmuştu. B u n d a n dolayı o, A n k a r a yı ı geçirdikten sonra 20-30 b i n kişilik b i r k u v v e t i n başında Seyyıd Gazi - Eskişehir y o l u ile İnönü'ne geldi v e b u d u r u m u i l e başarı sağlıyacae
e
klrındaşımm hakikat-Pahvâli sizTrüTûm olub ve evvelden benim size itimad-i tammım olduğu sebebden sizi gereği gibi riâyet eylemek tamam maksudumdur. A.lâ ve k a t a size incinmem yoktur. Eğer şöyle k i bir garez ehh tamesne benden muhalif kelâm nakl itdi ise inanmayasız k i v'AUahi-el-azîm benim size incinmem yoktur sizden hoşnudum. Hâk sübhânehu ve teâlâ inayetinde muradım hasJ ol dukta yayabaşlarma ağır çatma virüb umrelerini 25 er akçe eyleyem ve to ın\m ittüğüm ağır çatma olub hazinedarlık aldırmayanı. Ve sizden boıuge dkmaya muhâl o anları sipahi ve silâhdâr bölüğüne çtkarub, sipahi bölüğüne çıkanlara 2 . şer a £ e ve silâhdâr bölüğüne çıkanlara 18 er akçe ulufe idem. Ve tımara çıkanlara 15 er bin akçelik timar virem ve bölüğe ve timara çıkmayanların ulufelerim 10 ar akçe idem ve evvel defa 3 er bin akçe idüb sonra merhum babam m a m ıtdugunden aahi ziyade in'âm idem ve sekban ve zağarcıya şimdiye değin tolayı kemha vrrulurmiş ben münakkaş virem ve merhum babam zamanında vırılen çuhadan i y i çuka v i 4 n Ve cayır taleb ider imişsiz, virilmez imiş. Murad idindıgınız yerden ç a r v i rem. Fi'l-cümle karındaşım gibi benden hilâf-i vâde sâdır olmaya ve her hususta merhum Hudâvendigâr zamanından ziyade riâyet billahi'l-kaviyyil-kadîm k i bu ahd ü peymâne muhalefet ıtmıyem. VAllahu ala ma ekulü vekil feleyse lil-hulf-illâhi sebil. Ve siz dahi bu ahid-nâme-ı şerifin cevabın itimad ittiğiniz ademle gönderdikten sonra dâima ahvalinizin s u r e t a ıl am ıdub a n b a l z ı eksik itmiyesiz. în-şâ'-Allah ül-azîz şöyle val, sene seman aşere ve tis'a mie. Bi-mekam-i Amasya". Bak, Zanf Ongun Tanh Vesikaları, Cilt 2, sayı 9, s. 166. Bu vesikanın Başvekâlet arşıvmdekı numaras! 3062. E. dir. 0
Mr mektup yazdı. Semn'kardeşinin öldürüldüğünü â ^ u f r T C e bu mektubu okuduğu" irinT -l T - Korkud'un mağarasmı haber veren lerin de öldürülmesini emretmişti. Bak. Hammer, 4. s. 106. Kemal Paşa-Zâde h u oıay ıçm aşağıdaki tarihi düşürmüştü. K
S
TO
3
m
a
t
S
m
t u t u I m a s l n l
"Kani Korkud Han şevket ile Misli bulunmaz idi • dünyâde Hâsılın yıktı nar-ı hasret ile Harmen-i ömrini virüp bâde Dedi hâtif vefatına tarih Meskenin ola arş-i â'lâda" Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 31 b. (89) S. Tansel, s. 286. (90) Bak, s. 11. (91) Âlî, vrk. 232 b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 70. (92) Şehzâde Ahmed'in yayalara gönderdiği mektub şudur: "Mefahir ül-emsâl vel-akran yaya yoldaşlar zide kadrühûm, Tevkî-i hümâyûn vâsıl ohcak maz lum ola kı bundan evvel li - maslahatın serhadd-i memlekete varmak vecih gormuş ,dun. El-hâletü hâzihi mütevekkilen ala'Allâhi teâlâ avdet idüb mahrû=e-, Amasya dan gelüb ol canibe teveccüh itdüm. imdi el-hamdü li-llâhi ve'l-minne-
yl
^^TÎV™
S
(93) Ç. Uluçay, s. 193. (94) Ç. Uluçay, s. 193. (95) Ç. Uluçay, 195. sayfadaki 6532 numaralı vesika. 2
YAVUZ
18
ğını k a b u l ederek k e m e n B u r s a üzerine yürüdü. F a k a t casusları vasıtasıyle A h m e d ' i n 'bütün h a r e k e t l e r i n d e n h a b e r d a r o l a n Yavuz, b u serî' i l e r leyişi d u r d u r m a çarelerine başvurmuş v e i l k t e d b i r olarak Bıyıklı M e h med A ğ a i l e A n a d o l u Beylerfoeyisi M u s t a f a Paşa'yı b i r kısım k u v v e t l e r l e onlara karşı göndermişti ( 9 6 ) . Şu anda d u r u m h e r h a l d e çok k r i t i k t i . Çün kü Y a v u z 1513 nisanında oğlu Süleyman'a B u r s a ' d a n gönderdiği b i r m e k t u p t a , işin çek önemli olduğunu, acele İstanbul civarına gelmesini ve o r a da i k i n c i b i r e m r e i n t i z a r e t m e s i n i b i l d i r d i k t e n s o n r a k e n d i s i n i n de 4 n i sanda Bursa'yı terlkederek A h m e d ' i n üzerine yürümüş olduğunu i f a d e ediyordu (97). Yenişehir savaşı Şe'nızMe A h m e d E r m e n i derbendine geldiği sıraiarve şehzade- Ah- fa Y a v u z İnegöl taraflarında i d i . A n c a k şu anda A h m e d med ın oldurul- . . . . me«. ^ A ™! ' olmuştu. Çünkü kendi, t a rafına geçeceği dalha önce bildirilmiş olan k u v v e t l e r d e n henüz b i r esler y o k t u . A c a b a A h m e d ' e v a k t i y l e gönderilmiş o l a n m e k t u p l a r baştan aşağı u y d u r m a mı i d i ? Y o k s a Y a v u z ' u n yananda toplanmış o l a n k u v v e t l e r d e n A h m e d ' tarafına g e ç m e k isteyenler fırsat mı bulamamışlar dı ? B u n u k e s i n olarak b i l e m i y o r u z . Gerçek o l a n şudur k i , Y a v u z ' u n k a r şısında -çok zayıf d u r u m d a kaldığım a n l a y a n şehzade A h m e d , Eskişehir'e doğru çekilmek z a r u r e t i n i d u y d u . F a k a t Y a v u z u n k u v v e t l e r i o n u n peşini bırakmamış v e k e n d i s i n i yakından izlemeye başlamışlardı. B u n u n üzerine o, yön değiştirerek İznik tarafına kaçmak i s t e d i i s e d e sonunda Yenişehir Ovasında savaşı k a b u l e t m e k m e c b u r i y e t i n d e kaldı ( 9 8 ) . 15 n i s a n 1513'te (27 m u h a r r e m 919 d a ) başlayan (99) b u savaşın i l k anları şehzade A h med için ümit v e r i c i i d i . Çünkü o n u n k u v v e t l e r i A n a d o l u a s k e r i n i d a ğ ı t mış ve hattâ onları t a k i b e koyulmuşlardı. F a k a t b u d u r u m u düzeltmek üzere yardıma gönderilen v e Dulkalkinoğlu i l e Kırımı hanının oğlu Saadet G e r e y ' i n komutasında b u l u n a n S e l i m k u v v e t l e r i m i n , şehzade A h m e d k u v v e t l e r i n i y a n t a r a f t a n kuşatmaları A h m e d ' i n felâketini t a c i l eyledi, ( 1 0 0 ) . Büyük b i r h e z i m e t başlamıştı. Şehzade A h m e d d e a s k e r l e r i y l e b e r a b e r İ Ç 1 1 1
l d e
YAVUZ
S U L T A N SELİM
1 1
nialsı11
(96) Hammer, 14 nisan 1513 de Uludağ civarında şehzade Ahmed kuvvetlerinin galibiyeti ile sona eren bir savaştan bahsetmektedir. Bak, Haımmer, 4, s. 107. (97) Ç. Uluçay, 197. sayfadaki 6185 numaralı vesika. Şükrî, Padişah'm Bıyıklı Mehmed Ağa ile Anadolu Beylerbeyisini şehzade Ahmed'e gönderdiğini, bunların şehzade Ahmed'e tabiiyetlerini arzettiğini, onu Selim üzerine yürümeye ikna ettik lerini ve bu suretle kendisini tuzağa düşürdüklerini yazmaktadır. Bak, Şükrî v r k 10 b. (98) Âlî, vrk. 233 a. (99) Ç. Uluçay, s. 197. (100) Âlî, vrk. 233 a. Sa'düddin, 2, s. 236.
S U L T A N SELİM
19
kaçıyordu. F a k a t b u esnada atı yıkıldığı için Dukakinoğlu tarafından y a kalandı v e Kapıcı S i n a n A ğ a tarafından boğulark öldürüldü ( 1 0 1 ) . Ş e h z â d e AhU z u n süre Pâdişahhk arkasında koşan ve büyük met'in oğullan fofc kütle tarafından desteklenen A h m e d ' i n b u s u torunları.. öldürülmesinden s o n r a oğullarının d a o r t a d a n kalr dırıknası Y a v u z için lüzumlu görülüyordu. -Bu sebepten dolayı A m a s y a ' d a A h m e d ' e vekâlet eden şehzâde Osman üzerine h e m e n k u v v e t l e r sevkol u n d u . Sinop b e y i A h m e d i l e İskilip çeribaşısı M e h m e d Ağanın i d a r e s i n d e k i b u k u v v e t l e r l e Osman arasımda şiddetli savaşlar oldu ise de sonunda şehzâde Osman Amasya'yı bırakarak kaçmak m e c b u r i y e t i n d e kalmış f a k a t çeribaşı M e h m e d A ğ a tarafından yakalanmıştı (102).. B u şehzade 14 mayıs 1513 t e şehzâde A h m e d ' i n t o r u n u , y a n i şehzade M u r a d ' m oğlu M u s t a f a i l e b i r l i k t e boğuldu ( 1 0 3 ) . Şehzâde Osman'ın cenazesi İstanbul'a, Mustafa'nınlki de B u r s a ' y a gönderildi ( 1 0 4 ) . v e
r e t l g
' Hakkında hâlâ k e s i n b i r hüküm verilememiş o l a n v e f a k a t Türk t a r i h i n i n kaydettiği büyük insanlandan sayılan Y a v u z , d a h a f a z l a B u r s a ' d a k a l m a y a r a k Gelibolu üzerinden E d i r n e ' y e gitmiş v e orada, birçok h e d i y yelerle b i r l i k t e beklemekte o l a n yabancı d e v l e t l e r elçilerini k a b u l etmişti (105).
(101) Şehzâde Ahmed, kendisinin Yavuz'la görüştürülmesini istedi ise de bu isteği kabul edilmedi. Bak, Hammer, 4, s. 108. Ç. Uluçay, s. 197. Ahmed, Selim'in huzuruna götürüldü, sonra boğuldu. Bak, Âlî, vrk. 233 a. Sa'düddin, 2, 237. Ahmed öldürülmeden evvel "parmağından - kıymeti Rumeli'nin bir senelik vergisine mua dil olduğu rivayet edilen - bir yüzüğü çıkarıp değersizliğine bakmayarak bir yadigâr olmak üzere kabulü ricasiyle padişaha" verilmesini Sinan Ağa'dan istemişti. Bak, Hammer, 4, s. 108. (102) Ç. Uluçay, s. 198. (103) Topkapı Sarayı Arşivi, 6193 (10). (104) Şehzâde Osman, İstanbul'da ikinci Sultan Bâyezit camii avlusuna, Mus tafa da Bursa'da "Çelebi Mehmed'in oğlu Kasım türbesine gömüldüler. Bak, Ç. Ulu çay, s. 199. Ahmed'in oğlu Murad'm, Mehmed Çelebi adında başka bir oğlu daha ol duğu ve onun da öldürüldüğü anlaşılıyor. Bak, Ç. Uluçay, s. 199. Şehzâde Ahmed'in diğer oğullarına gelince bunlardan Murad İran'a sığınmış ve sonradan bazı olaylara sebep olmuştur. Bak, s. 32. İkincisi olan Süleyman 1513'te Kahire'ye gitti ve Sultan Gavrî tarafından çok ikram gördü. Biraz sonra başka bir oğlu yani şehzâde Alâüddin de Mısır'a gelmiş, o da i y i karşılanmıştı. Fakat Süleyman, gelişinden üç buçuk ay, Alâüddin de 4 ay sonra Tâûn'dan ölmüşlerdi. Kansu Gavrî her ikisinin cenâze töreninde bulunmuştur. Bak, İ. H . Uzunçarşılı, Memlûk Sultanlarının yanma iltica etmiş olan Osmanlı hanedanına mensup şehzadeler, Belleten, Cilt 17, sayı 68, s. 531-532. Şehzâde Ahmed'in diğer bir oğlu şehzâde Kâsım daha sonra Mısır'a sı ğınmıştır. Bundan ilerde bahsedilecektir.
YAVUZ
ÎKÎNCÎ B Ö L Ü M I Y A V U Z ' U N DOĞU
SİYASETİ
Y a v u z ' u n t a h t a geçtiği sıralarda Osmanlı Imparatoriuğundaki h u z u r s u z l u k ve A n a d o l u kızılbaşları Babasının son s a l t a n a t yıllarını ve m e m l e k e t i n düştüğü pe rişan d u r u m u b i r süre, v a l i bulunduğu Trabzon şehrinden endi şe ile t a k i p eden Yavuz, s o n u n d a babasını t a h t t a n i n d i r e r e k ve kendisine r a k i p olabilecekleri hiç m e r h a m e t göstermeden o r t a d a n kaldı r a r a k i m p a r a t o r l u k işlerini ele almıştı. B u şekildeki h a r e k e t , i m p a r a t o r l u k içinde sadece t e k b i r meselenin halledilişi y a n i Osmanlı tahtının r a kipsiz surette elde edilişi i d i . H a l b u k i babasının ona bıraktığı b u geniş i m p a r a t o r l u k t a , acele halledilmesi lâzımgelen sayısız meseleler vardı. Bunların h e r b i r i n i ele a l a r a k sebeplerini araştırmak, çarelerini b u l m a k ve b u n a göre m e m l e k e t i n sosyal bünyesinde b i r a z ferahlık y a r a t m a k ise, gerçekten güç b i r iş idi.. Çünkü, İkinci Bâyezid d e v r i sona e r e r k e n gevşemiş olan idareden türlü şelkileıide f a y d a l a n m a k istiyenler, k e n d i e m e l l e r i n i , çıkarlarım v e i d e o l o j i l e r i n i gerçekleştirmek üzre h e r t a r a f t a harekete geçmişler ve h e r çeşit halkın h u z u r ve sükûnunu bozmuşlardı. B u hâle sebep olanlar arasında, v e z i r d e n t u t u n u z d e v l e t i n en k ü çük görevlisine .kadar olanlar d a vardı. ıBu a r a d a en çok güvenilmesi i c a beden kadılar, müftüler, müderrisler, b i l g i n l e r , zâhidfer, müridler, s e y y i d olmayıp da s e y y i d l i k t a s l a y a n sahtekârlar d a ön s a f t a g e l i y o r d u . Halkın bilhassa b u n l a r d a n canı ç o k yanmıştı. Yapılan zulüm ve işkenceden k e n d i l e r i n i k i m i n kurtaracağını k e s t i r e m e y e n i m p a r a t o r l u k halkından b i r kısmı, b e l k i b u n d a n dolayı, b i r şehzadeye b i r kısmı d a diğerine h i z m e t e t t i l e r . Ayrıca b i r temi d a m e m l e k e t i başka b i r i d a r e altında k u r m a y o l u n da g a y r e t l e r harcadılar. P o l i t i k h a l l e r b i r t a r a f a bırakıldığı v e b u h u s u s l a i l g i l i olanlar i s t i s n a edildiği t a k d i r d e i h t i m a l , halkın bütününün maksadı, Çeşidi m e s e l e l e r zulümden k u r t u l m a k ve m e s ' u t b i r h a y a t a kavuşmaktı, uzermde çok O n u n için b i r kurtarıcı arıyorlardı. A l i b i n Abdülfcerim önem t ır j j g j ^ g (^) ^ u ji Ttarıcıyı Y a v u z ' u n şahsında bulmuş v e ÎU
rapor.
3
J1
ona verdiği geniş b i r raporla, m e m l e k e t i n d e r t l e r i n d e n b i r kısmına p a r m a k basmıştır. A l i b i n Abdüllkerim H a l i f e ' m i n arızasında şu n o k t a l a r üzerinde durulmaktadır:
S U L T A N SELİM
21
a) A l i b i n Abdülkerim H a l i f e ' y e göre kadılar fulkarânın hakkını ye m e k t e , " i s k a t - i salât" ve h a t t â rüşvet a l m a k t a , ölen b i r k i m s e n i n s e r v e t i b u n l a r , nâibler, yalancı tanıklar ve "ımıüteseyyMler" arasında yağmalan maktadır. B u sebeplerden dolayı, t o p l u m d a denge bozulmuş, b i r t a r a f t a n y o k l u k içinde kıvranan b i r h a l k kütlesi, ö t e t a r a f t a n çok _ m ü r e f f e h b i r zümre m e y d a n a çıkmıştı. A H b i n Abdülkerim H a l i f e b u h a l i ' ' b i r i t o k l u k t a n öle, b i r i y o k l u k t a n öle" d e y i m i y l e özetlemektedir ( 2 ) . Gerçi O s m a n lılarda rüşvet alma. işinin k e s i n o l a r a k h a n g i t a r i h t e başladığı b e l l i değil d i r . F a k a t b u d e v i r galiba en b o l a t a d ı ğ ı v e y i n e d e v l e t i n en b ü y ü k m a kamlarını işgal edenlerin v e b i r i n c i sınıf b i l g i n l e r i n b i l e rüşvet şüphesi altında bulunduğu b i r devredir. Çünkü i k i n c i b i r v e s i k a A l i b i n A b d ü l k e r i m B a l i f e ' y i t e ' y i d eder m a h i y e t t e d i r v e d a h a d a enteresandır. B u v e s i k a y a göre rüşvet a l m a k l a i t h a m o l u n a n zat İstanbul kadılığı ve kadıaskerl i k ide yapmış o l a n ünlü b i l g i n l e r d e n Mevlanâ Sarugürz'dür. Olay şu s u r e t le cereyan etmiştir: S e m e n d i r e v a l i s i Bâlî B e y i n zulmünden usanmış o l a n halk n i h a y e t b u adamın kötü h a r e k e t l e r i n i Y a v u z Selim'e duyurabilmiçferdi. Meseleyi önemle ele almış olan Y a v u z , o z a m a n İstanbul kadısı o l a n S a r u gürz'ü d a v e t ederek "senin i s t i k a m e t i n e i'tikadım vardır". G i t Bâlî b e y i n v e şikâyetçilerin d u r u m u n u incele, a n c a k k i m s e n i n tarafını t u t m a ve " b i r akçe ve b i r habbe alayım d e m e " d i y e t e m b i h t e bulunmuş, f a k a t b u n u n l a d a y e t i n m e y e r e k b i r şey allmayacağına K u r a n - i k e r i m üzerine y e m i n e t demiş ve böyle yaptırmıştı. Sarugürz ödevine b u s u r e t l e başlamış ise de Bâlî B e y ' i n t e k l i f ettiği 50 000 akçe karşısında yumuşamıştı. A n c a k Padişaha söz verdiği için b u n u alamayacağım' söylemişse de sonumda b u i k i z a t aralarında b i r anlaşmaya varmışlardı. B u n a g ö r e Sarugürz t a h k i k a t işini b i t i r d i k t e n sonra parayı alacaktı. İ ş t e şikâyetçiler b u şartlar a l tında d i n l e n d i v e t a b i i haksız çıkarıldı. G e r i dönen Sarugürz Padişjah'a b u
(1) A l i bin Abdülkerim Halife'nin kimliğini tesbit edemedim. Fakat onun çok bilgili bir kimse olduğu, Padişah'a her şeyi açık söyliyebilecek kadar metin bir ka raktere sahip bulunduğu, kötü olduğuna kanaat ettiği şeylerin iyiye doğru yönel tilmesi hususlarını Padişah'a tavsiye edebilecek kadar cesur olduğu ve Padişahla görüşmeyi umduğu dikkate alınırsa huzura kabul edilebilecek kıratta bir kimse olduğu anlaşılmaktadır. Sunduğu arızada o, yurdun türlü dertlerine parmak bas mış ve bu arada Kızılbaşlık meselesini de bahis konusu etmiştir. İlk bakışta çok mutaassıp bir zat olarak görünen A h Bin Abdülkerim Halife'nin raporu Topkapı Sarayı arşivinde 3192 numarada kayıtlıdır. Olayların anlatılış şekline göre bu arîza Yavuz'a, hükümdar oluşundan az sonra sunulmuştur. (2) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11).
22
YAVUZ
S U L T A N SELİM
y o l d a b i l g i v e r d i k t e n s o n r a ödevimin sona erdiğini k a b u l etmiş ve b u n d a n sonra Bâlî B e y ' i n t e k l i f ettiği 50 000 akçeyi almıştı ( 3 ) . V e r i l e n b u b i l g i n i n doğru olup olmadığı kestirilemez. F a k a t b i r a n -şu düşünülebilir k i İ s t a n b u l kadısı Sanugürz d a h i rüşvet şüphesi a l t o d a d ı r . Eğer böyle b i r h a l olmadı ise o t a k d i r d e de şöyle b i r mütalea yürütmek y e r s i z o l m a z : C e m i y e t o k a d a r bozulmuştur k i e n üstün vasıftaki insanları d a h i k i r l e t m e k t e n çekinmemektedir. Gene A l i B i n Abdülkerim H a l i f e ' y e göre kadılar, nâibler, subaşılar k a m i l e n b i r e r cinsî sapıktırlar. Kadıların b u h a l i n i " l û t î " k e l i m e s i i l e , a y rıca " v e kadılar d a h i hep azmıştır" cümlesi i l e i f a d e eden b u z a t " a z g u n ve b o z g u n âlimler, kadılar ve müderrisler ve müftiler" den ( 4 ) , s e y y i d olmayıp da s e y y i d l i k t a s l a y a n l a r d a n acı acı şikâyet etmekte ve şikâyetini "nıutesseyyidler elinden, mutaassıp şeyhler ve zahidler ve sûfîler ve m ü rıdler elinden a h , a h , a h k i m h e r g i z i h l a s tevekkülleri y o k t u r " d e m e k s u r e t i y l e (5) d i l e g e t i r m e k t e d i r . Görülüyor k i halkı doğru yala sevketmekle görevli olanların bütünü " a z g u n ve b o z g u n " b i r haldedirler. H a l b u k i m e m l e k e t i n köşe bucağında gerçek b i l g i n l e r ve kadılar b u l u n m a k t a v e f a k a t b u n l a r sefalet içinde yaşamaktadırlar. A l i B i n Abdülkerim H a l i f e ' y e g ö r e S u l t a n I I . B a y e z i d ' i n b i l g i n l e r e ve d i n adamlarına b i r takım ihsanları o l muştur. F a k a t b u i h s a n l a r d a h a z i y a d e İstanbul ve E d i r n e ' d e k i l e r i l e "müteseyyid ve müteşeyyih'a münhasır" kalmıştır, müstahak o l a n l a r bunıardan faydalanamamışlardır. S u l t a n , I I . B a y e z i d ' i n b u isabetsiz h a r e k e t i n i t e n k i t ederken A l i B i n Abdülkerim H a l i f e , s a n k i o yalnız İstanbul ile E d i r n e ' n i n Padişahı i d i , m e m l e k e t i n öteki kısımlarının "ulemâsı, s u l e hâsı ve fukarası ve gurabâsı kendünün değildi", b u n l a r l a meşgul olmadığı için gerçek mü'minler köşe b u c a k t a k e n d i b a l e r i n e terkedilmişlerdi de m e k t e ve Padişah i l e v e z i r l e r i n sosyal işlerle hiçbir z a m a n ilgilenmediğini, arasıra yapılan işlerin sadece p a r a y a ve maddeye i n h i s a r ettiğini, h a l b u k i Padişahlığın yalınız, m a l v e mıüllk işiyle i l g i l e n m e k demek olmadığını söyledikten s o n r a Bâyezid d e v r i erkânımın şimdiye k a d a r h e p b u y o l d a yürüdüklerini, onun için b u n l a r l a b i r iş görmenin mümkün oMadığıma ve h e p s i n i n değiştirilerek y e r l e r i n e i y i v e z i r l e r ve kadıaskerler t a y i n , e d i l mesi lâzım geldiğini i l e r i sürmekte i d i ( 6 ) . B i r t a r a f t a n da, öteden b e r i (3) Topkapı Sarayı Arşivi, 6304. (12). (4) A l i Bin Abdülkerim Halife bunlar hakkında "okuduğun tutmaz ve Kur'am işitmez (?) alimler elinden ve kadılar elinden ve fetvasını tutmaz müf tiler elinden ve takvasını tutmaz şeyhler ve sûfiler elinden..." demektedir. Bak, Topkapı Saray* Arşivi, 3192. (11). ' (5) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192. (11). (6) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192. (11).
YAVUZ
SULTAN
SELİM
23
övünülen adalet müessesesi b u t a r i h l e r d e artık t a m a m i y l e ters işlemekte ve şikâyetçilerin ıhakiı i s t e k l e r i rüşvet yüzünden y e r i n e g e t i r i l m e m e k t e d i r . ' b ) A l i B i n Abdülkerim H a l i f e , halkın türlü şekillerde soyulduğu bu devirden enteresan bazı örnekler v e r m e k t e ve bilhassa benmâk r e s m i de n i l e n b i r v e r g i d e n (7) halkın bıkmış usanmış olduğunu b e l i r t m e k t e d i r . Çünkü t i m a r sahibine ödenmesi lâzım gelen ve y u r d u n türlü bölgelerinde türlü şekillerde u y g u l a n a n b u v e r g i n i n toplamlısında büyük yolsuzluklar o l m a k t a ve b u s u r e t l e de i l g i l i l e r d e n alınan v e r g i çok ağırlaşmaktadır. A l i B i n Abdülkerim H a l i f e b u h u s u s u "bennâk derler ve karı <^) (kurâ?) hakkı derler, bennâk hakkım otuzüç akçe a l u r l a r . Hele hoş amma •bu" bennâk hakkı v i r e n kişinin beş o n oğlu olsa ( i k i k e l i m e okunamadı) derler h e r b i r oğlundan altı akçe ve on i k i akçe alırlar. Kâf i r l e r d e n ve oğ lancıklarından ( i k i k e l i m e okunamadı) i m d i lûtfidüb m e n ' idesiz" demek suretiyle (8) Pâdişah'a duyurmaktadır. c) B u n d a n başka aynı z a t , d a h a i l g i çekici ve h u k u k a aykırı düşen b i r m i r a s meselesine de talkılctnaktadır. Anlaşıldığına göre o t a r i h l e r d e b i r k i m s e öldüğü v a k i t , bırakmış olduğu t o p r a k l a r ne k a d a r geniş olursa olsun v e ne k a d a r işlenmiş b u l u n u r s a b u l u n s u n , ölenin .mirasçı o l a r a k oğlu yoksa, on kızı dahi olsa b u t o p r a k l a r ' üzerinde o n l a r a hiçbir h a k tanınma m a k t a v e toprakları b e y l i k arazîye katılmaktadır. A l i B i n Abdül k e r i m H a l i f e bu. hâli adalete u y g u n görmemiş o l m a k k i d u r u m u Pâdişah'a " b u , sultanım g a y e t zulümdür, o l y e t i m l e r şöyle fakîr aç kahırlar, ağlaşa ağlaşa kırılur giderler. Katî müşkil hâl, ziyâde euKimdür. Lûtfidüb Sul tanını b u zulmü kabilse r e f ' i d e s i z " d i y e r e k a r z e d i y o r d u ( 9 ) . d ) A l i B i n Abdüllkerim Halîfe, kamûn-nâmelere k a d a r girmiş b i r me seleden de yakınmaktadır, b u d a e v l e n m e k iıstiyen z e n g i n ve f a k i r d e n "oerdek d e ğ e r " v e y a " g e r d e k d e ğ d i " d i y e r e k alınan altmış akçedir. K a nûnııâme'lerde bulunmasına rağmen (10) A l i B i n Abdülkerim Halîfe b u (7) "Bennâk evli raiyyet demektir". Bak. H . İnalcık, Osmanlılarda raiyyet rü sumu Belleten, Cilt 23, Sayı 92, s. 589. "Elinde tam veya nim çift erazisi bulunma yan kâr ve kisbe kadir, evli, ayrı bir yerde oturan veya babası yanında oturan reaya ya bennâk" denilebilir. Bak, Neşet Çağatay, Reayadan alman vergi ve resimler, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt 5, sayı 5, s. 491. Tarih deyimleri ve te rimlerinden bu verginin hem evlilerden ve hem de bekârlardan alındığı, evlilerden on i k i akçe, bekârlardan dâ altı akçe olarak alındığı kaydedilmektedir. Bak. M . Zeki Pakalm, Tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, Bennâk maddesi. (8) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192. (9) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (10) Osmanlılarda gerdek resmi, alman bir vergidir. " B i r kız veya dul
(11). (11). resm-i arûs, arûsâne, âdet-i arûs adı altında kadın evlenirken kadı'ya verilen nikâh resmin-
24
YAVUZ
S U L T A N SELİM
v e r g i y i yadırgamakta v e onun h a n g i k i t a p t a veya nerede bulunduğunu sormaktadır. Şeriat hükümleri arasında b ö y l e b i r ş e y bulunmadığına, Pâdişâh da şeriat hükümlerinin dışında h a r e k e t 'edemeyeceğine g ö r e b u n u n m u t l a k a kaldırılması lâzımdır. Çünkü e v l e n m e k i s t i y e n şahs sadece 66 akçe vermekle k a l m a m a k t a ayrıca kadı için y i r m i beş, i m a m için b e ş , müezzin için i k i üç, mahalle kethüdası için b i r , asesbaşı için on, yiğit ( b i r k e l i m e okunamadı) için 20 akçe daha ödemektedir ( 1 1 ) . Bütün ömrü bo yunca 100 akçeye sahip olamayanların bulunduğu b i r t o p l u m d a b u parayı ödemeden evlenmenin mümkün olamayacağım, düşünmek cidden h a z i n d i r . Şu halde evlenme müessesesi de ötekiler g i b i halkı soymaktadır. .Garip olan şudur k i halkın rahatını bozan, o n a ızülüm y a p a n , elinde ve a v u c u n d a b u l u n a n h e r şeyi a l m a y a kalkışanlar h e r müessesede aynı şahıslardır. Y a n i kadılardır, d i n adamlaradır v e y a b e y l e r d i r . B u z e n g i n zümrenin yanı başında yalnız ödemekle yükümlü b i r h a l k sınıfı görülmektedir k i A l i B i n Abdülkerim H a l i f e , b u i k i sınıfı b i r b i r i y l e kıyaslamakta ve Padişah'a: " v e dalhi güzel sultanım v e s e l i m - i c i h a n canım, b u n e mânadır ' k i m b i r i t o k l u k t a n öle ve b i r i y d k l u k t a n öle. B u n u n ımânası n e d i r ? B u , h o d ayn-ı zulümdür. B u zulmü y i n e sultanım d e f ' i d e r " d e m e k t e d i r ( 1 2 ) . e) Rapor .sahibinin e n çok yakındığı h a l l e r d e n b i r i d e ulakların sebep olduğu h u z u r s u z l u k t u r ( 1 3 ) . U l a k hükmüne d a y a n a r a k uğradığı h e r yerde k e n d i n i ve atını besleten, gerektiği v a k i t , ikime a i t o l u r s a olsun, s a h i b i n i n rızası b u l u n s u n veya bulunmalsın; h e r şahsın atım .alma y e t k i s i b u b i den başka tımar sahibine veya sancakbeyi'ne verilen" vergiye bu ad verilmiştir. Bunun miktarı kız ve dul için değiştiği gibi bölgelere göre de değişmektedir. Bun dan başka kanunun maddesi "zimmîler (hıristiyanlar, yahudiler ve saire)" için de başka suretle uygulanmaktadır. Birçok vilâyetlerde bu vergi müslüman kızlar için S0 akçe, müslüman dul kadınlar için 30 akçedir. Bak, N. Çağatay, Reâyadan alman vergi ve resimler, D i l ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, cilt 5, sayı 5, s. 507. Şam'ın Yavuz tarafından işgalini müteakip bu verginin orada da uygulandığı ve bakirelerden 100, dul kadınlardan 75 dirhem vergi alındığı anlaşılmaktadır. °Bak, Richard Hartmann, s. 131. (11) "Bizim ey aziz Sultammuz, bu ne hikmettir, ne revâdır kim baylardan ve yoksullardan evlenür olsa gerdek değdi, elbette 66 akçe almak ne revâdır, bu ne k i tapta vardur ye nerede vardur? Kanun-i örfse Pâdişâhlar Kanun-i şer'-i Nebevi den taşra değildür. Fakir vardur, ömründe 100 akçe'ye mâlik olmaz. Altmış akçeyi gerdek değdi deyu alurlar ve 25 akçe resm-i kadı deyu alurlar ve 4-5 akçe imam hoce (hoca) (?) alur ve 2-3 akçe müezzin hoce (?) alur ve 4 akçe mahalle kethüdası ve 20 akçe yiğit (bir kelime okunamadı) alur ve 10 akçe asesbaşı alur. Ve imdi bu fakir bir pula malik değildir, nice itsün?" Bak. Vesika 3192 (11). (12) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11). (13) Ulak, devlete ait olan evrakı bir yerden bir yere götüren adama denir.
YAVUZ
SULTAN
SELİM
25
nan u l a k l a r öteden b e r i şikâyet k o n u s u i d i ( 1 4 ) . Karışık z a m a n l a r d a ise b u n l a r büsbütün z a l i m oluyorlardı. R a p o r d a n anlaşıldığına göre b u dev rede bunların zulmü .daha d a artmış aynı zamanda s a h t e l e r i de türemiş t i . Bunların yaptığı iş sadece halkı soymaktı (15) .İster h a k i k i s i i s t e r sah t e s i olsun bunların yaptıklarına b i r s o n v e r m e k mümkün olamıyordu. Y a vuz S u l t a n S e l i m g i b i korkunç b i r Padişah b i l e b u n l a r l a başa çıkamamış, b u yüzden dünyada v e âhirette b u işin k e n d i s i n i r a h a t bırakmayacağını söylemişti ( 1 6 ) . T o p l u m d a türlü görevleri y a p m a k l a yükümlü olanların yalnızca çı karlarını .düşünmeleri, v a k t i y l e kurulmuş o l a n nizamın günden g ü n e bo zulmasına v e b u n a paralel o l a r a k balkın sosyal hayatında k ö t ü y e doğru b i r akışın başlamasına ve s o n u n d a d a Ikeyf v e r i c i maddelere, fuhşa, l i v a t a y a v e tefeciliğe sürüklenmesine sebep oldu. AM B i n Abdülkerim H a l i f e b u h a l l e r i de şu şekilde i f a d e l e n d i r m e k t e d i r : "Cümle âlem şöyle haımr'a, zinaya, l i v a t a y a , ribâ'ya" d e v a m e d e r o l d u l a r k i " b u efâl-i h a b i s e y i günah deyüp günah bilmez o l d u l a r " ( 1 7 ) . Ona göre çirkin telâkki olunması lâzım gelen bütün b u h a l l e r o g ü n için kınanımaımalkta, hattâ h o ş görülmektedir. Bilhassa bütün kötülüklerin başı olan şarap içme, esrar ve a f y o n k u l l a n m a , bütün t o p l u m u sarmıştı. Çünkü bunların kullanılmasına m a n i olacak şahıs ların b i z z a t k e n d i l e r i bunları içmektedir. A l i B i n Abdülkerim H a l i f e b u d u r u m u "kadı içer, subaşı içer, b e y içer, v e z i r içer, a l i m içer, c a h i l içer, h a y v a n içer i n s a n içer (birkaç k e l i m e okunamadı) • b a y içer, y o k s u l içer, büyük içer, küçük içer, oğlan y i ğ i t içer, koca içer, bazı h a l d e m u t t a l i ' o l d u k a v r e t d a h i içer" s e k i n d e i f a d e e t m e k t e d i r . Y i n e ona göre şaraba d u y u l a n ihtiyaç o k a d a r çoktur v e şarap o k a d a r çok aranmaktadır k i b u yüz d e n m e m l e k e t t e yineeek üzüm b i l e bulunmamaktadır ( 1 8 ) . T o p l u m u n o (14) Hükümet dışarıya göndereceği kâğıdı teslim ettiği ulaka "ulak hükmü" demlen ve uğradığı her yerde istediği atı alabilmesine, kendisinin ağırlanmasına, atmın beslenmesine dair maddeleri ihtiva eden bir kâğıt verirdi. Bak. M. Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü Ulak maddesi. (15) "Ve dahi her bi-saadet bedbaht, asıl ulak değül iken ulağız deyu işler ve zulümler eyler, akçeler alır kim, demek olmaz. Asıl ulak zulmü bir yana, ârız zalim ulak zulmü bir yana. Bu çaresiz derde, derman, çare nedir? Sultanım billah, lillah-i tealâ. Her zulüm yaramazdır illa ulak zulmü, illa ulak zulmü" Bak. Vesika 3192 (11). (16) Lütfi Paşa, s. 374. (17) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11). Aynı vesikanın başka bir tarafında da cihanı, sarhoşlukla livata ve zinanın yıkacağı, peygamber Lût zamanında bu kötü halde kırk elli kişinin bulunduğu, bunların yüzünden memleketin mahvolduğu, hal buki şu anda livata yapmaz kırk elli kişiyi bulmanın mümkün olmadığı ifade edil mektedir. (18) Topkapı Sarayı Arşivi 3192 (11).
26
YAVUZ
S U L T A N SELİM
günkü halinden pek bunalmış görünen A l i B i n Abdülkerim H a l i f e , taas subu yüzünden de olsa, kötülüklerin baş sebebi o l a r a k gördüğü içki ve m e y h a n e l e r hakkındaki mütalaalarım " m e y h a n e l e r olmasa ve m e y h a n e l e r akçesi olmasa olmasa, b u m u r d a r süci (19) içilmese Padişahlar söyle f a k i r .mi o l u r ve hazineler boş m u k a h ı r ? " demek s u r e t i y l e o r t a y a k o y u y o r , iç k i n i n menedilmesini ve m e y h a n e l e r i n kapatılmasını i s t i y o r d u ( 2 0 ) . A n l a şılıyor k i i m p a r a t o r l u k içinde yaşayanların b ü y ü k b i r kısmı k i m i varlık t a n , k i m i yokluğun verdiği sıkıntıdan k e n d i n i içkiye ve zevke vermiştir i h t i m a l b u yolda olanlar d a h a çok, b u g i b i h a l l e r i m u b a h sayan bazı" t e şekküllere mensupturlar. F a k a t b u teşekküller v e b u n l a r a bağlanmış o l a n l a r o k a d a r çoğalmıştır k i , onların h a l i adeta imparatorluğu sembolize eder b i r d u r u m yaratmıştır. f ) A l i B i n Abdülkerim H a l i f e ' n i n Padişah'a yolladığı b u arızada Kızılbaşlara ayrılan tasım ötekilerden d e enteresandır. Çünkü Kızılbaşlar, I I . S u l t a n Bâyezid d e v r i n d e n i t i b a r e n , çekimlimesi lâzımıgelen b i r k u v v e t ' h a line gelmişlerdi. Bunların, Osmanlı imparatorluğu topraklarını veya hiç o l mazsa A n a d o l u ' y u , 15. yüzyılın sonlarında v e 16. yüzyılın başlarında i r a n ' da kurulmuş olan ve Şiîliği, d e v l e t i n i n r e s m i m e z h e b i k a b u l ederek sırtım Türk olan v e Türk o l m a y a n h a l k a d a y a y a n Safevî d e v l e t i n e bağlamaya çalıştıkları, y a n i sadece b i r inancı değil f a k a t b i r politikayı da gerçekleslt i n m e y o l u n d a oldukları anlaşılıyordu. E ğ e r I I . S u l t a n Bâyezid b i r a z daha hükümdarlğa devam etmiş olsaydı başta Şâh i s m a i l o l m a k üze r e Safevî propagandacılarının h a y a l l e r i , gerçekleşme yolunda çok şey l e r kazanmış o l u r d u . Çünkü Şalh İsmail İran'da s i y a s i birliği k u r d u k t a n sonra orada birçok değişiklikler m e y d a n a gelmiş ve öteden beri " z a h m e t ve meşakkat çekmekte olan a h a l i " b u kuruluş sayesinde r a h a t a ve asayişe kavuşmuştu ( 2 1 ) . P r o p a g a n d a y a m e m u r o l a n h a l i f e l e r , i h t i m a l i r a n ' d a k i b u r a h a t yaşayışı d a öne sürerek, bulundukları y e r l e r i n halkını Safevî d e v l e t i adına kazanmaya çalışmış v e b u d e v l e t i n genişlemesinde bunların hissesi büyük olmuçjtu. F a k a t teneddüd e d i l m e m e l i d i r k i İran'ın o günkü d u r u m a yükselmesinde e n m ü h i m a m i l Şah İsmail'in büyük me z i y e t l e r i d i r . " H a k i k a t e n Şah İsmail İran'ı y e n i d e n diriltmiş ve h u d u d u n u B a h r - i H a z e r ve C i b a i - i K a f k a s ' t a n U m m a n denizine v e C e y h u n n e h r i n den Dicle nehrine eriştirmiş" t i r ( 2 2 ) . İşte b u genişleme, b i r t a r a f t a n dinî
(19) Süci (sücü) =şarap. (20) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11). (21) Muhammed A l i Fürugî, s. 5. (22) Aynı eser, s. 7.
T
YAVUZ
S U L T A N SELİM
27
ve b i r t a r a f t a n da politik b i r t e h l i k e arzettiği için, d o ğ u v e batıdaki k o m şulariyle Iran'lılar arasında büyük b i r uçurum m e y d a n a g e t i r d i . Esasen Safevîlerin, İslâm alemince tanınmak i s t i y o r l a r s a , doğudaki sünnî Özbek lerle v e batıdaki y i n e sünnî Osmanlılarla vuruşmaları lâzımdı (23) . B u se bepten dolayı 1510 .da Özbekleri ezmeye m u v a f f a k o l a n Şah İsmail bütün d i k k a t i n i Osmanlılar üzerinde toplamıştı. Çünkü Osmanlı toprakları, b i l hassa A n a d o l u " m a ' n e n ç o k g a y r - i ımütecânis hattâ b i r i b i r i n e düşman zümre ve sınıflardan m ü r e k k e p " (24) insanların toplandığı b i r sâha i d i . B u r a d a "bâbâî-ıbâtmî a k i d e l e r i n i " benimsemiş olanlardan başka K a l e n d e r i , Hayderî, A b d a l ve Şeyyâd'lar vardı ( 2 5 ) . İşte b u g a y r i mütecanis i n s a n ların yaşadığı anadolu toprakları üzerinde, T r a b z o n R u m imparatorluğu n u n akrabası sıf a t i y l e h a k i d d i a e t m e k t e olan Şâh İsmail ( 2 6 ) , Bâyezid'in son s a l t a n a t yıllarında büsbütün nüfuzunu artirmiiştı. O n u n t a r a f d a r l a n sadece propagandasını y a p m a k l a kalmıyor, aynı zamanda nezr adım v e r d i k l e r i v e r g i y i de m u n t a z a m a n İran'a gönderiyorlardı. Osmanlı şehzadele r i n d e n bazılarım t e s i r l e r i altına a l a n , hattâ bazılarını d a kızılbaş yapan (27) b u cereyanın d i k k a t e değer b e l i r t i l e r i Şah-fculu i s y a n i y l e m e y d a n a cıikmıs b u l u n u y o r d u ( 2 8 ) . Osmanlı topraklarını Safavî'lere peşkeş çeken A n a d o l u kızılbarjlarıyla A n a d o l u d a yaşayan öteki Bâtınî a k i d e l e r i n e sanıp olanların b i r l i k t e h a r e k e t e d i p e t m e d i k l e r i (kesin o l a r a k b e l l i değüdir. A n cak bunların d a kızılbaşlara mütemâyil hattâ müzâhir oldukları düşünüle b i l i r . N i t e k i m Işık'larla Şebkülâh'larm onlarla iş birliği yaptığım söyle yenler vardır ( 2 9 ) . B u n d a n başka A n a d o l u d a gittikçe a r t a n Rafızî'ler, Kü m e l i d e k i Şeyh Bedreddin taraftarları i l e de f i k i r birliği h a l i n d e i d i l e r . Günkü Kümelideki sipâhî'ler Kızılbaş sef e r i için davet e d i l d i k l e r i v a k i t " k i m i tımardan f e r a g a t etmiş v e k i m i s i kılıcı mühürleyüp gitmişlerdir. T i m a r hatırı için e r e k i k e çdkemeyiz" demektedirler ( 3 0 ) . B u n l a r d a tıpkı Safavîlere t a b i o l a n kızılbaşlar g i b i düşünmekte, y a n i sünnî "müslüman¬ l a r d a n a d a m öldürmek kâfir öldürmek kadarınoa g a z â " olduğunu k a b u l ederek " h e r dâim Kızılbaşın zuhûr v e intişârın" t e m e n n i e t m e k t e d i r l e r ( 3 1 ) . İşte, bağlı bulunduğu toplumun şu h a k , müteassıp b i r sünnî olduğu
(23) (24) (25) (26) (27) (28) (29) (30) (31)
İorga, 2, s. 253. Köprülü M . Fuad, s. 206. Aynı eser, s. 294. İorga, 2, s. 252. Ç. Uluçay, s. 69. S. Tansel, s. 248. Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11). Ahmet Refik, s. 5. Aynı eser, s. 5.
YAVUZ
28
anlaşılan Alı B i n Abdülkerim H a l i f e ' y i coşturmuş olmalıdır k i o, Peygam berin " A c e m m e m l e k e t i âhir zamanın âhirinde f i t n e y l e dola kâfiristân ola'' dediğini i l e r i sürüyor ve E r d e v i l d i y e adlandırdığı S a f a r i l e r i , islâm:vy e t m dışında telâkkî ederek d i y o r d u ;ki "üşde (işte) ,bir zaman geldi k i m R u m m e m l e k e t i n i n halkının çoğu E r d e v i l olup kâfir o l d u " B u n l a r k u r a n ve mushaf'ları, köpeklerin karnını y a r a r a k o r a y a k o y d u l a r ; köpeklerin boynuna taktılar; a y a k l a r altında parçaladılar; k e n d i l e r i n e uymayanları öldürdüler ve y i n e bunlardır k i " E r d e v ü gelürse h e p uyarız, tâbi, o l u r u z dıdıler, nice fasıd f i k i r l e r e meşgul oldılar" ( 3 2 ) . B u kadar'aşırı h a r e k e t l e n görülen b u i n s a n l a r a karşı neden b u (kadar yumuşak h a r e k e t edildiğini k a b u l edemeyen b u zat, Akülerini " a h kanı g a y r e t i islâm, b u m e l ' u ^ a r Şah, Şah, derler, niçin mü'minler A l l a h , A l l a h ! d i m e z l e r " , ve b u n l a r a kı l ı ç ç a l m a z l a r ? d e d i k t e n sonra Padişah'a h i t a p ederek " e y güzel S u l t a n Sekm, h e m a n gayret-ı .islâm sizde kalmıştır, b u kâfirleri hep kılmak -, ._ r a d a r . Zırâ b u l a r ( b u n l a r ) münikir-i fcelamulkıhdır câhid-i ( °\ dınullahdrr hâdinı-i şer'ullahdır" d e m e k s u r e t i y l e Padisah'ın r
d i n i duygularını coşturmaya ve o n u n d i k k a t i m Şâh i s m a i l ' i n peşine t a kılmış olanların üzerinde t o p l a m a y a çabşıyordu. B u r a d a d i k k a t i çeken en önemli n o k t a , Osmanlı imparatorluğu içindeki fcızılfoaş'ların, Safevî dev letine tabı olacaklarının Ibelirtilmesidir. Anlaşılıyor k i büyük b i r h a l k kütlesi inançları uğruna m e m l e k e t i n , yabancı b i r i d a r e altına g i r m e s i n d e b i r m a h z u r görmemektedir. Gerçekten bütün Râfızîler I r a n tarafını i l t i zam edıytoferdı. Şah i s m a i l de râfızîliği "Osnıanoğullarrm yıkmak icün" oır s i l a h g i b i kullanıyordu ( 3 3 ) . A H B i n Abdülkerim HaMfe'nin r a p o r u n da en enteresan n o k t a l a r d a n b i r i s i d e (kızıl r e n g e karşı
H
(
t
S U L T A N SELİM
29
YAVUZ S U L T A N SELİM
3 4 )
Z î r â
W
r
Z â l İ m
k â f İ r
İ
b î
d İ n
z â h i r
m
0
l
v e
dolayı kızıl r e n k l i elbise ve külahların m e n ' e d i l m e s i i s t e n i y o r d u . Çunku b u renkler A l i B i n Abdülkerim H a l i f e ' y e göre Şeytan'm süslerındendır (35) • Kızılbaşlığı Ibu s u r e t l e y e r e n (bu zat, halkın îmânını sarsanların ba sında Şebkülâh'larm, b u arada b i z i m "namazımuz kılınmıştır" d i y e n ve "müsriklikte yüz kâfirden eşedd" olan Işık'ların d a b i r b i r l e r i n e secde et t i k l e r i n i , şarabı, a f y o n ve esrâr'ı k e n d i l e r i n e - g ı d a " yapmış o l d u k f e r i n i , avnı zamanda cok hâin ve zâlim o l a n b u i n s a n l a r d a n çak çekmılmek lazımc-eldiğini, b u n l a r a a i t olan t e k k e ' l e r i n mescid'e çevrilmesini soyleyor ve kendilerinim de öldürülmesini t a v s i y e e d i y o r d u ( 3 6 ) . Müteassıp v e f a k a t büyük b r y u r t s e v e r olduğu anlaşılan r a p o r s a h i b i , Rodos ve Sakızın alın ması iâzımgeldiğini söyledikten s o n r a son o l a r a k sözlerim, y u r d u n ^azgumnı ve b o z g u n u n u v e E r d e v i l i n i v e zâlimini nice olmalı ise oyle eaın demek s u r e t i y l e b i t i r i y o r d u ( 3 7 ) . _ ......... , Sanıklıkların arttığı t o p l u m l a r d a ma'nevî müesseselerin çoktugu, b u müesseselerin çökmeğe başladığı t o p l u l u k l a r d a ise .sapıklıkların a r t tm her z a m a n görülmüştür. N i t e k i m A l i B i n Abdülkerim H a l i f e m i n r a p o r u n d a n , o t a r i h l e r d e Osmanlı imparatorluğunun m a d d i v e ma'nevî b i r k r i z geçirdiği, perişanlık v e sıkıntı içinde b u l u n a n büyük çoğunluğun, r a h a t b i r h a y a t geçiren ve k e n d i l e r i n i soyan bir azınlığın t u t u m u karşısında, ne yapacağını kestıremedıgı v e b u arada t o p l u m u n h e r türlü i y i vasıflarını k a y b e d e r e k m a nevi b i r çöküntüye düştüğü anlaşılmaktadır. Gerçekten kötü idare, zulüm, ver g i l e r i n a l ı r l ı ğ ı ve adaletsizlik, b i r t a r a f t a n d a kökü dışta b u l u n a n v e y a bancı b i r d e v l e t adına, yapılan mezhep propagandası, o g u n k u i m p a r a t o r l u k camiasında, içinden çıkılması g ü ç b i r h a l m e y d a n a getirmiş b u t a n u y o r d u . B u n u n l a beraber A l i B i n Abdülkerim H a l i f e n i n teassuou v e Pa^ışah'a t a v s i y e ettiği t e d b i r l e r i n şiddeti üzerinde d u r u l a b i l i r , f a k a t aynı zatın v u r t bak.umr.dar. duyduğu endîşelerin vârid olmadığı d a söylene mez Kanaatımıza göre o, Kızılbaşlara v e diğerlerine sadece inançları y ü zünden değil aynı zamanda m e m l e k e t t e k i düzeni, a h e n g i v e b u t u n l u g u ^ ¡ ¡ T d T t a ^ u T ^ ^ ^ kullananların çabuk "helâk" oiacakla nna dâir bazı tefsir ve fetvâ kitaplannda hükümler vardır diyordu. Bak, Ves.ka, 3192 Bu sözlerde biraz mübâleğa olsa gerektir. Çünkü Memlûk hükümdarı Kansu Gavn Yavuz Selim'le çarpışmak üzre kuzeye doğru hareket edip Şam civarına geldiği vakit kendisini dört sünnî mezhebin kadılan karşıladılar. Hükümdar Şafii kadısma beyaz, Mâliki'ye yeşil, Hanefî ve Hanbelî'ye de kırmızı hılatlar geydırmışt i . Bak, Richard Hartmann, s. 138. ,JJlt j . "•>' Kızıl ve san kılık, şeytan'm süsü cümlesindendir. (36) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 ( I I ) . Sünnî ulemânazarmda râfızîhk "dım ve siyasî bir tehlike idi." Bak, Ahmed Refik, s..7. (37) Topkapı Sarayı Arşivi, 3192 (11). ( 3 5 )
û U
ö
30
YAVUZ
S U L T A N SELİM
bozdüMarından dolayı i n f i a l duymaktadır, Günkü A n a d o l u ve R u m e l i ' d e
devletine bağlamak g i b i emelleri de v a r d ,
«r\
™P™rını
ut
Iıan
YAVUZ'UN DOGU A — zarûrî saydı v e b u n u sağlamak üzre de hJ^J^m^t onun, işe başladığı t a r i h t e n i t i b a r e n ^ ^ f
k
c
'
^
™ f "
Osmanlı - Safavi Münasebetleri:
T r a b z o n ' d a v a l i bulunduğu sıralarda b i l e kızılbaşhk t e h l i k e s i n i sezen v e onlarla daha o z a m a n çarpışmaya başbüsbütün köY a v u z ' u ( 3 9 ) , hükümdar o l u r olmaz, A l i B i n A b dülkerim Halîfe v e o n u n g i b i düşünenlerden p e k ç o ğ u hiç şüphesiz I r a n i l e savaşmaya t a h r i k etmişlerdi ( 4 0 ) . Esasen Y a v u z daha t a h t a oturduğu -gün h u z u r u n d a b u l u n a n "ümerâ, vüzerâ" ve askerlere "Malûmunuzdur k i Şeyh Haydaroğlu i s m a i l b i r nâmerd-i rezîl i k e n adını Şah k o d u " ( 4 1 ) . Günden güne kötülüğü a r t a n v e etrafını y a ğ m a eden b u bâtıl mezhepli insanın üzerine y ü r ü m e k i s t i y o r u m . . B u işi yaptığımız za m a n A l l a h b i z i m yardımcımız olacaktır, demek s u r e t i y l e f i k i r l e r i n i açık lamış v e o n l a r d a n k e n d i n i destekler b i r cevap beklemişti. A n c a k üçüncü defa k e n d i s i n e cevap v e r i l m e s i n i i s t e d i k t e n sonradır k i , dokuz akçe u l u f e alan A b d u l l a h adındaki b i r yeniçeri, bulunduğu y e r d e n birkaç adım i l e r i ye gelerek, Y a v u z için g e r e k l i duayı yaptıktan sonra, A l l a h ' t a n s e n i n g i b i b i r Padişah i s t e r d i k . A l l a h 'dileğimizi k a b u l e t t i . O n u n için " f e r m a n hudâvendigârındır, şimdi b u y u r s u n , şimdi g i d e l i m " demişti ( 4 2 ) . Y a v u z , yeniçerinin b u j e s t i n d e n çolk m e m n u n olmuş, Selânük sancağım v e r m e k s u r e t i y l e o n u mükâfatlandırmış, f a k a t şehzade A h m e d , d a h a doğrusu şeh zadeler meselesini halletmeden hiçbir iş yapılanıryacağını düşündüğü için Osmanlı
-
iran
münâsebetleri
l
istiyoruz.
t ^ s. 7.
^
da harcanmış
'
^
^
^
^
çabalar o l a r a k k a b u l e t m e k
? " ' . ^ - « Acem'leri Türk mesubat bilen insanlardandı. Bak, Ahmed Refik,
SİYASETİ
a
y
a
n
(39) S. Tansel s. 264. (40) İkinci Bâyezid oğlu Selim'e tahtı teslim ederken "Kızılbaştan ehl-i islâmm intikamını alıviresin" demişti. Bak, Lütfi Paşa, s. 203. (41) Âli, vrk. 243 a. gah İsmail "düvel-i sâbıkadan devlet-i fârisiye tabiriyle şöhret-zed-i âfâk olan devlet-i kadîmeyi ihyâ sevdasiyle ve ol devlet rica linden ta'dâd olunmak hevâsiyle mesned - nişîn-i dârâ vü cem iddiasını kendüye hasbihâl kılub bâis-i hudûs-i devlet-i Safeviyye oldu". Bak, İbrahim Müteferri ka, Tarih-i seyyah Der Beyân-i Zuhur-i Ağvâniyân ve İnhidam-i Binâ-i Devlet-i gahan-i Safaviyan tercümesi, vrk. 2 b. (42) Âlî, vrk. 234 a. Bu konuşma, şehzadeler meselesi halledildikten ve İran'a hareketten biraz önce yapılmıştır. Bak, Hammer, 4, s. 123.
YAVUZ
32
S U L T A N SELİM
I r a n meselesini g e r i bırakmıştı. B u n u n l a beraber b u süre içinde i k i h ü kümdarı b i r b i r i n d e n uzaklaştıracak bazı y e n i o l a y l a r cereyan e t t i . B u n ların önemlilerinden b i r i s i , şehzade A h m e d ' i n oğlu M u r a d ' m i r a n ' a sığın ması ve Şandan yardım görmesi i d i ( 4 3 ) . Babasını da d i n l e m i y e n ve esa sen kızılbaşhğı k a b u l etmişi olan b u şehzadeyi Padişah, Şah i s m a i l ' d e n i s temiş, f a k a t b u n u n için gönderilmiş o l a n Türk elcisi İran Sarayında öl dürülmüştü ( 4 4 ) . Öte t a r a f t a n Şah i s m a i l , S u l t a n İ k i n c i Bâyezid d e v r i n de başlamış olduğu yıkıcı h a r e k e t l e r i n i . Anadolu da d e v a m e t t i r m e k t e i d i . B u h u s u s t a o n u n bilhassa Karamanoğulları v e onlarla akrabalık kurmuş olan Turgutoğulları i l e (45) g i z l i mektuplaşmaları - o l u y o r d u . N i t e k i m 7 Kebî'ül-evvel 918 (23 Mayıs 1512) de M u s a Durgutoğlu'na yazdığı m e k t u p ç o k d i k k a t e şayandı. Günkü o b u m e k t u b u n d a , değerli adamlarından A h m e d Karamanlu'yı o t a r a f a gönderdiğini, ona tâbi' olunmasını v e b i r l i k t e h a r e k e t edilmesini i s t i y o r d u ( 4 6 ) . Y a v u z ' u n t a h t a çıkışından (47) b i r ay kadar s o n r a yazılan b u m e k t u p , Şah i s m a i l ' i n Osmanlı d e v l e t i n i parçalamak y o l u n d a k i çabalarında hâlâ İsrar ettiğini gösteriyordu. B u n Dîvân'aa b i r d a n başka Şah i s m a i l , Y a v u z ' u t a h t a çıkışından dolayı munakase. t e b r i k etmek lüzumunu, b i l e duymamıştı.' işte b u t a r z d a k i hareketler, zaten I r a n üzerine yürümeyi düşünen Y a v u z ' u büsbütün t a h r i k etmişti. B u n d a n .dolayı o, şehzadeleri o r t a d a n kaldırır kaldırmaz I r a n işini ele aldı. B u n u n l a beraber I r a n üzerine yürümenin lüzumunu, sa dece k e n d i s i n i n değil, devlet erkânının v e a s k e r l e r i n de benimsemesini i s t i y o r d u . Çünkü açılacak s e f e r i n birtakım h u s u s i y e t l e r i , hattâ t e h l i k e l e r i vardı, ö n c e u z u n ıbir yolculuğa k a t l a n m a k g e r e k i y o r d u , i k i n c i s i , Şah İs m a i l ' e karşı açılacak s e f e r i n m e ş r u l u ğ u n u n m u t l a k a o r t a y a konması ve b u n u n gerekliler tarafından itirazsız..kabul edilmesi lâzımdı. H a l b u k i b u çok önemli noktayı h a l l e t m e k o k a d a r k o l a y görünmüyordu. Çünkü, mez hepleri ayrı o l m a k l a beraber müslüman b i r .kütleyi başka b i r müslüman kütlenin üzerine s e v k etmek bahis k o n u s u i d i . Kaldı k i döğüşecek olanla;
(43) Bu şehzadenin İran'a hangi tarihte sığındığı kesin olarak belli değildir. Bazılarına göre şehzade Ahmed'in öldürülmesinden sonra oraya kaçmış ve dört yıl yaşadıktan sonra bir gün yatağında ölü olarak bulunmuştur. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 103 b. Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 119. Onun, babası tarafından İran'a gönderildiğini söyliyenler var ise de bu, doğru olmasa gerektir. Çünkü onun, babasını İran'a sığınmaya kışkırttığı, babasının bunu reddettiği, zaten bu şehzâdenin, babasını da dinlemediği bilinmektedir. Bak, Ç. Uluçay s. 128 -131. (44) (45) (46) (47)
Hammer, 4, s. 130. S. Tansel, s. 120. Topkapı Sarayı Arşivi, 5460 (13). Yavuz'un tahta çıkışı 24 Nisan 1512 dedir.
YAVUZ
S U L T A N SELİM
33
r m büyük b i r çoğunluğunu aynı ırka mensup olanlar teşkil edecek i d i . B u n l a r arasında b i r b i r l e r i y l e akraba, o l a n l a r b i l e vardı. B u n d a n başka Safavî .halîfeleri tarafından kandırılmış o m anadolu kızılbaşlarının d u r u m u cidden k r i t i k görünüyordu. B i r çarpışma v u k u u n d a beklenilmeyen b i r h a l i n meydana gelmesi y a ' n i I r a n lehine b i r h a r e k e t i n doğması imkânsız b i r şey değildi. A y r ı c a Osmanlı d e v l e t i n i n i s t i n a d ettiği askerî k u v v e t i n ba ğında gelen yeniçeriler de b i r p r o b l e m o l a b i l i r l e r d i . Çünkü bunların, T ü r k lüğü b e n i m s e d i k l e r i n d e n şüphe edilmemekle beraber ( 4 8 ) , Hacı Bektaş-ı V e i i ' y i pîr o l a r a k k a b u l e t t i k l e r i b i l i n m e k t e d i r . Gerçi "bektaşiliğin kızıtbaşliikla hiçbir alâkası y o k t u " ( 4 9 ) . • F a k a t bektaşilerin ve netice i t i b a r i y le yeniçerilerin H a z r e t - i A l i ' y e karşı duydukları kayıdsız, şartsız ve son suz bağlılık, onların, zayıf b i r i h t i m a l l e de olsa, ikızılbaşlara karşı h a r e k e t e geçmelerini güçleştirebilirdi. B u i t i b a r l a , sefere çıkmadan önce bazı önemli k a r a r l a r a l m a k lüzumunu d u y a n Padişah büyük b i r divânın toplanmasını e m r e t t i . E d i r n e ' d e t o p l a n a n ve d e v l e t •erkâniyle b i r l i k t e (50) b ü y ü k ule mânın d a bulunduğu b u toplantıda Padişah f i k i r l e r i n i kısaca ve şu s u r e t le o r t a y a k o y m u ş t u : Hıristiyanlar şu anda baş," kaldıracak d u r u m d a değillerdir ( 5 1 ) . F a k a t doğudaki d u r u m endişe v e r i c i d i r . Çünkü ,Şâh İsmail İran'a hâkim ol d u k t a n sonra, kısa zamanda Gence, Şirvan, Geylân, Mâzenderân, Talberistân, Cürcan, Kürdistân v e Gürcistan'ı ele geçirerek buralarda, " o n d ö r t ne f e r ş.ehriyar"ı öldürmüş, bunların k u v v e t l e r i n i dağıtmış, hazînelerini y a ğ m a etmiş v e Özbek Han'ı Şeybek'i öldürdükten s o n r a kafatası ile şarap içmiştir. B u n d a n başka cemâat ile namaz kılmayı men'eden b u zât, c a m i ' ler.de m i n b e r l e r i yıktırmış, e h l - i sünnetten o l a n ulemâyı da öldürmüştür ( 5 2 ) . Tarafdarları o n u n uğrunda h e r ş e y i y a p a b i l m e k t e , h a t t a " e h l ü iyâi ve mâl ü menâllerini" feda e t m e k t e , kız v e kızlkardeşlerini ona peşkeş ç e kebilmektedirler (53). Ayrıca k u v v e t i d u r m a d a n a r t a n b u teşekkülün Osmanlı toprakları için b i r t e h l i k e t e r j k i l ettiği de aşikârdır ( 5 4 ) . İşte b u 1
(48) Ahmed Refik, s. 7. (49) Aynı eser, s. 6. (50) Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 72. Bu toplantıya, Hersek-Zâde Ahmed Paşa hasta olmasına rağmen getirtilmişti. Bak, Şükrî, vrk. I I a. (51) Sâ'düddin, 2, s. 241. (52) Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s .72, 73. (53) Sâ'düddin, 2, s. 242. (54) Daha Sultan İkinci Bâyezid zamanında vukubulan Şahkulu ayaklanma sında basta bulunan zat "Bana erenlerden işaret olmuştur. Ben sahip zuhûr olan 3
YAVUZ
34
S U L T A N SELİM
YAVUZ
sebeplerden dolayı onlarla savaşmak "aJklen ve ş e r ' a n " lâzımdır (55) de d i k t e n ve Osmanlı k u d r e t i n i n bunları ezmeye y e t e r olduğunu sözlerine ekledikten sonra Padişah, mecliste hazır olan ulemâdan, Şâh İsmail i l e t a rafdarlarının küfrüne ve kanının helâl olduğuna d a i r fetvâ i s t e d i . A n c a k , toplantıda b u l u n a n devlet erkânı i l e ulemânın, Padişath'm b u hitâibından s o m a müşkül d u r u m a düştükleri anlaşılmaiktadır. Çünkü o r t a y a atılan Kızıibaşhk aleymeselenin tartışılması lâzımgelen birçok yönleri vardı, hmde verilmiş , iozıifeaşlar hakkında verilecek olan f e t H e ı
olan
muthis va
'
§
lT
e
..
y
i
d
...
e
n
ö
n
c
e
. . . . .
„
'y taşıyordu. Kanlı b i r olaya meşruiyyeıt verecek olan [bu fetvayı kaleme a l m a k ve b u satırların altına i m z a k o y m a k cidden zordu. Eaynaklarımızm, b u toplantıda b u l u n a n b i l g i n l e r i n g e r e k l i fetvâ'yı v e r d i k l e r i n i yazmalarına rağmen (56) v e hattâ Y a v u z Seîim'in, Şâh İsmail'e gönderdiği m e k t u p t a , bütün ulemâ s e n i n ve taraftarlarının "fcüfr ve irtidâdına" ve n e t i c e i t i b a r i y l e öldürülmenizin vacip olduğuna dâir fetvâ v e r d i l e r (57) demesine r a ğ m e n b u işin o r a d a kolayca halledildiğine ve Türk b i l g i n l e r i n d e n yazılı b i r fetvâ alındığına inanamıyoruz. Kanaatımıza g ö r e Padişah, b i l g i n l e r d e n bazıları i l e g ö r ü ş müş ve onların sadece b u h u s u s t a k i f i k i r l e r i n i öğrenmiştir. F a k a t bütün ulemâ'nm aynı f i k i r etrafında birleştikleri, ön s a f t a b u l u n a n Türk u l e mâ'sının bilhassa fetvâ hususu i l e i l g i l i makamı işgal e t m e k t e o l a n A l i Cemâli E f e n d i n i n (58) b u f i k r e katıldıkları çok şüphelidir. İhtimal b u n d a n dolayıdır k i , kızıibaşhk meselesini g i d e r m e k için b i r f e t v â ' y a ihtiyaç d u y a n Padişah, b u n u sadece H a m z a adındaki b i r z a t t a n alabilmiştir (59)'. Böyle b i r fetvâ'nın verilmesine b i r t a h d i d a n i y o k s a p a r a mı v e y a P l a m za'nın taassubu m u sebep olmuştur? B u , k e s t i r ilemez. F a k a t g e r ç e k olan şudur k i b u fetvâ müthiş b i r şeydir v e A n a d o l u kızılbaşlarının öldürülme s i n i kolaylaştırmış olan şimdilik t e k vesikadır ( 6 0 ) . H a m z a b u f e t v â s m fetvâ.
l b : U
u k
i b ı r
o
n
e
m
Şâh İsmail'in halifesiyim. Min ba'd devlet ve saltanat bizimdir" demişti. Bak A. Refik, s. 7, 8. Ayrıca bak, S. Tansel, s. 248-257. (55) Sa'düddin, 2, s. 242. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 72, 73 şa'ban şifâî, vrk. 203 b. (56) Sa'düddin, 2, s. 242. Şükri, vrk. i l a , b. (57) 4316 numaralı kitap vrk. 411a. Bu mektup bazı farklarla Süleymaniye kitaphğmdaki 3879 numaralı mecmuada da vardır. (58) Zenbilli A l i Cemâli Efendi bu tarihlerde Müftidir. (59) Hamza isimli zatın kim olduğu açıkça anlaşılmamaktadır. Fetvalardan birisinin altında Hamza'mn Sarugürz lâkabıyle şöhretli olduğu işareti vardır. Hal buki Yavuz devrinde Kadıaskerlik yapmış olan ve Sarugürz lâkabıyle anılan zatın adı Nureddin'dir. Yalnız Bursalı Tahir Beyin Osmanlı müelliflerinin ulema kısmın da Sarugürz'e Nureddin Hamza adının da verildiği görülmektedir. (60) Topkapı Sarayı Arşivinde 12077, 6401 ve 5960 numaralarda kayıtlı ve fa kat üçünün de altında Hamza imzası bulunan üç fetvâ vardır. Bunlar meâl itibariyle
SULTAN
SELİM
35
da "Erdebiloğlu İsmail" i n y a n i Şâh İsmail'in r e i s l e r i bulunduğu kızılbaşların, P e y g a m b e r i n şeriatı, sünneti, İslâm d i n i ve k u r ' a n i l e alay e t t i k l e r i n i , Allah'ın h a r a m kıldığı şeylere helâl d e d i k l e r i n i , şeriat kitaplarını t a h k i r ederek ateşte yaktıklarını, sünni ulemâyı öldürdüklerimi, m e s c i d l e r i yıktıklarını, E b u b e k i r ve Ömer'e sövdüklerini, bunların h i l a f e t l e r i n i inkâr e t t i k l e r i n i , Peygamberin: eşi  i ş e ' y e i f t i r a ederek sövdüklerini, Şâh. Ismail'ıe, A l l a h y e r i n e koydukları için, secde e t t i k l e r i n i ve d a h a b u n l a r a benzer birçok kötülükler yaptıklarını söylemek s u r e t i y l e sünnîlerin en hassas noktalarına d o k u n u y o r , onları t a h r i k e d i y o r d u ( 6 1 ) . Suçları b u birbirinin hemen hemen aynıdırlar. Yalnız 6401 numaralı olan ile 5960 numaralı olan da ufak tefek değişiklikler görülmektedir k i bunlar, orijinal nüsha olarak kabul edilebilecek mahiyette olan 12077 numaralı fetvanın tashih edilmiş noktaları ola rak mütalâa olunabilir. Bundan başka 6401 numaralı olanının altında ayrıca "ve'l mütfi ez'af ul-ibâd Hamze'l-fakir eş-şehîr bi Sarugürz (bir i k i kelime okunamadı) Hüseyin (bir kelime okunamadı) ile'l-ân (bir kelime okunamadı) al melâ'în bi Yahya Paşa rahimehu'llahü teâlâ" kaydı bulunmaktadır. (61) Kızılbaşlar hakkında Hamza'mn verdiği fetvâmn metni aşağıdadır: "Hüve-l-muîn. Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Râhîm. El-hamdü li'llâhi nâsır-i evliyâihi ve kahir-i â'dâih ve's-salât-i alâ seyyidinâ enbiyâihi Muhammedin ve âlihi ve eshâbih. Müslimanlar. Bilün ve âgâh olun, şol tâyife-i kızılbaş k i reisleri Erdebiloğlu İsmail'dir, Peygamberimizin, aleyhi's-salâtü ve's-selâm, şeriatını ve sünnetini ve dîn-i İslâm ve ilm-i dîni ve Kur'ân-ı mübîni istihfaf ittikleri ve dahî Allahü teâlâ haram kılduğı günahlara helâldir dedikleri ve istihfafları ve Kur'ân-ı azîm ve Mushafları ve kütüb-i şeriatı tahkir idüb od'a yaktıkları ve dahî ulemâya ve sulehâya ihânet idüb kırup mescidleri yıktıkları ve dahi reisleri laîni ;ma-bûd yerine koyup secde ettikleri ve dahî Hazret-i Ebî Bekr'e, radiy-allahü teâlâ anh, ve Hazret-i Ömer'e, radiy-allahü teâlâ anh, sövüp hilâfetlerine inkâr ettikleri ve dahî pey gamberimizin hatunı hazret-i Âişe anamıza, radiy-allahü teâlâ anha, iftira idüp sövdükleri ve dahi peygamberimizin, aleyhi's-salât-ü ve's-selâm, şer'ini ve dîn-i islâmı götürmek kasdm ittikleri bu zikrolunan ve dahi bunlarun emsali şer'a mu halif kavilleri ve fi'illeri bu fakîr katında ve bakî ulemâ'-i dîn-i islâm katlarında tevatürle ma'lûm ve zahir olduğu sebepten biz dahi şeriatın hükmü ve kitaplarımı zın nakli ile fetvâ virdük k i ol zikrolunan tâyife kâfirlerdür, ve mülhidlerdür. Ve dahî her kimse k i anlara meyledüb ol bâtıl dinlerine râzı ve muâvin olalar, anlar dahi kâfirlerdir ve mülhidlerdir. Bunları kırup, cemaatların dağıtmak cemi' müslü¬ manlara vâcib ve farzdır. Müslümanlardan ölenler saîd ve şehîd, Cennet-i a'lâdadır ve anlardan ölenler hor ve hakir, Cehennem'in dibindedür. Bunların hâli kâfirler hâlinden eşedd ve ekbahdır. Zîrâ bunların boğazladıkları ve dahî saydlan, gerekse toğan'la ve gerekse ok'la ve gerekse kelb ile olsun, murdardır. Ve dahî nikâhları ge rekse kendülerden ve gerekse gayrîlerden alsunlar bâtıldur. Ve dahî bunlar kim seden mîras yemek yoktur. Ve bir nahiye ehli k i bunlardan ola, Sultân-i İslâm, eazz-Allahü ensârehu içün vardır k i bunlarun ricallerin katledüb, mallarını ve n i sâlarmı ve evladlarım guzât-ı İslâm arasında kısmet ide ve bunlarun ba'delahz tevbelerine ve nedâmetlerine iltifat ve i'tibar olunmayub katloluna. Ve dahî bir kimse k i bu vilâyette olup anlardan idüği biline veyahut anlara giderken tutula, katloluna.
YAVUZ
38
YAVUZ
S U L T A N SELİM
suretle o r t a y a 'koyan f e t v a s a h i b i , b u suçların " k e n d i katında ve bâkî ulemâ-i İslâm .katında tevatürle m a ' l û m " olduğunu söyleyerek ve k i t a p l a r a dayanarak hükümlerini f-ju s u r e t l e sıralıyordu' Kızılbaşlar, kâfirdir, .müihiddir. Onların tarafını t u t a n l a r da böyledir. Bunları öldürmek, t o p luluklarını dağıtmak bütün müslümanlar için vacip, hattâ farzdır. B u n l a r l a yapılacak çarpışmada ölenler şehiddir ve Cennete gideceklerdir. K a r şı t a r a f t a n ölenler ise C e h e n n e m l i k t i r . Kâfirlerden çok d a h h a f e n a olan. kızılbaşların k e s t i k l e r i ve avladıkları h a y v a n l a r p i s t i r . İster başkaların dan, isterse k e n d i aralarından olsun aldıkları kadınlar için kıydıkları n i k a h l a r "bâtıldır". Kızılbaş olan b i r bölgenin e r k e k l e r i n i İslâm S u l t a m öl dürme!, u a r ı n mallarım, kadınlarım v e çocuklarını imüslüman gazilere t a k a m e t m e l i d i r . Yakalandıktan sonra bunların t e v b e l e r i k a b u l edilme m e l i ve k e n d i l e r i öldürülmelidir. b u l
B u k a d a r şiddetli hükümlerin altına imzasını k o y m a k t a n çekinmeyen Hamza'nın fetvasında bilhassa son cümleler çok d i k k a t e değer m a h i y e t t e d i r . Çünkü b u kısımda o, "bil-cümle b u tâyife h e m kâfirler ve mülhidl e r d i r ve h e m e h l i fesadıdır. İki c i h e t t e n k a t i l l e r i v a c i p t i r " , demektedir. B u s u r e t l e sona eren fetvânm b u son cümlesindeki! e h l i fesaddan k a s t e d i len mâna pek sarih değildir. G a l i b i h t i m a l l e , T ü r k t o p r a k l a n üzerinde y a şayıp d a İran'a tâbi' olmak isteyenler v e i s y a n edenler b u d e y i m l e i z a h o l u n m a k istenmiştir. B u sebeptendir İki bunların i k i c i h e t t e n , y a n i hem. d i n i cihetten, h e m de m e m l e k e t l e r i n e i h a n e t e t t i k l e r i n d e n dolayı k a t i l l e r i lüzumlu görülmüştür. B u f e t v a d a , sünnîlerin h a r e k e t e geçebilmesi için g e r e k l i olan her şey düşünülmüştür. Haraza, bilhassa insanların en çok zaafa düştükleri n o k t a l a r üzerinde d u r m a k t a b ü y ü k b i r m a h a r e t göster miş, y a n i onlara dünyada m a l v e kadını a h i r e t t e de şehitlik m e r t e b e s i n i mükâfat olarak vermiştir. İhtimal b u v a i d l e r i n sonundadır k i birçok i n s a n kolayca öldünülebilmiş ve y i n e o n b i n l e r c e ansan d o ğ u y a doğru b ü y ü k b i r coşkunlukla akıp gitmiştir. A n c a k , b i r a z önce y a n i 1 5 1 1 d e Şahıkulu'nun idaresinde kızılbaşların çıkardıkları i s y a n v e b u yüzden A n a d o l u ' n u n b i r parçasının uğradığı büyük felâket (62) gözönüne getirildiği t a k d i r d e , kızılbaşlara karşı d u y u l a n düşmanca d u y g u n u n sadece .dinî inançlardan i l e r i y e gelmediğini ve b u işte b i r i n t i k a m f i k r i n i n de r o l oynadığım kabul. Ve bilcümle bu tâyife hem kâfirler ve mülhidlerdir ve hem ehl-i fesâddır. İki cihet ten katilleri vaciptir. Allahümmensur men nasar ed-din, vahzül men hazel el-müslimin. Âmin, ya Kahir, ya Nâsır, ya Muin. Ketebehu efkar ül-ibad, Hamza". Osmanlı İmparatorluğu tarihinde rafızîlerden bazı şahısların öldürülmesi hakkında verilmiş fetvalar da vardır. Bak, Abdülbâkî Gölpmarh, Melâmilik ve Melâmiler, s 72 İstan bul, 1931. (62) Bak, S. Tansel, s. 249-251. (62) Bak, S. Tansel, s. 249-251.
S U L T A N SELİM
37
e t m e k icabeder. Çünkü Hamza'nın fetvâsmdaki hükümler, Şabkulu'num, daha önce Sünnîler için düşündüğü hükümlerin h e m e n h e m e n aynıdır (63) Şu halde İslâm'ın b u i k i g u r u b u , b i r b i r l e r i n e saldırırken, aynı n o k t a l a r d a n h a r e k e t ediyor, y a n i b i r i n i n h a r a m dediğini öteki helâl k a b u l ederek b i r b i r l e r i n i n malına, canına v e kadınlarına tecavüzü m u b a h sayı yorlardı. F e t v a d a e n çok yadırganacak o l a n t a r a f , :kızılbaşların yalnız f e t vâyı v e r e n Hamza'nın katında değil, aynı zamanda "ulemâ-i islâm katın d a " da suçlu olduklarının söylenmeğidir ( 6 4 ) . H a l b u k i b u f e t v â n m altın d a sadece Hamza'nın imzası vardır. B u f e t v a , ulemânın b u işe k a r a r v e r mesinden sonra mı yazıldı, y o k s a f e t v â v e r i l d i k t e n s o n r a om ulemânın t a s v i b i alındı v e y a böyle b i r ş e y e lüzum görühneyerek yalnız Hamza'nın Pâdişâh s o n söverdiği ile m i yetinilıdi, b u b e l l i değildir. F a k a t işin b i l i zü söyieyor. tarafı şudur k i Padişah'm, b u k a d a r önemli b i r me selede acele k a r a r a g i d i l m e y e r e k e s k i .kanun v e kaidelere baş vurulmasını v e işi aralarında müşavere e t m e k üzre k e n d i l e r i n e müsaade olunmasını i s t e y e n v e z i r l e r e , kanunların Allah'ın yapısı olmadığını söyleyerek r e d ce vabı v e r m e s i ( 6 5 ) v e h e m e n O t l u k b e l i seferi için yapılanların i k i 'katının yapılmasını e m r e t m e s i d i r ( 6 6 ) . Esasen "memâlik-i m a h r u s e hükfcâmma" hükümler gönderilmesini ve b a h a r d a o r d u n u n Yenişehir sahrasında t o p lanmasını .emreden Padişah'ın b u k e s i n -hareketi karşısında artık b i r d i r e n m e n i n mümkün ©lamıyacağını b u mecliste bulunanların h e p s i k a b u l e t m e k zorunda kaldılar ve "Hatırı Şâh'ın tecelli camıdır - h e r ne lâyıh o l sa H a k ilhâmıdır" diyerek sefere k a r a r v e r d i l e r ( 6 7 ) . Kızıiba !ar h a k Kızılbaşlar hakkında v e r i l e n f e t v a d a n s o n r a h e r h a l k m d a ük i c r a a t , çjg kendisini ç o k k u v v e t l i hisseden Y a v u z S e l i m , önemli saydığı b i r .meseleye el k o y m a k t a g e c i k m e d i . B u mesele, i m p a r a t o r l u k içinde, Şâh İsmail lehine kazanılmış olanların zararsız h a l e g e t i r i l m e s i i d i . B u sebepten dolayı Yavuz, n o r m a l z a m a n l a r d a b i l e b ü y ü k b i r t e h l i k e o l duklarını b e l l i etmiş olan b u insanların ( 6 8 ) , b i r O s m a n l ı - I r a n silahlı çatışmasının başlaması h a l i n d e d a h a d a t e h l i k e l i olabileceklerini hesaba kattı v e bazı k a r a r l a r a vardı. Esasen verilmiş olan fetvâda fou g i b i l e r için hükümler vardı v e b u n l a r ç o k şiddetli i d i ( 6 9 ) . İşte Y a v u z , y u r d için n
e
n
S
(63) S. Tansel, s. 250. (64) Topkapı Sarayı Arşivi, 12077 (14). (65) Şükrî, vrk. 11 a. (66) Lütfî Paşa, s. 208. Şükrî, vrk. 12 a. (67) Sa'düddin, 2, s. 243. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 73. (68) S. Tansel, s. 248-257. (69) Bu fetvaya göre Padişah bu gibileri öldürebilir, mallarım kadın ve çocuk larını gaziler arasında taksim edebilirdi. Bak, Topkapı Sarayı Arşivi, 12077 (14).
YAVUZ
38
SULTAN
YAVUZ
SELİM
t e h l i k e l i gördüğü h u insanların b i r kısmı hakkında, çok şiddetli d a v r a m l ması lüzumunu duyduğu için, E d i r n e ' d e savaşa k a r a r v e r e n m e c l i s i n t o p lanmasından b e l k i d a h a önce, b e y l e r b e y l e r i l e sancak b e k l e r i n e hükümler göndererek, k e n d i vilâyetlerinde olan kızılbaşların gizlice t e s b i t i n i e m retmişti. Yapılan kabataslak b i r araştırma s o n u n d a a y a k l a n m a i h t i m a l i olanların (70) sayısının 40 000 kişi olduğu anlaşıldı ( 7 1 ) . Padişah, bazı k a y n a k l a r a göre bunların h e p s i n i , b i r a z ö n c e b a h i s k o n u s u yaptığımız f e t v a y a d a y a n a r a k öldürttü ( 7 2 ) . Bazı k a y n a k l a r a göre de bunların b i r kısmı öldürüldü b i r kısmı hapsedildi ( 7 3 ) . İşte I r a n sarayında cok s i n i r l i b i r hava yaratmış olduğu anlamlan b u o l a y d a n s o n r a Osmanlı - I r a n savaşı kaçınılmaz b i r h a l almış ve 1513'te Şah İsmail'e a i t k u v v e t l e r , görünüşte şehzade M u r a d ' m saltanat hakkını s a v u n m a k (74) ve f a k a t gerçekte öldürülen «ıezhebdaşlarının intikamım a l m a k üzere h a r e k e t e g e ç e r e k Osmanlı sınır şehirlerinin b i r kısmım t a h r i b ve (bir kısmını da z a p t e t m e lerdi (75). Yavuzun
ES
Savaş için g e r e k l i
Edir-
r^etT
hazırlıkları b i t i r e n
Padişah 20
Sümi (76) E d i r n e ' d e n istanbul'a h a r e k e t e t t i v e o n gün s o n r a E y y ü p S u l t a n yakınındaki Fılçayırında ordugâhını k u r d u ( 7 7 ) . Padişah'ın i s t a n b u l ' d a kaldığı süre içinde o r d u A n a d o l u yakasına geçmiş, R u m e l i B e y l e r b e y i H a s a n Paşa i d a r e s i n d e k i k u v v e t l e r de, i z d i h a m a m a n i o l u n m a k üzere (78) Gelibolu'dan M
a
r
t
1
5
1
4
P
a
z
a
r
t
e
s
i
(70) İ. H. Uzunçarşılı, 2, s. 246. (71) Âlî, vrk. 234 a. Sa'düddin, 2, s. 245. Müneccimbaşı, vrk. 92 b. (72) Âlî, vrk. 234 a. Müneccimbaşı, vrk. 92 b. (73) Padişah, "diyâr-i Rûm'da ârâm iden kızılbaş meredesin teftiş için hükkam-ı memâlike ahkâm-i şerife gönderüb yedi yaşından yukarıya varınca ol" gürüh-i mekruhtan idüği sabit olan eşkıyanın esâmileri defter olunup fırak-i dâllenin kimi maktul ve kimi mahbus olmuştu. Bak, Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Seüm Han s 74. Sa'düddin, 2, s. 245. Hammer, 4, s. 121. Zinkeisen, 2, s. 569. İ H Uzuncarsıh 2, s. 246. '' (74) Hammer, 4, s. 123. (75) Zinkeisen, 2, s. 569. (76) "23 Muharrem 920 düşenbih günü". Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9 vrk 45 b. Keşfi, vrk. 33 b. Feridun Bey Münşeatı, 2, s. 458. Fakat bir kısım kaynaklar bu tarihi 22 Muharrem olarak gösteriyorlar. Bak, Lütfî Paşa, s. 208. Âlî, v r k 234 a Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 73. Hammer, 4, s. 123. Bu bir günlük fark belki de Padişah'm 22 Muharrem'de Edirne sarayından çadıra çıkmış olmasın dan ileriye geliyor. (77) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 45 b. Âlî, vrk. 234 a. Müneccimbaşı. vrk. 92 b. Hammer, 4, s. 123. Pâdişâh, safer aymın üçünde yani 30 martta Eyyübe gel di. Bak, Feridun Bey, 2, s. 458. (78) Âlî, vrk. 234 a.
SULTAN
39
SELİM
karşı sahile geçme e m r i n i almışlardı ( 7 9 ) . Y i n e b u süre içinde babasının, dedesinin mezarlarıyle Eyüp S u l t a m birkaç defa z i y a r e t eden ve b u arada istanbul'da topoğlu Şehzade Süleyman'ı, E d i r n e ' d e k e n d i y e r i n e bırakan i a n a n bir meclisp d i ş a h (80) b i r t a r a f t a n da I s t a n b u r d a y e n i d e n büyük durum yenib i r m e e i s topladı. B u r a y a " e h b i sünnet v e cemâat ara¬ d e n görüşülüyor. alem-i . i k v â i l e " tanınmış " m e vâlî" davet olunmuş ve bunların, Şâh i s m a i l ve ona t a r a f t a r olanlar h a k kındaki mütalaaları b i r d e f a datoa sorulmuştu. Meclise katılmış o l a n u l e mâ, Şâh i s m a i l ' e intisâb edenlere, gittiği y o l a gidenlere, o n u n l a b i r l i k t e h a r e k e t edenlere, hattâ ona yardım edenlere karşı savaşmanın, kâfirlere karşı savaş y a p m a k t a n daha lüzumlu olduğunu, b u g i b i l e r i n rastlandık ları yerlerde öldürülmelerini, Dünyanın b u n l a r d a n temizlenmesi gerektiği n i , âyet v e hadislere d a y a n a r a k savunmuşlardı ( 8 1 ) . Pâdişah'm i z i s t a n b u l ' d a kaç g ü n kaldığı k e s i n o l a r a k b i l i n m e y e n m i f t e n Şah İsPadişah (82) g e r e k l i hazırlıkları yaptıktan s o n r a Üsküm a i l ' e gönder- far>^ l0'eçti ve i k i gün o r a d a kaldı ( 8 3 ) . "Üçüncü gün h a r e diği m e k t u p v e pe, Tekirçayır'ı ( T e k f u r ç a y ı r ı ) , Gebze, e ek ^"lerley". " H e r e k e v e Çınarlı konaklarım sıra i l e geçerek i z m i t ' e geldi ( 8 4 ) . Şâh İsmail'in h a l i f e l e r i n d e n ve casuslarından i k e n y a k a l a n a r a k hapse atılmış o l a n Kılıç adındaki zatı Padişah ( 8 5 ) ,
,
t e
ı
a
lk
tet
8
J;
f
e
t
v
â
i l f e
v
e
a
l
e
m
t a
M a l t e
1
(79) Müneccimbaşı, vrk. 92b. (80) Âlî, vrk. 234 a. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 74. Padişah, oğlu Süleyman'ı, Edirne'den hareket etmeden önce oraya getirtmişti. Bak, I . H . Uzun çargılı, 2, s. 248. (81) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 46 a. Şükri, vrk. 12 a. (82) Lütfi Paşa'ya göre Padişah İstanbul'da "22 gün kalmıştır. Bak, Lütfi Pa şa s 208. Feridun Bey Münşeatında ayrı ayrı sayfalarda Padişah'm, 23 ve 24 sa firde Üsküdar'a geçtiği vazıhdır. Bak, Feridun Bey, 2, s. 397 ve 458. Sa'düddin ve Müneccimbaşı Üsküdar'a geçiş tarihini 24 safer, Âlî ile Abdullah Bin Rıdvan 27 sa fer olarak gösteriyorlar. Bak, Sa'düddin, 2, s. 245. Müneccimbaşı, vrk. 92 b. Ah, vrk. 234 a. Abdullah Bin Rıdvan, vrk. 12 a. Kemal Paşa-Zâde ise Padişah'm 20 saferde Üsküdar'a geçtiğini ve orada i k i gün kaldıktan sonra hareket ettiğini yazıyor k i 23 safere rastlayan (bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 47 a) bu tarihin doğru olması lâzım gelir. Çünkü Üsküdar'dan İzmit'e kadar 6 konaklık bir mesafe yurunmüştür. İzmit'ten Şâh İsmail'e yazılan mektubun tarihi 920 safer tarihini taşımak tadır. Öteki kaynakların verdiği tarih kabul edildiği takdirde Padişah'm Uskudarda hiç eğlenmemesi lâzım gelir k i ancak İzmit'ten safer ayı içinde bir mektubu Şâh İsmail'e göndermesi mümkün olsun. (83) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk, 47 a. (84) Şükri, vrk. 12 a. (85) Feridûn Bey, 1, s. 459. İ. H. Uzunçarşılı, 2, s. 248.
40
YAVUZ
S U L T A N SELİM
İzmit'e g e l i n d i k t e n .sonra, " v a r gördüğün söyle ve ma'lûm olan muradı b e y a n e y l e " d i y e r e k Şalı İsmail'e gönderdi (86).. Kılıç aynızamanda P a dişah'm h e m t e h d i t , h e m de n a s i h a t dolu b i r m e k t u b u n u Safavî hüküm darına götürüyordu. B u m e k t u p t a kısaca d e n i l i y o r d u k i : (87) ' B i l e s i n ve âgâh olasın k i " ilâhî hükümlerden yüz çevirenlerin, d i n i ve şeriatı yıkmaya çalışanların b u h a r e k e t l e r i n e , bütün müslümanların ve b u arada a d a l e t - s e v e r hükümdarların, k u d r e t l e r i nislbetinde, mânı' olmaları farzdır. B u n u söylemekten maksadımız ş u d u r : T e k k e köşesin den hâkimiyyete yükselen sen, b u yolda yürüdün, müslümanların m e m leketlerine saldırdın, ?|effcat ye utanmağı b i r t a r a f a a t a r a k zulüm, kapı larını açtın, günahsız müslümanları i n c i t t i n , f i t n e v e fesâdı k e n d i n için esas k a b u l e t t i n v e "umûr-ı Pâdişâlhî v e ahkâm-ı Şehinşâhîyi m u k t e z a - y i hevâ^yi nefs ve rağbet-i t a b i i y y e y e u y d u r u p kuyûd-ı şeriatı h a k k " e t t i n . "Ibâhe-i m u h a r r e m ' e ve irâkat-i dimâ-i m ü k e r r e m e " ( 8 8 ) ve m e s c i t l e r i yık ma, türbeleri, mezarları y a k m a , ulemâ i l e p e y g a m b e r neslinden gelmiş olan seyyidler-e ihânet v e " i l k a - , i mesâhif-i kerîme d e r k a z u r a t v e sebb-1 şeyhayn-i kerîmeyn" g i b i işler senin kötü h a l l e r i n d e n b i r kaçıdır. D i l l e r d e dolaşmakta- .olan b u n l a r v e b u n l a r a benzer h a r e k e t l e r i n d e n dolay» d i n adamları kesin delillere d a y a n a r a k senin k ü f ü r v e irtidâdına, senin ve sana tâbi' olanların öldürülmelerinin vâcib olduğuna; mallarınızın, rızkla rınızın yağma, kadın v e çocuklarınızın esîr edilmesinin- mubah olduğuna i t t i f a k l a k a r a r vermişlerdir. B u d u r u m karşısında b e n , Allah'ın e m i r l e r i n i y e r i n e g e t i r m e k , zulüm görenlere yardım e t m e k ve "merâsim-i nâmûs-i Padişahî için" i p e k l i e l b i s e l e r i m i çıkardım, zırh g i y d i m , kılıç kuşandım, a t ' a b i n d i m ve s a f e r ajanın başında A n a d o l u yakasına geçtim. Maksadım, Allah'ın inâyetiyle senin padişahlığını y o k e t m e k v e b u s u r e t l e de âciz ler üzerinden zulmünü ve fesadım kaldırmaktır. A n c a k , kılıçtan önce sana, "sünnet-i senıiyye icabı" islâmiyeti t e k l i f e d e r i m . E ğ e r yaptıklarına piş m a n olup can ve gönülden " i s t i ğ f a r " eder v e aldığın k a l e l e r i g e r i v e r i r s e n , tarafımızdan d o s t l u k t a n başka b i r ş e y görmezsin. F a k a t kötü h a l l e r i n e devam ettiğin t a k d i r d e " z u l m e t - i ızülümden" s i m s i y a h yaptığın y e r i e r i (86) Âlî, vrk. 234 a. Sa'düddin, 2, s. 246. (87) Feridun Bey Münşeatının birinci cildinin 379. ve Hamnier'in 4. cild'nin 124. sayfasında metni farsça olarak verilmiş olan ve İzmit'ten Şâh İsmail'e gönde rilmiş bulunan bu mektubun Türkçe tercümesi için bak, 3879 numaralı Mecmuat-almünşeat vrk. 23 b - 25 b. Aynı tercüme Ayasofya Kitaplığmdaki 4316 numaralı mün şeatta da var. Bak, vrk. 411 a. (88) Hammer'de bu deyim aşağıdaki tarzdadır: "İbâhat-i fürûc-i muharreme ve irâkat-i dimâ-i mükerreme". Bak, Hammer, 4, s. 125.
YAVUZ
S U L T A N SELİM
41
n u r a kavuşturmak v e senin e l i n d e n a l m a k üzre inşa'Allah yakında gelece ğim. T a k d i r ne ise öyle olacaktır ( 8 9 ) . İzmit'ten s o n r a Kazıfchderbent, Yaylacık, Dikilütaş ve İznik y o l u y l e yürüyüşe d e v a m eden o r d u y a , Yenişehir'e gelindiği v a k i t , A n a d o l u ve R u m e l f B e y l e r b e y l e r i de katıldılar ( 9 0 ) . B u r a d a b i r gün k a l a n Padişah yeniden h a r e k e t e geçerek v e on günlük b i r y o l c u l u k y a p a r a k S e y y i d g a z i ' ye g e l d i ve b u k o n a k t a o r d u n u n üç g ü n d i n l e n m e s i n i e m r e t t i ( 9 1 ) . B u d u r a k t a i d i k i Dukakinoğlu A h m e d Paşa 20 000 timarlı s i p a h i i l e , İran k u v v e t l e r i n d e n b i r haber a l m a k v e d u r u m u incelemek üzre i l e r i y e gön derilmişti ( 9 2 ) . Bunların önünde, Dukakinoğluna bağlı v e f a k a t Sıinop B e y ' i A h m e d B e y i n (93) komutasında 500 kişilik b i r süvari keşif k o l u b u l u n u y o r d u . A h m e d B e y i n e n başta gelen işlerinden b i r i s i düşmandan esir almaktı ( 9 4 ) . D a h a s o n r a K o n y a ' y a gelen Padişah b u r a d a kaldığı birkaç gün içinde (95) Mevlânâ Celâl-ü'd-din-i Rûmî'nin, Sadrü'd-din-i Konevî ve s a i r büyüklerin türbelerini z i y a r e t e t t i , kapıihalkından h e r b i r i n e b i n e r akçe, "şâir rûmelinin v e a n a d o l u m m erbâbı-ı timârına binde ellişer akçe" t e r a k k i v e r d i v e ç o k m i k d a r d a sadaka dağıttı ( 9 6 ) . O n i k i (89) 4316 numaralı kitap, vrk. 411a. Bu mektup, Yenişehir'den Sâh İsmail'e gönderildi. Bak, Keşfi, vrk. 39 b. Bu mektup İzmit yakınındaki Sitâre köprüsüne gelindikten sonra gönderildi. Bak, Feridun Bey, 1, s. 397. (90) Feridûn Bey, 1, 459. Kemal Paga-Zâde, defter 9, vrk. 47 a. Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa orduya Akşehir'de katıldı. Bak, Şükri, vrk. 12 b. Karaman Beyleri ve Anadolu kuvvetleri orduya Kayseri'de katıldılar. Bak, Abdullah Bin Rıdvan, vrk. 12 b. (91) Âlî, vrk. 237 a. Şükri, vrk. 12 b. Hammer, 4, s. 127. (92) Âlî, vrk. 237 a. Sa'düddin, 2, s. 249. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Seiim xîan, s. 74. Dukakinoğlu, ordunun Yenişehir taraflarına geldiği sıralarda gönderildi. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 93 a. Dükakinoğiu, Karaman civarında iken gönderilmişti. Bak, Feridûn, 1, s. 398. Dukakinoğlu'nu Padişah, Akşehir'e gelindiği vakit görevlendirdi. Bak, Şükri, vrk. 12 b. (93) Bu zâta Karaca Paşa da denilir. (94) Âlî, vrk. 273 a. Hammer, 4, s. 127. Bazı kaynaklar Sinop Beyi Ahmed Bey'in Sivas civarına gelindiği vakit görevlendirildiğini yazmaktadırlar. Bak, Feridun Bey, 1, s. 398. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Seüm Han, s. 74. Müneccimbaşı, vrk. 93 a. '(95) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 74 b. Padişah Konya'da beş gün kaldı. Bak, Feridûn Bey, 1, s. 398. Konya'da altı gün kalındı. Bak, Hammer, 4, s. 300. (96) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 47 b. Padişah 10000 akçe sadaka dağıttı. Bak, Feridûn, 1, s. 398. Padişah daha Seyyidgazi'de iken Sipâh'lara biner akçe ver miş, ayrıca Kayseri geçildikten sonra "Rumeli ve Anadolu sipâhlarmm ve ammeten zuamâ'nm timarların bin osmânî'de elli osmânî hisâbı üzerine ziyâde" etmişti. Bak, Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 74. Sa'düddin, 2, s. 250. Âlî ve Hammer de Seyyidgazi'de bulunulduğu sıralarda Padişah'm her askere bin akçe verdiğini, ayrıca Hammer, Kayseri'den sonraki bir konakta "bin akçe zeamete mâlik olan her süvarinin tahsîsatma elli akçe zam" olunduğunu yazmaktadır. Bak, Âlî. vrk. 237 a.
YAVUZ
İZ
SULTAN
k o n a k sonra K a y s e r i ' y e gelen (97) Padişah, b u r a d a da dört gün kalmış ve o r d u ' y a katılan K a r a m a n k u v v e t l e r i y l e b i r l i k t e (98) t e k r a r harekete geçerek üç konak sonra Çubuk ovasına gelmişti. İşte b u r a d a n D u l i k a d i r B e y i Alâ-ü'd-devle'ye b i r m e k t u p yazılarak Şâh İsmail aleyhine b i r l i k t e savaşa g i r m e s i istenmiş ise de o, Y a v u z ' u n b u t e k l i f i n i k a b u l e t m e d i k t e n başka Osmanlılar'a düşmanca b i r t a v r b i l e takınmıştı ( 9 9 ) . Sivas'a gel meden i k i (konak önce (100) Mihaloğlu M e h m e d B e y , esir a l m a k üzre, akıncılarla ileriye gönderildi ( 1 0 1 ) . B u sıralarda, daha önce yola çı karılmış olan Dukakinoğlu ise yeniden o r d u y a katıldı ( 1 0 2 ) . Pâdisah'.n SiB u yürüyüş sırasında Sivas'ın husûsî b i r y e r i vardır, vas'taki icraat.. ç foraya gelindiği v a k i t Padişah o r d u ' y u teftişe tâbi' tutmuş ( 1 0 3 ) , mevcûdu 140 b i n d e n fazla, olan k u v v e t i n d e n (104) b i r kısmını ayırmış (105) y a n i "timarı üçbinden alçak" o l a n "erbab-i t i m a r a icâızet" v e r e r e k İskender Paşa aoğlu M u s t a f a Bey'ba komutasında onları g e r i çevirmişti (106). B u davranışın elbette b i r takım sebepleri vardı. A n c a k Osmanlı kaynaklarının b u h u s u s t a gösterdikleri sebepler k a b u l edilemiyecek k a d a r zayıftır ( 1 0 7 ) . K a n a a t i m i z e göre kuvvetlerden b i r ü
n
k
YAVUZ
SELİM
ü
Hammer, s. 127. İ. H. Uzunçarşılı ise, Seyyidgazi'de kapıkulu askerinden her birine biner akçe sefer bahşişi, Konya'da "bütün timarlı sipâhi'ye binde yüz akçe terakki" verildiğini yazıyor. Bak, İ. H. Uzunçarşılı, 2, s. 250. (97) Feridun Bey, 1, s. 398. Hammer, 4, s. 300. (98) Sa'düddin, 2, s. 249. (99) Bak, s. (100) Bu konağın adı türlü kaynaklarda Üsküfçe veya Üsküiee olarak geçmek tedir. Bak, Feridûn, 1, s. 398. Sa'düddin, 2, s. 250. Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Se lim Kan, s. 74. Hammer, 4, s. 127. (101) Sa'düddin, 2, s. 250. Müneccimbaşı, vrk. 93 a. Mihaloğlu daha Konya'ya gelmeden akma memur edilmişti. Bak, İ. H . Uzunçarşılı; 2, s. 250.
SULTAN
SELİM
43
kısmının geni çevrilmesi, o r d u n u n beslenmesi, anadoludaki kızılbaşlarm, Osmanlı - I r a n çatışması sırasında çıkarmaları i h t i m a l i olan b i r isyanın önlenmesi, durumları pek de k e s i n o l a r a k b e l l i o l m a y a n Memlûk S u d a n ' larının, Türk o r d u s u n u a r k a d a n v u r m a k i h t i m a l i n i n b u l u n m a s i y l e i l g i l i d i r ( 1 0 8 ) . Bilhassa o r d u n u n beslenmesi, üzeninde önemle d u r u l a c a k b i r mesele i d i . Çünkü Sivas'ın b i r a z i l e r i s i n d e n geçen Türk-İran sınırı civa rında yaşayan h a l k t a n sünni olanlar, kızılbaşlarm tasallütünden dolayı her şeylerini kaybetmiş ( 1 0 9 ) , ayrıca, Türk o r d u s u n u n i l e r i harekâtını duymuş olan İran komutanı Ustaçluoğlu M u h a m m e d H a n , b u bölgenin halkını daha içerilere sürmüş v e g e r i k a l a n h e r şeyi ateşe vermişti ( 1 1 0 ) . B u i t i b a r l a bilhassa I r a n topraklarına g i r i l d i k t e n sonra o r d u n u n beslen mesi b ü y ü k .güçlükler y a r a t a b i l i r d i . N i t e k i m d a h a şimdiden yiyecek h u susundaki darlık k e n d i s i n i göstermeye başlamıştı ( 1 1 1 ) . F a k a t b u sıkıntı hiçbir zaman, o r d u n u n harekâtını d u r d u r a c a k k a d a r f a z l a olmadı. Çün kü, g e m i l e r vasıtasıyla T r a b z o n ' a getirilmiş o l a n e r z a k (112) türlü araç l a r l a o r d u y a yetiştirilebiliyordu ( 1 1 3 ) . "Defâtir-i (vefâir-i?) hazâıin-i e m v a l ve sâyir ahmâl ve eşkal" i n i Sivas'ta bırakan Türk k u v v e t l e r i n e ( 1 1 4 ) , b u n d a n s o n r a dördüncü konak olan K u n d u z s u y u yakınındaki Masakcılar denilen k o n a k t a (115) cephâne dağıtılmış, âdet olduğu üzre yeniçeriler tarafından "otağ-ı (hümâyûn" çevrilmiş ve Suşehr'inden i t i b a r e n İran topraklarına g i r i l e r e k E r z i n c a n yakınlarına (gelinmişti. İşte b u sıralarda i d i k i i k i tbükümdar'm b i r b i r l e r i n i t a h k i r eden mektupları gelip g i t m e ğ e başladı. İki
hükümdar arasmdaki
mektuplaşmalar.
Y a v u z ' u n İznıifden gönderdiği (mektup Şâh İsmail'e H e nıedan'da bulunduğu b i r sırada v e r i l d i ( 1 1 6 ) . F a k a t b u
^gi^Vj^n
c e V
a f o ı gelmeden Y a v u z , I r a n
hükümdarına
i k i n c i b i r m e k t u p gönderdi ( 1 1 7 ) . N e r e d e n yazıldığı b i l m m i y e n v e farsça
(102) Sa'düddin, 2, s. 250. Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 75. Mü neccimbaşı, vrk. 93 a.
olan b u m e k t u b u n d a o, b i r i n c i m e k t u b u n d a söylediklerini h e m e n hemen
(103) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 48 a. Feridûn Bey, 1, s. 399. (104) Askerin miktarı 140 bin kişi idi. Bak, Sa'düddin, 2, s. 250. Askerin sayısı 400 bin idi. Bak, Feridûn Bey, s. 459. Orduda 140 bin askerle beşbin zahireci ve 60 bin deve vardı. Bak, Hammer, 4, s. 127.
(108) Bu kuvvetler, Sivas ile Kayseri arasındaki yerleri koruyacaklardı. Bak, Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 75. Müneccimbaşı, vrk. 93 a.
(105) Padişah, bu kadar asker bize ayak bağıdır diyordu. Bak, Şükri, vrk. 12 b. (106) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 48 b. Bu kuvvetler, İskender Paşa'nm idaresinde idi. Bak, İ. H . Uzunçarşılı, 2, s. 251. (107) Bu kuvvetler işe yaramaz insanlardan mürekkep olduğu için geri bıra kıldılar. Bak, Feridûn Bey, 1, s. 399. Sd'düddin, 2, s. 250. Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve^ Selim Han, s. 75. Müneccimbaşı, vrk. 93 a. Abdülgaffar K i r i m i 219 b. Şaban Şifâî, vrk. 204 a. Kuvvetlerin ayrılmasının bir sebebi de Şâh İsmail'in, Türk ordusu nu çok kalabalık görerek savaşı kabul etmiyeceği keyfiyyeti idi. Bak, Âlî, vrk. 237 a. Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 75. Müneccimbaşı, vrk. 93 a.
(109) Sa'düddin, 2, s. 250. (110) Aynı eser, s. 251. (111) Sa'düddin, 2, s. 251. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 75. Mü neccimbaşı. vrk. 93 a. (112) Müneccimbaşı, vrk. 93 a. (113) Hammer, 4, s. 128. (114) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 48 b. (115) Hammer, 4, s. 300. (116) İ. H. Uzunçarşılı, 2, 249. (117) Âlî, vrk. 237 b.
44
YAVUZ
S U L T A N SELİM
tekrarlamış ve Şalı İsmail'e, b i r şeyh. ailesinden geldiğini hatıriatmak üzre b i r hırka, b i r asâ, b i r m i s v a k ve kuşak göndermişti ( 1 1 8 ) . D a h a sonra ve f a k a t h e r h a l d e henüz b i r İran elçisinin gelmesinden önce E r z i n can'dan (119) Türkçe olarak yazılmış olan b i r başka m e k t u b u n d a Y a v u z Selim, eski mektuplarında yazdıklarının b i r özetini yaptıktan sonra d i y o r d u k i : Seni y o k e t m e k üzre d o ğ u y a h a r e k e t edeceğimi daha önce bildirmiş t i m . Yapacağım işten seni birkaç a y evvel h a b e r d a r e t m e k t e k i kasdım, h a zırlıklarını t a m a m l a m a n ve g a f i l b u l u n d u m , g e r e k l i k u v v e t l e r i t o p l a y a m a dım dememen içindi. F a k a t u z u n zamandan b e r i b e n i m hazırlıklarıma ve gürültülü h a r e k e t l e r i m e , hattâ E r z i n c a n d a ğ v e t e p e l e r i n e gelmiş o l m a m a rağmen sende halâ hiçbir h a r e k e t eseri y o k . O şekilde g i z l e n i y o r s u n k i yokluğunla varlığın arasında b i r f a r k ıgörühnüyor. H a l b u k i "kılıç d a vasın edenlerin siper g i b i belalara g ö ğ ü s " germesi ve " s e r v e r l i k sevdasın da olanların z a h m - i t î ğ u tîrden" k o r k u s u v e k a y g u s u olmaması g e r e k t i r . Ölümden korkanların kılıç kuşanması ve a t a b i n m e s i münasip olmaz. E ğ e r g i z l e n m e k t e k i maksadın a s k e r i m i n çokluğundan i l e r i geliyorsa, b e n b u k o r k u n u gidermiş olanak için o n l a r d a n kırk b i n i n i K a y s e r i i l e Sivas a r a sında bıraktım. Sanırım k i b i r h a s m a b u n d a n daha f a z l a b i r i y i l i k yapıla maz. O n u n için eğer sende b i r parça " g a y r e t ve h a m i y y e t " v a r s a h e m e n askerime karşı çık ( 1 2 0 ) . (118) Âlî. vrk. 237. Hammer, 4, s. 128. Bu eşyalar İran elcisi geldikten sonra gönderilmiştir. Bak, Uuzunçarşılı, 2, s. 250. Yavuz'la Şâh İsmail arasındaki ' mektuplaşmayı, Osmanlı tarihçileri birbirine o kadar karıştırmışlardır k i bunları bir sıraya koyarak incelemek pek zordur. Öte taraftan Şâh İsmail'in gönderdiği elçi veya elçilerin isimleri de doğru bilinmemektedir. Meselâ Padişah, Yassıçimen civa rına geldiği vakit bir İran elçisi Şah İsmail'in bir mektubunu getirmişti. Bu elçinin adı Şahkulu Ayı idi. Bak, Hammer, 4, s. 130. Bu elçinin adı, Şahkulu Akay idi. B a k j . H. Danişmend, 2, s. 8. Şâh İsmail'in mektubunu Yassıçimen'de iken getirmiş olan elçinin adı Ebu'l Fuzûl idi. Nüktedan ve hoşsohbet olan bu zat Padişah'm sorduğu suallere ezberlenmiş bir takım cevaplar vermeğe kalkıştığı için cellada teslim edil mek istenilince gerçekleri söylemeğe mecbur olmuştu. Bak, Şükrî, vrk. 13 a. Şâh İsmail'in mektubunu getiren zat, Trabzon beyinin adamları tarafından öldürülmüş olduğundan Şah'm mektubunu Padişah'a bu adamlar getirmişlerdi. Mesele anlaşı lınca Padişah katilleri öldürttü. Bak, Feridun, 1, 399. Fakat aynı eserde, biraz sonra yani Yassıçimen'in nihayetinde bir İran elçisinin geldiği de kaydedilmektedir. Bak, Feridun, 1, 460. B i r İran elçisi Erzincan'da Padişah'm huzuruna kabul olundu. Bak, Hammer, 4, s. 301. (119) Padişah Erzincan'da 18 gün oturdu. Bak, Hammer, 4, s. 301. (120) Feridun Bey, 1, s. 393. Lütfî Paşa, s. 213. İbrahim Bin Hudaverdi, vrk. 13 a. Hammer, 4, s. 128. Âlî ile Sa'düddin bu mektubun, Şâh İsmail'in elçisi geldik ten sonra Yassıçimen'den gönderildiğini yazıyorlar. Bak, Âlî, vrk. 237 b. Sa'düddin 2, s. 252.
YAVUZ
SULTAN
SELİM
45
B u m e k t u b u n yola çıkarılmasından b i r a z sonra Şâh İsmail'den i l k m e k t u p g e l d i ( 1 2 1 ) . B u k a d a r h a k a r e t t e n s o n r a b i l e yumuşak b i r edâ taşıyan b u m e k t u b u n d a o, S u l t a n Bâyezid zamanında m e v c u d olan dostluğun şu anda neden bozulduğunu v e b u n u n y e r i n e neden b i r düşmanlığın geçmiş olduğunu bilmediğini yazıyordu ( 1 2 2 ) . Y i n e b u m e k t u b a göre Şâh İsmail, bâlâ Osmanlı'ların d o s t u i d i ve b u sebepten dolayı da Osmanlı'lar arasında, T i m u r zamanında olduğu g i b i , karışıklıkların •çıkmasını i s t e m i y o r d u ( 1 2 3 ) . B u n d a n başka, kendisine gönderilmiş olan m e k t u p l a r d a kullanılan i f a d e tarzını Padişah'a yakıştıramadığını sö-yliy e n Şâh İsmail bunları, a f y o n i l e sarhoş olmuş kâtiplerin b i r e r eseri ola r a k k a b u l ettiğini b u yüzden de b i r k u t u a f y o n gönderdiğini ( 1 2 4 ) , a v landığı b i r sırada yazılmış olan bu. dostça cevabın "Ihüsn-i k a b u l görmedi ğ i " t a k d i r d e , k e n d i s i n i n savaşa hazır bulunduğunu, şimdiye k a d a r gecik mesi sebebinin ise " b u mücadeleye v e r m e k istediği n e t i c e y i pek ince dü şünmesinden ileri." geldiğini ifade e d i y o r d u (125). Padişah'm b u m e k t u p t a n ve g e l e n h e d i y e l e r d e n sonra Şâh İsmail'e karşı düşmanlığı büsbütün artmış olmalıdır k i İran elçisi h e m e n cellâda t e s l i m edilmiş (126) ve 2 1 t e m m u z 1514'de ordugâha gelmiş olan b i r Memlûk elçisinin barış için yaptığı t a v a s s u t t e k l i f i de reddolunmuştu (127).
(121) Bu mektup, Padişah'm 3 mektubuna birden verilmiş olan cevaptı. Bak, Hammer, 4, s. 129. Bu mektup Padişah'm Yassıçimen'de bulunduğu bir sırada gel mişti. Bak, Âlî, vrk. 237 a. Sa'düddin, 2, s. 252. Bu mektup "Yassıçimen muzâfâtmdan Hasan Bey pınarı konağında" Yavuz'a sunuldu. Bak, Feridûn Bey, 1, s. 399. (122) İ. H . Uzunçarşılı, 2, s. 249. (124) Aynı eser, s. 2-19. (124) Hammer, 4, s. 129. Padişah'a Şâh İsmail'in elçisi bir mektupla bir hokka macun getirdi. Bak, Âlî, vrk. 237 b. Sa'düddin, 2, s. 252. İran elçisi Padişah'a bir murassa' taçla bir hokka tiryak getirdi. Bak, Şükrî, vrk. 13 a. Uzunçarşılı daha önce Şâh İsmail'in, Padişah'a bir kadın elbisesi ile bir yaşmak gönderdiğim yazıyor. Bak, I . H . Uzunçarşılı, 2, s. 249. (125) Hammer, 4, s. 130. (126) Hammer, 4, s. 130. Yavuz elçiyi öldürtmekle, daha önce İran'a gönderilen ve şehzade Mu-ad'ı isteyen bir Türk elçisinin İranlılar karşılık vermişti. Bak, Hammer, 4, s. 130. (127) î. H . Danişmend, 2. s. 9.
tarafından öldürülmesine
YAVUZ
46 Osmanh
ordu-
sundaki
^ynaş-
H^mde/pT şa'yı
YAVUZ
S U L T A N SELİM
O r d u , hiçbir s a r k ; r , u h k h a r e k e t i yapmadan toprakları üzerinde z
i
n
c
a
n
düşman
yürümekteydi. Çünkü Padişah,"" E r -
yöresi .halkının, güçlük
çıkarmadan itaatkâr b i r
öldü-
h a l alması karşısında " k i m s e k i m s e n i n esfoâbın g a r e t eylemesün" d i y e e m i r vermişti ( 1 2 8 ) . F a k a t uzun b i r y o l culuğun verdiği yorgunluğun, dağlık b i r bölgeye g e l i n d i ği için yürüyüşte m e y d a n a gelen .zorlukların, yiyecek darlığının, Şah İ s m a i l k u v v e t l e r i n i n halâ görünmemiş oluşunun, hattâ I r a n şahının b i r sa vaşı k a b u l edip etmeyeceğinin v e k a b u l ettiği t a k d i r d e de b u n u n nerede yapılabileceğinin b i l i n m e m e s i n i n ve nihayet, b e l k i de o r d u arasında Şâh İsmail lehine yapılan propagandamın, Osmanlı ordugâhında b i r hoşnut suzluk yarattığı anlaşılmaktadır. Çünkü Padişaih'ın d o ğ u y a doğru y ü r ü m e k t e kararlı bulunduğunu b i l m e l e r i n e rağmen devlet erkânından bazı ları, i h t i m a l b u y o r u c u h a y a t t a n v e yürüyüşten usandıkları için " b u n c a sipâh-i firâvân i l e yâd m e m l e k e t e g i r m e k inân-i d e v l e t i elden v e r m e k t i r " diyorlardı ( 1 2 9 ) . Onların yürüttükleri b u t a r z d a k i b i r mütalâmn gerçek le b i ç i l g i s i bulunmadığını söylemek .elbette hatalı olur. F a k a t b u mütalâları b e y a n e d e n l e r i n ne derece s a m i m i (olduklarını k e s t i r m e k pek güçtür. İhtimal bu. şekildeki düşünüşle, güçlüklere g ö ğ ü s gerememe ve Şâh İsmail ile esasen savaşa t a r a f t a r olamama f i k r i (180) sebep olmuştu. Sebepler ne olursa olsun o r t a y a atılmış olan f i k i r az z a m a n d a gelişti. Çünkü, b u lundukları y e r d e n g e r i dönmenin e n doğru b i r h a r e k e t olabileceğini k a b u l eden b u insanlar, bilhassa yeniçerileri k e n d i düşüncelerinin doğruluğuna inandırdılar. O n u n için yeniçeriler arasında d e d i k o d u gittikçe arttı ( 1 3 1 ) . B u , üzerinde hassasiyetle durulması lâzım gelen b i r olaydı. O r d u n u n öteki kısımlarından z i y a d e yeniçeriler üzerinde durulması, yeniçerilerin daha k u d r e t l i v e (isyana d a h a müsteid oluşlarından mı y o k s a b u k u v v e t i n öte den b e r i alevîlikle o l a n münasebetlerinden m i i l e r i y e geldiği kesin o l a r a k söylenemez. B u n u n l a beraber Padişah'm b u d e d i k o d u l a r a önem vermediği anlaşılmaktadır. Çünkü b u sıralarda i d i k i o doğuya doğru yürümekte de v a m olunmasını devlet erkânına bildirmiş ve hattâ E r z i n c a n i l e T e b r i z rüyor.
(128) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 49 a. (129) Sa'düddin, 2, s. 254. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 76. (130) î. H. Uzunçarşılı, 2, s. 252. (131) Yeniçeriler "hasım meydana çıkmadıkça ardınca revân olmak, belâ-yi kaht ü galâdan gayrı netice hâsıl itmez. Eğer anda gayret ve âr olaydı bir mahalde karâr idüp memleketinin pây-mâl olmasını ihtiyar itmezdi. Çünkü adû-yi nâ-tüvân zuhûra gelmeyüp nihân olıcak mukabelesin taleb bîhude rene ü teabdır." demeye başladılar. Bak, Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 76. Sa'düddin, 2, s. 254.
S U L T A N SELİM
47
arasındaki m e s a f e y i k o n a k l a r a ayırmak s u r e t i y l e t a y i n etmişti ( 1 3 2 ) . B u n u n üzerine, m u h a l i f l e r , K a r a m a n v a l i s i H e m d e n Paşa'dan, Padişah'ı g e r i d ö n m e y e i k n a e t m e s i n i r i c a e t t i l e r . Çünkü b u paşa, "hıizmet-i şehriyârîde - t e r b i y e t b u l u p nedîm-i şehriyârî ve h e r h u s u s t a huzûr-i hümâyûn d a " konuşabilen ( 1 3 3 ) , aynı zamanda şehzade Ahımed isyanı sıralarında çok yararlığı görülmüş olduğu için, Padişah tarafından sevilen ve sayılan b i r insandı. M u h a l i f l e r i n b u (134) ricasını, b e l k i k e n d i s i de İran savaşını istemeyenler arasında bulunduğu için, k a b u l eden H e m d e n Paşa "asker_ lisânından a r z - i tezallüm" ederek (135) .durumu Padişah'a anlattı. F a k a t Şâh i s m a i l ' l e m u t l a k a çarpışmaya k a r a r vermiş olan Y a v u z Selim, H e m d e m Paşa'yı, d a h a önceki fedakarlıklarım v e hatıralarını da b i r t a r a f a i t e r e k , foemen öldürttü ( 1 3 6 ) . i ş t e b u şiddetli h a r e k e t , g e r i dönme f i k r i n i o r t a d a n kaldırmış o l m a m a k l a beraber, h e r k e s i susturmuş v e o r d u n u n b i r süre d a h a yürümesini sağlamıştı. Padişah, E r z i n c a n civarından Şöhsuvar oğlu A l i g e y ' i düşman hakkında b i l g i t o p l a m a k için i l e r i y e ( 1 3 7 ) , u n Şah İsmail'e ^ taraflarına gelindiği v a k i t de F a i k B e y ' i Bayfourd'u tubu " e t m e y e ( 1 3 8 ) , Mihaloğlu i l e V o y v o d a Bâlîyi, İ r a k lılardan esir a l m a y a (139) ve T ü r k m e n b e y l e r i n d e n F e rahşad B e y ' i Tercan üzerine gönderdi ( 1 4 0 ) . B i r t a r a f t a n d a o r d u yürüİran
kalelerinin
işgali v e Y a v u z ' -
e
T
C
;
m
m e k
(132) Erzincan ile Tebriz arasındaki mesafeyi Padişah 40 merhale olarak tayin etti. Sa'düddin, 2, s. 254. Bu mesafeyi 27 konak olarak gösteren vesikalar vardır. Bak, Topkapı Sarayı Arşivi, 5465 (15). (133) Müneccimbaşı, vrk. 93 b. Sa'düddin, s. 255. (134) İ. H . Uzunçarşılı, 2, s. 252. (135) Sa'düddin, 2, s. 255. (136) Öldürülen Hemdem Paşa'mn yerine Zeynel Paşa tayin olundu. Bak, Feridûn Bey, 1, 400. Daha sonra ikinci vezirliğe getirilen bu paşa alim ve şair bir zattı. Aşağıdaki bey t onundur: "Devr-i gülde düşmeyüb elden ayağı lâlenin, Bezm-i gülşende yanar par par çerâğı lâlenin". Bak, Müneccimbaşı, vrk. 104 b. (137) Sa'düddin, 2, s. 255. Şehsuvaroğlu daha sonra görevlendirildi. Bak, Şükri, vrk. 14 b. (138) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 65 b. Bayburt'u Polak Mustafa Bey ile Trabzon sancak Beyi Mehmed Bey almaya memur edilmişlerdi. Bak, İ. H. Uzunçar şılı, 2, s. 252. Yanya Beyi Mustafa Bey eski tepeye " k i Ebül-Gazi Sultan Mehmed Han gazi haz.'etleri ile Uzun Hasan'm rezmgâhıdır", gelindiği vakit Bayburt'u al mak için görevlendirildi. Bak, Sa'düddin, 2, s. 257. Âlî, vrk. 238 b. (139) Âlî, vrk. 238 b. Şükri, vrk. 13 b. (140) Ferahşad Bey, Tercan'daki kızılbaş komutanını esir etmiş ve diğer esir lerle birlikte Padişah'a göndermişti. Bak, Sa'düddin, 2, s. 255. Müneccimbaşı, vrk., 93 b.
Y A V U Z S U L T A N SELİM
43
YAVUZ
yüşüne d e v a m e t m e k t e i d i . E r z u r u m ' a Ibir k o n a k mesafede b u l u n a n Çer mik (Çermük/Çermuk) konağına gelindiği .sıralarda Bâlî Voyvodanın gönderdiği i k i esirden çok değerli b i l g i l e r a l a n Padişah, b u n l a r l a Şâh İs m a i l ' e b i r m e k t u p daha gönderdi. M e k t u b u n özeti şu i d i : B a n a b i r m e k t u p l a b i r l i k t e , c ü r e t i m i z i n arıtmasına sebep olsun diye bazı şeyler göndermiş: ve cesarete a i t bazı sözler de s a r f ederek acele gel m e m i z i ve b u s u r e t l e i n t i z a r d a n kurtulacağını bildirmişsin, " m a ' l û m oldu". Hükümdarların toprakları onların nikâhlısı g i b i d i r . B u i t i b a r l a e r k e k ve m e r d olanlar ona başkasının e l i n i n değmesine dayanamazlar. H a l b u k i günlerden b e r i b e n v e a s k e r l e r i m s e n i n toprakların, üzerinde yürüdüğü müz halele senden hâlâ hiçbir eser y o k . Esasen şimdiye k a d a r senin m e r d l i k l e v e "celâdet" i l e i l g i l i b i r h a r e k e t i n görülmemiştir. Bütün h a r e k e t l e r i n sadece hileye dayanmaktadır. Ben, a s k e r l e r i m d e n 40 0 0 0 ' i n i Sivas ile K a y s e r i arasında bırakmakla s e n i n k o r k u n u g i d e r m e ğ e h i z m e t e t t i m . B i r düşmana " m ü r ü v v e t " a n c a k (bu k a d a r o l u r . B u n d a n sonra dahî giz l e n m e k t e d e v a m edersen, e r k e k l i k şana haramdır, zırh y e r i n e çarşaf, m i ğ f e r y e r i n e yaşmak k u l l a n a r a k " s e r d a r h k v e şahlık sevdasından" v a z g e ç m e l i s i n ( 1 4 1 ) . Padişah b u m e k t u p l a b i r l i k t e Şâh İsmail'e b i r de kadın elbisesi gönderdi ( 1 4 2 ) . Gürcü
dri^hedf T r ıgı
Çermük'ten d ö r t b e ş k o n a k
Hanmın e ,yye.er.
k c
' jj t , '. ö
p
r
ı a
ü
s
ü
J 0
u c
k o : i ; ! u n
İ'«iü
( ^ 3 )
ileride b u l u n a n Çoban
gelindiği v a k i t Gürcistan b e y i M z e d j g. ( 1 4 4 ) . B u elçi ç o k m i k -
| b l
r
e W i
d a r d a hediye ve erzak -getirmişti ( 1 4 5 ) . B u halden p e k m e m n u n k a l a n P a (141) Lütfi Paşa, s. 213. Feridun Bey, 1, s. 357. Sa'düddin, 2, s. 256. Hammer 4, s. 131. (142) Hammer, 4, s. 131. Şâh İsmail tarafından daha önce gönderilmiş olan murassa' taç' Padişah tarafından parçalanmıştı. Bu kırık taç ile birlikte Padişah, tiryak hokkasını da Şâh'a geri göndermiş ve bu kırık taçm İran hükümdarının ba şına yakışacağını, tiryakın ise zehirlenenlere lüzumlu olduğunu, yakında "Rûm yı lanlarının" o tarafta görüleceğini bu sebeple de tiryakın lâzım olacağını bildirmişti. Bak, Şükri, vrk, 13 b. (143) Gürcü By'inin adı Osmanlı kaynaklarında «sı.V J>.V dl-V olarak geçmektedir. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 49 b. Feridûn Bey, 1, s. 401 ve 461. Sa'düddin, 2, s. 257. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 77. Ham mer, 4 ,s. 133. (144) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 49 a. Gürcistan elçi'si Söğmen denilen konakta geldi. Bak, Sa'düddin, 2, s. 257. Şükri, vrk. 14 b. Hammer, 4, s. 133. (145) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, 49 b. Aİi, vrk. 238 b. Gürcistan elçi'si 2000 koyun ile bir miktar yağ ve bal getirmişti. Bak, Feridûn Bey, s. 461. Gürcistan be yinden "2000 baş koyun ve bir miktar bal mumu geldi". Bak, î. H. Uzunçarşılı. 2. s. 252. Elçi ile birlikte Şâh İsmail'in yanından kaçıp Gürcistan'a sığınmış olan i k i
49
S U L T A N SELİM
cüsah elçi'ye cok i l t i f a t etmiş, b u sebepten dolayı onlarla b i r l i k t e "Mîrâh u r ' u n u ' ' "teşekkür ve libâs-i f â h i r i l e " (146) . Bazı -gizli
şeyleri de Gürcistan
Gürcistan B e y i n e
göndermişti
beyine söyliyecek olan Mîrâhur
(147) , ondan daha erzak gönderilmesini i s t e y e c e k t i ( 1 4 8 ) . Osmanlı
bir ayak-
lanma
hareketi,
tos
H e m d e m Paşa'nın
ordu-
sunda
o
v
a
s
m
a
öldürülmesinden sonra
Eieşgird
kadar ses çıkarmadan yürümüş olan yeniçeriler,
b u r a d a yeniden isyankâr b i r tavır takındılar ve 16 a ğ u s
1514 (24 cumada - 1 - âhire 920) perşembe günü Eleşgird'e tâbi' K a -
rasafcalh konağına g e l d i k l e r i v a k i t "Dergâh-i ımıallâda" yeniden h a r e k e t e geçerek ü ç aydır yürüyüş halinde olduklarını, çek sıkıntı çektiklerini, b u sebepten Padişah'ın, çe-fkat v e m e r h a m e t göstererek, -geri dönmesini i s t e d i l e r (149) ise de Padişah yine- kararını değiştirmedi. B u n u n üzerine y e niçeriler, çadırlarını yıkarak ayaklandılar ( 1 5 0 ) . Padişah, b u isyanı k i m l e r i n t a h r i k ettiğini b i l m e k l e b e r a b e r (151) şimdilik onları cezalandırma- • yı u y g u n bulmamış, sadece yeniçerileri y o l a g e t i r m e k için çok cür'etkârâne b i r h a r e k e t e baş v u r a r a k onların arasına dalmış ve şu kısa h i t a b e d e bulunmuştu: Şu a n d a v a r m a k istediğimiz y e r e henüz gelmiş değiliz. Düşmanla karşılaşmadan g e r i dönmemiz, ise mümkin değildir, b u n u düşünmek b i l e kötü b i r şeydir. A m m a " g a r a b e t " bundadır k i Ş â h ' m adamları, efendileri, için can v e r i r l e r k e n içimizdeki bazı g a y r e t s i z l e r , b u bâtıl anlayışlı i n s a n ları zararsız hâle g e t i r m e k için b u r a l a r a k a d a r gelmiş o l a n b i z l e r i g e r i dönmeye ve çalışmalarımızı neticesiz bırakmaya uğraşıyorlar. F a k a t biz y o l u m u z d a n asla dönmiyecek v e e m r e i t a a t edenlerle b i r l i k t e g e r e k l i y e r lere k a d a r gideceğiz. "Şunlar k i za'f-ı k a l b l e ehlü iyâl hayâlini ve nıetâıb-i tarîki b a h a n e i d e r l e r v e b u n d a n öte gidemezüz d i r l e r . A n u n g i b i l e r k e n düler bilürler". G e r i dönerlerse "dîn-i m ü b î n " y o l u n d a n dönmüş o l u r l a r . Onların b a h a n e l e r i düşman gelmediği ise düşman i l e r d e d i r . " E ğ e r e r ise niz benimle hem-inân ve revân o l u n " . Y o k s a ben yalnız başıma da g i d e r i m Dul<*adir'h Prens de vardı, bunlar Dulgadır beyi Alâüddevle'nin kardeş çocukları idi. Bak, Feridûn Bey, s. 401. Sa'düddin 2, s. 257. Bu prensler Alâüddevlenin oğul ları idi. Bak, Hammer, 4, 133. (146) Hamımer, 4, s. 133. (147) Âlî, vrk. 238 b. (148) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 49 b. (149) Âlî, vrk. 238 b. (150) Yeniçeriler Padişah'm çadırına bile kurşun attılar. Bak, Sa'duddm, 2, s. 259. İ. H . Uzunçarşıh, 2, s. 253. Kurşun atma keyfiyeti Çaldıran seferi dönüşünde olmuştu. Bak, s. (151) Feridûn Bey, 1, s. 401. 4
aO
YAVUZ
S U L T A N SELİM
d i y e r e k atını i l e r i .sürmüştü ( 1 5 2 ) . B u acı sözlerden s o n r a artık Padişah'a k i m s e m u h a l e f e t edemedi ve ordu sükûnetle y o l u n a d e v a m e t t i . Esasen bu sıralarda İran o r d u s u hakkında türlü k a y n a k l a r d a n h a b e r l e r gelmeğe başlamıştı. B u n l a r d a n b e l k i de i l k i , Y a h y a B e y adındaki b i r "dilâver s i p a h i m i n (153) yakaladığı Kör Şâdî adındaki adamın verdiği haberdi. Şâh i s m a i l ' d e n Tebriz yakınlarında ayrıldığını b i l d i r e n b u zat, şu anda onun Tebriz'de bulunabileceğini söylüyordu ( 1 5 4 ) . Y i n e b u sıralarda i d i k i M i Savaş y e r i n e h a l oğiu A l i Bey, I r a n komutanı Ustaclû oğlu M u h a m m e d i yaklaşılıyor. Han'ın, B o y şehrine geldiğini v e Şâh'm d a yaikmlarda bulunduğunu b i l d i r d i ( 1 5 5 ) . B i r a z sonra, Kazbgöl civarına gelen P a d i şah'a, Şehsüvâr oğlu A l i Bey, Şâh'm H o y ' a geldiğini h a b e r vermiş ( 1 5 6 ) , aynı zamanda b i r m i k d a r kızılbaş kafası 'da yollamıştı. Şehsüvâroğîunun gönderdiği haberden çok m e m n u n k a l a n Pâdişâh ona, 1000 altın i l e G e d i k A h m e d Paşa'dan kalmış o l a n değerli b i r kılıcı h e d i y e o l a r a k gönderdi ( 1 5 7 ) . Türlü k a y n a k l a r d a n Şâh i s m a i l hakkında toplanan b i l g i l e r arasında, b i r casusun v e r d i k l e r i cidden enteresandı. "Türkmen emirlerinden F e r a h şad B e y ' i n Şeyh A h m e d " adındaki b u casusu, daha o r d u Tercan'da i k e n i r a n ' a gönderilmişti ( 1 5 8 ) . " A c e m l e r i n eline düşmek felâketine dûçâr olan şeyh A h m e d " (159) U c a n yaylağında b u l u n a n Şâh'ın y a n m a götürüldüğü v a k i t , o kadar ustaca h a r e k e t etmişti k i Şâh, onu i l g i i l e dinledi. Çünkü Şeyh A h m e d " b e n i R u m e l i b e y l e r i ve Türkman serdârları gönderdiler. Cümlesi kadîmden muhibfo-i Âl-i A b a v e hevâdâr-i evlâd-i M u r t a z a olub Şâh'm hizmetine tâlib ve cân-u dilden bende-i fermân olmağa râgıblardır". B u n l a r k e n d i aralarında a n d içtiler ve k a r a r v e r d i l e r k i Osmanlı ordusu (1521 Âlî, vrk. 238 b. (153 Sa'düddin, 2, s. 257. Yahya Bey silahtardı. Bak, Şükrî, Vrk. 14 b. (154) Âlî, vrk. 238 b. Sa'düddin, 2, s. 257. Şükrî, vrk. 14 b. (155) Sa'düddin, 2, s. 260. Şükrî, vrk. 14 b. Bu tarihlerde Şâh İsmail bir mek tup göndermiş ve Irak'ta bulunduğu için geciktiğini ve bundan dolayı mazur gö rülmesini bildirmişti. Bak, Sa'düddin, 2, s. 260. (156) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. '78. (157) "Bin sikke-i efrenciye ile merhum Gedik Ahmet Paşa'dan bir murassa' . şemşir var i d i " , Şehsuvaroğluna gönderildi. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51b. Feridun Bey, 1, s. 401. Padişah Şehsuvaroğluna "bir murassa' eğerlü, altun bozdoğanlu at ve bir şemşir ve i k i hilafla üç bin sikke kırmızı altun gönderdi". Bak, Şükrî vrk. 14 b. Şehsuvaroğlu A l i Bey'e "esbân-i hassadan raht-i mülûkî ile bir rahş ve üç bin altun ihsan buyuruldu". Bak, Müneccimbaşı, vrk. 93 b. (158) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 50 b. (159) Hammer, 4, s. 134.
YAVUZ
SULTAN
SELİM
51
ile I r a n o r d u s u karşı (karşıya geldiği v a k i t Osmanlılar tarafını bırakarak bu t a r a f a .geçeceklerdir, d i y o r d u ( 1 6 0 ) . Ayrıca Kürt ve Türkmen b e y l e r i tarafından, itâat edeceklerine dair Şâlı'a yazılan b i r takım u y d u r m a m e k t u p l a r da o r t a y a koymuştu ( 1 6 1 ) . Söylediklerinin h e p s i n i n doğruluğun dan şüphe e t m e y e n Şâh İsmail, hediyelere boğluğu v e H o y ' a k a d a r bera berinde getirmiş olduğu b u zatı y e n i d e n Osmanlı karargâhına gönderir k e n " Y i n e sen mukaddemâ v a r , istimâlet eyle. B e n dahi Çaldıran'da ye tiştim" demiş (162) ve u y d u r m a mektupların cevabını d a onunla gönder mişti ( 1 6 3 ) . A l m a n b u (haberler, Şâh İsmail'in işi d a h a çok u z a t m a k istemediğini gösteriyordu. N i t e k i m Osmanlı o r d u s u n u n Çaldıran'a i k C ü ç k o n a k mesa feye .geldiği sıralarda, İran k u v v e t l e r i n i n Çaldıran'da toplandıkları k e s i n olarak öğrenildi ( 1 6 4 ) . O r d u n u n D a n a Sazı konağına geldiği gün y a n i 19 ağustos 1514 (27 Cumâda-l-âhire 920) de güneş t u t u l d u . O d e v i r l e r d e (165) ç o k önemli sayılan b u t a b i i olayı müneccimler, "mağrib vilâyetinin şehr - yârı şark m e m l e k e t i n e müstevli o l u b h u t b e v e s i k k e y i t a ğ y i r eyleye deyü t a k r i r itmişlerdi, .şark padişjahma azîm nekbet v e zillet vardır deyü t a k v i m l e r i n d e t a h r i r itmişlerdi". (166) Olayın b u s u r e t l e h a y r a y o r u m lanması Osmanlıların maneviyatı üzerinde büyük b i r t e s i r i c r a eyledi. ( 1 6 7 ) . 20 A ğ u s t o s t a Bâyezid k a l e s i n i t e s l i m a l a n Osmanlı o r d u s u , 22 (160) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51 a. Şeyh Ahmet, Şah'a "beni Türkmân tâifesi ve Anadolu ve Rumili ümerâsı hizmetinde olan sûfîler ve şeyh Erdebil hane danının muhibleri gönderdiler k i eğer Rum Padişahı ile Şâh mukabele ederse bil cümle Şâh'a tabi oluruz". Dediklerini söylemişti. Bak, Feridun, 1, s. 401. (161) Sa'düddin, 2, s. 261. (162) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51 a. (163) Sa'düddin, 2, s. 261. Müneccimbaşı, vrk. 93 b, 94 a. Rivayet edildiğine göre Yavuz, savaşın Çaldıran'da yapılmasına şeyh Ahmet'in getirdiği bilgilerden sonra karar vermiştir. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51 b. "Şâh, bu casu sun hilesine aldanarak kendisine girân-bahâ hediyeler vermiş ve salimen Padişah'a göndererek onu Çaldıran sahrasında beklemekte olduğunu ihbara memur etmiş idi". Bak, Hammer, 4, s. 134. Şehsuvaroğlunun gönderdiği esirlerden savaşın Çal dıranda olacağı anlaşılıyordu. Bak, Sa'düddin, 2, s. 261. (164) Dana Sazı (Tane Sazı) denilen yere gelindiği vakit yakalanan bazı esir lerden Şâh'm Çaldıran'a geldiği öğrenildi. Bak, Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 78. Şaban Şifaî, vrk. 204 b. Hammer, 4, s. 134. Şâh'm Çaldıran'da savaşı ka bul edeceği Ovacık konağında haber alındı. Bak, Şükrî, vrk. 15 a. (165) Feridûn Bey, 1, s. 401. (166) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51b. (167) Müneccimbaşı, vrk. 94 a.
YAVUZ
52
S U L T A N SELİM
Ağustosta Çaldıran savaşının yapıldığı Sahra civarına geldi ve kızılbaşO d u î a r savaş l a r m -karakolları i l e karşılaştı. B u n d a n dolayı kızılbaş o ı şaKasmda. duşunun çok yakında bulunduğu k a b u l edilerek, "Otâğ-ı hümâyun konmuşken" kaldırıldı ( 1 6 8 ) ve savaş düzeni alınarak akşa m a -kadar yüründü. F a k a t düşmanla karşılaşılmadı. A k ş a m üstü Padişah'm otağı b i r tepeye k u r u l d u , etrafı yeniçerilerle çevrildi, "çadır çadıra ç e tilüp tınab t m a b a çatıldı, ve yasak ile sak yatıldı ( 1 6 9 ) " . B u geceyi askerler,sabaha k a d a r yarı u y k u s u z geçirdiler ve g e r e k l i hazırlıkları t a m a m ladılar. Savaşa pek elverişli görünmemekle beraber işgal e t t i k l e r i sahayı Osmanlılar t a h k i m l i b i r hale getirdiler,topları mevzie s o k t u l a r , z i n c i r l e r l e b i r b i r i n e bağladılar ve ordugâhta develerden v e a r a b a l a r d a n b i r takım m a n i a l a r m e y d a n a g e t i r e r e k b a r i k a t l a r k u r d u l a r ( 1 7 0 ) . Osmanlı o r d u s u n u n konakladığı b u saha, A k ç a y v a d i s i n i n kuzey-batı t e p e l e r i i d i . B u k u v v e t l e r i n tam. karşısında İranlılar y e r almış b u l u n u y o r d u . Osmanlıların b u kadar sıkı çalışmalarının v e geceyi u y k u s u z geçirmelerinin sebebi h e r halde, Şâh İsmail'in d a h a önce Çaldıran sahrasına gelip yerleşmiş olması i d i ( 1 7 1 ) . Eğer Şâh'm ordugâhında Osmanlılara karşı hemen hücuma geçme f i k r i k a b u l edilebilseydi, Y a v u z S u l t a n Selim'e b i r hazırlanma i m kânı bırakılmamış, b u suretle de y o r g u n Osmanlı k u v v e t l e r i ve Türk süvarileri çok müşkül d u r u m a düşürülmüş olacaktı. F a k a t b u şekilde h a r e k e t edilmediğinden Osmanlıları, Şâh İsmail'in savaş sahasına daha önce gelip yerleşmiş olması avantajından başka b i r şey tehdit e t m i Savaş m e c l i s i ve y o r d u . İran o r d u s u n u n b u t a r z d a k i h a r e k e t i n e karşılık Başdefterdâr Pîrî Yavuz S u l t a n S e l i m , savaş sahasına geldiği günün gece^Ikind^r™* *- ^ u s t o s salı günü gecesi) h e m e n b i r savaş kirleri meclisi toplamış ve b u r a d a çok k r i t i k olan d u r u m u n m ü nakaşası yapılmıştı. 2 5 0 0 kilometrelik b i r yolculuk y a pan v e ayrıca z a h i r e sıkıntısı d a çeken Osmanlı ordusu, i n s a n ve h a y v a n bakımından çok y o r g u n olduğu için mecliste b u l u n a n v e z i r l e r , b u sebep l e r i i l e r i sürerek o r d u y a 2 4 s a a t l i k b i r i s t i r a h a t v e r i l m e s i n i istediler ( 1 7 2 ) . D e f t e r d a r Pîrî M e h m e d Çelebî ise, zaman kaybının Osmanlılar a l e y hine b i r h a l yaratabileceğini düşündüğü için, d e r h a l savaşa g i r S
İ
n
d
s
22
(168) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51b. Feridun Bey, 1, s. 402. Padişahın otağı Recep ayının birinci günü Ovacık'ta kurulmuştu. Fakat kızılbaşlar geldi diye ortaya bir haber çıkınca aynı gün harekete geçildi. Bak, Feridûn Bey, 1, s. 402. (169) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 51b. (170) Binbaşı Kâzım, Osmanlı-îran muharebelerinden 1514 tarihinde vukua gelen Çaldıran seferi, Çaldıran ve Ridaniye, s. 46. (171) Lütfî Paşa, s. 219. İ. H . Uzunçarşüı, 2, s. 254. (172) İ. H. Uzunçarşüı, 2, s. 255.
YAVUZ
S U L T A N SELİM
53
m e taraftarı i d i . Çünkü ona göre, Osmanlı a s k e r l e r i arasında Şâh İsmail'e taraftar olanlar vardı. B i l h a s s a akıncıların büyük bir kısmı Alevî i d i l e r . Bunların h e r a n Şâh İsmail ile anlaşma i h t i m a l i hatıra g e l e b i l i r d i ( 1 7 8 ) . Pâdişâh, Pîrî Çelebî'nin f i k r i n i çok beğenmiş ve hattâ "işte yegâne sahib-i r e ' y b i r âdem, yazık k i vezîr olmamış" ( 1 7 4 ) d i y e r e k o n u n f i k r i n i tasvifo etmişti. B u sebeple Osmanlı ordusu, 2 2 a ğ u s tos günü gecesi hazırlıklarını b i t i r e r e k sabaha karşı savaşa g i r e c e k d u r u m a gelmişti ( 1 7 5 ) . Esasen i k i ordugâh arasındaki mesafe beş altı k i l o m e t r e y i geçmediği için ( 1 7 6 ) i k i t a r a f g e r e k l i i h t i y a t t e d b i r l e r i n i almış ve i l e r i 'karakollar arasında bütün gece b o y u n c a çatışmalar v u k u ' bulmuş tu
(177).
23 Ağustos 1514 (2 Receb 9 2 0 ) Çarşamba gününün sâbahı o l u r k e n Y a v u z S u l t a n Selîm silahlarını t a kınmış, atına binmiş v e o r d u n u n m e r k e z i n d e k i y e r i n i • almış b u l u n u y o r d u . O n u n etrafında 1 0 0 0 0 tüfekli yeniçeri i l e ( 1 7 8 ) topçu, cebeci ve kapıkulu süvarisi vardı ( 1 7 9 ) . Yeniçeriler'in ön tarafına a r a b a l a r ve develer k o nulmuştu, b u n l a r siper v a z i f e s i görecekti ( 1 8 0 ) . Sadr-ı a'zam H e r sek-Zâde A h m e d , -ikinci v e z i r Dukakin-Zâde A h m e d v e üçüncü vezir M u s t a f a Paşa'lar Padişah'm yanında i d i l e r ( 1 8 1 ) . Sağ k o l d a b u l u n a n A n a d o l u v e K a r a m a n k u v v e t l e r i n e A n a d o l u Beylerfoeyisi S i n a n Paşa, sol k o l d a b u îki t a r a f m
savaş
düzeni.
(173) Başdefterdâr Pîrî Çelebî'ye Padişah, Sen ne dersin diye sorduğu vakit o, "Heman durmayub ve göz açtırmayub duruşuimak ve adû'nun gözü öğrenib alışmadın heman uruşulmak gerektir. Zîrâ k i askerden Mihalh taifesi ve sâyire, Kızılbaşa muhibb olup anların mezhebinde olanlar bu gice Şâh'ın casusları iğvâsiyle câyiz k i öteye gitmek ihtimali ola veyahut cenge el uciyle yapışalar, can ve gönül den ceng itmiyeler, dahî askere fütür gele ve andan sonra adû'nun üzerine Allah. Allah deyüb, yürüyüb, göz açtırmayub, tokunmakta çok hal vardır didikte Sultan Selim Han, İşte askerim içinde bir müdebbir ehl-i rey âdem var imiş. Hayfdır k i bu kimesne vezir olmaya deyu cengten sonra Pîrî Paşa'yı vezir eyledi". Bak, Hüseyin bin Cafer, vrk. 114 a. (174) Cenâbî'den naklen Kammer, 4, s. 135. (175) Âlî, vrk. 239 a. (176) Binbaşı Kâzım, Osmanh-İran muharebelerinden 1514 tarihinde vukua gelen Çaldıran seferi, Çaldıran ve Ridaniyye, s. 45. (177) Sa'düddin, 2, s. 262. (178) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 53 a. (179) 1. H . Uzunçarşüı, 2, s. 254. Padişah'm sağında ve solunda sipâh, silâhdar, ulûfeci ve gurabâ bölükleri vardı. Bak, Sa'düddin, 2, s. 263. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 78. (180) Hammer, 4, s. 136. (181) Âlî, vrk. 239 a. Sa'düddin, 2, s. 263. Müneccimbaşı, vrk. 94 a.
YAVUZ
54
luîian R u m e l i askerlerine de Rumeli- B e y l e r b e y i H a s a n Paşa k o m u t a ede» çekti. B u k u v v e t l e r d e n başka H a s a n Paşa'nın yanında 1 0 0 0 0 , S i n a n P a şa'nm yanında da 8 0 0 0 azeb vardı ( 1 8 2 ) . Z i n c i r l e r l e b i r b i r l e r i n e bağlan mış olan topların büyük b i r kısmı azeblerin arkasında mevzi'lendirilmişt i . E m i r aldıkları v a k i t azebler sağa, sola açılacak v e topçular, b u n d a n sonra düşmana h e m e n ateş açacaklardı ( 1 8 3 ) . Şehsuvar Oğlu A l i B e y öncü, Şâdî Paşa'da ardeı k u v v e t l e r i n komutanlıklarına t a y i n olunmuşlar dı ( 1 8 4 ) . B u s u r e t l e t e r t i p l e n e n Osmanlı k u v v e t l e r i 1 2 0 OOO'den f a z l a t a h m i n ediliyor ve bunların 8 0 OOO'inini süvariler teşkil e d i y o r d u ( 1 8 5 ) . F a k a t Osmanlı a s k e r i n i n atları gıdasızlık yüzünden b i t k i n , hattâ b i r iş göremiyecek halde i d i l e r ( 1 8 6 ) . A y r ı c a yiyecek m a d d e l e r i n i n azlığı Os manlı o r d u s u n u n i n s a n gücü üzerinde de çok müessir olmuştu. B u n u n l a beraber düşmanın çok yakınlarda bulunmuş olması, Türk'lere h e r şeyi ve h e r İstırabı unutturmuştu ( 1 8 7 ) . I r a n ' h l a r a gelince, onların k u v v e t l e r i de en azından Osmanlı k u v v e t l e r i k a d a r vardı ( 1 8 8 ) . T o p a ve tüfeğe m â l i k o l m a m a k l a beraber, b o l l u k içinde b u l u n a n b u o r d u ' n u n süvari k u v v e t i sayıca Osmanlı süvarisinden f a z l a i d i . A y r ı c a bunların atları y o r g u n ve zayıf da değildi. Bilhassa b u süvârilerden 1 0 0 0 0 t a n e s i , d i k k a t i üzerlerine çekmekte idiler. Çünkü, savaş tecrübeleri f a z l a o l a n v e tepeden tırnağa k a d a r zırh içinde b u l u n a n b u insanların kırmızı tuğlarla süslenmiş v e ç e l i k t e n yapılmış cilâli miğferleri vardı ( 1 8 9 ) . A y r ı c a t o p u z , y a y ve m ı z r a k l a r l a teçhiz edilmiş b u l u n a n b u cengellerin çevik atlarına çelikten y a pılmış eyerler vurulmuştu. Şâlı İsmail'in yanında b u l u n a n b u atlılar, o k a d a r demire g a r k olmuşlardı k i "cüyûş-i cevşenpûş mı dır, yoksa demür dağ mıdır bilinmeyüb nokerler mîrînden ve b e y l e r b i r b i r i n d e n seçilmez idi"
YAVUZ
S U L T A N SELİM
(190).
İran k u v v e t l e r i de sağ, sol ve merkezde olmak üzre başlıca üç g r u b a ayrılmışlardı. B u n l a r d a n sağ fcanaddaki k u v v e t l e r e b i z z a t Şâh İsmail
(182) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 53 a. (183) Hammer, 4, s. 136. (184) Âli, vrk. 239 a. Sa'düddin, 2, s. 263. Müneccimbaşı, vrk. 94 a. (185) Hammer, 4, s. 136. (186) Aynı eser, s. 136. (187) Aynı eser, s. 137. (188) İ. H . Uzunçarşılı, 2, s. 254. (189) Hammer, 4, s. 137. (190) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 53 a.
S U L T A N SELİM
55
k o m u t a e t m e k t e i d i ( 1 9 1 ) . Sol k a n a t k u v v e t l e r i n i n başında ise, Şâh'm en güvendiği adamlarından b i r i s i olan Ustaçlûoğlu Muhamnıed H a n b u l u n u y o r d u ( 1 9 2 ) . B u k u v v e t l e r , A n a d o l u B e y l e r b e y i s i n i n komutasındaki Os manlı k u v v e t l e r i n e saldıracaklardı. N e c m - i sânî d e n i l e n ve vezîr-i a'zam olan S e y y i d Nı'metulMı oğlu mîr Abdü'l-Bâkî i l e Kadıasker S e y y i d Şe r i f , merkezde Şâh'm sancağı d i b i n d e i d i l e r ( 1 9 3 ) . . İşte o r d u s u n u b u şekil de tertiplemiş olan Şâh İsmail, Osmanlı k u v v e t l e r i n i n i k i kanadına b i r d e n hücum ederek i k i t a r a f t a n b i r kuşatma h a r e k e t i u y g u l a m a k ve b u s u r e t le ele Osmanlı m e r k e z i n d e k i k u v v e t l e r i a r k a d a n v u r m a k i s t i y o r d u ( 1 9 4 ) . Piyade k u v v e t i pek az olan Şâh İsmail'in b u cür'etkâr pilânını u y g u l a m a y a k a r a r vermiş olmasının başlıca sebebi b e l k i de ordusuna karşı bes lediği sonsuz güvendi. Çünkü o n a tâbi' olan k u v v e t l e r , yalnız i y i teçhiz edilmiş 'değil, aynı zamanda k e n d i s i n i k u t s a l tanıyan i n s a n l a r d a n m e y d a na gelmişti ( 1 9 5 ) . B u cür'etkâr h a r e k e t i n b i r sebebi de, daha önce söy lendiği g i b i , Osmanlı k u ş e t l e r i n d e n b i r kısmının, k e n d i tarafına geçece ğini umması ve Osmanlı ordusu içindeki alevîlerden v e casuslardan Os manlı O r d u s u n u n tertibatını öğrenmiş bulunması i d i ( 1 9 6 ) . İşte b u günki Doğu Bâyezid şehrinin 8 0 k i l o m e t r e 'güney doğusunda, b u l u n a n Çaldıran ovasında, o d e v r i n en güçlü i k i o r d u s u , b i r b i r l e r i n i imhâ etmek için bu t e r t i p üzre, karşı karşıya gelmiş b u l u n u y o r d u . Çaldıran savaşı.
Savaşa,
23
Ağustos
1514
(2
Reeeb
920)
Çarşamba
günü güneş doğarken ( 1 9 7 ) îran'lıların t a a r r u z i y l e başjlandı. Şâh'ın i d a (191) "Meymenesi tarafından kendü, hulâsa-i ceyşle k i yirmi bin mikdarı var idi" Osmanlıların solkanadma çarptı. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vark. 53 a. Feridûn Bey, 1, s. 402. Lütfî Paşa, s. 229. Sağkanada Durmuş Han komuta etti. Şâh, merkezde ihtiyat kuvvetleriyle birlikte idi diyenler de vardır. Bak, İ. H. Uzunçarşılı, 2, s. 254. Şâh İsmail, Osmanlıları Azerbaycan ve Mâzenderân'hlarla mükayese ederek vezirlerine ve komutanlarına "siz yemin ve şimalden düşmen mukabelesinde alaylarınızı müheyya idüb elleşmeye başlayınız, ben üzerinize hâzır olub ceng ü peykârıînıza nâzırım". Bak, şahî tarihi, vrk. 265 a. dediğine göre onun herhangi bir kanatta bulunmadığı ve netice itibariyle sağ kanada da bir kumandanının komuta ettiği söylenebilir. Fakat bir vesika bulunmadıkça en eski kaynakların verdikleri bilgileri reddetmek mümkün değildir. Bu itibarla ben muâsır kaynakların verdiği bilgiye sadık kaldım. (192) Bu zat, Şâh'ın "muazzam sipeh-sâlâr'ı idi". Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 53 a. (193) Kemal Pâşa-Z'âde, defter 9, vrk. 53 a. Sa'düddin, 2, s. 264. Vakayi-i Sul tan Bâyezid ve Selim Kan, s. 79. Müneccimbaşı, vrk. 94 a. (194) Müneccimbaşı, vrk. 94 a. Hammer, 4, s. 138. (195) S. Tansel, s. 234. (196) Hammer, 4, s. 137. (197) Şa'ban Şifâî, vrk. 204 b.
YAVUZ
56
S U L T A N SELİM
YAVUZ
r e s i n d e k i 40 b i n kişilik b i r k u v v e t b ü y ü k b i r (hırsla (198) Osmanlı k u v v e t l e r i n e saldırmıştı ( 1 9 9 ) . Aynı anda Ustaçlûoğlu M u h a m m e d H a n da A n a d o l u B e y l e r b e y i s i n i n idaresindeki k u v v e t l e r üzerine yürüdü ve b u s u r e t l e de, kızılbaşlarca Sofukıran (sûfî kıran) adı i l e b u n d a n sonra ün k a zanacak o l a n Çaldıran ovasında korkunç b i r savaş başlamış oldu ( 2 0 0 ) . Osmanlıların " A l l a h A l l a h ! " kızılbaşların da "Şâh, Ş a h ! " d i y e r e k (201) İki t a r a f s a g k a - canla başla çarpıştıkları b u savaşta her i k i tarafın sağ _ j * " " kanatları büyük başarılar gösterdiler. B u n a karşılık d a n,n buyuk oa^ , j j l . k u v v e t l e r i n i n sol kanadı ise y a r a m a z n a d
k u
v e d
n a m
e (
e
r a i L
şanları.
-
u
b i r hale g e t i r i l d i . Çünkü Osmanlıların ©ağ k o l u n a k o m u t a eden A n a d o l u B e y l e r b e y i s i S i n a n Paşa plân .gereğince, kızılfoaşları t o p menziline k a d a r getirdikten sonra topların önünde b u l u n a n a s k e r l e r i n i büyük b i r i n t i z a m içinde g e r i çekmeye (202) y a n i îran'hları Türk t o p l a rı i l e karşı karşıya bırakmaya m u v a f f a k olmuştu. O n u n için, coşkun b i r sel g i b i Osmanlılar üzerine atılmış v e hiçbir i h t i m a l i hesaba katmamış olan kızılbaşlara, h e r h a n g i b i r t e d b i r e baş v u r m a y a v a k i t bırakmadan birçok Türk t o p u ateş püskürdü. H u s u l e gelen müthiş gürültünün birçok larının maneviyatını sarsması v e yakın mesafeden açılmış olan b u ateşin birçok insanı b i r d e n y o k edişi, Ustaçlûoğlu Mulhammed H a n v e k u v v e t l e r i (198) Savaşa girmeden önce Şâh İsmail, askerlerinin cesaretini artırmak için onlara şarap içirtmişti. Bak, Lütfî Paşa, s. 228. (199) Sa'öüddin, 2, s. 266. (200) Âlî, vrk. 239 a. Savaşa başlamadan biraz önce husule gelen bazı olayların, Şâh İsmail'in ma'neviyyatı üzerinde-ki, o devirlerde bu gibi şeylere çok değer ve rilirdi - pek fena bir tesir bırakmış olduğu söylenmektedir. Bunlardan birisi "Bâz-i hümâyûn" adh ve Şâh'ça çok makbul olan bir doğan kuşunun, Şâh'm savaşa gire ceği sıralarda avına saldırmaması ve havaya yükseldikten sonra bir daha geriye dönmemesi idi. Bu halden üzüntü duyan Şâh İsmail sâkîsinden şarap istemiş "peyâle-i nusret" adını taşıyan kadehle kendisine sunulan şarabı içmeden kadeh elin den düşüp kırılmıştı. Şâh bir memlekete hücum etmeden önce daima bu kadehle şarap içer ve bunu uğur telâkki ederdi. Bu hali fenaya yoran Şâh, atının başını harp sahasına döndürdüğü vakit sarhoş bir halde idi. İşte bu sırada, askerlerinin arasın da "Bugün Al-i. Osman'ı Hudâ Şâh'ımıza şikâr göndermiştir" diye bağırılmasmı istedi. Fakat bu emri tebliğe memur olan adam Şâh'm dediklerini tamamiyle ters bir surette ilân etti ve "Gaziler, bilmiş olun k i bugün, Hak teâlâ Şâh'ımızı Osman lılara şikâr" kıldı dedi. Bunu duyanlar büyük bir sinirlilik içinde "hay kâfir, poh (bok) yiyüpsen deyu" adamın üstüne saldırdılar. Bak, Şâhî tarihi, vrk. 266 a, b. Böyle bir hal vukub bulup bulmadığı kesin olarak söylenemez. Gerçek olan şudur ki Şâh İsmail Osmanlı kuvvetleri üzerine büyük bir cesaretle atılmıştır. (201) Âlî, vrk. 239 b. (202) Âli, vrk. 239 b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve s. 138.
Selim Han, s. 79. Hammer,
S U L T A N SELİM
57
için büyük b i r felâket oldu ( 2 0 3 ) . Çünkü t o p ateşi karşısında " B i r d e f a da k a t i çok Kızılbaş ve Muiıammed Han'ın evlâd ü etibâı saf önünde b u l u n mağla cümlesi hâk-i helake düştiler" ( 2 0 4 ) . B u a r a d a b i r Osmanlı a s k e r i de Ustaçlûoğlunu atından düşürmüş v e öldürmüştü ( 2 0 5 ) . Şâh İsmail'in sol k a n a d d a k i k u v v e t l e r i n i ezen, komutanlarını öldüren S i n a n Paşa k u v v e t l e r i ayrıca A b d ül Bâkî H a n i d a r e s i n d e k i İran piyâdesine de hücûm ederek onların da dağılmasını ve komutanlarının öldürülmesini t e m i n e t t i l e r . A n c a k kılıçtan k u r t u l a b i l e n l e r , savaş sahasını terketmemiş, Şâh'm y a n m a kaçmışlardı ( 2 0 6 ) . H a l b u k i Kızılbaşların; s a ğ k a n a d k u v v e t l e r i bü yük b i r başarı i l e çarpışmakta idiler. Çünkü önce yeniçerilere h ü c û m eden Şâh i s m a i l , tüfek ve topların ç o k t e s i r l i ateşi karşısında çekilmek meeBeyierbeyi Hafouriyyetinde kaldıktan s o n r a ( 2 0 7 ) , Osmanlıların solka¬ s a n Paşa'nın şan a d m a saldırmaya k a r a r v e r d i (208) ve h e m e n Malkoçhadetı ve Osğj g : j g j T u r ^ l i B e y ' i n zayıf k u v v e t l e r i o
manii
soikana-
u
k a r {
.
e
,
,.
üzerine atıldı. Çunku b u n l a r R u m e l i alayının ucunda dü zülme, rurlardı" ( 2 0 9 ) . B u n d a n maksadları, Kızılbaşların bütünü savaşa g i r d i k t e n s o n r a onları a r k a d a n vurmaktı.' Câsusl a n vasıtasiyle b u n u haber almış o l a n Şâh i s m a i l , aşte b u n d a n dolayı h e r şeyden evvel b u k u v v e t l e r i y o k e t m e k i s t e d i . Gerçi i k i kardeş büyük f e dâkârlıklar gösterdiler, ancak t a k v i y e kafaları yetişmeden h e r i k i s i de şehîd düştüler ( 2 1 0 ) . B u n d a n sonra asıl k u v v e t l e r üzerine yönelen Şâh i s m a i l , kısa zamanda azeb'leri dağıtarak B e y l e r b e y i H a s a n Paşa'nın san cağının bulunduğu y e r e doğru sür'atle i l e r l e d i ( 2 1 1 ) . B u k o l d a k i Osmanlı dmdaki
cö-
(203) Âlî, vrk. 239 b. Müneccimbaşı, vrk. 94 a. Topların sayısı 500 kadardı. Bak, Abd ül Gaffar Kırîmî, vrk. 220 a. (204) Müneccimbaşı, vrk. 94 a. Ustaçlûoğlunun "evlâd ü ensâbı" bu esnada öl düler. Bak, Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 79. (205) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 54 b, Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 79. Ustaçlûoğlu'nu "bir bölük dilâver irişüb" öldürmüşlerdi. Bak, Münec cimbaşı, vrk. 94 a. (206) Kemal Paşa-Zâde, defter, vrk. 54 b. Feridun Bey, 1, s. 462. (207) Kemal Paşa-Zâde, defter, vrk. 54 b. (208) Şâh İsmail'in Osmanlı sol kanadı üzerine bütün kudretiyle çarpması belki de bir maksada bağlıdır. Çünkü bu koldaki Osmanlı askerlerinin bir kısmı alevî idiler. (209) Kemal Paşa-Zâde, defter, vrk. 55 a. (210) Kemal Paşa-Zâde, defter, vrk. 55 a. İran askerinin hücum edişini tehammülle seyredemiyen Malkoçoğulları, zamansız saldırıya geçmişlerdi. Bak, Zaîm Mîr Mehmed Kâtib, vrk. 259 b. (211) Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 79.
YAVUZ
58
SULTAN
SELİM
YAVUZ
k o m u t a h e y ' e t i , daha önce kaxarla§tırılmış olan h a r e k e t pilâmnı u y g u l a yamamış, y a n i topların önünde bulunan, azefo'leri zamanında 'geri çeke mediği için, n e t i c e n i n alınmasında t e s i r l e r i pek büyük olan toplar hiçbir işe yaramamıştı ( 2 1 2 ) . B u n d a n başka B e y l e r b e y i H a s a n Paşa da pek ağır s u r e t t e yaralanmış v e savaş sahasının .dışına çıkrıldıktan kısa b i r zaman sonra ölmüştü ( 2 1 3 ) . Hülâsa Şâh'm korkunç saldırısı, topların işe y a r a maması ve R u m e l i B e y l e r b e y i H a s a n Paşa'mn şehid düşmesi, Osmanlı sol kanadının çözülmesine ve askerlerin Pâdişah'a doğru kaçmasına sebep oldu ( 2 1 4 ) . Durumun vehâmetini, Karaçinoğlu'nun gönderdiği haberden öğrenen Padişah, b u k o l a acele yardım e d i l m e rau « a es», . a n ^ ^ j . O n u n için tüfekli yeniçerilerden " B i r koşun
Osmanh
merkez
kuvvetlerinin
işe
g m
i s m a i l ın
e
yara-
m
r
8
;
3
^
3
%
' k » R u m e l i leşkerine imdâd v e incâd kasdına yüzlerin favî kuvvetlerioi canibe döııdirdiler" (215).. Yeniçerilerin işe müdahan i n hezimeti, leşi savaşın s e y r i n i b i r d e n b i r e değiştirmiş görünmekte d i r . Çünkü ateşli silâhlar karşısındaki i n s a n kaybı, Şâh İsmail'in yaptığı şiddetli hücumun yönünü değiştirmesine v e Os manlı ardcı k u v v e t l e r i üzerine çevrilmesine sebep olmuştu, işte b u hal Iran'lılarm y e n i l m e s i n i biraz d a h a çabuklaştırdı. Çünkü I r a n sü v a r i s i böyle y a p m a k l a Osmanlı ağırlıklarının, deve ve arabalarının içine düşmüş, atlarının ayakları i p l e r e v e z i n c i r l e r e takılarak iş göremez b i r hale gelmişti ( 2 1 6 ) . B u sırada i d i k i Osmanlı m e r k e z i n d e k i bütün k u v v e t lanması
ve
Sa-
a s
e r
(212) İ. H . Uzunçarşıh, 2, s. 255. (213) Alî, vrk. 240 a. Sa'düddin, 2, s. 268. Vakayi4 Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 80. Müneccimbaşı, vrk. 94 b. (214) Âlî, vrk. 240 a. Sa'düddin, 2, s. 268. (215) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, 56 a. Ustaçluoğlu kuvvetlerinin yenilmesin den sonra İranlılar "Rumili askeri üzerine yürüyüb hücum idicek Padişah emretti, on üç bin beşyüz yeniçeri yedişer nevbet tüfek attılar ve a'dâyı âteşe yaktılar". Bak, Abdül-Gaffar Kırîımî, vrk. 220 a. Durumun kötülüğünü Pâdişah'a bizzat Hasan Paşa aşağıdaki şekilde arzetmişti: "Hasan Paşa ibtidâ mecrûh olup henüz rûh-i revâm bedeninde iken alem dibine yürüyüb rikâb-i Padişahîye varub ruy-mâl i t t i ve r i kâb-i saâdet menablarm takbîl idüp gubâr-i sümm-i semend-i hâkanîye hezâr bâr hamd ü sipâs olsun k i bu zerre-vâr kullarına uğur-i humâyûn-i hudâvendigârı'de rûh-i revân fedâ etmek müyesser oldu. Ve bu abd-i ednânm vücûduna adem irişti ise Padişah-i cihân mesnedri saltanatta ömr ü devletle câvidân olsun k i hâlâ Rumili kuluna za'f ve inkisâr vâki' oldu. Anlara sahâbet ve muavenet ehemm-i mühimmat ve cümle-i vâcibâtdandır, deyu rikâb-i Padişahî'ye mâ-vaka'ı arzetti". Bak, Zaim Mîr Mehmed Kâtib, vrk. 430 b. (216) "Pes Şâh dönüb sâka'ya hücum ve kendusini vartaya ilka eyledi. Ağır lık develeri ve arabalar içine düşüb atlarının ayağı iplere ve zincirlere dolaşmaya başladı". Bak, Müneccimbaşı, vrk. 94 b.
SULTAN
SELİM
59
ler kılıçla da savaşa g i r d i l e r ( 2 1 7 ) . Savaşın b u e n k r i t i k anında Şâh i s m a i l , b i r kurşunla bazusundan yaralandı (218) ve atı çamura saplanarak kendisi y e r e düştü ( 2 1 9 ) . B u halde, i k e n mızraklı b i r Osmanlı süvarisi ona hücum etmişti. F a k a t Şâh'm " m u k a r r i b l e r i n d e n " olan, kıyafet ve elbise si, aynı zamanda "zînet v e şevket" bakımından Şâh'a çok b e n z i y e n . (220) s u l t a n A l i , "Şâh, b e n ' i m " d i y e r e k işe müdahele edince Osmanlı süvarisi o n u n üzerine atılmış ve k e n d i s i n i yakalıyarak Pâdişah'a koşmuştu. B u es nada i d i k i , sonradan a t - çeken diye ün a l a n Hızır adındaki b i r seyis, k e n d i atım Şâh'a v e r e r e k gerçi o n u n kaçmasını m ü m k ü n kılmış ( 2 2 1 ) , f a k a t kendi canını kurtaramamıştı ( 2 2 2 ) . i k i n d i v a k t i n e doğru savaş sâhasmdan kaçan Şâh'm (223) peşine takılan Mihaloğlu, ona Çaldıran s u y u n d a yetiş miş ise de y a k a l a m a y a m u v a f f a k olamamıştı (224)., Şâh'm yaralanmasından ve kaçmasından s o n r a İran ordusu daha f a z l a d i r e n e m i y e r e k dağılmış ve şafakla başlamış olan b u korkunç savaş, o g ü n akşam üzeri, Osmanlıların büyük b i r g a l i b i y y e t i y l e sona er mişti ( 2 2 5 ) . B u n u n l a beraber Pâdişâh yatısı v a k t i n e k a d a r atından i n m e d i ( 2 2 6 ) . T a r i h i n e n büyük m e y d a n savaşlarından b i r i olan Çaldıran savaşının kazanılmasında; " t e r t i p , v e t a h k i m işlerindeki" üstünlüğün ( 2 2 7 ) , ateşli silâhlara mâlik olmanın, Osmanlı a s k e r i n i n eşsiz fedâkâr lığının ve son o l a r a k Y a v u z S u l t a n Selinı'in askerî dehâsının b ü y ü k payı vardır ( 2 2 8 ) . (217) Müneccimbaşı, vrk. 94 b. (218) "Bu resme ceng iderken Şâh-ı güm-râh "Tüfek tokundu bâzûsuna nâ-gâh". Bak , Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 56 b. Şâh İsmail omuzundan i k i yerden ya ralandı. Bak, Müneccimbaşı, vrk, 94 b. Şâh, kolundan ve ayağından yaralanmıştı. Bak, Hammer, 4, s. 138. (219) Müneccimbaşı, vrk. 94 b. Şâh'ı, Malkoç oğlu A l i Bey Yaralamıştı, fakat Şâh'm adamları bu sırada Malkoçoğullarını öldürdüler. Bak, Muhy'iddin Çelebi, s. 191. (220) Sa'düddin, 2, s. 270. (221) Vakayi'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 80. (222) Müneccimbaşı, vrk. 94 b. (223) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 56 b. Muhy'iddin Çelebi, s. 191. (224) Şükrî, vrk. 19 b. (225) Feridûn Bey, 1, s. 403. "Ceng ve harb kuşluktan akşama dek" sürmüştü. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 95 a. (226) Sa'düddin, 2, s. 273. (227) Muhammed A l i Firûgî, s. 7. (228) Savaşın kazanılmasında Osmanlı topçusu ile yeniçerilerin büyük rolü olmuştur. Bak, Zinkeisen, 2, s. 570.
YAVUZ
60
YAVUZ
S U L T A N SELİM
Şâh i s m a i l , on onbeş kişilik m a i y y e t i y l e b i r l i k t e (229) s ü r a t le doğuya doğru kaçtı ve çok kısa b i r zamanda Tebriz'e vardı ( 2 8 0 ) . A n cak orada da güven içinde kalamayacağım anladığı içindir k i S u l t a n i y ye (kalesine sığındı ( 2 3 1 ) . I r a n o r d u s u n a gelince, büyük kısmı e s i r e d i l Safavî k u v v e t l e r i nıiş (232) o l a n b u o r d u n u n kılıçtan kurtulanlarım Şehsüesassh b i r t a ' k i g A l i B e y ' i n b i r süre t a ' k i p ettiği ( 2 3 3 ) / f a k a t v
be tabı
tutulma-
â
r
0
l
u
. •
,
.
, . „.
,.
vazgeçtiği, netice i t i b a r i y l e , perişan b i r s u r e t t e kaçan I r a n k u v v e t l e r i n i n esaslı b i r s u r e t t e t a ' k i b e tâbi' tutulmadığı anlaşılmaktadır. Askerliğin en baş kurallarından b i r i s i olan t a ' k i p iş'înin, I r a n o r d u s u hakkında neden uygulanmadığını, b i r vesika ve kandırıcı b i r k a y n a k bulunmadığına göre, i z a h e t m e k pek güçtür. Gerçi bazı k a y n a k l a r d a , Kaçanı k o v a l a m a k merdliğe aykırı b i r h a r e k e t t i r d e n i l m e k s u r e t i y l e t a ' k i p e t m e m e k e y f i y y e t i açıklanmak i s t e n miş ise de b u n u b i r gerçeğin i f a d e s i o l a r a k k a b u l e t m e k mümkin değildir ( 2 3 4 ) . İhtimal b u t a ' k i p etmeyişte, savaşın akşama k a d a r sürmüş olması, esasen y o r g u n olan Osmanlı k u v v e t l e r i n i n , s a b a h t a n akşama k a d a r sür müş o l a n b u çetin savaştan s o n r a artık düşman o r d u s u n u t a ' k i p edecek zindeliği k a y b e t m e s i v e n i h a y e t z e n g i n İran ordugâh'ınm yağma e d i l m e s i işi r o l oynamış o l a b i l i r . Bilhassa sonuncu n o k t a , y a n i y a ğ m a işi, üzerinde önemle durulması lâzımıgelen b i r h a l d i r . Çünkü, y o l c u l u k esnasında türlü sıkıntılara katlanmış o l a n 'Osmanlı o r d u s u o anda z e n g i n b i r ordugâh'm dıiar.
b
l
r
a
z
s
o
n
r
a
*>
u
(229) Muhy'iddin Çelebi, s. 191. Şâh, k i z kişi ile kaçabildi. Bak, Şükrî vrk. 19b. s e
(230) Çaldıran'dan Tebriz'e kadar on günde gidilebilir. Şâh, bu mesâfeyi bir gün bir gecede aldı. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 56 b. (231) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 56 b. Muhy'iddin Çelebi, s. 191. Şâh İs mail, Dergüzin'e kaçmıştı. Bak, İ. H . Uzunçarşılı, 2, s. 256. Müneccimbaşı, vrk. 95 a. Hammer, 4, s. 139. Şâh, İsfehan'a kaçtı. Bak, Şa'ban Şifâî, vrk. 205 b. (232) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 56 b. (233) Aynı eser, vrk. 59 a. (234) Pâdişâh ta'kibe muhalefet etti ve "kaçanı kovmak (kovalamak) ve zebû nu öldürmek, âdât-ı sâhib-kıran-ı cihâna muhalif clmağla herkim bu leşker-i mahzûl'ün sürüb kovmağa (kovalamağa) bâdî olacak olursa ana nân ü nemek'im ha ram ender haram ola deyu guzât'a sevgend ve peymân virdi. Guzât-ı mücâhidin emr-i Pâdişah-ı rûy-i zemini sem'-i kabulle isga idüb herkes yerlü yerinde ve gediklü gedüğinde durdu". Bak, Zaîm M i r Mehmed Kâtib, vrk. 430 b. Gaziler "kaçanı kovmak (kovalamak) mürüvvet değildir, deyu ele gireni alüp giru ordularına döndiler". Bak, Şâhî Tarihi, vrk. 268 b. Padişah, tellâllar vasıtasıyle orduya şunu bil dirdi: " B i r kimesne k i nisa ve sıbyân'dan esir etmiştir, .sahvireler" ve "Şâh İsmail'i kovmaktan fâriğ -cilalar. Ona olan yeter. Şimden sonra olan mürüvvet değildir". Bak, Hüseyin bin Ca'fer, vrk. 114 a.
SULTAN
SELİM
61
içinde bulunmaktadır ( 2 3 5 ) . Ayrıca, savaşta çak sayıda insanın ölmüş olması, b u t a ' k i p edilmeyişte başka b i r sebep o l a r a k düşünülebilir. Çünkü, söylendiğine göre i k i t a r a f t a n ölenlerin mikdarı 30 000 kişi i d i ( 2 3 6 ) . Ölenler arasında üstün vasıftaki insanlar d a vardı. Osmanlılar, R u m e l i B e y l e r b e y i H a s a n Paşa ile, Sofya Sancağı B e y i Malkoç oğlu A l i ve k a r d e şi S i l i s t i r e sancağı B e y i T u r A l i , B i r i z r e n Sancağı B e y i Süleyman ( 2 3 7 ) , K a r a s i B e y i , M e h m e d , K a y s e r i Sancağı B e y i Ü v e y s , Niğde B e y i Y ü r ü yüşoğlu iskender, Beyşehir B e y i Karlıoğlu S i n a n , R u m e l i Kethüdası îsâ, Y a h y a Paşa oğlu M a h m u d , Mihaloğlu M u s t a f a , Yörgüçoğlu M e h m e d ve y a M u s t a f a Beylerle M o r a Sancağı B e y i H a s a n A ğ a ' y ı (288) ve daha " n i c e züamâ-yı nâm-dâr v e a'yân-ı sipâh-ı t i n ı â r " ı kaybettiler (239). iranlılara gelince, onların da kayıpları telâfi edilemiyecek k a d a r büyüktü. K e m a l Paşa-Zâde'nin dediğine g ö r e ölenler arasında vezîr-i a'zam S e y y k l A b d . ü l Bâkî, Bağdad Hâkimi Hulefâ B e y ( 2 4 0 ) , kadıasker S e y y i d Şerif, B e r a t ve H o r a s a n v a l i s i L a l a B e y , H e m e d a n Hâkimi Tekelû Kâhi B e y ( 2 4 1 ) , Korucubaşı S a r u Pîrî ( 2 4 2 ) , D a m g a n Hâkimi S u l t a n A l i Bey, "Irak-ı A c e m serdârı Pîr B u d a k B e y , Gence B e y i Ser dâr Bey, Saidçukuru B e y i Ağzıdar B e y , K a z v i n y e Sultaıriyye Hâkimi K a r a Sinan Bey, "Meşhed-i A l i âstânesi nakîbi " M u h a m m e d " ( k i sıhhat-ı neseble meşhurdur") g i b i büyükler de vardı (243). B u n l a r a Ustaçlûoğlu M u h a m m e d hanı d a ilâve edersek I r a n büyüklerinden ölenlerin sayısı on beşe yükselmektedir ( 2 4 4 ) . (235) Bu ordugâh'm zenginliği hakkında bir fikir verebilmek için yağmada bu lunmuş olan bir Rumeli sipahisinin, elde ettiklerim en düşük fiyatla satmış olma sına rağmen yine de "beşyüz yetmiş bin Osmânî" kazanmış olduğunu söylemek ye ter. Bak, Matrakçı Nasuh'dan naklen Şâhî Tarihi, vrk. 229 a. (236) Mehmed bin Mehmed al Enverî, vrk. 145 a. (237) Bazı kitaplarda bu zat Preveze sancağı beyi olarak gösteriliyor., (238) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 57 b. Keşfi, vrk. 44 a. Âlî, vrk. 239 b. Şükrî, vrk. 44 a. (239) Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 80. (240) Bazı kitaplarda bu zatm adı Halife veya Halef olarak geçmektedir. Bak, Âlî, vrk. 239 b. Lütfî Paşa, s. 230. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 79. (241) Lütfî Paşa ve Keşfî'de bu zatm adı Tekelü Yegân Beydir. Bak, Lütfî Paşa, s. 230. Keşfî, vrk. 43 a. (242) Bu zatın adı San Piredir. Bak, Vakayı'-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 81. Bunun adı korucubaşı Kara Pîrîdir. Bak, Keşfî, v r k . 43 b. (243) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 57 b. Koçi Bey risâlesinde Kemal Paşa-Zâde'ye ait olduğu söylenilen bir metinde bu isimlere ilâveten Faris ve Şîraz sipeh-sâlâr'ı Köse Hamza Bey ile İsfahan nâibi Tursun Bey'in adı da vardır. Bak, Mecmua-i ahvâl-i Selâtîn Li-Koçi Bey, vrk. 134 b. Veliyüddin Efendi Kütüphanesi, 2447. (244) Büyüklerden ölenlerin sayısı 14'dür. Bak, Hammer, 4, s. 139.
62
YAVUZ
SULTAN
SELİM
I r a n ordusunun t a ' k i p edilmemesine son b i r sebep olarak, büyük b i r kısmı esir a l m a n I r a n o r d u s u n d a n a r t a kalanların, h e r h a n g i b i r noktada t u t u n a r a k Osmanlı o r d u s u n u engelleme imkânına sahip ola mayacaklarının düşünülmüş olabileceği de gösterilebilir. Hülâsa, Çaldı r a n savaşının sonucu Şâh i s m a i l için p e k ağır olmuştu. Rivâyet edildiğine göre o, k e n d i s i n i b u savaşa terjvik edenlere v e bilhassa Ustaçlûoğlu M u h a m m e d H a n ' a sonradan foed-düâ etmişti ( 2 4 5 ) . Taçh H a m m . Sayıları fazla olan kadın esirler arasında (246) B a ğ dad Hâkimi Hulefâ B e y ' i n kızı ve Şâh i s m a i l ' i n "menkûhası" olan Taçlı Hanım da vardı ( 2 4 7 ) . Kaynaklarımızın b i r kısmı tarafından Şâh'm n i kâhlı karısı ve b i r kısmı tarafından sadece gözdesi o l a r a k k a b u l edilen (248) v e Tacım Hanım d a denilen Taçh Hanını'ın yakalanması k e y f i y y e t i tarihçilerimiz arasında ihtilaflı b i r k o n u d u r . Bazılarına g ö r e , alınan e s i r ler arasında elbisesi altınlı v e gömleği g ü l r e n k l i b i r kadın d a vardı. K e n d i s i n i n Şâh'ın nikâhlı Hanım'ı olduğunu söylediği için Padişah'ın h u z u r u na götürülmüştü, öteki esirler de o n u n sözlerini t a s d i k etmişlerdi ( 2 4 9 ) .
YAVUZ
•\
I i !
(245) Şa'ban Sifâî, vrk. 206 b.
(247) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 57 a. Taçlı Hanım, Akkoyunîu hükümdarı Ya'kup Bey'in kızıdır. "Şâh İsmail bu kadınla evlenmiştir. Bak, Walter Hinz (T. Bıyıkhoğlu Tere), Uzun Hasan ve şeyh Cüneyt, s. 75. Ankara 1948.
(249) "Ol günde tutulan diller tiğ-i ab-dâr'la haklanub esirler yoklanurken nâ-gâh bir altunlu libasla pîrâhen-i gülgûn giyinmiş bir hâtûn-i meftûn yeniçeriler arasında bulunub Şâh-i gümrâh'm menkûhasıyım deyu söyledikte huzûr-i hümâ yûna götürülüp cellâd elinde olan muteber dillerden sual olundukta muhakkak olma ğın...". Bak, Feridûn Bey, 1, s. 403. Taçlı Hanım yakalandığı vakit zırhlar içinde ve harb kıyafetinde idi. Bak, İ. H . Uzunçarşılı, Şâh İsmail'in zevcesi Taçlı Hanım'm mücevheratı. Belleten, cilt 3, sayı 92, s. 612.
63
Bazı k a y n a k l a r onun, M e s i h Paşa-Zâde'nin adamları tarafından y a k a l a n a r a k Padişah'ın h u z u r u n a götürüldüğünü k b u l e t m e k t e d i r l e r ( 2 5 0 ) . B i r kısım k y n a k l a r ise o n u n yakalandığını v e f a k a t Padişah'ın yanına g e t i r i l m e d e n serbest bırakıldığını söylüyorlar ( 2 5 1 ) . Meseleyi b u şekilde k a b u l e t m e k , Padişah'ın savaş günü gecesi t e l l a l l a r vasıtasıyle yapdığı e m r e uymaktadır. B u n a göre h e r k i m i n eline kadın ve çocuk esir düşmüş ise (250) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 57 a.
(246) Kaynaklarımız İran'lılarm, cesaretlerini ve gayretlerini arttırmak için. kadınlarını da beraberlerinde savaşa götürdüklerini yazmaktadırlar. Bak, Âlî, vrk. 240 a. Müneccimbaşı, vrk. 95 a.
(248) Taçlı Hanım Şâh İsmail'in zevcesi idi. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 57 a. Feridun Bey, 1, s. 403. Âlî, vrk. 240 a. Şâh İsmail'in "Taçlı Hamm dimekle ma'ruf hatum k i büyük hatunı ve sevgilüsi idi". Bak, Zaîm Mîr Mehmed Kâtib, vrk. 261 a. Esirler arasında Şâh İsmail'in "zevcesi Taçh Hanım" da vardı. Bak, Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 81. Savaş meydanında zor duruma düşen Şâh İsmail'in, zevcelerinden Taçlı Hamm Osmanlıların eline esir düştü. Bak, Muhy'iddin Çelebî, s. 191. Esirler arasında Şâh'm zevcesi de vardı. Bak, Sa'düddin, 2, s. 270. Taçlı Hamm Şâh İsmail'in "mâ'şukasıdır". Bu kadından başka «sirler arasın da Şâh'ın Bihrûze adını taşıyan Hanımı da vardır. Esasen Taçlı Hanım Mesih Pa şa-Zâde tarafından yakalandıktan sonra serbest bırakılmıştır. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 95 a.
S U L T A N SELİM
,s;
i|
(251) Koca Nişancı Celâl-Zâde, tabakatü'l-memâlik adlı eserinde Irakayn se¬ ferini anlatırken bu meseleye de değinerek diyorki: Rüstem Bey adındaki bir bahadır, Çaldıran'da bozulan Şâh İsmail ordusunu kovalamakta iken Hoy yolunda Tacım veya Taçlu Hanımı Şâh İsmail'e yetiştirmeye çalışan bir grup İran askerine yetişerek bir kısmını öldürmüş bir kısmını da esir etmişti. Taçlı Hanım bir "cariyesiyle" birlikte işte burada ele geçti. O geceyi bu civarda Rüstem Bey'in kurduğu bir çadırda geçiren Taçlı Hamm, ertesi sabah erkenden cariyesini Rüstem Bey'e göndererek çadırına kadar gelmesini rica etmişti. Bu daveti kabul eden Rüstem Bey, Taçlı Hanım'dan isteğini sorduğu vakit o, beni evimden ve yurdumdan uzak laştırarak ağlatma. Esasen cesaret ve kahramanlığınla Padişah'ın gözüne girmiş olan senin gibi bir yiğite, âciz bir kadım yakalıyarak götürmek bir şeref ve şan sağ lamaz ve "sermâye-i saâdet" de olamaz. Senin yükselmene sebep olacak şey, zaten sende mevcut olan "şehâmet ve merdânelikdir". Bu itibarla beni, Padişahının "mü barek başı hürmetine âzâd" etmek sana en yakışan bir hareket olur. İşittiğimize göre Yavuz Sultan Selim merd bir insandır. Beni alıp ona götürürsen, düşmanı ol makla beraber, Şâh İsmail'in nâmusu ile ilgili olan bu hareketten dolayı belki de üzüntü duyabilir. Onun için beni bırak ve fakat beni esir aldığını isbat için kulaklarımdaki şu, küpeleri al. Göreceksin k i Padişah'ın huzuruna vardığın ve âciz bir kadını yakalayarak huzurunuza getirmeyi lâyık bulmadığım için onu, uğrunuza azad eyledim, dediğin vakit Padişah, seni çok takdir edecektir demiş ve bırakılması hususunda çek yalvarmıştı. Onun sözlerinden müteessir olan Rüstem Bey "hanım, hatırını hoş t u t . Öyle edelim" dedikten sonra Taçlı Hanımı Hoy kalesi yakınma kadar götürmüş ve Koylulara teslim etmişti. Sekiz gün sonra ordugâha dönen ve ancak meseleyi o zaman kendisine arzeden Rüstem Bey'i Padişah, davranışından dolayı takdir etmiş ve beylerbeyi yapmıştır. Bak, Celâl-Zâde'den naklen Şahî Tari hi, 267 b, 268 a. Başka bir eserde bu hususta şu kayıt vardır: "Bu defa Şâh'm hâ tûnu Bihrûze dahi kızılbaş a'yanmdan nice kimselerin haremleri ile ele girdi. Eğerçi .meşhur olan Taçlu Hanım "olmak üzredir. Lâkin sahih olan budur k i mezbur Şâh İsmail'in ma'şûkası olup mahall-i ma'rekeden firar ederken Mesih Paşa-Zâdenin dâmma giriftâr ve i k i gece haymesinde ârâm ve karâr eyledikten sonra la'l-i bukrek nam meşhur küpesini k i her biri bir el ayesi mikdarı idi virüb Mesih Pa şa-Zâde pençesinden halâs ve Hoy'a ve andan Şâh'a vusul buldu". Bak, Müneccim başı, vrk. 95 a. Tâcü't-tevarih yazarı Sa'düddin de babasından naklen Taçlı Hanı mın, savaş esnasında Mesih Paşa oğlunun eline geçtiğini ve bir gece çadırda misafir edildiğini, Taçh Hanımın Mesih Paşa oğluna bütün mücevherleriyle "lâl-i bukrek parelerinin güzidesini" verdiğini, ağlamak ve yalvarmak suretiyle onu yumuşattı ğını ve bu suretle serbestisini sağlayarak Hoy'a gittiğini yazmaktadır. Bak, Sa'düd din, 2, s. 273.
6Í
YAVUZ
YAVUZ
S U L T A N SELİM
bunların salıverilmesi lâzımdır ( 2 5 2 ) . Padişah'ın kadınlar 'hakkında böyle b i r hüküm verip vermediği k e s i n o l a r a k söylenememekle beraber çok gü zel olan Taçlı Hanımın bırakılmadığı ve o n u n Taçî-Zâde Cafer Çelebi'ye verilmiş olduğu ve b u n d a n sonra da Türkiye'de kaldığı b i r gerçektir ( 2 5 3 ) . Çünkü Padişah 921 ramazanında Taçlı Hanıma "hadım v e a t arabası ve beş b i n akçe vermişti ( 2 5 4 ) . 984 h i c r e t t a r i h i n e k a d a r yaşamış olan b u kadının ayrıca, "Tırhala'da başmaklık t a r i k i y l e c i h e t - i maaşı vardı" ( 2 5 5 ) . Sen yapılan incelemelere göre Taçlı Hanımı esir eden MesihPaşa-Zâde değil, V i d i n sancak b e y i M e s i h B e y ' i n b i r adamıdır ( 2 5 6 ) . Taçlı Hanımın bütün mücevheratını (257) alan b u z a t bunları M e s i h Beye t e s l i m etmiş, M e s i h B e y ' i n ölümünden s o n r a b u mücevherlerin b i r kısmı onun zevce sinden g e r i alınmıştı ( 2 5 8 ) . Taçlı Hanımın, Taçî-Zâde Cafer Çelebi'ye nikahlanması üzerinde de kaynaklarımızın verdiği b i l g i l e r b i r b i r i n i n aynı değildir. Feridûn Bey'e göre Taçlı Hanım, " C a f e r Bey'e i n ' a m b u y u r u l u p mîr-i mezfourun cevârîsi silkine münselik" olmuştu ( 2 5 9 ) . Esasen Padişah'ın d i n d a r v e şeriat k a (252) "Bir kinıesne k i nisa ve sıbyândan esir etmiştir, salıvireler. Bak, Hüse yin bin Cafer, vrk. 114a. Tellallar vasıtasıyla bu husus için yapılan ilân şöyleydi: "Her kime nisâ ve sıbyândan esir düştüyse, ehli kıbledendir, istirkak olunmazdır, itlak olunsun deyü salıverdiler" Bak, Abdü'l-Gaffar Kırımı, vrk. 220 a. "Esir olan nisvânı, orduyu mülevves itmesünler deyü azâd eylediler". Bak, Feridûn Bey, 1, s. 403. "Kızılbaş ordusunda giriftar olan avretleri" Padişah yurdlarına gönderdi. Bak, Şahî Tarihi, vrk. 269 a. Taçlı Hanımın esir edildiği arzedilince Padişah onu muha faza altına aldırdı, daha sonra da Şâh İsmail'e gönderdi. Bunun böyle olduğunu bazı kitaplar kaydetmektedirler. Bak, Şaban Şifai, vrk. 206 b. (253) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 57 a. Âlî, vrk. 240 a. Şükrî, vrk. 19 b. Zaim Mîr Mehmed Kâtib, vrk. 261 a. İ. H . Uzunçarşıh, Şâh İsmail'in zevcesi Taçlı Hanımın mücevheratı. Belleten, cilt 23, sayı 92, s. 613. (254) Fridûn By, 1, s. 418. (255) Zaim Mîr Mehmed Kâtib, vrk. 216 a. (256) İ. H. Uzunçarşıh, Şâh İsmail'in zevcesi Taçlı Hanımın mücevheratı Bel leten, cilt 23, sayı 92, s. 613. (257) Padişah'ın emriyle Piri ve Çoban Mustafa Paşalar tarafından tesbit olunan Taçlı Hanımın mücevheratı şunlardır: " B i r çift salkımılı ve taşları büyük küpe ile 36 tane armut biçiminde kullanılmamış ve yirmi dörder tane i k i takım kol incileri, ve yine dörder taneden i k i takım halhal incileri, bir tane altın kaplı ve al tın zincirli ve altın yazılı veya işlemeli yeşim taşı ve bir tane bazubend ve bir altın firuze taşlı yüzük ve bir altın l'al taşlı yüzük ve bir altın mühür ve bir yirmibeş düğmeli fakat düğmeleri dikilmemiş sırma işlemeli zerbaft kaftan" ile i k i teşbih. Bak,' İ. H . Uzunçarşıh, Şâh İsmail'in zevcesi Taçlı Hanımın Mücevheratı, Belleten, cilt 23, sayı 92, s. 613. (258) Aynı makale. (259) Feridûn Bey, 1, s. 403. Şükrî, vrk. 26 a.
SULTAN
SELİM
65
n u n l a r m a çok bağlı bulunması, aynı zamanda Tâcî-Zâdenin de "ulemâ-yi k i b a r d a n " bulunması dolayısıyle b i r nikâh bahis konusu olamazdı ( 2 6 0 ) . Başka b i r k a y n a k ise nikâhın yapıldığını ve f a k a t b u n d a n Pâdişah'm ha b e r i olmadığım b i l d i r m e k t e hattâ Pâdişâh b u n u duyduğu v a k i t Tâcî-Zâde'ye, nikâhlı b i r kadını kendisine nasıl nikâh ettiğini ve h a n g i m e z h e b i n buna müsait olduğunu sorduğunu ve Tâcî-Zâde'nin ölüm sebebinin b u ol duğunun r i v a y e t edildiğini yazmaktadır ( 2 6 1 ) . Kaynakların verdiği b u b i l g i l e r e rağmen Padişah'ın b u mesele üze r i n d e b u k a d a r hassasiyetle durduğuna pek gerçek nazarıyla bakılamaz. Çünkü kızıibaşlar hakkında verilmiş o l a n f e t v a b u h u s u s t a k e n d i s i n e ge niş y e t k i l e r tanımaktadır ( 2 6 2 ) .
(260) Şahi Tarihi, vrk. 267 b. .(261) Şâh İsmail'in "Taçlu Hanım demekle ma'ruf hâtûnu k i büyük hatûnı ve sevgülüsi idi ve sefer ve hazarda Şâh olduğu yerlerde ol nâzenîneyi bir an hiz metinden cüdâ itmezdi. Ol rezmde ol nâzenîne esir ve giriftâr olub Padişah-i zaman ol hatûnı İstanbul'a gönderüb seferden avdet idicek Taçlı Hanım için, murâdı olan nikâhla alsun dimekle, ol asırda kadıasker olan Tâcî - Zâde Cafer Çelebi, Pâdişah-i âlem - penanın kelimâtma mağrûr olub kendüne nikâh ettirdi. Birkaç gün mürur idicek, Kadıasker efendiye Pâdişah-i zillullâh hitap eyledi k i ol herifin avretin nice eyledinüz deyü sual irad etti. Meğer Padişah'ın murâd-i şerifleri tecribe ve imti han imiş. Tâcî-Zâde cevap verdi k i , saâdetli Pâdişâhın emr-i şerifleri yerin buldu. Deyicek Pâdişâh, bre kim aldı diyu sual i t t i . Kadıasker Pâdişah-i âlem-penâhm emr-i vacibü'l-imtisâline ittibâan bu kemine duacıları emr-i şer'-i sünnetle kendü vücuduma tenkih ve tezvic eyledim deyü cevap viricek, Pâdişah-i zillullâh gazab ve hiddetle heman dizi üzerine geldi ve tehevvür ile, bre herif hitâbiyle, farazâ bir Pâdişah'm avreti sana küfüv olmaya lâyık ve münasib imiş, tutalum. Amma ol he r i f i n zâhir bu avret menkûhasıdır ve talâk virmedüğine muhakkak olub gaye mâfi-l-bâl biz zor ve kuvvetle elinden aldığumuz mukarrer. Hal böyle olıcak nikâh üzre nikâh etmek kangı mezhepte cevaz ve ruhsat vardır deyü sual buyurduklarında bîçâre Tâçî-Zâde nâ-çâr sükûta vardı. Âhir Tâçî-Zâde Cafer Çelebi'nin helakine ve âlem-i mevcuttan nâ-bûd olmasına sebep bu oldu deyü rivayet ederler. Bak, Zaim mir Mehmed Kâtib, vrk. 261 a. Fezâil-i Âl-i Osmanda bu hususta şu bilgiye rast lanmaktadır. Pâdişâh Tâçî-Zâde'ye:- "Şâh İsmail hayatta iken Taçlı Hanımın nikâ hına şer'an ne yüzden müsaade buldunuz buyurduklarında fâzıl-ı mezbûr i k i güne cevab irâd eyleyüb şevketlü efendim evvelen, ol mülhid-i pür tadlil sünnet-i seniyyeye riâyet itmediği mukarrer olmakla nikâh bulunduğu surette dahi muvâfık-ı şer'-i mutahhar olmadığı azhardır. Sâniyen, aslında Hanlarından birinin zevcesi olub Şâh'ma pişkeş virdiği mesmû'-i sığar ü kibâr olduğu ecilden menkûhası olmayıb bizim nikâhımız muvâfık-ı şer'-i enver oldu didikleri mervîdir." Bak, Şaban Şifaî, vrk. 206 b. (262) Bak, s. 38.
YAVUZ
66 Çaldıran'da çirilen
taltifler v e
Şâlı'm k u v v e t l e r i n i n
ge
günler, Teb
riz'e
hareket
edildiği
sıralar
da kâinlerin c e zalandırılmaları.
YAVUZ
S U L T A N SELİM
iyice
dağıldığına k a n a a t
geti
r i l d i k t e n sonra savaşın yapılmış olduğu sahrada çadırlar k u r u l d u , ordugâh süslendi, ganâim toplandı ve gece b u suretle geçirildi. B u savaş için "Beşâret-i ebedî" ( L J J J
)
d e y i m i t a r i h oldu
(263).
cjl-i>
B u önemli olay için dü
şürülen t a r i h l e r d e n b i r i s i de şu i d i : " H a y l i hücum i t t i müselmanlara, Leşker-i bed-foaht i l e sûfî-i şûm Âkibet-ül-emr olub münhezim G i t t i h a r a b illere mânend-i-bûm H a t i f - i gaybî d i d i t a r i h i n i Aldı A c e m Şahmı Sultan-ı-Rûm". ( 2 6 4 )
Z a f e r i n tes'id edildiği o anlarda Pâdişah'm korkunç b i r hükmü de y e r i n e g e t i r i l i y o r y a n i İran e s i r l e r i cellatlara v e r i l i y o r d u ( 2 6 9 ) . Yalnız b u n l a r d a n "Kadı-Zâde Erdebîlî Mevlânâ", Idrîs-i Bitlisî'nin şefâat etme(263) Keşfi, vrk. 46 a. (264) Mecmua, Süleymaniye Kütüphanesi, 3415, vrk. 90 b, sayfa kenarı. (265) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 58 a. (263) Âlî, vrk. 241a. Şaban Şifaî, vrk. 207 b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 82. (267) Kemal Paşa-Zâde, defter 9, s. 59 b. Âlî, vrk. 241 a. Bu fetihnamelerden bazıları Feridun Bey münşeatında vardır. (268) Bu savaşta ölen Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa'nm yerine Anadolu bey lerbeyi Sinan Paşa, Anadolu Beylerbeyliğine Karaman beylerbeyi Zeynel Paşa, Ka raman Beylerbeyliğine de Ferhad Paşa getirildi. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter 9, vrk. 59 a. Atlı askere iki, yayalara birer akçe "terakki ihsan" olundu. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 95 a. (269) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 58 b. Daha zafer gecesi, Pâdişah'm h u zurunda ve meş'alelerin ışığı altında esirlerin çoğu öldürülmüştü. Bak, Şa'ban Şifâî, vrk. 207 a. Herkes kendi esirini Pâdişah'm emriyle öldürdü. ,Bak, Lütfî Paşa, ' s. 232.
67
siyle kılıçtan k u r t u l d u ve k e n d i s i n e 1 8 akçe ulûfe tahsis edildi ( 2 7 0 ) . Şu anda Y a v u z ' u n istediği olmuş y a n i i s t a n b u l ' d a n i r a n ' a doğru asker yürü tülmüş ve kızılbaşlar melâmet kanıyle boyanıhnıgtı ( 2 7 1 ) . Çaldıran'da i k i gün k a l a n Padişah üçüncü gün Tebriz'e doğru h a r e kete geçti ( 2 7 2 ) ve Recep ayının sekizinde ( 2 9 Ağustos) Dukakin-Zâde A h m e d Paşa, Pîrî Çelebi ve Sekbanbaşıyı 5 0 0 yeniçeri ile T e b r i z ' i işgal etmek için yola çıkardı ( 2 7 3 ) . B u n l a r aynı. zamanda Şâh İsmail'in h a zinesini zapt edecek ve şehri yağmadan koruyacaklardı ( 2 7 4 ) . Kuşçu Çi m e n i ( 2 7 5 ) veya Kuşçu Çeşme ( 2 7 6 ) denilen k o n a k m a h a l l i n e gelindiği v a k i t Pâdişâh, şimdiye k a d a r Şâh İsmail tarafında çalışmış, Çaldıran'da Osmanlılar aleyhine savaşa girmiş ve f a k a t o a n d a k i menfaatları icâbı Osmanlılara dehâlet etmiş olan k u r t b e y i Rüstem'i, elli ıdamiyle b i r l i k t e öldürtmüştü ( 2 7 7 ) . Y e d i Çeşme denilen k o n a k m a h a l l i n d e de, biraz önce i t a a t etmiş olan kürt b e y l e r i n d e n Hâlid, yüz e l l i a d a m i y l e b i r l i k t e öldürül dü
E r t e s i gün büyük b i r d i v a n toplandı. "Vüzerây-i izâm ve ümerârây-i k i r a m " n e h r i n kenarında saf saf d u r d u l a r , ( 2 6 5 ) ve Pâdişah'm elini öperek zaferi t e b r i k e t t i l e r ( 2 6 6 ) . B u a r a d a şehitlerin gömülmesini ve şehzade Süleyman i l e Mısır Sultanına, Kırım Hanına, Eflâk ve Boğdan'a fetih-nâmeler gönderilmesini emreden Padişah ( 2 6 7 ) b i r t a r a f t a n da ge r e k l i l e r i taltîf etmiş, rütbeler ve bahşişler dağıtmıştı ( 2 6 8 ) .
S U L T A N SELİM
(278).
(270) Esirlerden biri "Kadı - Zâde Erdebîlî Mevlânâ idi k i cevdet-i tabiat ve meziyyet ile şöhret bulmuştu. Mevlânâ İdris görüb, bilüb, Sultan-i cihandan şefâat i t t i . Şâğirdim ve oğlum didikte afvolunup zincirde on sekizinci esir olmağın on se kiz akçe ulûfe himmet etti". Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 59 a. (271) "Leşker ez taht-i Sitambul sûy-i İrân tâhtem "Sürh-serrâ garka-i hûn-i melâmet sâhtem" İstanbul tahtından İran'a doğru asker yürüttüm. Kızılbaşı melâmet kanma boğdum. Yavuz Sultan Selim. Bak, Lütfî Paşa, s. 233. Hüseyin Kâzım Kadri, Büyük Türk Lügati, cilt 3, s. 69. (272) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk.. 60 a. Keşfî, vrk. 48 b. Padişah Çaldıran' da üç gün kaldı. Bak, Lütfî Paşa, s. 232. Padişah Çaldıran'da 1 gün kalmıştı. Bak, Şükrî, 20 a. (273) Feridûn Bey, 1, s. 404. Dukakin Ahmed Paşa, defterdar Mehmed Pîrî ve 500 yeniçeri Tebriz muhafazasına gönderildi. Bak, Âlî, vrk. 241 a. Padişah, Duka kin-Zâde Ahmed Paşa, Pîrî Paşa ile Sekbanbaşmı ve İdris'i Tebriz'e gönderdi. Bak, Sa'düddin, 2, s. 279. Tebriz'e gönderilenler, Dukakin-Zâde Ahmed Paşa ile Şehsuvaroğlu ve Sekbanbaşı idi. Bak, Şükrî, vrk. 19 b. Padişah, Hoy kasabasına geldiği vakit Dukakin-Zâde Ahmed Faşa Defterdar Pîrî Paşa ile Sekbanbaşı'yı bin yeniçe r i ile Tebriz'e gönderdi. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 95 a. (274) Şükrî, vrk. 20 a. Sa'düddin, 2, s. 279. (275) Feridûn Bey, 1, s. 404. Sa'düddin, 2, s. 279. (276) Hammer, 4, s. 305. (277) Feridûn Bey, 1, s. 404. Rüstem Bey, yüz elli adamı ile birlikte öldürüldü. Bak, Şükrî vrk. 20 a. Sa'düddin, 2, s. 280. Hammer, 4, s. 405. (278) Şükrî vrk. 20 a. Sa'düddin, 2, s. 280. Hammer, 4, s. 305. Bu i k i kürt beyi nin öldürülmesinin sebepleri kaynaklarımızda pek açıklanmamaktadır. Müneccim başı bu hususta: "evzâ'u etvarlarmdan alâyim-i nifak zuhûr etmekle" öldürüldüler demektedir. Bak, Müneccimbaşı, vrk. 95 a. Bu beylerin ve adamlarının öldü-
YAVUZ
68
SULTAN
SELİM
O ayın onb eşinde Tebriz yakınındaki Sürhab'a gelar urakniaa \ Pâdişâhı (279) Tebriz ulemâsı, eşrafı ve halkı b u kağılanıyor. j karşılamış ve Tebriz'e k a d a r O n u n geçeceği y o l l a r a kıymetli acem kumaşları ve a l t u n l u bezler sermişlerdi ( 2 8 0 ) . Pâdişah'ı karşılayanlar arasında, T i m u r soyundan Hüseyin B a y k a r a oğlu Bedî'ü'zZ a m a n d a vardı ( 2 8 1 ) . Önde yeniçeriler olduğu h a l d e büyük b i r alayla Yavuz,
Tebrizli-
eR
r
a
(
a
rülme sebeplerini, Topkapı Sarayı Arşivindeki 6672 numaralı vesikadan çıkarmak mümkündür. Bu vesikaya göre, belki Yavuz'un tahta çıktığı sıralarda veya biraz önce doğudaki kürt beylerinden bir kısmı, kızılbaşlar adına harekete geçerek hay dutluğa başlamış, bu arada bilhassa Halid Bey, Karahisar'a tâbi' Suşehri ile Akşe hir ve Şaphane'yi basarak yağma ve tahrip etmişti. Aynı tarihlerde Torul kasabası nın eski beyinin oğlu, babasının lalası olan ve Torul'da tirnar sahibi bulunan Yahya ile birlikte faaliyyete geçmiş ve Torul halkının büyük bir kısmını kızılbaşhk lehine kazanmıştı. Yine aynı sıralarda harekete geçen gâh A l i ve Sahkulu halîfeler, Şiran ve Alucra'ya giderek Sübaşı'yı öldürmüşler ve o civarın sipâhileriyle reâyâsmı ken dilerine bağlamışlardı. Bunlardan başka Kürtün beylerine mensup Memiş veya Menteş adındaki şahıs, taç giymiş yanı kızılbaş olmuş ve o bölge halkının çoğunu da kendine uydurmuştu. Bu suretle başlayan hareket gittikçe genişledi. Çünkü baş langıçta teker teker hareket eden bu fesadcılar, sonunda birleştiler ve Trabzon'u basarak orada Şâh adına hutbe okutmaya karar verdiler. Ancak yapmak istedikle r i iş haber alındığı için üzerlerine gerekli kuvvetler sevkedilmiş ve bir kısmı öldürül müştü. Bununla beraber kılıçtan kurtulanlar, yukarı Kelkit ve civarına çekilerek yemden teşkilâtlandılar. Kendilerine o bölgenin eşkıyâ ve hırsızları da katıldıktan sonra fesadcılar, yeniden Şiran'ı yağma ettiler ve Alucra'ya yürüdüler, fakat bir başarı elde edemediler. Hükümet kuvvetleri, büyük çabalar sarfettikten sonra, bu bölgeye tamamiyle hâkim olmuş, fesadcılardan büyük bir kısmı ya tutulmuş veya öldürülmüştü, fakat Halid ele geçirilememişti: Bak, Topkapı Sarayı Arşivi, 6672 Çemişkezek nâhiyesinde hüküm süren Rüstem Bey'e gelince o, bölgesi üze rine yürümüş olan kızılbaş Nûr A l i halife'ye karşı durmadıktan başka Şâh İsmail'e tâbiiyyetini arzederek topraklarını onlara bırakmış ve' bu yüzden Şâh İsmail onu İrak'ta bir beyliğe ta'yiri etmişti. Fâtih Sultan Mehmed zamanında Kemah'ın Os manlılar eline geçmesine mani' olan ve bu bölgeyi Şâh İsmail'e terkeden Rüstem Bey, Çaldıran savaşında da Osmanlılara karşı çarpışmıştı. Bak, Dr. Fritzsche, Kürdler, s. 164. İstanbul, 1337. (279) Feridun, 1, s. 404. Pâdişâh Sürhab'a onüç Receb'de geldi. Bak, Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 60 a. Pâdişâh buraya 16 Receb'de geldi. Bak, Âlî, vrk. 241a. Sa'düddin, 2, s. 280. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Selim Han, s. 82. (280) Kemal Paşa-Zâde, defter, 9, vrk. 60 a, b. Vakayi-i Sultan Bâyezid ve Se lim Han, s. 82. Abdü'l-Gaffar Kırîmî, vrk. 220 a. (281) Şükrî, vrk. 20 a. "Bedî'ü'z-Zaman Mirzâ, Hüseyin Baykara'mn oğlu olup babasının 912 h, (1516) tarihinde vefatı üzerine biraderi Muzaffer ile birlikte Hora san'da tahta geçmişierse de pek az müddet kalmışlar ve Muzafferin vefatından sonra bunların ülkesine, Özbek devletini kuran Mehmed Şeybânî hücûm ettiğinden Bedî'ü'z-Zaman Şâh İsmail'in yanma kaçmış ve orada bulunduğu sırada Yavuz Sul tan Selim'in Tebrizi işgali üzerine kendisi bilinerek hakkında riâyet gösterilip gün-
YAVUZ
SULTAN
SELİM
69
Tebriz'e g i r e n ve kadın, erkek, g e n ç ve i h t i y a r herkes tarafından büyük b i r sevgi i l e karşılanan (282) Y a v u z , gerçi orada Şâh'm h a z i n e l e r i n i b u lamadı (283), f a k a t b i r kısım mücevherat i l e kıymetli taşlar ve çok deGeHye dönme ğerli silahları ele geçirdi ( 2 8 4 ) . Tebriz'de kaldığı sekiz sebeplen. dokuz gün içinde h e r tarafı ve b u arada Heşt-Behişt sa rayını da gezen Yavuz, Şâh İsmail tarafından cephanelik o l a r a k kullanıl m a k t a olan U z u n Hasan c a m i i n i yeniden ıma'bed haline getirmiş ve b u rada C u m ' a günü h u t b e d e Hulefâ-i Eâşidîn i l e k e n d i adına h u t b e o k u t muştu ( 2 8 5 ) . O n u n maksadı kışı b u havâlide geçirmek ve b a h a r d a Şâh İs m a i l ile yeniden mücadeleye girişmekti ( 2 8 6 ) . F a k a t "a'yân, bâ-husus s i pâh ve yeniçeriyan" b u f i k i r d e değildiler ( 2 8 7 ) . V e z i r l e r i n f i k i r l e r i n e gö re de kış, i h t i y a t a riâyet edilmiş o l m a k için, İran topraklarıyle A n a d o l u arasındaki b i r bölgede geçirilmeli i d i ( 2 8 8 ) . Çünkü sefer sırasında Osmanlı ordusunun "nüzüî d e v e l e r i " , b i r kısmı m a n i a l a r yüzünden, "nıah a l l - i ihtiyaçta gelüp vâsıl" olamamışlardı ( 2 8 9 ) . Öte t a r a f t a n o yıl, az yağmur yağması mahsulün de az olmasını m u c i p olmuştu ( 2 9 0 ) . Ayrıca Şâh İsmail, çekilirken meveud y i y e c e k l e r i yaktığı için " b i r şinik a r p a i k i yüz akçeye ve b i r ekmek yüz akçeye satılur olrnıştı" ( 2 9 1 ) . B u şartlar altında T e b r i z ' d e bulunmanın a s k e r i n ma'neviyyatı üzerinde fena t e s i r ler bırakacağını söyliyen v e